Perşembe, Şubat 5, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 336

Muammer Gedik yeniden seçildi

0
Haber: İlker ÇAKAN
   Amasya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı yeni yönetim kurulu Amasya Ticaret ve Sanayi Odası Meclisi tarafından seçildi. Amasya Ticaret ve Sanayi Odası konferans salonunda yapılan seçimlerde son iki dönem Amasya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığını yürüten Muammer Gedik ile diğer aday Hasan Hüseyin Ergen başkanlık için Amasya Ticaret ve Sanayi Odası Meclisinden güven istediler.Seçimde 30 ATSO meclis üyesinden 29 meclis üyesi başkanlık için oy kullandı. Mevcut ATSO Başkanı Muammer Gedik 29 meclis üyesinden 16 üyenin oyunu alarak tekrar üçüncü dönem Amasya Ticaret ve Sanayi Odası başkanlığına seçildi.
   Amasya Ticaret ve Sanayi Odası yeni yönetim kurulu üyeleri şu üyelerden oluştu; Ahmet Coşar, Reşat Güçyetmez, Yıldıray Kaplan, Alper Apaydın, Kenan Güripek, Burak Çiftçioğlu Yıldırım Görgen, Murat Kırlangıç. ATSO Başkanlığı Disiplin Kuruluna da; Hüseyin Zobu, Rahmi Besler, Ümit Ağış, Yaşar Elbir, Hayrettin İnce seçildi.


Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün: Türkiye’de işler iyiye gitmiyor?

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
   Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün; Türkiye’nin geleceğine yön veren fikirleri ve ekonomi ile ilgili görüşleri nedeniyle Türkiye kamuoyunda zirveye oturmuş ve her kesimin takdirini almış, ülkenin sorunlarını ve çözüm yollarını kamuoyu ile paylaşan ender bir kişiliğe sahiptir.Bu yüzden sunduğu her görüş ve öneriler de herkesin dikkatini çekmektedir. Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, Türkiye vitrini konulu aşağıdaki sorularla yaptığımız röportajda şunları söyledi;
Türkiye ekonomisinin geldiği nokta nedir ?
   Türkiye’de işler maalesef iyiye gitmiyor.Esnaf zararına satışla günü kurtarmaya çalışıyor.. İşten çıkartmalar anormal boyutlarda fazlalaştı.İşsizlik tarihi rekorlar kırıyor. Öyle ki, artık en yetkili konumda bulunan kişiler dahi oğluna ve kızına iş arar hale geldi. Şablon, hükümetin çizdiği pembe tabloya uymuyor.
Hergün onlarca şirket kapısına kilit vuruyor
   Şu an piyasalar ölü durumda. Anketler yaptırıyoruz durumlarını öğrenmek için. Çıkan sonuçlardan kaygı duyuyoruz. Hemen her gün onlarca şirket kapısına kepenk vuruyor. Bunlar abartı değil, gerçekler. Türkiye rekor büyümeler yaşıyor ancak, bu büyüme piyasalara yansımıyor. Dış piyasalara yönelik üretim ve satış yapan sektörler nispeten büyürken, iç piyasaya satış yapan firmalar batma noktasına geldi. Türkiye üretime değil dış borca dayalı büyüme modelini benimsediği için piyasalarda yeterli gelişme sağlanamadı. Türkiye’nin sorunu “benim politikalarımı uygulayacaksın” diyen IMF.. IMF’nin dayattığı program da bu. Halbuki Türkiye üretime dayalı bir “milli program” yapmak zorunda… Bunu gerçekleştirmediğimiz sürece ne kriz riskini azaltabiliriz ne de özel sektörü ayağa kaldırabiliriz.
Cehennemi süsleyip “Cennet ” diye yutturuyorlar
   Cehennemi süsleyip “cennet” diye yutturuyorlar. İş aleminin, en azından Türkiye’nin en büyük meslek kuruluşlarından birisi olan Odamız için, sorun bu..Yapılmasın gereken IMF’ye “güle güle” denilmesi ve çözümün kendi içimizde aranmasıdır. Aksi halde bize rahat yok.
Seçim süreci ve siyasi yapılanmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
   Türkiye kamu oyunun da baskısıyla bir erken seçim sürecine girdi. Aslında buna erken seçim demek ne kadar doğru, tartışılır. Neticede seçimler birkaç ay öne alınmış oldu. Her şeye rağmen, sıkışan siyasete yeniden yol vermek için önemli bir dönemeç..Türkiye bundan sonraki 4 yılını idare edecek hükümeti seçecek.
Kavga ve çekişmeler herkesi canından bezdirdi
   Umarım en doğru karar verilir. Halkımız gerginlikten uzak, her alanda uzlaşının hakim kılındığı ve sıkıntıların sona erdirileceğine dair bir “inanç”ın benliklere yerleştiği bir dönemi arzuluyor. Bitip tükenmez kavga ve çekişmeler herkesi canından bezdirdi.. Dünya bugün nano teknoloji ile uğraşırken Türkiye’nin hala kısır çekişmeler içerisinde boğuşması hoş değil…Bu sağlıksız yapıyı süratle değiştirip, ülkeyi çağdaş uygarlıklar seviyesine taşıyacak, bilgi, birikim, azim ve kararlılığa sahip kadroların işbaşına getirilmesi ve muhtemel kayıp yılların en aza indirilmesi şart.
Yetersiz kalan kadroları tasfiye etmelidir
   Türkiye, iç ve dış sorunlarla boğuşan ancak, bu sorunlarla başa çıkmada yetersiz kalan kadroları tasfiye etmelidir. Seçim bunun için bir fırsattır ve atılacak her oyun ne kadar değerli olduğu unutulmamalıdır. Türk siyasetindeki çok parçalı yapının birkaç parçaya indirilmesi ve hemen hemen aynı görüşü paylaşanların asgari müşterekte birleşmelerini son derece önemsiyorum.
Parçalı yapı engel teşkil ediyor
   Parçalı yapı seçmen iradesinin parlamentoya sağlıklı yansıması önünde engel teşkil ediyor. Bu bağlamda merkez sol ve merkez sağda yaşanan birleşmelerin çok önemli olduğuna inanıyorum.Yaşanan bu güç birlikteliğinin ülkeye büyük yarar sağlayacağı aşikardır.
Yabancı sermayenin ülkemiz ekonomisine olumlu ve olumsuz katkıları nelerdir?
   Türkiye’de sermaye piyasaları giderek gelişiyor. Hatta o kadar hızlı gelişiyor ki, sanırım dünyada en hızlı gelişen piyasa olarak ilk sıralarda yer alıyor. İMKB yeni bir yatırım aracı olarak insanlara birçok fırsatları sunmuş ve sunmaktadır. Ancak birçok bağımsız kuruluşta olduğu gibi İMKB’de bu dönemde erozyona uğratıldı…
İMKB’nin % 70’i yabancıların eline geçti
   İMKB’nin %70’i yabancıların eline geçti…Ülkenin kıt kaynaklarını yabancılar yiyor. Çok sayıda şirket Türkiye’ye yatırıma değil sömürmeye geliyor. Bundan büyük rahatsızlık duyuyoruz. Bu nasıl bir stratejidir, bu nasıl bir ekonomi yönetimidir anlaşılır gibi değil…İMKB’de yabancıların payı 45 milyar dolar civarında…En ufak bir krizde ülkeyi terk eden yabancı sermayenin, olası bir kriz ihtimalinde parasını çekmesi durumunda İMKB çöker…Bugün İMKB’de inisiyatif tamamıyla yabancıların eline geçmiştir. Borsaya istedikleri gibi yön vermekte bildikleri gibi at oynatmaktadırlar… Dünyanın hiçbir borsasında böyle bir durumu görmeniz mümkün değil.. İMKB 100 endeksini isterlerse düşürmekte isterlerse artırmaktadırlar. Türkiye’de birçok değerlendirme borsaya bakılarak yapıldığı için, siyasi durumu da bir noktada tayin etmektedirler…
Türkiye bunları hiç hak etmiyor
   Yazık..Türkiye bunları hiç hak etmiyor.Şimdi bazı kuruluşlar yok pahasına yabancılara satılıyor. Buradaki mantık, “ben yiyemedim sen ye” dir. Biz prensip olarak özelleştirmeye karşı değiliz. Ancak özelleştirilen kuruluşların yabancılara satılmasından rahatsızlık duyuyoruz. Yabancı sermayenin özelleştirilen kuruluşlara ortak olarak girmesinde sakınca olmamakla beraber “hakim ortak” sıfatını alması doğru değildir.
Vurguncu yabancı sermayenin karşısındayız
   Bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum. Biz yabancı sermayeye karşı değiliz. Tam tersine yatırımcı sermayenin ülkemizin kalkınabilmesi açısından şart olduğuna inanıyoruz.Ancak ülkeyi sömürmeye gelen , vurgun peşindeki yabancı sermayenin kesin karşısındayız.
İstihdam bürosunu neden kurdunuz? 
   İşsizlik, Türkiye’nin en büyük sorunudur. Rekor düzeylere tırmanan işsizlik, yaygınlaşan yoksulluğa ve toplumsal bunalıma dönüşmüştür. Ekonomideki büyüme halka yansımamakta, yoksullaşma ve eşitsizlikler artmakta, gelir dağılımı uçurumu daha da derinleşmektedir.
Ekonomideki büyümenin sağlıksız olduğunun kanıtı son yıllarda hem istihdam azalması hem de işsizliğin artış gösteriyor olmasıdır.
Ankara için işsizlik Türkiye genelinin üzerindedir
   Ankara için ise işsizlik oranları Türkiye genelinin üzerindedir. 2004 yılı DİE istatistiklerine göre Ankara’daki işsizlik oranı % 13.4 olurken, eğitimli gençlerde işsizlik oranı % 30.5’e yükselmektedir. Başkent’te işsiz sayısı 150 bini aşmış durumdadır.
   Türkiye’deişsizliğin yanı sıra doğru işe doğru eleman bulma da başlı başına bir sorundur. İşverenler aradığı elemanı, işsizler ise kendi kişisel donanımlarına göre iş bulamamaktan yakınmaktadır. Türkiye İş Kurumu çok yetersizdir. Özel İstihdam Büroları da, yaptıkları işten ücret almaları nedeniyle işverenlerin direkt tercih edeceği bir yöntem olmaktan uzaktır.
İşsizlerin başvuru kaynağı olan gazete ilanları da günübirlik bir çözümdür. İşçi talebinde bulunan işverenle, işsizleri buluşturan bir havuzun oluşturulması her iki kesim için de kolaylaştırıcı bir çalışma olacaktır.
İşgücü ihtiyaçlaı ve çözüm yolları
   Bu projemizin yola çıkış amacı budur ve hedef, kentsel işgücü ihtiyaçları, olanakları ve çözüm yolları göz önünde bulundurularak, internet aracılığıyla, ATO üyesi işverenlerin eleman ihtiyaçlarını gidermek ve Ankara’daki işsiz vatandaşların iş bulma olanaklarını artırmaktır. 
Türkiye’nin geleceğine yön veren fikirleriniz ve ekonomi ile ilgili görüşleriniz nedeniyle kamuoyunda zirveye oturmuş bir kişisiniz. Bu konuda halktan aldığınız mesaj nedir? 
Kamuoyu ATO ile Sinan Aygün’ü özdeşleştirmiştir
   Her oda, dernek ya da benzeri sivil toplum örgütleri genellikle başkanları ile anılır. Bundan dolayı diğer kurumlar ve başkanlarına yaptığı gibi kamuoyu, ATO ile Sinan Aygün’ü özdeşleştirmiştir. Aslında doğru bir yaklaşımdır bu.. Kurumu temsil ve ilzama yetkili kişi başkandır. Dolayısıyla kurum zaman zaman başkanın ismi ile de anılır. Ankara Ticaret Odası etkin bir kuruluştur. Bu etkinliği daha da yukarılara taşıyacaktır. En önemlisi tüm sivil toplum kuruluşlarının etkin olmalarını hedeflemektedir.Demokrasinin tam anlamıyla yerleştiği batı ülkelerinde, sivil toplum örgütleri amaçlarına uygun şekilde hareket edebilmektedir.
Sivil toplum örgütlerinin bir takım sorunları var
   Biz de ise sivil toplum örgütlerinin taşıdığı amacı tam olarak yerine getirebilmede bir takım sorunları vardır. Bunun aşılabilmesi için sivil toplum örgütlerinin bir ikbal yeri değil bir hizmet yeri olduğu anlayışının yerleştirilmesi gerekir. İkinci olarak, batılı ülkelerde çok yoğun olan ,ülkenin ekonomik, sosyal kalkınmasında baş rollerden birisini oynayan, halkı ülke geleceğinde inisiyatif almaya zorlayan ve vatandaşın yönetimde daha aktif bir konum üstlenmesini teşvik eden sivil toplum örgütlerinin ülkemizde de sayıca çoğalmasıdır.   ATO’nun bundan böyle yürütmüş olduğu politikalarda sivil örgütlenmeye daha fazla destek çıkacak ve teşvik edecek faaliyetlerde bulunmasını istiyorum.
Siyasete atılmayı düşünüyormusunuz?
    Bu konuda yakında açıklama yapacağım için burada herhangi bir şey söylemek istemiyorum.
Türkiye’nin siyasi geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Halkın siyasilere bakışı nedir?
Oy kaygısıyla hareket eden siyaset
   Yıllar boyunca siyaset doğruların yanısıra büyük yanlışların altına da imza atmış ve Türkiye içinden çıkamadığı buhranlara sürüklenmiştir. Oy kaygısıyla hareket eden siyaset, iktidara sahip olabilmek ya da koruyabilmek adına, popülist yaklaşımlarla koltuk mücadelesi verirken, halkın sosyal ya da ekonomik yaşamında kısa süreli iyileşmeler sağlayacak vaadlerde bulunmayı ihmal etmemiş, ancak bu vaadlerin orta ve uzun vadede ülkeye vereceği zararları dikkate almamıştır.
Krizlerin çoğu siyasi menfaat arayışları
   Nitekim Türkiye’nin yaşadığı krizlerin bir çoğu, siyasi menfaat arayışlarının sonucu ortaya çıkmıştır.Kısaca , siyaset ülkeyi iyi yönetememiştir.Türkiye’de bir yönetim sorunu olduğu gerçeği artık herkes tarafından kabul görmektedir.Siyasi ve ekonomik olarak iyi yönetilemeyen Türkiye’nin , kısa süre içerisinde bu sorununu atlatması ve her alanda atılımı yakalayabilecek anlayış ile hareket etmesi bir gerekliliktir ancak, bu gerekliliğe yanıt verecek aktörler ne yazık ki karşımızda yok.
İyi yönetimden belirsizlikler var
   Gerek iktidar gerekse diğer partilerin , “iyi yönetimden” ne anladığı ya da soruna nasıl çözüm getireceği noktasında belirsizlikler var. Hepimiz uzun zamandan bu yana; başta cumhurbaşkanları olmak üzere, başbakan , bakan ve siyasi parti genel başkanlarından , ülkede bir yönetim sorunu olduğunu duyuyoruz ancak, çözüm noktasında atılan tek bir adım dahi yok.
Parti liderlerinin söyledikleri TBMM’deki konumuna göre değişiyor
   Parti liderlerinin söyledikleri ile yaptıkları, TBMM’deki konumuna göre değişiyor.Muhalefette başka, iktidarda bir başka.. Bakınız, dünya hızla değişmektedir. Bu değişim ekonomiden siyasete, devlet yönetiminden şirket yönetimine, teknolojiden ülkelere kadar her alanı kapsamaktadır. Bu sürece ayak uyduramayan ülkelerin saha dışında kalması da kaçınılmazdır. Değişimin birinci dinamiği ulusun kendi kendini yönetebilir olmasıdır.Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk döneminde yürütülen ve ülkeye her alanda büyük ivme kazandıran politikaları terk ederek, büyük devletlerin vesayetini kabul eder bir anlayışla hareket etmeye başladığından beri ,ülkede krizlerin ardı arkası kesilmemiştir.
Kuruluştaki atılım bir daha asla gerçekleşmemiştir
   Atatürk’ün sadece siyasi değil askeri, ekonomik ve kültürel bağımsızlık anlayışı terk edilmiş ve Türkiye, küresel güçlerin baskı ve telkinlerine yenik düşmüştür.Savunmadan ekonomiye hemen her alanda yönetim, kendi öz benliğimiz yerine yabancıların önerileri doğrultunda şekillendirilmiş ve Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarında gösterdiği atılımı bir daha asla gerçekleştirememiştir.
Türkiye’nin sorunu kendi dinamikleri tarafından yönetilmemesi
   Hemen herkes tarafından kabul gören gerçek , Türkiye’de yapısal anlamda atılacak çok adım, yapılacak çok iş olduğudur. Türkiye’nin dünya sahnesinde iyi bir konum almasını sağlayacak kamu yöneticilerinin ve siyasi partilerin, bu değişimi gerçekleştirecek iradeye ne ölçüde sahip olduğu konusunda şüphelerim var. Türkiye kendi öz varlıkları ile, yeni dünya düzenine uyum noktasında belirleyici bir rol üstlenmek zorundadır.Kurumların değil bireylerin ön plana çıktığı, teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği bir dönemde, halen eski alışkanlık, yönetim, sistem ve yaklaşımlar ile başarı sağlamak mümkün değildir.
Sorun, Türkiye’nin kendi dinamikleri tarafından yönetilememesinden kaynaklanmaktadır.  
Tam bağımsızlık…Bağımsız yönetim anlayışı
   Görülen odur ki, ülkemiz kendi geleceğini tayin noktasında ulusal inisiyatif kullanamamaktadır.AB,ABD ve bunlara bağlı kuruluşlar olan IMF, Dünya Bankası gibi ülke ve kurumların istek ve talepleri, halkın istek ve taleplerine tercih edilmektedir. En önemlisi, Türkiye kendi kendini idareden yoksun bir ülke olarak algılanmaktadır. Türkiye’nin bu kıskaçtan kurtulması ve kendi iradesi ile dünya sahnesinde etkin bir rol üstlenebilmesinin yolunu yıllar önce Mustafa Kemal Atatürk ortaya koymuştur:Tam bağımsızlık…Bağımsız yönetim anlayışı ile kendimizi bu cendereden kurtarmak zorundayız. Geçmişinde dünyayı yönetmiş birçok imparatorluğun mirasına sahip Türkiye’nin, kendi geleceğini tayin etme noktasında, yönetim olarak en ufak bir sıkıntısı olmamalıdır. 
   Bakınız;Türkiye iç enerjisinden yeterince istifade edemiyor. Enerjisini sürtüşme, menfaat kavgası ve bunalım siyasetine harcıyor. Türk insanı kendi kaderine terk edilmişlik duygusu içerisinde olup biteni hayret ve üzüntü ile izliyor.
   İplerin dış güçlerinin elinde olması, sorunların çözüm adresi olarak hakim güçlere yönelimi zorunlu kılıyor. Eğitimden, sosyal haklara, adaletten, yolsuzlukların önlenmesine, eşit paylaşımdan, siyasette temsile kadar hemen her hususta Türk insanı kendi yöneticisinden ziyade dış güçlerden medet umar bir noktaya gelmiştir. Türkiye’deki yasalar, düzenlemeler hep dışarıdan ithal edilmekte ve ülke gerçekleri göz önüne alınarak, kendi yapı ve anlayışımıza uygun kanun dahi çıkartılamamaktadır.
Türkiye’yi getirdiği nokta, mandacılıktır
   Teslimiyetçi bir anlayış ve kendine güvensizlik en ufak hücrelere kadar işlemiştir. Bu yönetim anlayışının Türkiye’yi getirdiği nokta, mandacılıktır. Bugün halkın AB üyeliğini destekler konumda olmasının altında yatan gerçek; ortada bir sorun varsa bunu çözmek için yöneticilerin hiçbir şey yapmayacağı ancak dış baskılar ile halledilebileceğidir. Bu durum, yönetime olan güvensizliği daha da artırmakta ve çözümü bir o kadar daha zorlaştırmaktadır.
Türkiye’nin yapması gereken, mandacı zihniyetlerin terk edilerek, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesine uygun bir yönetim anlayışının hakim kılınmasıdır.
Devlet, kendisini ekonomik yatırımlardan tümüyle soyutlayan anlayışı terk etmelidir. Bağımsız mali , ekonomik ve siyasal politika uygulayacak yönetim yapısını süratle oluşturmalı, mümkün olan ölçüde kendi öz kaynaklarına dayalı bir kalkınma politikası belirlemelidir.Her alanda ulusal siyasetini , en geniş konsensüsle oluşturmalı ve bu siyasetten taviz vermemelidir.
Dilde kirliliğin ve yabancı eğitimin önüne geçmelidir
   Özellikle millet olmanın en önemli kriterlerinden olan dilde kirliliğin ve yabancı eğitimin önüne geçmelidir. Unutmayalım ki, sürekli başkalarına ihtiyaç duyarak yaşamak köleliği getirir halbuki Türk milleti, esarete boyun eğmeyecek yapıda ve karakterdedir. Kendi başımıza yapabileceklerimizi başkalarına havale etmek, büyük devlete yakışır bir tavır değildir. Türkiye biran önce IMF ve benzeri kuruluşlara kapıyı göstermeli, ulusal bir mutabakat ile uygulamaya konulacak milli bir ekonomik program ile yoluna devam etmelidir.”
 

Slovakya-Türkiye olarak daha iyi ilişkiler kurmalıyız

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
    Türkiye- Slovakya ilişkilerine büyük önem veren ve bu nedenle Türkiye’de 9 fahri konsolosluk açmayı hedefleyen Slovakya Türkiye Büyükelçisi Vladimir Jakabcin, Slovakya-Türkiye ilişkileri konulu yaptığım röportajda şunları söyledi; 
Türkiye-Slovakya ilişkilerini kültür ve turizm açısından    
nasıl değerlendiriyorsunuz?
İki ülke arasındaki ilişkiler gerçekten kuvvetlidir
     Türkiye-Slovakya arasında turizm alanında kültür olarak büyük gelişmeler oldu. Turizm olarak da gelişmeler hala devam ediyor. Kültürel alanındaki ilişkilerimizi genişletebiliriz. İlişkilerimizin neden kolay olduğunu söylemem gerekirse mantıklı olarak birbirimize yakınız. Aramızdaki sağlamış olduğumuz iletişimler önemlidir. Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz her iki ülke arasındaki çocuk festivali ilişkilerimizi geliştirdi. Türkiye’de Slovakya ile ilgili olarak resim sergileri açtık. Slovakya hakkında Türkçe bir tane kitabımız çıktı. Ayrıca Ankara’da bir tane park açtık. Ayrıca Ankara’da Slovakya ile ilgili olarak bir de cadde var. Şunu söylemem gerekirse iki ülke arasındaki ilişkiler gerçekten kuvvetlidir.
Türkiye-Slovakya ekonomik ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Turizm ve ekonomik konularda büyük gelişme oldu
     Türkiye- Slovakya arasındaki ekonomik ilişkiler her yıl daha çok gelişerek ilerlemeye devam ediyor. Ekonomik krize rağmen iki ülke arasındaki ticari ilişkiler bir milyar dolara ulaştı. Bu rakam bence kötü bir sonuç değildir. Ana bölgeler turizmdir. İki ülkeye karşılıklı olarak 50.000 turist geldi. İki ülke arasında turizm ve ekonomik konularda büyük gelişme oldu. Madencilik alanında ekonomik olarak ilişkilerimiz vardır. Türkiye-Slovakya ticaret ilişkileri gerçekten çok güzeldir. Bu gelişmeyi geliştirmek için elimizden geleni yapacağız.
Türkiye-Slovakya arasındaki ekonomik-kültürel-turizm alanındaki ilişkilerin daha iyi bir seviyeye getirmek için neler yapmayı düşünüyorsunuz?
Türkiye’de fahri konsolosluğu geliştirmek istiyorum
     Bununla ilgili benim bir projem vardır. Türkiye’de fahri konsolosluğu geliştirmek istiyorum. Antalya’da yeni bir fahri konsolosluk açacağız. Trabzon, Kayseri, Gaziantep, Adana ve gelecekte de İstanbul’da bir fahri konsolosluk açmayı düşünüyoruz. Bu şehirlerin karşılığını da Slovakya’da açmayı düşünüyorum. Bunu yaparken de Türkiye-Slovakya’yı birbirine bağlamış olacağız. Türkiye’de şu anda iki tane fahri konsolosluğumuz vardır. Bu konsolosluk çok yakında üç tane olacaktır.
Fahri konsolosluk sayısı 9’a çıkacaktır
      Fahri konsolosluk sayısı 9’a çıkacaktır. Bu nedenle iki ülke arasında bir bağ oluşmasını istiyorum. Türkiye’deki bu şehirlerin Slovakya ile bağlantılı olmasını istiyorum. Ankara ve başka bir yerde fahri konsoloslarla bir görüşme yapacağım. İki ülkedeki kardeş şehirleri de buraya davet edeceğim. Bu birliktelikte sadece konuşma değil, bununla ilgili de bir komite oluşturacağız. Bu benim iki ülke arasındaki bağları geliştirmek temel hedefimdir. Bununla ilgili adımları yavaş yavaş atıyoruz.
Bu proje benim temel hedefimdir
      Bu nedenle bir ilerleme kaydediyoruz. Bunda belirli bir zaman gerekir. Bunlarla ilgili görüşmemiz ve ziyaret etmemiz gerekiyor. Bir araya geldikten sonra görüşmelerimiz olacaktır. Bunu sonucunu daha sonra göreceğiz. Türkiye’de bir buçuk yıl daha görev yapacağım. Konu ettiğim projeyi umarım görev sürem bitmeden önce gerçekleştireceğim. Bu proje benim temel hedefimdir. Türkiye’nin batısında Edirne ve İzmir’de de fahri konsolosluklarımız vardır. Fahri konsoloslukların Bursa, Antalya, Kayseri, Trabzon, Gaziantep’te fahri konsolosluk açacağız. Gelecekte de Samsun’da fahri konsolosluk açmayı hedefliyoruz”.
Türkiye-Slovakya ilişkileri konusunda Türk halkına mesajınız nedir?
NATO ülkesi olarak birbirimize yardımcı olmalıyız
     Türkleri Slovakya’da konuk etmekten büyük zevk duyacağız. NATO ülkesi olarak birbirimize yardımcı olmalıyız. Slovakya bir NATO ülkesi olarak Türkiye’yi iyi partner, arkadaş görüyor. İki ülke olarak iş ilişkileri açısından da daha iyi ilişkiler kurmalıyız. NATO üyesi olmanın anlamı birbirimize bir tehlike olursa zaten birbirimizi koruyacağız. Aynı zamanda biz dost, arkadaş olmalıyız. İki ülke ilişkileri olarak da birbirimize yakın olmalıyız. Bu nedenle her konuda birbirimize yakın olmalıyız. Bu benim mesajımdır. Şu an biz tek ayak üzerinde duruyormuşuz gibiyiz. Ama biz ikinci ayağa da ihtiyacımız vardır. Birlikte yere sıkı bir şekilde basalım.
Türkiye- AB ilişkileri hakkındaki düşünceniz nedir?
Türkiye AB’ye girecek mi?
    Türkiye’de bulunduğum görev süresi içerisinde bu konuda yapabileceğimin en iyisini yapacağım. Şöyle söylemem gerekirse Türkiye insanları Avrupa Birliğine gerçekten girmek istiyorlarsa AB’ye gireceklerdir.”
   
 

Makedonya Büyükelçisini ziyaret

0
Haber: İlker ÇAKAN
     Merkezi Ankara’da bulunan Türk-Makedon Dostluk Derneği ikinci Başkanı-Makedonya  Jupa(Kocacık ) eski Belediye Başkanı- İşadamı Ziya Gönülcü Makedonya Ankara Büyükelçisi Melpomeni Korneti’yi ziyaret etti. Ziyarette Makedonya Ankara Büyükelçiliği Kültür Müsteşarı Servet Avziu’da bulundu. Görüşmede Makedonya’yı Türkiye’de tanıtmak üzere önümüzdeki haftada Makedonya’da yapılacak tanıtım programı üzerinde görüşme yapıldı.




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: hüseyin aksu, 26.11.2008 00:43:58:
Türk-Makedon Dostluk Derneğinin başarılı çalışmalarının devamını dileriz.

Yorumu gönderen: mehmet çiftçi, 20.11.2008 15:18:18:
türk makedon derneğinin Bursada da şube açmasını ziya gönülcü beyden rica ediyoruz. Selamlar.

Yorumu gönderen: ali özbakkal, 11.11.2008 15:19:47:
türk makedon dostluk derneğinin yaptığı en güzel hizmet manastırdaki ATATÜRK evidir. Kendilerini kutluyorum.

Yorumu gönderen: Bekir Sezgin, 10.11.2008 02:26:30:
Değerli işadamı Ziya Gönülcü sizi Adapazarına bekliyoruz.

Yorumu gönderen: YILDIRIM AYDIN, 10.11.2008 02:22:40:
SAYIN BÜYÜKELÇİNİN ÇALIŞMALARI ÇOK GÜZEL.BİR MAKEDONYA GÖÇMENİ OLARAK KENDİSİNİ KUTLUYORUM
.

Vladimir Jakabçin’in Çubuk gezisi

0
Haber: İlker ÇAKAN
      Slovakya Türkiye  Büyükelçisi Vladimir Jakabçin, kardeşliği ileri düzeye çıkarmak için çaba harcıyor. Çubuk Belediye Başkanı Adem Tuğluca’ya yaptığı ziyarette ilçede bulunan bir hayır kurumuna bilgisayar hediye etmek istediklerini belirten Slovakya Büyükelçisi Vladimir Jakabçin, Başkan Tuğluca’nın isteği üzerine; Çubuk Kaymakamlığı, Çubuk Belediyesi, Çubuk Platformu ve Gazi Üniversitesinin ortaklaşa yürüttükleri, Bedensel Engelliler İş Eğitimi İş Merkezi Yarı Değerli ve Süs Taşları İşlemeciliği okuluna bilgisayar hediye etti
      Bilgisayarı hediye etmek ve Bedensel Engelliler İş Eğitimi İş Merkezi Yarı Değerli ve Süs Taşları İşlemeciliği okulunda incelemelerde bulunmak için eşi ve büyükelçilik çalışanları ile ilçeye gelen Büyükelçi Vladimir Jakabçin, Başkan Adem Tuğluca’yı makamında ziyaret ederek kendisine Sabinov’dan davet mektubu getirdi. Ziyarette kendilerine ikramda bulunmak isteyen Başkan Adem Tuğluca’nın ısrarlarına rağmen ikramları kabul etmeyen Slovakya Ankara Büyükelçisi Vladimir Jakabçin “bizde orucuz” dedi.
      Gazi Üniversitesi Eğitim Görevlisi Murat Yılmaz ‘da okul hakkında bilgi vererek şunları söyledi; ” Okulumuz 8 Ekim 2007 tarihinde kurulmuştur. Mesleği olmayan ve işsiz ev hanımları ile bedensel engellilerin iş sahibi olmalarıdır. Ayrıca ilçede bulunan ve buraya özgü taşların ekonomiye kazandırılması amaçlanmıştır. Okul yöneticileri ve öğrenciler tarafından Slovakya Ankara Büyükelçisi Vladimir Jakabçin’e ve eşine işlenmiş Çubuk agat taşları hediye edildi.
 

Ünlü Sanatçı Cengiz Kurtoğlu: “Müzikte ekol herkesin bir yaşam tarzıdır

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
     Türk müziğinin ünlü sanatçılarından, adam gibi adam sanatçı unvanını halkın kalbine yazdıran, söz ve davranışlarıyla halkın gönlüne taht kuran, ilkelerinden taviz vermeyen, “İnsanlar sana sahip çıktılarsa, senin kalbinden yakandan tutmuşlardır.O gerekil hayatı idamenin yaşanması gerekir, müzikte ekol herkesin bir yaşam tarzıdır.Halk sahtekarlığı sevmiyor, adam gibi durmayı istiyor” diyen. Tabiiliğini koruyan ve dik durmasını bilen ünlü sanatçımız Cengiz Kurtoğlu müzik hayatı ile ilgili yaptığımız röportajda şunları söyledi: 
Müzikte halk bizi destekledi
     “1959 Artvin-Arhavi doğumluyum.1983 yılına kadar memleketimde kaldım.1970’li yıllarda Arhavi’de bir grup kurmuştuk.Müzikle olan ilgimiz bu şekilde başladı.Yıllarca memleketimizdeki salonlarda düğünlere gittik, köylere gittik.Bu işle uğraşırken orda ayrı bir işimiz daha vardı.Uzun yıllar Arhavi Çay fabrikasında çalıştım.Bir yıl Artvin Akbank şubesinde güvenlik görevlisi olarak çalıştım.Bu süre içerisinde müzikle ilişkimiz devam ediyordu.İlkokul-ortaokul-liseyi Arhavi’de okudum.İstanbul’a geldiğimde, müzikle ilgili işlerim daha düzen içindeydi.Bu işler kısmet işi.İnsanlar el ele tutuşmalıdır.Bu iş bize şans oldu. İstanbul’a geldiğimde akrabalarım dışında kimseyi tanımıyordum.Müzikte halk bizi destekledi. Bugünlere geldik. Dik durduğumuza inanıyoruz.Halka mal olmak oldukça zor bir iştir.
Önce enstrüman çalarak başladım
     1970’yıllarda önce 4-5 arkadaş olarak abim başladı Gitar çalarak orkestrada görev yapıyordu. Bize de o zaman orkestranın malzemelerini taşıttırıyorlardı. Rize-Artvin-Trabzon ilçe ve köylerine malzeme taşıyorduk. Bizde bu malzemeleri taşıya taşıya bu enstrümanları öğrendik. Önce enstrüman çalarak başladık. Sonra yorumcu olarak devam ettik.Arhavi sporda uzun yıllar top oynadım.O yıllardaki arkadaşlarım başka büyük takımlara transfer oldu. O zamanlar futbolcu olarak beni de çok istediler. Ama ben müzik dalını seçtim.O şekilde yaşımız 48 oldu. 
Müzikte ekol herkesin bir yaşam tarzıdır
      Müzikte ekol herkesin bir yaşam tarzıdır.Hemen İstanbul’a gelince kaset işi hemen olmadı. Üçbeş sene bu işlerin peşinde koştuk. Onu bunu tanıdık. Allah’ın lütfü hep doğru adamları tanımışız. Doğru adreslere gitmişiz.Bunlardan çok şey öğrendik. Konservatuar mezunu olmasam bile askerliğim döneminde İstanbul Türk Müziği salonunda çok değerli üstatlarla birlikte aynı sahneyi paylaştım. Onlardan çok şeyler öğrendim. Bunların ilmini öğrendik.Bunlar hep bize güzel fikir oldu ve yarınlara taşıdı. I983 yılında İstanbul’a geldiğimde onu bunu tanıdık. En son Özer Plakın sahibi Şahin Özer ağabimi tanıdık.Bu kısmetti, bizim işimiz. Ne Şahin’de ayakkabı vardı, ne de bizde ayakkabı vardı.Birlikte bağdaş kurarak bu işe başladık. Allah’a şükür birbirimizi bir yerlere getirdik.
Sima müzik şirketim var
      Şu an kendime ait Sima Müzik şirketim var.Sima’nın anlamı sen ve ben demektir. Büyük oğlumla birlikte kendi stüdyolarım kendime aittir. Kendi kasetlerimi kendi stüdyolarımda okuyorum. İlk yıllarda çok değerli söz yazarlarıyla Ahmet Selçuk İlkan , Aşkın Tuna, Ferda Anıl Yalkın, Selami Şahin ve adını sayamadığım değerli kardeşlerimle birlikte hep bunları istişare ettik. Benim birkaç tane stüdyom var, ama bunlar kayda değer değildir.Okuduğum bütün şarkılar kendime mal oldu.Bu ekip işi, tek başına yapılacak iş değildir.Bütün şarkılarımız gençler, bizim yaşımızdakiler daha iyi anlar, o liseli yıllardaki okuduğum o şarkıları kendi yaşam tarzından dolayı böyle bir ekol seçtim.Karadeniz okuyabilirdim. Aile büyüklerimizin İstanbul’da kalmalarından dolayı şivemiz İstanbul şivesi oldu. Memleketlilerle bir araya geldiğimizde dil aksamı değişiyor.Yıllar önce Ümit Besen, Ferdi Özbeğeni dinlerdim. Onun için bu tarzı seçtim.Karadeniz türküleri,Türk halk müziği, Türk sanat müziği okuyabilirdim.Fakat ben bu çizgiyi seçtim ve bu çizgide devam ediyorum. Ben Ferdi Özbeğen’i çok dinlerdim. Bu beni sürükledi.
Şimdiye kadar 22 kaset çıkardım
     Sahnede ülkemizin en güzel icraatlarını okuyoruz. Mardin.Urfa, Diyarbakır’dan, her yerden canlı farklı tarzda okuyoruz. Şimdiye kadar 21 kaset çıkardım.12 tanesin Özer kardeşler Kasetçilik ve Plaktan çıkardım.Daha sonrakileri kendi şirketimden çıkardım.Bu sırada yorumculuğumu, şarkıcılığımı sürdürürken, bu arada yapımcılık yapıyordum.Baha’nın kasetini ben yaptım.Hakan Altun, Bülent Sertaş, Murat Göğebakan ve sayacağım birçok kardeşimin kasetini ben yaptım.Bunların kasetlerini kendi şirketimden çıkardım. Bunlar toplum arasında sevilen arkadaşlardır. Bunları yaparken meslek önce,aile birlikteliğine, topluma, vatana, cumhuriyetimize, bayrağımıza, birlik ve bütünlük olarak aile birlikteliğinde nasıl dik durmaları gerektiğine hep ders olarak çalıştık. Selamlaştığım insanlarında bu doğrultuda olmasına dikkat gösteririm.
Halk adam gibi durmayı istiyor
     Halk sahtekarlığı sevmiyor, adam gibi durmayı istiyor. İnsanlar sana sahip çıktılarsa, senin kalbinden yakandan tutmuşlardır. O gerekli hayati idamenin yaşanması gerekir. Bu yapmacık olmayacaktır. Benim üç tane çocuğum var. Onları adam gibi büyüttüm. 25 yıldır profesyonel olarak her gece sahnedeyim. Benim çocuklarım, benim ailem, beni dinlemeye, bir arkadaşlarını dinlemeye yılda bir defa giderler. Ülkede nasıl örnek evlat yetiştirileceği şeklini onlara öğretmişim.Nasıl evlat yetiştireceklerini, nasıl vatana sahip olacaklarını onlara öğretmişim. 25 yıldır çalışıyorum.Şu ekranlara hala alışamadım. Ben ekranlarda fazla göremezsiniz.Sululuğu ve şakayı pek sevmeyen bir insanım. İbrahim Tatlıses’i sanatından dolayı çok severim. Çok yakın bir abi kardeşliğimiz var.
İlkemi yaşadığım süreç içinde koruyacağım
     Büyüklerimiz karşısında saygılıyız. Bunun karşısında saygısız olanları da görüyoruz. Hep birbirlerine laf atıyorlar. Ertesi gün sarılıyorlar. Böyle kardeşlik, böyle dostluk, böyle kalbi muhabbet olmaz. Bu benim kendi öz yaşantım. Büyüklerimden, Karadeniz’de yaşadığım toplumdan gelen ciddiyetin bir ürünüdür.Ciddiyetimi İstanbul’a, gurbete geldikten sonra bir iki sene içinde satmadım.Benim o yüreğimdedir ve içimdedir. Ben bu ilkemi yaşadığım süreç içinde koruyacağım ve korumaya çalışacağım. Onun için bu benim yaşam felsefemdir. Demek ki doğru işler yaptık, hata yapmadık. Hatalarım vardır ama doğru dürüst yaşadığıma inanıyorum.
Magazin dünyası bana yaşam olarak yansımıyor
     Magazin dünyasındaki toplum terbiyesiz bir toplumdur. Bunları izliyoruz. Bazen bu olaylar bize de yansıyor. Şarkı söylediğiniz için yansıyor.Yaşam olarak yansımıyor. Bizi tanımayan insanlar bunlarda girip, çıkıyorlar derler. Bunlardan soyutlanmak gerekir. Sahneye çıktığın zaman karşında bir kişi olur, bin kişi olur, beşyüzbin kişi olur, bir milyon kişi olur.Racon sendedir.Toplumu şarkıyla geçiştirirsin, Bazen toplum seni dinlemez, sana kulak vermez, sana göz vermez. Bu ikilemi yakalamak için psikoloji yapmak gerekir. Kendi kültürünü anlatmak için karşı tarafa bir şeyler söylemek gerekir. Kemer Karadenizliler gecesinde 6-7 şarkı söyledim. Ama 40 dakika muhabbet ettim. Çünkü memleketimizin gecesiydi. Memleketimizin sosyal dengelerinden, vatan ve millet bütünlüğünden, birazda kendimi anlatma açısından konuşmalara yer verdim.
Gençlikle paylaşacağımız çok şeyler var
      Gelecek olacak gençlikle paylaşacağımız çok şeyler var.Memeleketimizde turizm yatırımları yapan bir insan anıt diker, hemen üstüne kerndi ismin yazar.Benim bu olaylarım yıllarca gizli ve saklı yaşanmıştır.Bu konuda yatırımlarından dolayı Karadenizli iş adamlarımıza saygı duyuyorum.Bende yapım gereği yöreme bir şeyler yaptığıma inanıyorum.Ben gerekli desteği hiçbir çıkar gözetmeden yaparım.Ama hiçbir yere ismim yazmamışım.Öldükten sonra bir isim yazarlarsa çocuklarımız gurur duyarlar. Ben Karadeniz gecesine maddi değil, manevi duygularımla geldim.Yıllarca bu tarz gecelere elimden gelen her şeyi yaptım.
Önce vitrine değil, adama bakıyorum
     Fakat rahatsız olduğum gecelere hiçbir şekilde katılmam. Önce karşımdaki adamın dik durmasını gördükten sonra, önce adamı seveceğim. Ben bir yere pantolon almaya girdiğimde önce vitrine değil de, adama bakıyorum. Nasıl duruyor diye bakıyorum.Ondan sonra içeri giriyorum. Ben memleketten 1982 yılının sonunda İstanbul’a geldiğim zaman cebimde otobüs bileti parası bile yoktu. Arhavi Çaykur Fabrikasında 5.500 lira maaş alıyordum. Bu bize 5 milyar dolar gibi geliyordu.Çünkü haklı geliyordu. 9 sene süngü salladım. Fabrikanın çay imalatında çalıştım.
Eskiden çayları çay kamyonlarının üstüne yüklerdik.Çayları imalathaneye sırtımızda taşırdık.
Yöremiz sanatçıları birbirleriyle hiç konuşmuyorlar
     Karadeniz bölgesi halkı kendi sanatçılarına tepki gösteriyor. Yöremiz sanatçıları birbirleriyle hiç konuşmuyorlar. Ne işiniz var, şarkı söylüyoruz. Başka bir şey yapmıyoruz ki. Ne olacak bu duygu işidir.Hepimizin bir olması gerekir.Bütün akrabalarım Arhavi’dedir. Yılın 4-5 ayını memleketimde yaşarım. Antalya’da bir yatırım yaptım İşin başında birkaç ayı bulunuyorum diye buraya geldim.Arhavi festivaline 34 yıldan bu tarafa katıldım.Türkiye’de ne kadar sanatçı varsa sevgi karşılığında hepsini getirdim.”

Türk Halk Müziği Sanatçısı Hülya Polat: Karadeniz müziği istediğim noktada değil

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
   Türk Halk Müziğinin sevilen sanatçısı ve Karadeniz müziğinin ekolü, izlediği yol ve sadeliğini bozmadığı için halkın sevgisini kazanan Hülya Polat; Karadeniz müziği ve sanatçı konulu yaptığımız röportajda şunları söyledi; 
Karadeniz müziği de bir halk müziğidir
   “1996 yılında müziğe başladım. Tırnaklarımızla bu hale geldik. Müziğe başlamadan önce iyi bir dinleyiciydim. Karadeniz müziğini çok seviyordum. Halk müziğini çok seviyorum.Müziğe başlamadan önce diğer yörelerin müziğini seslendiren sanatçı çok fazla, buna karşılık Karadeniz müziğini seslendiren çok az sanatçı vardı.Amacım Karadeniz müziğiyle başlayıp, diğer yörelere geçiş yapmaktı.O zaman radyo azdı.Radyolarda diğer yörelerden 10 tane halk müziği çalınıp, Karadenizden 1 tane çalınırdı.Bu yüzden ben Karadeniz türküleri okuyacağım dedim.Bu yüzden doğru karar verdiğime inanıyorum.Bizden sonra özellikle bu camiaya bayan arkadaşlarımız katıldılar. Karadeniz müziği hala gelmesini istediğim noktada değildir.Karadeniz müziği de bir halk müziğidir.Başka müzik diye ayırmak yanlıştır. Ne ile işlersen işle türkü türküdür.bu yüzden Karadeniz müziği diğer yörelerle ayırt edilmeden tutulduğu zaman, Karadeniz müziği yerini bulmuş olur. Diğer yörelerden türkü okuduğu zaman yöre ismi söyleniyor.Karadenizle ilgili  müzik okunduğu zaman okunan yörenin ismi söylenmiyor, Karadeniz diye söyleniyor. Karadenizle ilgili türkü okunurken hangi yöreye ait olduğu muhakkak söylenmesi gerekir.
Çocukluğum onları dinleyerek geçti
   Müziğe başlamadan önce Erkan Ocaklı ve Vinnaz Sönmez’i dinlemeye bayılırdım.Çocukluğum onları dinleyerek geçti.O ödemlerde ilk defa Rize’de Karadenizle ilgili bir radyo açılmıştı.Bu radyoda o sırada bir konuşma yapan, şu anda konuşmadığım, görüşmediğim sanatçı ağabeyimiz Karadeniz müziğinde bayan sanatçı yok dedi.Bu konuda sesi olan birisi olan varsa bize başvursun, biz yardımcı olacağız dedi.O dönem tesadüfen ben İstanbul’a ablamın yanına gezmeye geldim. Ablama radyodaki konuşan kişiden bahsettim.Ablamda konuşan sanatçıyı arayalım dedi.Ben ablama dedim ki aradan bir ay geçti onlar öyle bir ses bulmuşlardır dedim.Ablam benim dememe rağmen bilinmeyen numaralar 118’i arayarak adamın ismini alarak o adama ulaştı.Telefonda ablam kendini Hülya Polat diye tanıtarak konuştu.O da öyle cevap veriyor.”Benim anamın sesi güzeldir” diye.Adama benim sesim çok güzeldir, bir dinle dedi. Daha sonra bir hafta sonra Ümraniye’de o kişi ile bir yerde buluştuk. Arabada Tülin, Sevgi ve ben olmak üzere üç kişiyiz.Adam bize dedi ki Hülya hanginizsiniz diye sordu.Bunun üzerine benim dedim.Hadi şarkı söylemeye başla dedi. Ben sanıyorum ki stüdyoya beni götürecek orada sesimi dinleyecek sandım.
Elimden tuttuğu için kolumu koparmak istedi
    O sırada Erkan Ocaklı’ya haram olasın haram şarkısının (uzun hava bölümünü-Silme göz yaşlarımı gözlerimde kurusun) girişini söyledim.Bana tamam aradığım sesi buldum dedi.Adam arabada telefonlarımızı aldı gitti.Ablama dedim ki adamı macera olsun diye aradık, adam bizimle dalga geçti çekti gitti dedim.Aradan bir ay geçtikten sonra o şahıs tekrar bizi aradı.Stüdyo hazır, şarkıların varsa al gel dedi.Bu olaylardan anne ve babamın haberi yoktu.Babamın haberi olsa bunlara asla izin vermezdi.Biz ablamla birlikte o kişinin stüdyosuna gittik.
    Bu sırada bana ve anneme ait iki türkü götürdük.O türküler başıma bela oldu. O ağabeyimiz o türküleri kendi üzerine kaydetmeye çalıştı.Benim elimden tuttuğu için galiba kolumu koparmak istedi.Böylece ilk kasetim çıktı.Bu yüzden kaset ve afişler her yere gönderileceği için babama söylemek zorunda kaldık. Babama bunu söyleyemem dedim.Annem babamı aradı.Annem babama dedi ki sen kızına gerektiği gibi bir terbiye verdiğine inanıyorsan bırak bildiği işi yapsın dedi. Eğer sen bu terbiyeyi vermediysen hayatının bir döneminde muhakkak hata yapacaktır dedi.Eğer ben iyi bir babalık yaptığıma inanıyorum, iyi bir terbiye verdim, kızımda bu terbiyeyi aldı diye düşünüyorsan Allah’ta buna bu yönde ekmeğini vermiştir dedi.Bırak bildiği işi yapsın dedi.
İlk iki kaseti okurken sahneye çıkmadım
     O zaman erkek kardeşim de askerdeydi.Babam o zaman iyi tamam,sadece kaset okusun dedi.sahneye çıkmayacak diye babamın bir yasağı vardı. Babamın sözü üzerine ilk iki kaseti okurken hiçbir şekilde sahneye çıkmadım.Ne gecelere,ne düğünlere hiçbir yere çıkmadım.Asker dönüşü kuyumculuk yapan erkek kardeşim işini bırakarak oda benim yanımda durmaya başladı.O zaman babam dedi ki kardeşi de var ki bu işi yapsınlar dedi.Müziğe böyle başladık.İl kasetimin adı “kurban olduğum”dur.Bugün olsa aynı insanlarla aynı işi yapmam diye düşünüyorum.Bugüne kadar yedi kaset çıkardım.Şu yeni repertuar hazırlıyorum.Kışa doğru stüdyoya girerim diye düşünüyorum.Yeni kasetim gelecek yıl bu aylarda piyasada olur.
Sanatçı üreten kişidir. Bunlar üretmiyorlar, tüketenler var
    Karadeniz müziğini yapmaya çalışan bir sürü arkadaşlarımız geliyor.Bunlara daha sanatçı diyemeyiz. Sanatçı üreten kişidir.Bunlar üretmiyorlar,üretmekten ziyade tüketenler var.Gönül ister ki bu arkadaşlarımız bir buluş bularak, üreterek gelsinler.Ama böyle gelen arkadaşlarımızı ben göremiyorum. Herkes birbirinin omzuna basmaya çalışıyorlar.Birde büyüklerimiz bize destek olmuyorlar diyorlar.Ama kimse kimsenin önünü açmadı ki. Herkes kendi önünü kendi açtı.Herkes kendini geliştirerek bir yerlere geldi.Gelecek olana arkadaşlarımız ayakta durmasını bilecekler.Diyalogları, duruşu çok iyi olacaktır.
Kabak çiçeği gibi açılıp, saçılmayacaksınız
    Ben sanatçıyım derseniz kıyafetiniz çok iyi olacaktır.Abartmayacaksınız, kabak çiçeği gibi açılıp saçılmayacaksınız.Temiz, saf olacaksınız. Biraz araştırmacı olacaksınız.Halka da verdiğiniz şeyi sunacaksınız. İkramınız güzel olacak ki halk bunu kabul edecek. Karadeniz Bölgesinin türkülerini okuyorsanız, yöre ağzını kullanmak gerekiyor. Keşan Karadenizde başa bağlanan bir örtüdür. Keşan bölgemizi anımsattığı için kendime değişik elbiseler yaptım. keşanın amaç dışı her yerde kullanılmasına karşıyım. Keşan bizim özel bir kültürümüzdür. Rahmetli büyükbabamız bize keşanı omzunuza değil, başınızdan itibaren örtün derdi.
Keşan kadının silahıdır
    Babaannem derdi ki keşan kadının silahıdır, silahsız dışarı çıkmayın derdi.Bizim Keşanlarımız bu kadar özeldir. Karadeniz sanatçıları içinde Erkan Ocaklı, Kazım Koyuncu bir ekoldür.Karadeniz müziği söyleyen sanatçıların her zaman keşan giymesi doğur değildir.Karadeniz müziği okuyan sanatçı sadece Karadenizin değil, tüm Türkiye’nin sanatçısıdır.Biz keşanımızı, türkülerimizi, yemeklerimizi, folklor kültürümüzü Türkiye geneline tanıtmak gerekir.Sanatçı olarak öyle bir zaman geliyor ki çok farklı bir yerde sahne almanız gerekiyor. İmaj gerekli ama, sürekli olarak keşanın altına bürünmek bana göre doğru değildir. Sokakta yürünen kıyafete sahneye çıkılmaması gerekir. Kendisini dinlemeye gelen insanlara saygısızlık olur. Sanatçı üreten ve emek veren insandır.Sanatçı birden bire olunmaz, zaman içerisinde olunur. Kliplerde konu bütünlüğü önemlidir. Klip şarkının kompozisyonuna uygun olmalıdır.
Karadeniz müziği camiasında gruplaşma var
    Sahneye çıktığım zaman beni dinlemeye gelen insanları ciddiye alıyorum. Çünkü o insanlar para ödeyerek beni dinlemeye geliyorlar.O insanlara paralarının karşılığını almalıdırlar İşimde ciddiyim.Güzel bir şeyler yapmaya çalışıyorum.Onların içinde bende davetliyim gibi hareket ediyorum.Ben 11-12 yıldır bu sanat camiası içindeyim. Bana karşı bu sektörde bu pastanın ne bir dilimin, ne de tamamını yedirtmeyiz diyen kişiler oldu.Bu da bencillikten kaynaklanmaktadır.Karadeniz müziğinde bu camiada bir gruplaşma var. Bir o grubun içinde toplanan sanatçılar, grubun dışında olan sanatçılar var.Grubun içinde olan sanatçılar adeta liderleri tarafından cephe alacaksınınız. Uzak duracaksınız diye sıkıştırıyorlar. Dışarıda ki sanatçılara ise grup liderleri çeşitli engellemeler yapmaktadırlar.Kısaca ya gruba gireceksin, yada bu işi yapmayacaksın diyorlar.Gruplar hem kendi taraflarını düşünüyorlar.
Karadeniz ismi ile birçok radyo ve televizyon kurulması doğru değil
     Karadeniz ismi ile ilgili birçok radyo ve televizyonun kurulması değil. Karadeniz televizyon kanalları içinde bir çekişme var. Karadeniz biz Karadenizlilerin değil, tüm Türkiye’nindir. Kültürümüzü tanıtalım. Kendi aramızda çekişme yapmayalım.Şu anda Karadeniz müziğinde çalışan çok kaliteli sanatçılar yok.Özel Karadeniz TV genel yayın yapamazlar.Çünkü arada kalite farkı çıkar.Karadeniz müziklerinin daha bilinçli yapılması gerekir.İzlenme oranı yüksek yayın kuruluşları programlara çıkan sanatçıları belli kategorilere ayırmışlardır. Bunun dışında bu kategorilere giremeyen sanatçılar vardır.Bu yüzden arkadaşlarımızın kendilerini geliştirmeleri ve daha bilinçli çalışmaları gerekir.Benim o kadar param yok, o zaman bu işi yapmayacaksın.Çünkü o zaman işte bir kirlilik başlıyor. Bu işi doğru yapanlara yönelmemiz gerekir.Ben hangi yöreye gitsem o yörenin türkülerini okumaya çalışıyorum.
Karadeniz müziği farklı gruplar içinde ayrılmış durumda
    Karadeniz müziği farklı gruplar içinde ayrılmış durumdadır.Karadenizli sanatçılardan; tekno, rak, otantik, arabesk Karadeniz okuyan var. Ben bunların hepsini okuyorum. Rak Karadeniz okunan kitle çok farklı bir kitledir.Üniversite gençliği rak ve tekno Karadenizi biraz daha tercih ediyor.Halk ise arabesk tarzını benimsiyor.Otantik Karadenizi ise belli bir yaş üstü dinliyor.Şu an iki albüm biraz rak oldu.Kendi kendime göre albüm yaptım.Son iki albümde kendi hayallerimi gerçekleştirdim. Daha önceki kasetlerim başka firmalardan çıkmıştı.
Kendi albümü kendi şirketimde çıkarıyorum
    Şimdi kendi albümü kardeşimle ortak kurduğum şirketimde çıkarıyorum.Maliyetler büyüyor, sponsorluk anlayışı hala benimsenmiş değildir.Müziklerin kopya edilerek çoğaltılmasına çok kızıyorum.Karadeniz şarkıları genelde tekrardan ibarettir.Bunlara kolaylık getirecek izinler çıktı.Bundan zarar görüyoruz.Bütün şarkılar birbirine benzemeye çalışıyor.En kötüsü kişiler anonim şarkıların altına kendi isimlerini yazıyorlar.
Anonim türkü kalmayacak
    Bana göre yakında anonim türkü kalmayacaktır.Allah bu sanatı bana tadında bırakmayı nasip etsin.Müzik beni bırakmadan, ben müziği bırakmak istiyorum. Magazin ortamına girmemeye çalışıyorum. Magazinde görünmek kısa vadede sanatçıya bir şeyler katıyor ama, uzun vadede halkın gözünde o sanatçıyı düşürüyor .Magazin gündemine değişik adlarla konu olmak iyi değildir .Ama magazin programlarını hiç kaçırmıyorum, hep izliyorum.Ama magazin programına çıkmam. Magazin programlarına gönüllü gidiliyor. Zaten magazin haberlerinin çoğu da yalandır. İzlettiriyorlar, bizde izliyoruz. Sanatçıların basında aile hayatlarının konuşulmasını asla tasvip etmiyorum. Aile mahremiyetlerinin dışarı anlatılmaması gerekir. Sanatçıların ekran önünde aile hayatlarını anlatmalarını uygun bulmuyorum. Allah hiç kimseye yanlış yapma fırsatı vermesin, güzel şeyler yapmayı nasip etsin.Bu dileğimi bütün insanlar için diliyorum.
Sanatçıların milletvekili adayı olmasına karşıyım
    Sanatçıların milletvekili adayı olmasına karşıyım. Milletvekilliği adaylığı sanatçılarda da moda oldu. Bana göre herkes kendi işini yapsın. Bu işler film çekmeye, şarkı söylemeye benzemiyor. Bundan dolayı ben herkes kendi işini yapsın diyorum.Bir sanatçı olarak verdiğin şeylerle meclise girmek farklı şeydir. Komedi sanatçısı meclise girse kimse onu ciddiye almaz. Müziği bırakırsam 5 yıl sonra  Rize’den Milletvekili adayı olmayı düşünürüm.Sanatçı kimliği ile milletvekilliği adaylığı olunmaz. Ben ikide bir seçim yapılmasına karşıyım.”
      




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: dilek korkmaz , 18.02.2009 09:35:32:
hülya polat haklı karedeniz müziğnin değerim biçilmez bende kastamonuluyum ama onu dinlemekten büyük zev alıyorum

Yorumu gönderen: behice arslan, 12.12.2008 15:36:55:
canm annem merhaba ben behice sana olan özlemimi nasıl dile gtrsem azdr bu sayfayı okudum çok güsel bi ropartaj olmus annem seni gercekten çok seviorum ben bartınlı manevi kısın behice aramanı bklıorum birgülde numaram var

Ünlü manken ve sinema aktörü Atilla Saral: “İnsanlara örnek olmayı istiyorum”

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
  Türkiye’nin ünlü manken ve sinema aktörü Atilla Saral; örf ve adetlerine bağlılığı, yakışıklığı, efendiliği, alçak gönüllülüğü, dürüst ve ilkeli duruşu ile toplumda örnek oluşu, kısaca karizmatik kişiliği ile Türk halkının sevgi ve takdirini kazandı. Yıllarca çizgisini hiç bozmadan birçok başarının altına imza attı.1987 yılından itibaren 21 yıldır mankenlik yaparak, Türkiye’de de bir ilki başardı. Ünlü manken ve sinema sanatçısı Atilla Saral, özel yaşamına da çok dikkat ederek yanlış yapmamaya özen gösteriyor. 
   “Benim özelim, benimle kalmalıdır. Bu dünyaya bir kere geldim. Niye herkese her şeyimi anlatayım, göstereyim diye düşünüyorum. Ama, bazıları magazinsiz yaşayamayacak duruma gelmişlerdir. Örf ve adetlerimize göre yetiştik. Ben küçüklere ve büyüklere hep saygı gösteriyorum. İnsanları seviyorum. İnsanlara örnek olmayı istiyorum. Mankenlik yaparken; en iyiyi yapmaya çalışıp, arkamdan güzel konuşulmayı istemişimdir. Bu çizgimden çıkmak istemiyorum. Bunlar bana başarı getiriyor. Her gün magazinlerde olabilirim, bunlar geçici başarıdır.” Diyor. Ünlü manken ve aktör Atilla Saral; hayatı, mankenlik, oyunculuk yaşamı, dizi ve film konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;
Mankenlikte en üst zirveye geldim
   “İstanbul’da 1987 yılından bu tarafa mankenlik yapıyorum. Şu anda hâlâ bazı özel firmaların defilelerine çıkıp, tanıtım kataloglarını çekiyorum. TV’lerde diziler yayınlanmaya başlayınca, ilk diziyi TRT ile çekmeye başladık. Hanımın Çiftliği adlı TRT’de yayınlanan bir dizide rol aldım. Daha sonra TGRT ve diğer kanallara dizi çekmeye başladım. Yaklaşık 10 tane sinema filmim ve 10 tane TV dizim var. Bunlar isim yapmış ve seyircisi dolmuş dizilerdir. Daha sonra şöhret dizisini çektim. Bir devrim olacak dizisi 6 yıl sürdü ve 178 haftadır. Mankenlikte en üst zirveye geldim. TV dizileri maddi yönden gelir getiren bir sektördür. Haftalık diziler tutarsa, bir yıl yayınlanıyor. TV dizileri çok farklı, keyif verici bir durumdur. Dizi seri bir üretim gibi oldu. Dizide görev verildiği zaman haftanın üç günü görevinizi yapıp, memur gibi çıkıyorsunuz. Bu nedenle sınamanın havasını daha çok seviyorum. 
İnsanları çok motive ediyor, pozitif enerji veriyor
  Diziler insanların karşısına önce sunuluyor. İnsanlar beğenirse diğer kanallarda. Diğer kanallarda aynı dizileri insanlara sunuyor. Dizilere baktığınız zaman; bir yıl komedi dizileri gidiyor, diğer yıl mafya dizileri, başka bir zaman bakıyorsunuz drama dizileri başını almış gidiyor. Bir sene bakıyorsunuz Güneydoğu dizileri başını almış gidiyor. Bu sene daha çok aşk dizileri başladı. Son zamanlarda da kitaplardan romanlar TV dizilerine aktarılmaya başlandı. Bunlar; Hatırla sevgili, Yaprak dökümü gibi. Bu diziler insanları eğlendirebilmelidir. Avrupa yakası insanların keyifle izlediği bir dizidir. İnsanları çok motive ediyor, pozitif enerji veriyor. Drama dizilerini de seven insanlar da vardır. Bu diziler toplumun değişik kesimlerine hitap ediyor. Siz kendi tercihinizi yapıyorsunuz. Bu nedenle toplumumuza şu diziler verilsin diyemiyoruz. İnsan hangi konuda dizi izlemek istiyorsa o kanaldaki diziyi izliyor.
Son cellât filminde yaşanmışlık var
  ATV’ de yayınlanan Parmaklıklar ardında adlı dizi ile anlaşma yaptım. Ancak; Amasya’da çekilen Son cellât filminde Savcı Yusuf rolünde görev aldığım için, bu dizideki görevime geç başladım. Bu film çok güzel bir hikâye idi. Bizim 16–17 yaşlarında olduğumuz dönemin hikâyesiydi. Bu filmin; sinema filmi olması, o dönemin filmi olması, iyi bir kadro olması, başrol olması beni heyecanlandırdı. Bu nedenle Son cellât filminde rol aldım. Bu proje izleyiciye ulaşır. Burada birazda yaşanmışlık var. Gerçekten de bu filmde izlenilen olayların çoğu o dönemde oldu. Biz bunu yeni gelen nesile aktarmamız gerekiyorsa şayet, bu duyguları yaşatmaksa bu projenin içinde olmayı düşündüm. Bu filmdeki hikâye çok güzel ve iyi bir kadro var. Parmaklıklar ardında TV dizisindeki hikâye Sinop cezaevinde geçiyor. Orada bir grup kadın mahkûmun hayatı, yaşayacakları, yaşadıkları, hapishane yönetimi anlatılıyor.
Yapacağım iş, yaptığım işten daha iyi olmalıdır
  Güzel ve hoş bir hikâyedir. Bu dizideki görevim savcı ya da müfettiş olacaktır. Cezaevine gelen savcı ya da müfettiş olacağım. Bu dizinin iyi bir şey olacağına inanıyorum. Daha önce bu diziyi seyrettiğim zaman keyif almıştım. Oyuncu kadrosunun çok güçlü olduğunu gördüm. Yönetmeni ve kameramanı eski bir arkadaşım. Müzikleri çok güzeldir. Bunun için bu projeyi kabul ettim. Çünkü Şöhret dizisinden sonra yaklaşık 7–8 projeyi kabul etmedim. Yapacağım iş, yaptığım işten daha iyi olmalıdır. Şöhret iyi bir proje olduğu için devamlı birinci ve ikinci oldu. Şöhret’ten sonra gelen dizinin daha iyi olmasını düşündüm. Bu nedenle gelen projeleri beğenmedim ve içime sinmedi. Bu işi sadece para olarak düşünmüyorum. Her dakika göz önünde olmayı pek seven birisi değilim. Sürekli her gün bir dizide olmayı sevmiyorum. Magazin olarak da sevmiyorum. Bu nedenle yaklaşık 10 ay ara vermiştim. On ay aradan sonra tekrar başladım. İnsanlar yollarda sizi ne zaman izleyeceğiz diye soruyorlar.
  Önümüzdeki günlerde inşallah ekranların karşısına çıkacağım. Şahin Gök başarılı bir yönetmen olup, onunla çalışmaktan keyif alıyorum. Onunla “Böyle mi olacak” TV dizisinde yaklaşık iki yıl çalıştım. Son cellât filminin yapımında olmamda yönetmen Şahin Gök ağabeyin ve filmin sahibi rahmetli Ali Zebil’in büyük etkisi vardır. Bu proje onun istediği bir projeydi. Bu projede Kadir İnanır’la beraber iyi kadro vardı.
Amasya muhakkak keşfedilmesi gereken bir yerdir
  Amasya; Türkiye’de gördüğüm çok ender, enteresan güzellikte dağların arasında yerleşim kurmuş. Kızılırmak’ın geçtiği, çok keyifli, çok eski bir hikâyesi olan, çok keşfedilmemiş olan bir yerdir. Amasya muhakkak keşfedilmesi gereken bir yerdir. Amasya; sinema ve televizyoncular için hazır bir plato olup, hiçbir şey yapmanıza gerek yoktur. Her yerde fotoğraf vardır. Geçen gün bir kare resim aldık, o kare resmi Amerika’da filmciler çıkaramazlar. Çünkü bu resim doğaldır, dağın içine işlenmiş bir mezarı aşağıdan ışıklandırılmış şekilde çektik. Amasya’da kömür yakılması nedeniyle hava kirliliği var. Amasya iklim yönünden değişik bir ildir. Amasya dışında metrelerce kar var iken Amasya içinde kar yoktur. Amasya’da Ferhat ile Şirin diye bir efsane yazılmıştır. Bu efsaneyi, Ferhat’ın su kanalını bütün dünya konuşuyor. Ferhat su kanalı yanında taş ocağı açılmıştır. Bu taş ocağı her şeyi öldürmüştür. 
Tarihe sadece gözle değil, elle bakmak gerekir
      Dünyanın konuştuğu efsanenin Ferhat’ın suyolu kesilmiştir. Bu da korkunç utanç verici bir durumdur. Böyle tarihi mezarların olduğu bir yerde, bir daha eşi benzeri olmayacak bir yerde Ferhat’ın getirdiği suyoluna taş ocağı kurulduğu yerde Ferhat ile Şirin efsanesi bitmiş oluyor. Bunu anlamış değilim. Bu dünyanın hiçbir yerinde olabilecek bir şey değildir. Biraz daha ileri gidiyorsunuz kiremit deposu vardır. Buralar korunması ve turist çekmesi gerekirken buraya hiçbir turisti getiremezsiniz. Aşağı iniyorum mezarlar var. Mezarın altı dolmuş ve otobüs durağı. Mezarların içinde bira kutuları var. Bunlar korunmalıdır. Tarihe bakmak gerekir. Tarihe sadece gözle değil, elle bakmak gerekir. Bunlar insanları üzüyor. Ferhat’ın suyoluna taş ocağı yapılması beni çok üzdü. Ferhat olmayı düşünürdüm. Ferhat, yaşadığı dönemde benim yaşlarımda ise Ferhat rolünü oynamayı düşünürüm.
Benim özelim, benimle kalmalıdır
  Magazin dünyası galiba bazı insanların ihtiyacı olan bir şeydir. Onlar olmazsa yaşayamayacaklarmış gibi düşünüyorlar. Bana göre ters ama olması gereken bir şeydir. Magazin; dünyanın her yerinde olup, sevilen, izlenilen bir programdır. İnsanlar merak ediyor, insanların hayatlarına. Onlarda gözler önüne seriyorlar. Ben gözler önüne sermiyorum. Kendi yaptığım işlerle önlerinde olmak istiyorum. Benim özelim, benimle kalmalıdır. Bu dünyaya bir kere geldim. Niye herkese, her şeyimi anlatayım, göstereyim diye düşünüyorum. Ama bazıları magazinsiz yaşayamayacak duruma gelmişlerdir.
İşimi yapıyorum, hayatımı kazanıyorum
  Baktığın zaman yeter artık yüzünü görmek istemiyorsun, Magazin programı izlenilen bir program olup, doğal karşılıyorum. Oraya çıkmalarını, küfür etmelerini, birbirine bağırıp çağırmalarını kavga etmelerini doğal karşılıyorum. Ama bu benim tarzım değildir. Ben bunu yapmam. Evlenmiş olsam, eşime de yaptırmam. Ailemide hiçbir zaman gündeme getirmem. Çürkü ben işimi yapıyorum, hayatımı kazanıyorum. Sabah yedide kalkıp,17 saat çalışıyorum. Biz Çerkez bir aileyiz. Örf ve adetlerimize göre yetiştik. Ben küçüklere ve büyüklere hep saygı gösteriyorum. İnsanları seviyorum. En önemlisi hayvanları çok seviyorum. Daha doğrusu doğayı, yaşamayı seviyorum. Bunları severken de paylaşmayı seviyorum. 
Çizgimden çıkmak istemiyorum
   İnsanlara örnek olmayı istiyorum. Mankenlik yaparken; en iyiyi yapmaya çalışıp, arkamdan güzel konuşulmayı istemişimdir. O yüzden de aşırı hareketler yapmadım. Genelde bunlardan kaçındım. Böyle bir hayat sürmek ve böyle anılmak benim hoşuma gidiyor. Sizin benimle ilgili şu an güzel düşünceleriniz hoşuma gidiyor. Sizin bunu bana söylemenizden dolayı iki sene sonrasına kadar gene örf ve adetlerimle, efendilikle devam etmek istiyorum. Hep böyle anılmak istiyorum. Bu çizgimden çıkmak istemiyorum. Bunlar bana başarı getiriyor. Hergün magazinlerde olabilirim, bunlar geçici başarıdır. Bir-iki yıl, her yıl magazinde olursanız. Zannedersiniz ki ben bir yerlerdeyim. Ama sizi bir anda tepetaklak bırakabilirler. Biz yavaş ve sağlam adımlarla ilerliyoruz. Küçük adımlarla ilerliyoruz ama doğru ve düzgün yerdeyiz. Bu şekilde davranmakla dostluk kazanıyoruz. Ama önemli olan işinizi yapmaktır. Konsantrasyon olmak gerekiyor. Geri döndüğümde herkes bana kapılarını açabilecektir. Böyle yaşamak güzeldir.
Manken olarak çok miktarda katalog çekiyorum
  Şu anda manken olarak çok miktarda katalog çekiyorum. İbrahim Tatlıses’in üç senedir koleksiyonunu çekiyorum. Satışları iyi olduğundan kataloglarını devamlı bana çektiriyorlar. Çünkü insanlar benim resimlerimi gördükleri zaman hoşlarına gidiyorlar. İçlerinden birisi olarak görüyorlar. İnsanın mütevazi olması gerekir. Ayrıca katalog çekimi için birçok firmadan teklif geliyor. Ben bu mesleğin adamıyım. Bu meslekten para kazanıyorsam neden yapmayım. Para kazanmak ve hayatımı sürdürmek için çalışıyorum. Hayatımı devam ettirmek için çalışmam gerekir. Faruk Saraç’ın baş mankenliğini yapıyorum. Bütün defilelerinde en öndeyim. Büyük bir keyifle çalışıyorum. Birçok firmanın defilelerine gidiyorum. Takım elbise kıyafetlerine gidiyorum. Spor kıyafetlerine çıkmıyorum. Bu da Türkiye’de bir ilktir. 41 yaşındayım.
Böyle bir üçlü mutlu ise, kimse mutsuz, rahatsız olmasın
  Hâlâ podyumlardayım. Her çıktığımda yoğun bir alkışla karşılanıyorum. Bu beni çok mutlu ediyor. Firmaları ve izleyenleri de mutlu ediyor. Böyle bir üçlü mutlu ise, kimse mutsuz, rahatsız olmasın. Bu yaşımda her podyum ve sahneye çıktığımda alkış alıyorsam kendime teşekkür ediyorum. Aileme, herkese teşekkür ediyorum. Türkiye’de 41 yaşına kadar kataloglarda çalışan manken bugüne kadar olmadı. Herkes bu işi bıraktı ve bir taraflara gitti. Ben mesleğimi seviyorum. Bu mesleğimi hâlâ devam ettiriyorum, saygı duyuyorum ve kazanıyorum. Bu çok önemlidir. Bunun dünyada örnekleri vardır. Türkiye’de bunun örneğini ben oldum. 
İnsanlar mümkün olduğu kadar podyum mankenlerini örnek alsınlar,
reklâm ve medya mankenlerini örnek almasınlar
  Türkiye’de mankenlik, dünyada olduğu şekilde devam ediyor. Magazinsel ve işini yapan mankenler var. Türkiye’de moda sektörü ileri derecede aşama kaydetti. Moda haftaları çok güzel olmaya başladı. Türk modacılar kendilerini yurt dışında duyurmaya başladı. Bunlar büyük başarıdır. Türkiye’de moda ve tekstil iyi bir ilerleme yapıyor. Çok kaliteli çizimler ve modeller çıkartılabiliyoruz. Yeni stilistlerimiz ve stilist okullarımız var. Bunlar Türkiye adına güzel şeylerdir. Türkiye’de bir grup manken; medyanın takibinde ve medya mankenidir. Bir grup manken ise podyum mankenidir. Medya mankenleri olmazsa olmaz. Onlar bizlere vakit dolduruyorlar. Podyum mankenleri ise işlerini yapıyorlar. Medya mankenleri olmazsa, poydum mankenleri ikisine birden yetişemez. Onlar orayı doldursun, öbürleri efendi olarak işlerini yapsınlar. Bu dünyanın her yerinde böyledir. İnsanlar mümkün olduğu kadar podyum mankenlerini örnek alsınlar, reklâm ve medya mankenlerini örnek almasınlar. Bunu özellikle söylüyorum. Çünkü medya mankenlerinin hayatı çok renklidir. Ama madalyonun arka yüzü vardır; aslında onların hayatı renkli değildir, yalan, dolandan ibarettir. Podyum mankenlerinin hayatı ise çok sadedir ama dürüst, temiz hayattır. 
Mankenlik çok özel bir meslektir
  Mankenlik; çok güzel, keyifli bir meslektir, insanlara birçok şey öğretir. Mankenlik; vücut, fizik, güzellik ister. Bu herkeste olan bir şey değildir. Bu yüzden mankenlik zordur, herkes yapamaz. Manken olduğunuz zaman başarılı iseniz, bütün dünya ülkelerini, bütün Türkiye’yi gezebilirsiniz. Bu şekilde; kültürünüzü, bilginizi, dilinizi yükseltebilirsiniz. Mankenliğin getirisi fazla olduğu için iyi para kazanırsınız. Mankenlik çok özel bir meslektir, herkesin yapabileceği bir meslek değildir. İnsan bütün bu normlara uyuyorsa bu mesleği yapmalıdır. Ama doğru adreslere ve doğru yerlere gitmelidir. Bu nedenle iyi araştırmalı ve ne yapacağına iyi karar vermeli, ben ne mankeni olmalıyım diye düşünmelidir. Her gün medyaya mı çıkmalıyım? Bir sene sonra yerin dibine batıp, ailemin yüzüne bakamayacak duruma gelmemeliyim diye düşünmelidir. Yoksa adam gibi bir ajansa gidip, adam gibi işler yapıp, yıllarca bu meslekten para kazanıp güzel bir evlilik yapıp, podyumlarda temiz de bir geçmiş yapmışsan, güzel bir geçişin varsa seni dünyanın her yerinden evlenmek için isterler. Çünkü sen güzelsin, başarılısın.
İnsanlar doğru mankenleri çok kıskanır
  Öbür tarafa girersen, öbür tarafta sevgili, aşk bulursan, orada, burada dedikodu, kavga olursan hiçbir şekilde bir yerde iş yapamazsın. Bu dediğim şartlara uygun kızlarımızın mankenliği yapması gerekir. İnsanlar doğru mankenleri çok kıskanır. Bu nedenle doğru adreslere gitmeleri gerekir. İyi araştırmaları gerekir. Devletin manken sektörüne el atmasına gerek yoktur. Türkiye’de bu konu ile ilgili ajanslar var. İnsanların bu ajansları takip etmesi gerekir. Türkiye bugün Uğur Tamer Öz, Gaye Sökmen diye iyi bir ajanslar var. Bunlar; mankenlerini koruyan, onların özel hayatlarına karışan, onlarla ilgilenen ve değerli ajanslardır. Bu ajanslara gitsinler. Bu ajanslar o mankenleri kabul ediyorsa, onların bir tarafa gitmelerine gerek yoktur. Eğer kabul edilmiyorlarsa demek ki onlar manken normlarında değillerdir.
Yarışmalar sadece yapım şirketlerine ve jüri üyelerine para kazandırıyor
  Türkiye’deki mankenlik yarışmalarının bu sektöre hiçbir katkısının olduğuna inanmıyorum. O yarışmalar sadece yapım şirketlerine ve jüri üyelerine para kazandıran bir yarışmadır. Türkiye’de; bütün Türkiye’yi ayağa kaldıran; alaturka, popstar yarışmaları, Bayhan ve Abidin’in olduğu yarışmalarda ne büyük olaylar oldu. Ata ve Semra Hanım’da ne büyük aile faciaları yaşandı. Türkiye’nin bir anda zirvesi olan ve kameraların 10 gün, bir ay peşinde koştuğu Bayhan şu an nerede? Firmalar haklarını kazandı ve jüri üyeleri paralarını kazandı. Bu çocukların popolarına birer tekme atıldı ve yenileri düzenlendi. Fakat bakıyoruz ki bu yarışmalara bizim halkımız yine kuyruklar oluşturuyor. Fakat o insanların yapabilecekleri hiçbir şey yoktur.
  O paraları almaları gerekiyor. Bu programları çekmeleri gerekiyor. Burada onlar değil, toplum suçludur. Görüyorsunuz ki bir önceki yarışmadan çıkanlardan birisi rahmetli olmuş, kimisinin yuvası dağılmış, birisi pavyona düşmüş. Bizde işsizlik çok ve gelecek, istikbal yoktur. Bu yüzden insanlar her yerden medet umup, yarışmalara giriyorlar. Konfetilerle uğurlanıyorlar, birinci oldun diyorlar, halkı istemiyorlar. Ertesi gün o kişiyi arayan yok. Bu yüzden onlara hiç karışmıyorum. 
İnsanlar medyaya çıkmayan insanları seviyor
  Onlar böylece önümüzden akıp gidecekler. Bu yarışmalarda bitecek. 1987 yılından itibaren 21 yıldır mankenlik yapıyorum. Toplam 10 film ve 15 tane dizim var. Sarıkaya’lıyım. İnsanlar medyaya çıkmayan insanları seviyor. Biz şimdi medyaya çıkmıyoruz diye açmıyız? Ama medyaya çıkanlardan daha tokuz. Maddi olarak olmasa bile manevi olarak onlardan daha çok zenginiz. Görsel bir sanatçı olarak insanlara güzel şeyler vermeye çaba sarf etmeliyiz. Güzel projeler içinde yer alalım. Kötü projeler içine girmeyelim. O projeler gündeme gelmesin. Çünkü iki veya üç bölüm sonra yayından kaldırılıyor. Bu projelerde olmamak gerekiyor. Adını ve kimliğini bilmediğimiz insanlar firmalar kurup, filmler çekmeye başladı. Bunlar kim, ne olduğu bilinmiyor. Topluma güzel mesajlar verebilecek projelerin içinde olalım. Kötüleri eleyelim. Televizyon dizilerindeki kötü dönemeçten bu işi döndürelim ve yerine oturtalım. Diziler; güzel, kaliteli ve seviyeli olsun. Seçici olalım. Herkes her işi maddiyata dökmüş. Bir diziden sonra, başka bir dizi teklifi geliyor. Bunları bilmeden olur demeyelim. Kötü projeler sunmayalım. Kötü projeler, iyi projeleri de götürüyor.
Yatırımlarım tamamen arazi ve arsa, turizm üzerine
  Benim yatırımlarım tamamen arazi ve arsa, turizm üzerine yatırımlardır. Şu andaki yatırımlarım Kaz Dağları’ndadır. Assos tarafındadır. Babamızdan gelen bir söz vardır;”Ne alırsan al toprak al.”Yer, toprak her zaman değerlidir. Ayrıca Face Food zinciri kuracağız. İstanbul’da bir dürüm işine girdik. İstanbul’un değişik yerlerine şubeler açacağım. İlk şubem bir hafta sonra açılacak. Bu gıda işine girmem anlamına geliyor. Bu saatten sonra bu işlere de girmek gerekir. İstanbul-Kemerburgaz-Göktürk’te şirketimi kurdum, dekorasyonu bitti, dükkânım hazır. Çok profesyonel bir dürüm dükkânı açıyorum. Bütün ustaları memleketinden getirdim. İnsanlara lezzet vereceğiz ve buradan da para kazanacağız.”
 
 
Takım elbise kıyafetlerine gidiyorum. Spor kıyafetlerine çıkmıyorum. … Bu yaşımda her podyum ve sahneye çıktığımda alkış alıyorsam kendime teşekkür ediyorum. … Öbür tarafa girersen, öbür tarafta sevgili, aşk bulursan, orada, burada dedikodu, … Bunlar; mankenlerini koruyan, onların özel hayatlarına karışan,
https://habergunebakis.com/haberdetay/163-unlu-manken-ve-sinema-aktoru-Atilla-Saral:—%E2%80%9C%C4%B0nsanlara-ornek-olmay%C4%B1-istiyorum%E2%80%9D.html
 

ANAP eski Genel Başkanı Mesut Yılmaz: “Karadeniz’de hizmet etmek ve seçmenin gönlünü almak gerekir”

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
  Anavatan Partisi eski Genel Başkanı ve eski Başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz uzun bir süreden sonra yaptığı açıklamalarla tekrar siyaset gündemine girdi. Konutunda yaptığım röportajda siyaset kültüründe kendini daha çok geliştirdiğini, ülkenin geleceğine yönelik düşüncelerinde kararlı tutumunu sürdürdüğünü gördüm. Konuşmalarında ülkemiz için kullandığı kelime ve cümleleri özen ve dikkatle seçiyor. Eski Başbakanımız Ahmet Mesut Yılmaz ülkemin geleceği için her türlü fedakarlığa hazırım diyor. Karadeniz’de ve özellikle de Rize’de Mesut Yılmaz’a Karadeniz’linin özel bir sevgisi var. Bu sevginin neden kaynaklandığını sorduğumda ” Karadeniz’in ve Karadeniz insanının özelliklerini bilmek gerekir. Sadece hizmet yaparak Karadeniz’de seçim kazanmak, oy almak mümkün değildir. Karadeniz’de hem hizmet etmek, seçmenin gönlünü kazanmak gerekir. 20 yıldır milletvekilliğim sırasında Rize’lilerin Milletvekili ve temsilcisi olduğumu unutmadım. Şimdi de bunun faydasını görüyorum”diyerek, ülkemizin siyasi, ekonomik, dış politika konularında çarpıcı açıklamalar yaptı. Anavatan Partisi eski Genel Başkanı, eski Başbakanlarımızdan, Rize Bağımsız Milletvekili adayı  Mesut Yılmaz, Türkiye konulu yaptığımız röportajda şunları söyledi;
Birliktelik gerçekleşmedi
  “Türkiye’de seçim öncesi siyasi yapılanma gündeme geldi. Bu çerçevede ANAP ile DYP arasında Demokrat Parti çatısı altında yeni bir siyasi oluşum kurulması söz konusuydu. Ben bu oluşumun gerçekleşmesi için elimden geldiğince destek verdim ve uğraştım.Fakat kamuoyunun da yakından izlediği gibi son anda bu birliktelik gerçekleşmedi. Eğer bu birliktelik gerçekleşseydi muhtemelen Demokrat Parti listesinden bağımsız olarak seçime girecektim. Ama bu birliktelik gerçekleşmeyince bağımsız olarak seçime katılıyorum.Eğer Türkiye’ye yararlı olacağına inandığım siyasi oluşum şu anda gündemde olsaydı, bende bağımsız değil o parti çatısı altında aday olurdum.
Merkez sağda bütünlük sağlanamadı
  Merkez sağda henüz bir bütünlük sağlanamadı.Ümit ediyorum ki Demokrat Parti barajı aşar.Ama barajı aşması demek, merkez sağdaki birlikteliği sağlamak anlamına gelmez. Ondan sonrada başta ANAP olmak üzere çeşitli partilere gönül vermiş olan seçmeni tek bir çatı altında bir araya getirmek için büyük bir uğraşı verilmesi gerektiğine inanıyorum. Ben şahsen meclise girersem en önemli siyasi hedefim bu olacaktır.
Demokrat Partiden aday olmadım
  Demokrat Parti bu birlikteliği sağlayarak seçime girseydi ben aday olacaktım.Ben bunu daha önce açıklamıştım.Bu birliktelik sağlanamadığı için Demokrat partiden aday olmadım.Tabandan seçmenlerimden gelen mesaj, benim bağımsız olarak seçime girmemdi.Ben isteseydim riski göze alıp,Demokrat Parti listesinden aday olabilirdim. Birliktelik sağlanamadığı için bağımsız olarak seçime giriyorum.
Erkan Mumcu kişisel hedefler için siyaset yapan bir siyasetçi
  Erkan Mumcu sadece haksızlığı o dönemde ki Yalvaç Belediye Başkanı Mustafa Bayram’a yapmadı. Seçimlerden kısa bir süre önce partiden istifa etmek suretiyle AKP’ye girmek suretiyle Anavatan Partisini de aracı bırakılmasında çok önemli bir rol oynadı. Ama aynı şeyi AKP’de de yaptı. AKP’de bakanlıktan alınacağını anlayınca partiden ayrıldı. Son olarak da Mehmet Ağar’la görüşmelerinde bir neticeye varamamış olmasını ben geçmişteki bu tecrübeler ışığında normal karşılıyorum. Erkan Mumcu bana göre sadece kişisel hedefler için siyaset yapan bir siyasetçidir. Oysa ki merkez sağı birleştirmek iddiasında olan birisinin herkesi kucaklayan, kapılarını açan bir insan olması lazımdır. Bu açıdan Erkan Mumcu herhalde çok yanlış bir sınav verdi. Siyasi olarak da bunun bedelini ödeyecektir.
Uzlaşma yerine, kutuplaşmayı temsil eden partiler
  Bu seçimin Türkiye’ye istikrarlı bir meclis tablosu getirmeyeceği konusunda kamuoyunda çok yaygın bir görüş var. Bende maalesef bu görüşlere katılıyorum. Çünkü şu anda barajı geçeceği varsayılan partiler genellikle toplumda uzlaşma yerine kutuplaşmayı temsil eden partilerdir. Bu partilerden oluşacak bir meclisin Türkiye’ye istikrar getirmek yerine, Türkiye’de siyasi tansiyonu daha da yükselteceğinden endişe ediyorum. Bu meclis önemli bir takım görevleri yerine getirmekle karşı karşıya kalacaktır. Bunların başında Cumhurbaşkanlığı seçimi geliyor. Eğer Meclis Cumhurbaşkanlığı seçiminde muvaffak olamazsa zaten kendi kendini fesh etmiş olacak, yeniden bir seçime gidilecektir.
Seçimlerden sonra yeni bir seçim gündeme gelebilir
  Ama ben hükümet oluşumunda da bu mecliste çok zorluklar yaşanacağını düşünüyorum. Çünkü barajı geçebilecek partiler arasında eğer bir koalisyon zorunluluğu gündeme gelirse, koalisyon yapacak parti bulmakta, uyumlu bir koalisyon oluşturacak parti bulmakta çok ciddi zorluk olacaktır. Bence seçimlerden sonra yeni bir seçimde gündeme gelebilir. İki yıl sonra belediye seçimleri ile genel seçimlerin birleşmesi de gündeme gelebilir. Belediye seçimlerinden hemen sonra bir erken seçimde gündeme gelebilir. Dolayısıyla bu seçimlerin her türlü ihtimale açık olduğunu düşünüyorum.
Dış politikada inisiyatif kullandıkları alanlarda büyük hatalar
  Meclisin yeni döneminde Cumhurbaşkanlığı adaylığım söz konusu olursa onu değerlendiririm. Bizim başlattığımız; ekonomide ve Avrupa Birliği politikalarını devam ettirmelerini doğru yapmışlardır.Bunun kendileri açısından olumlu sonuçlarını aldılar. Dış politikada inisiyatif kullandıkları alanlarda büyük hatalar yaptıklarını düşünüyorum. Bunların bedelini de özellikle önümüzdeki dönemde ülkenin ödemek durumunda kalacağını düşünüyorum. Ayrıca parti olarak 2002 seçimlerinde kendilerine oy veren geniş kitlenin arzuladığı bir merkez partisi olma, birleştiren bir parti hüviyetini de kazanamadıklarını düşünüyorum. Eğer bu fırsatı daha iyi kullansalardı bu seçimde daha büyük bir çoğunluğa erişmeleri mümkündü. Esasen Türkiye’de tek başına iktidar olan partiler oy çoğunluğu ile iktidara gelmişlerdir ama AKP bu seçimlerde bunun istisnası olacaktır.
Tercihim sayın Başbakanın aday olmasıydı
  Rize’de seçimlerde benim tercihim; Sayın Başbakanın aday olmasıydı.Sayın Başbakan aslen Rize’li olduğunu ifade ediyor. Dolayısıyla tabi olan kendi memleketi Rize’den aday olmasaydı.Tercihini İstanbul’dan yana kullandı. Rize’de eski milletvekillerinin hiçbirini aday göstermemiş olması, tamamen yeni bir aday kadrosu ile seçime girecek olması tamamen kendi takdiridir. Ben AKP’li adaylara, Sayın Bayramoğlu’na ve diğer bütün partililerin adaylarına başarılar diliyorum.
ANAP’ın amblem değişikliğini anlamsız buluyorum   
  ANAP’nin amblem değişikliğini anlamsız buluyorum. Hiçbir katkısı olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki sadece renk değiştirmekle partinin yeni bir kimlik kazanması, yeni bir imaj kazanması söz konusu olmadı. ANAP maalesef Erkan Mumcu’nun başkanlığında genel seçimlere katılamayacak duruma düştü. Bundan büyük üzüntü duyuyorum.
Merkez partisi oluşumu için bütün çabayı göstereceğim
  Önümüzdeki dönemde Türkiye’de toplumu germeğe, tersine yumuşatan, bölmeyen, birleştiren soyut tartışmalar yerine vatandaşların günlük sorunlarına daha çok eğilen bir merkez partisinin ihtiyacının boşluğunun Türkiye’de daha çok hissedileceğini düşünüyorum. Bu ihtiyaca cevap vermek içinde Türkiye’de güçlü bir iktidara aday olacak bir merkez partisinin oluşumu için elimden gelen bütün çabayı göstereceğim.
Karadeniz’de hizmet etmek ve seçmenin gönlünü almak
  Karadeniz’in ve Karadeniz insanının özelliklerini bilmek gerekir. Sadece hizmet yaparak Karadeniz’de seçim kazanmak, oy almak mümkün değildir. Karadeniz’de hem hizmet etmek, seçmenin gönlünü kazanmak gerekir. Benim 20 yıldır milletvekilliğim süresinde, benim çeşitli sorumluluklarıma rağmen(Başbakanlık, parti başkanlığı, bakanlık vs.) hepsinden önce Rize’nin temsilcisi olduğumu, Rizelilerin vekili olduğumu hiçbir zaman unutmadım. Şimdi de bunun faydasını görüyorum.Türkiye’nin zamanında başka yörelerinde bu benim aleyhime kullanıldı ve aleyhime işledi. Rize ile olan gönül bağım 5 yıl meclisin dışında kalmış olmasına rağmen gönül bağım artarak devam ediyor.
Şer güçler için seçim dönemleri en uygun dönemler
  Türkiye’yi istikrarsızlığa sürüklemek isteyen şer güçler için seçim dönemleri en uygun dönemlerdir. Seçim öncesi dönemde bu faaliyetlerin artmış olmasını ülkede yeni bir istikrarsızlık ortamı yaratma çabasına bağlıyorum. Ama Türk halkı bu konuda artık geçmiş tecrübelerin ışığında  bağışıklık kazanmıştır. Acısı ne kadar büyük de olsa herhalde bu oyuna gelmeyecektir. İnanıyorum ki terörle mücadele konusu önümüzdeki seçimde partiler arasında oy meselesi olmaktan ziyade siyaset üstü ulusal bir mesele olarak ele alınır. Seçimlerden sonra da mecliste oluşacak olan yeni mecliste de terörle mücadele konusu bugüne kadar farklı bir anlayıştan farklı bir ulusal bir anlayışla ele alınır.
Askeri harekat Türkiye için büyük riskler taşıyor
  Türkiye 2004 yılında teskereyi ret etmekle kendi çıkarları açısından büyük bir yanlış yapmıştır. Eğer bu tarihte bunu Amerika ile müzakere konusu yapmış olsaydı, herhalde Kuzey Irakta bir güvenlik çemberi oluşturma imkanınız olabilirdi. Bugünkü azan terörün önlenmesi için en etkili tedbir olurdu. Ama bugün itibariyle meseleye baktığımız zaman Irak’ta girişilecek bir askeri harekatın Türkiye için büyük riskler taşıdığını düşünüyorum. Bunun yerine Amerika ile anlaşarak sınırlı bir operasyona Türkiye’nin menfaatleri açısından daha doğru olacağını düşünüyorum. Son zamanlarda Amerikalıların verdiği sinyallerde bunun mümkün olabileceğini ortaya koyuyor. 
Türkiye’nin geleceği aydınlık ve çok potansiyeli olan bir ülke
  Türkiye’nin geleceği aydınlıktır.Türkiye çok potansiyeli olan bir ülkedir.Türkiye bu potansiyele ulaşmak için çok büyük bir dinamizme, genç bir nüfusa sahip olan bir ülkedir. Ama maalesef bizim bu parlak geleceğe ulaşmak için önümüzde çok zorlu bir dönem olduğunu ve bizim kuşağımızın bu dönemin bütün zorluklarıyla buluşmak durumunda kalacağını düşünüyorum.
AB’ye aşırı iştirak isteği ile eşit müzakere mümkün değil
  AKP iktidarı bizim başlattığımız reform sürecini devam ettirmekle doğru yapmıştır. Ama maalesef bunun karşılığında Avrupa Birliği ile pazarlıklarda büyük yanlışlıklar yapılmıştır.Bu da kısmen AKP’nin acemiliğinden kaynaklanmaktadır. Avrupa Birliğinin bugünkü hükümetin Avrupa Birliğine üyelik konusunda çok aşırı bir iştirak içinde olduğunu anlamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu şartlar altında eşit bir müzakere mümkün değildir. Bugün geldiğimiz noktada maalesef Avrupa Birliği ilişkilerimiz yanlış bir rayda ilerlemektedir. Bu ray üzerinde tam üyelik hedeflerine ulaşmak mümkün değildir.Yapılacak iş trenin doğru bir raya oturtulmasıdır. Önümüzdeki dönemde zannediyorum hükümette bu ihtiyacı hissedecektir. Birde yeni bir müzakere zemini yaratmaya çalışacaktır. Bende eğer mecliste olursam, bu konuda hükümete yardımcı olacağım.
Adil olmayan bir büyüme süreci
  AKP hükümeti bizim 2001 krizinden sonra başlattığımız ekonomik programı aynen devam ettirmiştir. IMF ile işbirliğini aynen devam ettirmiştir. Bu sayede de enflasyonda bir düşüş sağlanmıştır. Ekonomide bir büyüme sağlanmıştır. Ama bu politikanın vazgeçilmez ayaklarından birisi bu büyümenin, bu zenginleşmenin orta ve alt kesimlere de yansıtılmasıydı. AKP hükümetinin ciddi hiçbir adım atmadığını düşünüyorum.
Gezdiğim her yerde çok garip bir tablo ile karşılaşıyorum. Rakamlara göre ekonomi büyüyor ama, konuştuğum; esnaf, sanatkar, tüccar, çiftçi, işçi herkes hayatından şikayetçidir. Halbuki büyüyen bir ekonomide, gelişen bir ekonomide herkesin bundan pay alması gerekir. Zannediyorum ki Türkiye’de adil olmayan bir büyüme sürecini yaşıyoruz. Dar bir kitle bu büyümeden aslan payını alıyor. Çok geniş bir kitle bu büyümeden pay alamadığı gibi bazıları kriz döneminden daha kötü durumda olduklarını ifade ediyorlar. Bu anlaşılabilir bir şey değildir. Bu hükümete kendini bir şekilde belli edebilecek bir durumdur.
Türkiye’nin öncelikli sektörü tarım olmalıdır
  Türkiye’de şu anda tarımın sahipsiz olduğunu düşünüyorum.Türkiye’nin Avrupa Birliğine uyum sağlamasının yolu tarım sektörünün yeniden örgütlemesinden geçer. Bu eğer iyi yapılmazsa, hem Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliğini engeller, hem de Türkiye için altından kalkılamayacak   sosyal problemler yaratır. Esasen Türkiye’deki yaşadığımız sosyal sorunların büyük kısmı tarım nedeniyle yaşanan iç göçten kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de ileriye dönük iktidarların önemli sorumluluklarının birisinin Türk tarımının geleceğinin yeniden yapılandırmak olduğunu düşünüyorum. Biz Anavatan Partisi olarak ekonomiyi dışa yönlendirmekte çok büyük adım attık. İhracatta büyük bir atılım yarattık. Alt yapıda büyük bir atılım yarattık. Ama şimdi bana göre aynı atılımı, aynı değişimi tarımda gerçekleştirmenin zamanıdır.Türkiye’nin herhalde en öncelikli sektörü tarım olmalıdır.”          

AKP TBMM Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa: Türkiye’de siyasetin merkezine oturmuş bir partiyiz

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN 
  AKP TBMM Grrup Başkanvekili ve Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile TBMM Başkanlık makamında ; Türkiye’deki son siyasi yapılanmalar, AK Partinin seçim çalışmaları, milletvekilliği adayları seçimi, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Türk siyasetinin geleceği ve halk iradesinin önemi, ayrıca Ordu Milletvekili olarak da Ordu’ya yaptığı hizmetler konusunda bir röportaj yaptık.AK Parti TBMM Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa kişilik olarak partisinde ve toplumda; açık sözlü, kalbinden geldiği gibi konuşan, konuşmalarında samimi ve halka bütünleşen,  kendisine verilen görevi en iyi şekilde yapan, herkesin sevgi ve takdirini kazanmış, ülkesine hizmet etmeyi kendisine ilke edinen, seçim bölgesi ve memleketi Ordu’da halkın sevgisini kazanan, çizgisini muhafaza eden bir milletvekili olarak biliniyor. AKP TBMM Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa; Türkiye ve siyaset, seçim konulu yaptığımız röportajda şunları söyledi;
Erken seçim değil, öne alınmış bir seçimdir 
  “Türkiye’de 22 Temmuz 2007’de yapılacak seçim, erken seçim değil, öne alınmış bir seçimdir.Beşinci yasama yılı 1 Temmuz 2007’de bitiyor.Bundan sonra TBMM’nin tatil süreci başlıyor.Biz sadece tatil sürecini öne almak suretiyle seçimin 22 Temmuz 2007’de yapılması noktasında karar aldık. 22 Temmuz Genel Seçimlerinin ülkemize, milletimize, demokrasimize hayırlı olmasını öncelikle temenni ediyorum. Siyası partiler programlarıyla, hizmetleriyle¸ yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla kamuoyunun ve milletin terazisine çıkacaklardır. Milletimizde bütün siyasi partileri kendi hassas terazisinde tartmak suretiyle herkesle ilgili bir karar verecektir. Bu karara milli irade diyoruz. Hiçbir şekilde tartışmaya açılmayacak, saygı duyulacak bir karardır. Ben bu açıdan çok hayırlı bir netice olacağına inanıyorum. AK Parti Türkiye’de 4,5 yıldır iktidar sorumluluğunu yüklenmiş ve bu süre içerisinde de adeta Türkiye’de her şeyin bittiği, tükendiği, insanların gelecek adına bütün umutlarını tükettiği, hem içeride siyasi krizler, hem yönetim istikrarsızlığı, hem ekonomik krizler, dış dünyadaki kaybedilen itibar,komşuları- mızla olan ilişkilerimize hep baktığımız zaman AK Parti ile beraber adeta AK Parti Türkiye’nin yeniden yapılanma, değişim, dönüşüm ve demokratikleşme sürecinde bir milad olmuştur.Biz dolayısıyla milletimizin önüne 4,5 yıldır koyduğumuz hizmetlerin gururu ve heyecanıyla çıkacağız.
Milletimiz bizimle büyüdü, bizde milletimizle büyüdük
  Milletimize yaptıklarımızı anlatacağız.Gelecekte milletimiz ve ülkemiz için koymuş olduğumuz büyük hedefler, Türkiye’yi çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarmak, karnı tok sırtı pek, geleceğe güvenle bakan, bu ülkenin vatandaşı olmaktan onur ve gurur duyan,insanların yaşadığı bir ülke haline getirme noktasındaki gerek 2012, gerekse Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılına tekabül eden 2023 perspektifinde Türkiye projelerimizi insanımızla paylaşacağız. Biz zaten insanımızla anlaşma,uzlaşma noktasında bir sıkıntımız yok. Milletimiz bizi anladı, biz onları anlıyoruz. Kaderimizi milletimizin kaderiyle birleştirdik.Milletimiz bizimle büyüdü, bizde milletimizle büyüdük.Dolayısıyla biz seçimlerle ilgili böyle endişesi olan, acaba yeni payandalar, yeni ilave katkılar, destekler, yeni istekler bulmak suretiyle milletimizden daha çok oy alabilir miyiz? diye siyaseten şık olmayan argümanlara da başvurmadan AK parti olarak milletimizin önüne çıkmak istiyoruz.Parti olarak zaten adımız, şanımız bu noktadadır. Milletimizin bize dolan güven ve teveccühünü görüyoruz. Bu sadece AK Parti tabanında değil, Türkiye’deki farklı siyasi oluşumlar içerisinde yer almış, etnik kökeni farklı, inancı farklı, dünya görüşü farklı,coğrafyası farklı insanlarımızın da 4,5 yıl içerisinde yaptıklarımızı da gelecek adına teminat kabul ederek partimize büyük bir teveccüh göstereceği noktasında hiçbir endişemiz ve şüphemiz yoktur. Onun rahatlığıyla millete hizmet etmiş olmanın, milletle üzülmüş,milletle sevinmiş olmanın gönül rahatlığıyla milletimizin huzuruna çıkacağız.
AK Parti siyasetin merkezindedir
  Siyasi birleşmelere gelince bunların Türkiye’ye bir hizmet noktasında bir çalışma, gayret olduğunu paylaşmadığım gibi, bunu milletimizde biliyor.AK Parti Türkiye’de siyasetin merkezindedir.Türkiye’de merkezde bir boşluk yoktur. Milletimiz 3 Kasım seçimlerinde AK Partiyi merkeze oturtmuştur. Bu nedenle merkez konumunda vermiş olduğu güven ve destekle güvenini artırmış ve güçlendirmiştir.Türkiye’de AK Partinin dışında merkezi doldurabilecek ve kamuoyunda merkez adına destek alacak bir siyasi partinin olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
DYP VE ANAP reddi miras yaptı
  Siyasi birleşmeler Türkiye’ye hizmet noktasında heyecan nedeniyle değil, Türkiye’nin meselelerini sahiplenme, Türkiye’yi daha ileri seviyelere taşıma gibi bir heyecanla bu birleşmeler yapılmıyor. Öncelikle DYP ve ANAP’nin birlikteliğine baktığımız zaman, Demokrat Partisinin çatısı altında bir araya geleceklerini kamuoyuna paylaştılar.Yukarıda 50-100 kişinin bir araya gelerek, mutabakat metni imzalaması bunun toplumsal mutabakat anlamına gelmez. Geçmişteki örnekler ortadadır. Bunlar daha çok acaba TBMM’de daha fazla sandalye elde edebilir miyiz? daha fazla yandaşımıza milletvekili imkanı sağlayabilir miyiz? Gibi kaygılardan ortaya atılmış birleşmelerdir. Dolayısıyla geçmişteki uygulamalarla bunun pratiğinin olmadığını gördük.. DYP ve ANAP’nin Demokrat Parti misyonuyla bir araya geldiklerini söylemelerine rağmen, reddi miras yaparak, Demokrat Parti misyonunu ret ederek Demokrat Parti misyonu tesis edilmez. Doğruyol Partisinin Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ortaya koymuş olduğu tavır milletimizin bilgisindedir.
Milletimiz bunları cezalandırmış ve kendi yüreğinde mahkum etmiştir
  Bunu milletimiz tasvip etmemiştir. Bundan dolayı da milletimiz bunları cezalandırmış, kendi yüreğinde mahkum etmiştir.1960’yıllarda Menderes ve Bayar’a o günkü CHP’nin reva gördüğünü, o misyonun sahibi olduğunu söyleyen Doğruyol Partisi bugün AK Partiye reva görmüştür. Dolayısıyla böyle bir misyon ortada kalmamıştır.Temsil edecekleri sosyal bir kesimde ortada kalmamıştır. Anavatan Partisine gelince; ANAP’de 1989 yılında rahmetli Özal’ın Cumhurbaşkanı seçilirken şimdiki Baykal dahil tüm CHP yöneticilerinin içinde bulunduğu o günkü Sosyal Demokrat Halkçı Partinin Özal’a reva gördüğünü ANAP’de AK Partiye, Sayın Abdullah Gül’e  reva görmüştür. Böylece misyonu tamamen terk etmişler, halktan kopup, halka rağmen siyaset, halka rağmen halkçı, toplumda kabul görmeyen anlayış ve davranışları marjinal grupların peşine takılmak suretiyle temsil ettikleri misyonlardan uzaklaşmışlardır.
Siyaset yukarıdan aşağıyla değil, tabandan merkeze doğru şekilleniyor
  Yukarıda 50 kişinin bir araya geldiği mutabakat metninin imzalanmış olması o iki partinin tabanının, zaten olmaya bir tabanın güçlendiği, büyüdüğü manasına gelmez. Tecrübeler göstermiştir ki Türkiye’de siyaset yukarıdan aşağıya, merkezden tabana doğru değil, tabandan merkeze doğru şekilleniyor. Bir garnizon disiplini içerisinde ben bir parti kurdum. Millet sizde bizi anlayın, peşimize takılın diye siyasette genel geçer, neticesi olan bir kural değildir.Konjonktüre baktığımız zaman yaşanan olayların hepsi milletimizin gözü önünde olmuştur.Bu sürecin aktörlerini milletimiz çok iyi tanıyor. Bu süreçte milli iradeden yana tavır koyanların, demokrasiden yana tavır koyanları,  parlamenter iradeden yana tavır koyanları, millet egemenliğini bütün egemenliklerin üstünde tutanları milletimiz gördü. Buna güvenmeyenleri, millet egemenliğine güvenmeyenleri, demokrasiye inanamayanları, parlamenter iradeyi zaman zaman millete rağmen yok sayılabileceğini ortaya koyanları da millet gördü. Dolayısıyla bu seçim bir noktada  milleti sayıp seven, milletin vereceği karara saygı duyanlar ile, milletin doğru karar veremeyeceği, yanlış yapacağını, milletin bu konuda yeterli donanıma, birikime sahip olmadığını iddia edenler arasında bir seçim olacaktır. Kısaca egemenliğin millete ait olduğunu inananlar ile egemenliğin egemenlere ait olduğunu inananlar arasında bir seçim olacaktır.
Türkiye’de solun oyu % 25-30’u bulmuyor
  Türkiye’de sağ ve sol bağlamda seçmen dağılımına baktığımız zaman Türkiye’deki solun oyu % 25-30’u bulmuyor. Dolayısıyla bu oyların büyük bir kısmı CHP’nin bünyesindeydi. DSP son seçimlerde % 1 oranında oy aldı.Tabelası olan, tabanı olmayan bir partidir .Bu kadar kıyameti, bu kadar gerginliği,bu kadar husumeti %1 bile olmayan bir partiyi CHP’sine monte etmek için mi yaptılar? Bu nedenle bunların tabanda çok kabul göreceği kanaatinde değilim. Siyaseten baktığımız zaman bu birleşmelerin getirdiği sıkıntılarda vardır. Bir siyasi partide sorumluluk almış, o siyasi parti çatısında gelecek düşünenler, bu beklentilerin % 50’sini kaybetmişlerdir.
Partimizde yeni isimler,yeni vizyonlar olacaktır 
  Şimdi alkışladıklarına bakmayın listeler açıklandığı zaman, esas kıyamet o zaman kopacaktır. Çünkü insanlar beklentilerini kaybedeceklerdir, partilerinden dışlandıklarını, hiç tanımadıkları insanların kendi yerlerine oturduklarını gördüklerinde esas kıyamet o zaman kopacaktır.Ben siyaseten diğer partilerin ne yaptığını, nasıl bir araya gelip, gelemedikleri AK parti olarak bizi ilgilendirmiyor. Bizi o partiler ilgilendirmiyor. Kararı millet verecektir. Biz milletimize yapmak istediğimiz hizmetlerin milletimizle paylaşmanın heyecanını yaşıyoruz. Bu birleşmelerin ne manaya geldiğini millet nazarında hiçbir değer kaydetmediğini yakın gelecekte hep birlikte göreceğiz. AK Parti olarak biz merkez partisiyiz.Türkiye’de siyasetin merkezine oturmuş bir partiyiz. Bu millete verebileceği bir şeyi olan partimizde yeni isimler, yeni vizyonlar olacaktır.Bu hem AK Partiye güç katacak, milletimizde büyük bir sinerji oluşturacaktır.Genel Başkanımızın sorumluluk verdiği arkadaşlarımız farklı çevrelerden insanlarla temas halindeler.Bunlar Türkiye’nin tanıdığı ve itibar ettiği,  güvendiği, prim verdiği insanlardır.Bunlar siyaset farklı kulvarlarda olmuş olabilir.Dünya görüşleri farklı olabilir.Ama bizimle aynı heyecanı paylaşacağına inandığımız,Türkiye’nin demokratikleşme noktasında milli iradenin yegane egemen olduğunu kabulü noktasında zerre kadar bizden farklı düşünmeyen insanlar olabilir. Bunlar yakında kamuoyu ile paylaşılacaktır.Türkiye genelinde büyük bir sinerji oluşturacağına inanıyorum.
Siyasette müktesep hak yoktur
  Siyasette müktesep hak yoktur. Her birimizin ne olacağı çok önemli değildir. Siyaseti şahıslarımız için, şahsi ikballerimiz için yapıyorsak millete saygısızlık olur. Partimizin ve ülkemizin ne olacağı ön plandadır. Hiçbir arkadaşımız ben yoksam hiçbir şey yok mantığında değildir. Hiçbir kimse ben mantığından hareket etmiyor.Önemli olan Türkiye’nin kazanıyor olmasıdır.Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi sürecini hep birlikte izledik. TBMM Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu son kararla Cumhurbaşkanını seçemez hale getirilmiştir.TBMM bloke edilmiştir. Sistemin tıkandığı noktada yegane müracaat kaynağı halktır. Bizde bu nedenle iradenin gerçek sahibi olan milletimize bu işi götürürüz dedik. Anayasa değişikliğinin birinci turunu yaptık. Bunu Cumhurbaşkanımıza gönderdik.Bu nedenle bir yasal süre bekleniliyor.Büyük bir ihtimalle Cumhurbaşkanımız bunu imzalayabilir. Kendisinin de Cumhurbaşkanın 5+5 şeklinde halka tarafından seçilmesi noktasında görüşlerini biliyoruz. Bunu kamuoyu ile paylaştı.
Anayasa değişiklik paketimizi imzalayacağına inanıyorum
   Bu nedenle kısa zamanda Cumhurbaşkanımızın bu görüşlerini değiştirmesi mümkün değildir.Bu nedenle Anayasa değişiklik paketimizi imzalayacağına inanıyorum. Eğer geriye gönderirse Sayın Başbakanımızda bunu ifade etti.Biz bu paketi tekrar TBMM’de oylayıp, kabul etmek suretiyle tekrar köşke göndereceğiz..TBMM’nin Cumhurbaşkanlığı seçme iradesine karşı çıkanlar, halkın da Cumhurbaşkanlığı seçme iradesine de karşı çıkıyorlar. Dolayısıyla böyle bir çıkmaz demokratik olarak böyle bir kısır döngüyü anlamakta zorlanıyorum.
Parlamenter iradeye ve halk iradesine karşısınız. Siz bu ülkeden ne istiyorsunuz?  
  Parlamenter iradeye karşısınız. Halk iradesine karşısınız. Siz bu ülkeden ne istiyorsunuz? Eğer seçkinci elit dediğimiz kesim parlamenter ve millet iradesinden rahatsızsalar ve orada kendileri için bir şey bulamıyorlarsa, o zaman kalplerindekini, içinden geçirdiklerini açık yüreklilikle söylesinler.Biz parlamenter iradeye inanmıyoruz desinler. Biz seçkinci elit kesim ülkenin, milletin talepleriyle ilgili kararları biz veririz. Milletimize uygun olanı biz karar veririz. Millet bunu bilmez, anlamaz.Bu konuda yanlış yapar. En doğrusunu biz yaparız desinler. Bu erdemliliği ortaya koysunlar. Ancak bunu söyleyemiyorlar. İki camii arasında kalmış binamaz gibi ne yapacaklarını, ne söyleyeceklerini, milletle neyi paylaşacaklarını ortaya koyamıyorlar. Şaşkın ördek gibi ne yapacaklarını bilmiyorlar. Zannediyorlar ki millet olup, bitenlerden çok memnun. Antidemokratik karar almalarından, millet iradesini yok saymaktan millet memnun. Milletin sinesi ve sillesi de bizim içindir. Millet 22 Temmuz’da AK Partiyi sinesine basacak, bu süreç içerisinde millet iradesini ret edenler, parlamenter iradeyi bloke edenler, demokrasiden yana tavır koymayanları sillesiyle cezalandıracaktır. 22 Temmuz 2007’de gece 21’den itibaren herkes bunu görecektir.
Türkiye’de olduğu gibi Ordu’da büyük bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanmıştır
  AK parti ile beraber bütün Türkiye’de olduğu gibi Ordu’da da büyük bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanmıştır.Bunlar alt yapıdan ulaşıma, denizcilik sektöründen turizme, eğitimden sağlığa kadar ve sanayi yatırımlarına kadar, turizm yatırımlarına kadar ve özellikle köylerimize yönelik, Cumhuriyet tarihinin en büyük imar hareketi  ile Ordu’da 4-5 sene önceye kadar her şeyin bütün Türkiye’de olduğu çok değiştiğini rahatlıkla söyleyebilirim.Bu hizmetlerden faydalanan vatandaşlarımız zaten bunların şahididir. Bu hizmetlerin kamuoyu tarafından, Ordu’lu hemşerilerimiz tarafından ne kadar kabul gördüğünün ölçüsü de 22 Temmuz 2007 seçimleri olacaktır.Ordu’lu hemşehrilerimiz olup bitenlerin farkındadır. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde parti olarak bütün Türkiye’de olduğu gibi Ordu’lu hemşehrilerimizin huzuruna da hizmet etmiş olmanın haklı gururu ile ve mutluluğu ile gönül rahatlığı ile çıkacağız. Milletimiz zaten bunu biliyor.” (21 Mayıs 2007)
error: Content is protected !!