Pazartesi, Nisan 6, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 261

Yazar Aziz Şeker’in “Bir Anadolu Ozanı Yaşar Kemal” kitabı

0

Yazar: İlker ÇAKAN
  Amasya Üniversitesi Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü-Yazar Aziz Şeker “Bir Anadolu Ozanı Yaşar Kemal ” adlı yeni kitabı yayınlandı. Yazar Aziz Şeker; İstanbul-1976 doğumlu,  Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü çıkışlı (1999). Yüksek lisans derecesini Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim dalında “Yaşar Kemal’in Romanlarında Sosyal Konular” isimli teziyle aldı. Yayınlanmış kitapları ise şunlardır; 

  Anısı Beyaz (Şiir, 2002); Ne Gün Batsın Karanlıklar Çöksün Ne de (Deneme, 2003); Suya Düşen Yüzün (Şiir, 2003: SES 6. Kültür Sanat Yarışması Şiir Özendirme Ödülü); Anılar Suya Düşse (Öykü, 2004); Küreselleşen Dünya’da Geleceğin Sosyal Hizmeti (Ankara: SABEV: 2004); Sosyal Hizmetin Sefaleti (Ankara: SABEV: 2006); Sosyal Hizmette Paradigma Arayışları (Ankara: SABEV: 2006); Sosyal Hizmetin Hayaletleri-Başka Bir Sosyal Hizmet Mümkün (Ankara: SABEV: 2007); Sosyal Çalışma Mesleği (Ankara: SABEV: 2008); 101 Soruda Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler (Ankara: SABEV: 2009); Ayrılıklar Güzelse (Öykü, Ankara: SABEV: 2009); Topluma Hizmet Uygulamaları (Ankara: NOBEL: 2009) Küreselleşme ve Sosyal Devlet Yeni Bir Sosyal Politika Arayışı. (Söyleşiler, Ankara: SABEV: 2010); Sosyal Hizmetlerde Etik (Ankara: SABEV: 2011), Bir Anadolu Ozanı -Yaşar Kemal- (Ankara: eğitenkitap yay. 2011).

 
                                              
                                                        Yazar Aziz Şeker
 
  Yazar Aziz Şeker yeni yayınladığı “Bir Anadolu Ozanı Yaşar Kemal” adlı kitabı ile ilgili olarak  şunları söylüyor: “İnsanoğlu kendi gereksinimleri için, doğayla kurduğu ilk iletişim biçimlerinden biri olan sanata ve edebiyata daha insanlığın başından beri büyük bir önem vermiştir. Mağara duvarlarına çizilen resimlerle başlayan; insanın insanla, doğayla ve toplumla kurduğu özel bir iletişim biçimi olan sanat, insanın beğeni duygusunun sosyal yaşam dinamiği içerisinde başka görüntülerde gelişmesiyle birlikte biçim ve öz değiştirerek, yetkinleşerek, farklılaşarak; şiirden heykele, mimariden romana vb. sanat dallarını da inşa edecek şekilde gelişmesini insanlığın her döneminde sürdürmüştür. 
  Genelde sanat, özelde edebiyat olgusunun gelişmesinde de toplumsal koşullar önemli oranda belirleyici olmuştur. Ve hatta bu gelişime yön vermiştir diyebiliriz. Bu durum, edebiyat ile toplum arasında kurulabilecek bir ilişkinin gerekçelerini de aydınlatmaktadır. Öyle ki, bundan dolayı sanat ve toplum ilişkisini açıklamada pek çok sanat sosyologu farklı yaklaşımlar ileri sürmüşlerdir. 
  Bizim için en kapsayıcı yaklaşım biçimi olan ve aynı zamanda edebiyat olgusunu belirleyen; “sanatçı-toplum-eser-okur” diyalektik örüntüsüdür. Bunu gözardı etmeden üzerinde çalışacağımız edebiyatın roman türüyle ilgili olarak şunları söyleyebiliriz: Roman, insanın ve toplumsalın soyutlanmış ve imgelere-imajlara aktarılmış bir biçimi olmasının yanında toplumsal değişimleri yansıtan, çeşitli toplumsal konuları işleyen ve farklı sosyo-ekonomik durumları/psikososyal gerçeklikleri örgüsüne konu edinen bir edebiyat türüdür. Bu açılım doğrultusunda roman sanatının estetik kuruluşunda, insanın ve toplumun varlık nedenlerinin malzeme olarak kullanıldığı rahatlıkla ifade edilebilir. 
  Çalışmada Yaşar Kemal’in, toplumsal konuları eserlerinde işleyiş niteliği edebiyat sosyolojisi açısından incelenmiştir. Tek bir yazarın romanlarını, gelişim çizgisi boyunca ele almamızın nedeni, yazarın eserlerinin Türkiye’nin toplumsal yapısının gerçeklerini verişinin özgünlüğünün yanı sıra, eserlerinin ancak bir bütün halinde incelendiğinde edebiyat sosyolojisi yönünden daha doyurucu sonuçlara varılabileceği gerçeğidir. 
  Türkiye’de toplumsal yapı değişimlerinin yoğun yaşandığı dönemlerde Kemal tarafından yazılan eserler, okuyucuya edebiyat sosyolojisi bakımından hem geçmişin getirdiği doğrular hem de geleceğin ne gibi değişiklikleri yaşatabileceğine dair birçok veri de sunmaktadır.
Türkiye’nin toplumsal yapısı Osmanlı İmparatorluğu gibi geniş bir idari mekanizmanın çeşitli izlerini-değerlerini de taşımaktadır. Geleneksel-dinsel-sultan ağırlıklı bir yönetimle idare edilen bu yapı Birinci Paylaşım savaşıyla birlikte parçalara ayrılırken Anadolu’daki varlığını da Milli Mücadeleyle gelen “ideolojik ve siyasal ihtilal” sonucunda kurulan ulus eksenli bir Cumhuriyet idaresine bırakmıştır. Cumhuriyet bir yandan laik-demokratik temel üzerine inşa olurken bir yandan devlet yapısı otoriteyle gücünü göstermeyi sürdürmüş ve halkın devlet kurumuna bakış açısı bu anlamda kutsal devlet imajıyla çoğunluk özdeşleşmiştir. Askerlerin halkla birlikte özveriyle kurduğu Cumhuriyetin üzerinde askerin etkisi ise hep varola gelmiştir. 
  Yaşar Kemal’in romanlarının çözümlemelerine ilişkin yapılan birçok incelemede romanlarında; kutsal devlet aygıtlarını sorgulayan, gelişme dinamikleri içerisindeki Türkiye’nin toplumsal yapısının sosyo-ekonomik gerçekliğine, toplumsal yapı ve kültür kaynaklarına yönelik kimi argümanları yansıttıkları görülmüştür. 
  Çağdaş Dünya ve Türk Edebiyatında önemli bir yeri olan Yaşar Kemal’in toplumsal konulu eserleri içinde (hemen hemen bütün eserlerinde bu yön belirgindir) her ne kadar değişim içindeki Çukurova yöresi başat kılınmış olsa da; İstanbul’dan Sarıkamış’a oradan da mübadele yıllarına kadar: toplumsal-tarihsel hayatımızın birçok özelliğinin estetik bir örgü içinde sergilendiğine tanık olmaktayız. Ayrıca düşsel-gerçekçi, masal-efsane-destan motiflerinin roman örgülerinde ustalıkla kullanılmış olması da romancının doğu dünyasını yansıtış özelliğini belirginleştirmektedir. Bu ise bizi, mitolojik ve insancıl arayışların Yaşar Kemal’in romanlarında somutlandığı gerçeğine götürmektedir. 
  Çalışmanın amacı, sosyolojik açıdan bir öneme ve işleve sahip olan toplumsal konuların Yaşar Kemal’in romanlarında, roman kurucu öğesi olarak kullanılışının edebiyat sosyolojisi bağlamında kritiğini yapmaktır. Daha açık bir ifadeyle değişmekte olan sancılı bir toplumsal yapıda değişmenin yüzünün hissedildiği; devletin, ailenin, kültürün, kültürel değişmenin, toplumsal tabakaların, kültürel yaşam unsurlarının, folklor değerlerinin, tarihin bir döneminde yaşanan eşkıyalığın, göçün, eşitlik ve özgürlük sorunsalının, kan davasının, köy ve köylü gerçeğinin, kent ve kentsel değişmenin, nüfus mübadelesinin, eğitimin, değişen çevrenin ve roman dış kurucu unsur olarak doğa betimlemelerinin yazarın romanlarında nasıl ele alındığına edebiyat sosyolojisinin olanakları açısından bakmaya çalışmaktır.
  Diyebiliriz ki, Yaşar Kemal Türk romanını dünyaya açmış bir sanatçı olarak Lukacs’ın dediği gibi “gerçekten büyük romancılar (…) daima Homeros’un öz oğullarıdırlar,” düşüncesini hak eden bir yazar olarak belirmektedir. Yaşar Kemal bir büyük romancı olmanın yanında bu değeri hak etmiş aydın sorumluluğuna sahip biri olarak edebiyat tarihinde yerini alırken Anadolu coğrafyasında yaşayan kültürlerin insanlığını yazmıştır. 
  Yaşar Kemal insanlığa, barışa, insanlık değerlerine, sevgiye, saflığa, güzelliğe, doğaya, halk gücüne, kardeşliğe inanmış, işkenceye karşı, anti demokratik uygulamalara karşı duran erdemli bir yazardır. İnsanların dünya üzerinde birbirlerine yaptıkları kötülükleri gördükçe bazen şunu da düşünmüyor değildir: “Bu dünya sevgisiz bir dünya. Dünyayı sevmeyenlerin, ağaçları, kuşları, ak bulutları, mavi göğü, akarsuları, topal karıncayı, hasta kurbağayı sevmeyenlerin dünyası. İnsanoğlunu sevmeyenlerin dünyası.  İnsanın yozlaşma belirtisi, insanın sevgisizliğiyle başlar. İnsanlar çok uzun zamandan bu yana sevgiyi unutmuşlar. Acılı. Güzelliği, dostluğu unutmuşlar. Dehşet bir özlem içinde insanoğlu. İnsanoğlu sevgi dolu bir yaratıktır.” 
  Adnan Binyazar;  “Sanatçının, özellikle yazarın görevi, insanın yüze çıkmamış, bastırılmış duygularını, üstü küllenemez gerçeklerini, özlemlerini yansıtmaktır. Bunu, nice zorluklara katlanarak, insan adına, insanlık adına sorumluluk yüklenerek yerine getirir. Yaşar Kemal’in, insanın bireysel kişiliğini öne çıkaran, evrensel insanlık sorunlarını irdeleyen romanları böyle bir sorumluluğun ürünüdür…” 
  Prof. Dr. Ali Erkul: “Yaşar Kemal Türkiye ve dünya roman haritasında önemli bir yere sahiptir. Yazarın Türkiye toplumsal koşullarının ve toplumsal değişmesinin konu olarak işlendiği eserleri değişen bir toplumu anlamamızda birçok veriyi sunmaktadır. Aziz Şeker’in bu çalışması Yaşar Kemal’i bir bütünsellikte işlediği gibi Türkiye toplumsal yapısının Cumhuriyet ile birlikte ‘değişimini’ farklı yönlerden değerlendirmemizi kolaylaştırmaktadır. Edebiyat sosyoloji bağlamında ilgiyle okunacak olan bu yapıt, Yaşar Kemal’in edebiyatını inceleyecek olanlar için de önemli bir boşluğu dolduracaktır.”

Almanya’da yabancı, Türkiye’de Almancı…

0

  Almanya’da yaşayan Türkler, 1960 yılı ve sonrasında iş bulmak amacıyla Almanya’da gurbetçi, Türkiye’de Almancı adı ile anılmaya başlamışlardır. 3. nesili bulan sayıları katlanarak artış göstermektedir. Buradaki Türkler Heterojen bir gurup halinde yaşamlarını sürdürmektedir. Gözlemlerim doğrultusunda burada sadece Türkiye’den gelen Türkler değil, Kıbrıs, Suriye ve Balkan Ülkelerinden gelen, bu ülkelerin vatandaşlığında olan Türk kökenli insanlarında yaşadığıdır. Buradaki Türkler adeta kimlik sorunu halinde kaybolup gitmişler, disipline edilmiş yaşamın kuralları içinde kaybolmuşlar. Almanya da her şey resmiyete dayalı olarak, yazışmalarla yapılmaktadır. Örneğin, siz bir anne ya da baba olarak, çocuğunuzun öğretmeni ile randevusuz (Termin almadan) kesinlikle görüşemezsiniz. Öğretmenin çocuğunuz ile size göndereceği, yazılı görüşme mektubu (Termin mektubu) olmadan, öyle elinizi kolunuzu sallaya sallaya okula gidip öğretmenle görüşme şansınız yok ne yazık ki… Bu sadece küçük bir örnek. Burada tüm yasal işlemler çok ağır işlediği gibi, her şey polisle başlayıp, polisle bitmektedir. Polis demek kanun demektir. Polisin ağzından çıkan en küçük söz sizin yaşamınızı kararta da bilir, sizin yaşamınızda iyi bir dönüm noktası da olabilir. Öyle Türkiye de ki polislerimiz gibi yetkisiz değiller. Almanya da tüm yasal haklarınızı Polis belirliyor.

  1974 senesinde Almanya’nın petrol krizinden sonra getirilen göçmen yasağından sonra, Türk vatandaşları evlenme, aile birleşimi, kaçak veya irticai sebeplerle bir yollarını bulup geldikleri Almanya da, zamanında çok sıkıntılar çektiklerini konuşmalarının başlarında duymanız çok mümkündür.  Alman devleti bunu takip eden senelerde, yeniden düzenlenen irtica, göçmen ve vatandaşlık yasaları ile bu akımı engellemek için yasal baraj koymaya çalışmış olsa da, Türkler her zaman bir yolunu bularak bir kurtuluş olarak geldikleri Almanya’ya yerleşmeyi başarmışlardır.  İrtica etmek isteyenlerin baş listesini bugüne kadar Türk vatandaşları çekmektedir. İrtica ederek gelen Türkler çoğunlukta Menheim eyaletinde yaşamaktadırlar.

  Almanya da yaşayan  göçmenler ne kendilerini tam bir Alman gibi görebiliyorlar, ne de onların yaşam tarzı ile rahat hissediyorlar. Burada adım başı bir Türk görmeniz, yada alış veriş yaptığınız büyük bir mağazada bir Türk’e rastlamanız mümkün. Sizinle küçük bir anımı paylaşmak istiyorum; Aschaffenburg Bavyera Eyaletinde alış veriş yapmak üzere girdiğim bir mağazanın kasasındaki genç bir kızcağız dikkatimi çekti. Önümdeki uzun kuyruğun bitip, sıranın bana gelmesini bekliyordum. Ancak bu zaman zarfında kızı iyice gözlemleme  fırsatım oldu. Bu kızcağız hakkındaki ilk kanaatim, bu bir Türk dedim kendi kendime. O kadar düzgün Almanca konuşmasına rağmen onun Türk olduğunu anlamıştım.

  Kulağındaki ard arda dizili halkalardan oluşmuş, sayısını benim bile saymakta güçlük çektiğim küpeler yığını, burnunda, her iki kaşında ve alt dudağında takılı olan piercing   küpeler, yaşına uymayan aşırı ağır bir makyaj ve tırnağının uzunluğundan ve kesiminden vazgeçtim, siyah renk sürdüğü ojeler o kadar iticiydi ki, neredeyse aldığım ürünleri bir an bırakıp çıkasım geldi mağazadan.  Nihayet sıra bana gelmişti, bu genç hanım kasadan aldığım ürünleri okuturken, ben daha fazla dayanamayıp bu kızcağıza soruverdim, Türk’müsün? Aldığım yanıt beni hiç de şaşırtmamıştı. Kocaman bir EVET ve Türk’üm sözleri. Burada anlatmak istediğim; Almanya da yaşayan bazı Türkler kendini o kadar kaptırmış ki yaşamın rahatlığına ve günü birlik yaşamalara. Maalesef özlerini unutmuşlar.  Bir Türk olduklarını, Türk gibi yaşaması gerektiğini unutmuşlar. Bazı ailelerde Alman kültürüne yenik düşerek, çocuklarını bu kültürün içinde kaybetmişler.

  Yine küçük bir anektod aktarmak istiyorum sizlere; değerli bir arkadaşımın vesilesi ile tanıştığım bir Türk hanımefendi; o zamanlar benim Türkiye’den henüz yeni geldiğimi öğrenince sanki vatan toprağını kucaklar gibi  kucaklayıp sarıldı bana. Mesela Türkiye’den

özledikleri çok ilginç şeyler var. Konuşmalarımızda sıcacık bir İstanbul simidine, kuruyemişçiden alınan sıcacık çereze, Türk suyuyla yapılmış çaya özlemlerini dile getirdi ağlayarak. En büyük özlemlerinden birisinin de çay bahçesinde oturmak olduğunu söyledi. Örneğin dil kullanımları ile ilgili ilginç gözlemlerim oldu. Aileler kendi anne-babaları ve arkadaşları ile Türkçe konuşmayı tercih ediyorlar ama çocukları ile Almanca konuşmaya çalışıyorlar. Bunun da en önemli sebebi çocukların okulda diğer çocuklardan geri kalmaması isteği. Bir diğer ilginç gözlemim ise medya tüketimlerine yönelik oldu. Reklam çok fazla izlemediklerini söyleyen tüketiciler, Türk kanallarındaki dizileri kaçırmıyorlar ama haberleri Alman kanallarından takip ediyorlar. Bir şekilde hayal dünyaları Türk kanalları ama gerçek dünyaları Alman kanallarında…

  Aile ilişkilerinde erkeğin egemenliği yok sayılıp, tamamen kadının sözü hakimdir aileye. Eğer kadın kocasını evde görmek istemezse, yada en  küçük bir tartışmalarında kocasını polise şikayet ederek evden attırabiliyor. Ta ki; kadının “Ben kocamı affettim, eve yeniden dönebilir” diye yazılı dilekçe verene kadar. Aksi halde beyefendi, kesinlikle evin  belli mesafedeki yakınına dahi yaklaşamıyor, şikayet olduğu takdirde sonuçta cezaevine girmek var. 

  Son olarak; Almanya’da ki gurbetçileri  tatillerde memleketine, ailelerini  son model arabaları ile ziyaret eden, insanlara rastlamışsınızdır. Aslında Almanya anlatıldığı gibi yaşanılası bir ülke değildir. Yine anlatıldığı gibi kolay is ve çok para kazanılan bir ülkede değildir. Almanya yoğun bir  çalışma ve monoton temposuyla meşhur bir ülkedir. Kısaca bizim vatanımızda bu şekilde çalışarak aynı emek verilseydi inanın yine istenilen yaşam standartlarına kavuşabilirlerdi. Almanya da yaşayan Türklerimizin şikâyetçi oldukları konu hep aynı; bizler Almanya’da yabancı, Türkiye’de Almancıyız…

Halkla ilişkilerde örnek alınacak bir yönetici portresi

0

  Tokat iline bağlı Niksar ilçesi tarihi ve tabii güzellikleriyle ve sıcak kanlı insanlarıyla güzel ilçelerimizden birisidir. Böyle bir ilçeye de sosyal aktivitesi yüksek olan ve halkla iyi bir iletişim kuran Kaymakam Uğur Turan yakışır. Gazetecilik mesleğim gereği Türkiye’nin değişik yerlerine gidiyorum. Oraların güzelliklerinden, ülkemiz ve milletimiz adına yapılan güzel çalışmalardan konu ediyorum. Ülkesi için çalışan belediye başkanı, kaymakam, vali gördüğüm zaman onların çalışmalarını kamuoyuna yansıtmak bana ayrı bir mutluluk ve sevinç veriyor. Onların çalışmalarıyla gurur duyuyorum. Çünkü yapılan çalışmalar vatanım ve milletim içindir.

  Niksar’da kaldığım süre içinde Niksar’ı ve Niksar’ın güzelliklerini, Niksar Kaymakamı Uğur Turan’ın olumlu ve örnek alınacak çalışmalarını gördüm. Şimdiye kadar birçok kaymakam ve vali ile röportaj yaptım. Ama kaymakam Uğur Turan ile yaptığım röportajım bir başka idi. Yöneticilere mesaj yüklü bir röportaj oldu. Kaymakam Uğur Turan görevine son derece bağlı, ülkeye hizmet aşığı, görev yaparken her konuya hakim, her mekana uygun konuşan, devletimizi en iyi temsil etmek için üstün gayret gösteren bir devlet adamı vasfına sahiptir. Konuşmamız sırasında kaymakam ve yönetici olarak neler yapılması gerektiği üzerinde önemle durdu ve görevlerini yaparken çok dikkat etmelerinin gerekliliğini vurguladı. 

  Niksar Kaymakamı Uğur Turan’ın her yöneticinin örnek alması gereken, mesajlarla dolu sözlerini sizlerle paylaşmak istiyorum;

  “Kaymakam olarak görevimiz kutsaldır. Ben bundan onur duyuyorum. Allah’a dua ediyorum. Beni ve bizleri mahcup etmesin. Biz halkımızın içindeyiz. Halkımızla sadece makamda karşılaşmıyoruz, evlerine de gidip konuk oluyoruz. Allah gurur ve kibir sahibi kimseyi etmesin. Hakkımızı helal ettirmemiz lazımdır. Bu nedenle halkımızı ve milletimizi çok seveceğiz. Sevmeden hiçbir görev yapılmaz, olmaz. Halkımızın dertlerini dinleyeceğiz. Onları sıkıntılarını dinlerken tebessümü yüzümüzden eksik etmeyeceğiz. Halkımızı dinleyin, sabır gösterin, ön yargılı olmayın. Halkımızın ayağına gidin, dertlerini dinleyin ve çözüm odaklı çalışın.

  Sevgili vatandaşlarımızı Allah rızası için seveceğiz ve onlara güzel hizmetler edeceğiz. İşlerime halkımızın destekleri ve duaları ile devam ediyorum. Bizler vatandaşımızın hizmetkârıyız. Hasta gittiği zaman önce ilgi ve alaka görmek ister. İnsanın nefsi güzel şeyler duymak istiyor. Büyüklerimden öğrendiğim şey şudur; “büyüklerinizi, ülkenizi, milletinizi seviniz. Vatandaş merkezli kamu yönetimi çok önemlidir. Vatandaşlarımızı kucaklamaktan ve onların sorunlarıyla uğraşmaktan mutlu oluyorum. Akşam evime gittiğimde beni mutlu eden yegane şey; “Yapılan binalar değil, binalar yapılır ama, yapılan binaları onarmak önemli değil, kalpleri onarmak, kalpleri güzelleştirmek, ferahlaştırmak gerekir. Adaçayı kalplere ferahlık verir. Bu konuda adaçayı gibi olmak lazımdır.”

  İnsanlar devlet dairesine rahatlıkla girebilir miyim? Beni kabul eder mi? diye düşünüyor. Bana yakın ilgi gösterir mi? Sonucundan da bana bilgi verir mi? Diye düşünüyor. Ben arkadaşlarıma diyorum ki işin sonucundan vatandaşıma bilgi verin. Çalışmada takım ruhu oluşturmak çok önemlidir. Bunu yapmaya gayret ediyoruz. Yüce dinimiz de halden anlayan, vefalı, sevgi dolu insan olun diyor.

  Mevlana’nın sözlerini arkadaşlarımla paylaşayım diye bununla ilgili kitabı yanımdan ayırmıyorum. Mevlana şöyle diyor; “Sevgide güneş gibi ol, dostlukta, kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol; ya olduğun gibi görün ol, ya göründüğün gibi ol.”

  Bu nedenle idareci; affedici, sevgi dolu, dirayetli, baba olacak, içten olacak, ölçüleri güzel olacak, Allah’tan korkacak samimi, ölünceye kadar samimi olacak, herkesi sevecektir, çok çalışacaktır. Bana kötü alışkanlıkları söylenen insanlarla ilgileniyorum. O insanlarla ilgilenildiğinde, o insanlar değişiyor. Belki bugünden yarına düzelmez, sabretmek gerekir.”

  İşte size halkla ilişkilerde örnek alınacak bir yönetici örneği.

Karabük Valisi İzzettin Küçük: “Karabük, Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden birisi olacaktır”

0

Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN

  Karabük, Batı Karadeniz Bölgesinin en önemli sanayi kentlerinden birisidir. Ülkemizin demir-çelik ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan Kardemir Fabrikası Karabük’tedir. Bu fabrikadan başka il merkezinde birçok demir-çelik haddehanesi vardır. Diğer taraftan da dünya miras kenti Safranbolu, Karabük iline bağlı bir ilçedir. Bu nedenle Karabük, tarihi miras kenti Safranbolu ismi ile turizm yönünden ön plana çıkmaktadır. Bu yönleriyle dikkate aldığımızda stratejik bir yerde olan Karabük, turizm ve sanayi yönünden ülkemizin en önemli şehirlerinden birisidir.
 
                                 
                                                                Karabük
 

  Karabük Valisi İzzettin Küçük; devlet yönetiminde engin tecrübeleri olan, çalışkan, samimi, içten davranış ve söylemleri ile devlet adamı duruşu sergileyen,  Karabük’ün ekonomik ve turizm yönünden kalkınması için yaptığı çalışmalar ve özellikle dünya miras kenti Safranbolu’nun tanıtımı için yaptığı çalışmalar ile halkın takdirini ve sevgisini kazanmıştır. Gelecekte Batı Karadeniz Bölgesinde en önemli turizm merkezlerinden birisi olacak olan marka kent Safranbolu’nun turizm dünyasında marka olma yolundaki çalışmaları hızlandırmak amacıyla yurtiçi ve yurt dışında büyük bir tanıtım atağı başlatan, Karabük Valisi İzzettin Küçük, “Karabük ” konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;

Safranbolu farklı bir şehirdir

  “Safranbolu tarihi miras şehirlerimizden bir tanesidir. Diğer tarihi kentlerden farklı olarak UNESCO’nun koruması altında olan tek şehirdir. Türkiye’de pek çok tarihi mekan ve eser vardır. Bunlar şehirler içerisinde inci tanesi gibi serpilmiş vaziyettedir. Kimisi birkaç, kimisi bölgesel mahalle bazındadır. Safranbolu’da bir şehrin tamamı koruma altındadır. Safranbolu bu anlamda farklı bir şehirdir. Safranbolu doğal güzellikleriyle de pek çok yerde bulunmayacak kanyonları, mağaraları, yürüyüş parkurları, ormanları ve yaylaları ile emsalsiz güzelliklere sahiptir. Biz bu ki özelliği birleştirerek bir sinerji yaratmak istedik ve bu anlamda çalışmalara başladık.

 
                                
                                                    Safranbolu tarihi evleri
 
Ulus ve uluslararası tanıtım için büyük bir fon oluşturduk

  Türkiye’de gezilebilir iki kanyondan birisi Antalya’da diğeri ise Safranbolu’dadır. Bu kanyonun ihalesi yapıldı, inşaatı devam ediyor. Safranbolu’da bulunan Tokatlı kanyonunu 17 Nisan’da açıyoruz. Bu kanyonun içerisine, derinliklerine 60 yaşındaki bir hanımefendi dahi kanyonun içine ve derinliklerine girebilecek, gezebilecektir. O anlamda 1-2 ay mağaramızı ziyarete açıyoruz. Böylece pek çok tesisi bu anlamda hizmete açıyoruz. Ulus ve uluslararası tanıtım için büyük bir fon oluşturduk. İngilizce, Çince, Japonca, Twaince, Fransızca olmak üzere yayın çalışması yapılıyor. Bu çalışmalarda 1-2 ay içerisinde bütün ülkemize yayılacaktır. Bunun dışında internet üzerinde çok yoğun bir program hazırlığı içerisindeyiz. Bu tanıtma çalışmalarımızın sonucunda yaklaşık 5 milyon kişiye internetten ulaşacağız.

 
                                          
                                                Karabük Valisi İzzettin Küçük
 
Eflani’deki göletlerde bir çalışma yapıyoruz

  Karabük’ü sadece Safranbolu güzellikleriyle yeterli görmüyoruz. Bunun dışında Eskipazar ilçemizde Hadrianapolis muhteşem bir Roma tesisidir. Burayı da iki ay içerisinde ziyarete açacağız. Yenice’de bulunan Şeker kanyonu Türkiye’de emsali olmayan doğal güzelliklere sahip bir alandır. Endemik olan bitkilerin toplu halde bulunduğu yerdir. Burası yürüyüş ve trekking yolu olarak hizmete açılacaktır. O anlamda Karabük ilçeleriyle beraber bir sene içerisinde Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden birisi olacaktır.Eflani’deki göletlerde bir çalışma yapıyoruz. Burası çok özel güzelliklere sahiptir. Bu güzellikleri siz işlemezseniz, halka açamazsanız tabii güzellik olarak kalıyor. Eflani çevresindeki göletlerde şu anda kamelya, balık tutma barınakları, lokanta çalışmaları başlamış vaziyette ve iki ay içerisinde bitecektir. 

 
                                      
                                       Karabük Valisi İzzettin Küçük gazilerle
                                       Çanakkale fotoğraf sergisini incelerken
 
Türkiye’nin 9 sıcak noktasından birisi seçildi

  Bunun manası şudur; Eflani’ye giden insanlar orada adeta bir boğaz havası içerisinde, deniz havası içerisinde bu göletlerin kenarlarında çok hoşça vakit geçirecek imkanlara sahip olacaklardır. Yenice ormanlarında bulunan tesisler elbette şu an yeterli değildir. Orada Şeker Kanyonu çevresinde çalışma yapıyoruz. Oraya giden insanlar tabiatın muhteşem atmosferi içerisinde gezebilecekler ve akşamda kalabileceklerdir. Orman Bakanlığı tarafından Yenice ormanları Türkiye’nin 9 sıcak noktasından birisi seçildi. Dokuz sıcak denilen şudur; Orada bulunan ağaçların türleri içerisinde yaşayan hayvanlar, Türkiye’nin çeşitliliği bakımından Türkiye’nin en bakir ve en zengin yeri demektir.Burası doğa turizmini sevenler için en cazip yerlerden birisi olacaktır.

Safranbolu’yu sadece gezi güzergahı olarak düşünmüyoruz
  Safranbolu’ya gelen turistler için süreyi uzatmak için Safranbolu’yu sadece gezi güzergahı olarak düşünmüyoruz. Bu nedenle kanyonu ve mağarayı açacağız. Bazı yerlerde tabiat gezi güzergahları belirliyoruz. Buralara tesisler yapıyoruz. En önemlisi zaten budur. Sadece şurayı açtım demek değildir. Orayı; alt yapısı ve tesisi, kafesi ve dinlenme yeri ile açmak lazımdır. Bu anlamda bunlar 16 Nisan’dan Temmuz ayının sonuna kadar peyderpey hizmete girecektir. Burada bu anlamda 1-2 gün değil de 3-4 gün kalmak icabet edecektir. Gelen kişiler için bir zorunluluk olacaktır. Süre böylece bir bütün olarak uzatılmış olacaktır.
                                         
                                           
                                      Karabük Valisi İzzettin Küçük’ten çocuk sevgisi 
 
Okul ihtiyacımız yoktur

  Karabük,  OKS’lerde Türkiye üçüncüsü, üniversitelerarası sınavda Türkiye onüçüncüsüyüz. Bu rakamı yukarı çekmek için şu anda sınıflarımızda, okullarımızda teknolojik alt yapı yatırımlarımızı hızlandırıyoruz. Sınıflarımızda öğrenci sayısı 22-23’dür. Okul ihtiyacımız yoktur. Sadece bu seviyeyi yukarı çekebilmek için teknolojiye yatırım yapıyoruz. Akıllı tahtalar, görsel eğitim sistemi olmak üzere bütün okulu eğitim alanı olarak, sadece sınıfların değil, sıralarında bir eğitim alanı olarak kullanılmasına yönelik çalışma içindeyiz. Biz bunları yaptığımız zaman tahmin ediyorum Türkiye üçüncülüğünden ikinciliğe ve hata birinciliğe çıkmamamıza hiçbir neden yoktur.

 
                                        
                                    Karabük Valisi İzzettin Küçük gençlerle birlikte
 
2015 yılında 32.000 öğrenci olacaktır

  2007 yılında kurulan Karabük Üniversitesi emsallerine göre kat ve kat hızlı büyüdü. Şu an 12.500 öğrencisi var ve 2015 yılında 32.000 öğrenci olacaktır. Bu muazzam bir rakamdır.108.000 nüfuslu bir şehre göre bu olağanüstü bir rakamdır. Bunun anlamı şudur, Burası bir eğitim yuvası haline gelecektir. Şu anda eğitimle ilgili pek çok tesis yapılıyor. İlin ekonomik ve ticaret hayatına da katkı sağlıyor. Yurtlar yapılıyor. Çünkü bu kadar öğrencinin kalacağı, eğleneceği, yemek yiyeceği yerlere ihtiyaç vardır. Kamuda biz bunu özel sektöre yaptırıyoruz. Çünkü özel sektör bu işin altından daha iyi çıkar. Biz devlet olarak yurt yapımına da el atıyoruz ama sonuçta bu il zenginleşmelidir. Bizim amacımız bu ilin insanlarının para kazanmasıdır. Şu anda büyük hareketliliği zaten görüyorsunuz. Yurt yapım faaliyetleri var, tabii önümüzdeki yılda bu daha da hızlanacaktır. 

 
                                
                                              Karabük Valisi İzzettin Küçük
                                     tarihi mekanlarda inceleme yaparken
 
Karabük’te 300 yataklı büyük bir dev hastane yapılıyor

   Karabük’te 300 yataklı büyük bir dev hastane yapılıyor. Bu hastane Tıp Fakültesiyle birlikte ortak kullanılacaktır. Nisan ortalarında veya sonlarında Karabük Devlet hastanesinin ek binalarını hizmet açacağız. Ayrıca Safran Grubunun yol üzerinde yaptırdığı 100 yatak kapasiteli muhteşem ve modern bir hastane Haziran ayı içinde hizmete girdiğinde, Karabük sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamayacak, bütün Batı ve Orta Karadeniz Bölgesinin sağlık hizmetlerine muhatap olabilecek ve cevap verecek bir mahiyete kavuşacaktır. Sağlık alanında da Karabük, bu bölgedeki diğer illere göre çok iddialıdır.
 
                                  
                                Karabük Valisi İzzettin Küçük vatandaş ziyaretinde
 

KARDEMİR uluslararası rekabeti kaldırabilecek bir güce kavuştu

  KARDEMİR  özelleştirildikten sonra büyük bir atak yaptı. Yaklaşık 850 milyon dolarlık bir yatırımdır. Bunlar peyderpey devreye giriyor. Birinci ve dördüncü fırın hizmete girdi. Bundan üç ay önce 1.150 kişi işe aldı. KARDEMİR ulusla arası rekabeti kaldırabilecek bir güce kavuştu. Türkiye’nin tek demiryolu rayı üreten fabrikasıdır. 75 m. boyunda demiryolu rayı üretilmektedir. Sadece Türkiye’de değil Balkanlarda ve Ortadoğu’da burası bu üretimi yapan tek fabrikadır. Şu anda İran’la anlaşma imzalandı ve 120 milyon Euro’luk bir ihracat yapıyor. Suriye ve Mısır’la da görüşmeler yapılıyor. KARDEMİR bundan önceki 1970’li yıllardaki şaşalı günlerinin çok üstünde bir performans sergilemeye başladı.

KARES adında 56.000 metrekare alanı kaplayan alışveriş merkezi

  Karabük’te büyük işletmeler kuruluyor. Bundan bir hafta önce 60 milyon Euro’luk Marsık Çinko Üretim Fabrikasının temeli atıldı. Bu fabrika bir yıl içinde devreye girecek ve 300 kişi istihdam edecektir. KARES adında 56.000 metrekare alanı kaplayan alışveriş merkezi peyderpey açılmaya başlandı. Burası da 3-4 içinde 1.100 kişiyi işe alacaktır. Hastanemizde 380 kişiyi işe alacaktır. Bu rakamları üst üste koyduğunuzda bu işsizlik sorunu çok alt düzeylere gelecektir.

 
                                         
                                   Karabük Valisi İzzettin Küçük çalışanlarla birlikte
 
Mülki idare amirinin vazifesi yaşadığı yerdeki insanların yüzüne

gülücükler kondurabilme gücüyle orantılıdır.

  Karabük yelkenlerini şişirmiş gemi gibi artık, büyük denizlerde yol alabilecek mahiyettedir. Sadece Türkiye’de değil uluslararası alanda da sahip olduğu; güçle, birikimle, teknolojiyle rekabet edebilecek bir güce kavuşmuştur. İyi bir yönetici yaşadığı yerde insanların yüzünün biraz daha gülmesi için çalışmalıdır. Birinci ölçü budur. İnsanların yüzünü ne kadar çok güldürürse ölçü budur. Diğer bütün ölçüler, bütün gayretler, yollar, binalar, personel istihdamının tek bir amacı vardır. Orada yaşayan insanların daha mutlu daha rahat, daha müreffeh yapmaktır. Kısaca mülki idare amirinin vazifesi yaşadığı yerdeki insanların yüzüne gülücükler kondurabilme gücüyle orantılıdır.

 

                                           
                                              Karabük Valisi İzzettin Küçük’e
                                                        vatandaş sevgisi
 
 
                                           T.C. KARABÜK VALİLİĞİ WEB SİTESİ
                                      http://www.karabuk.gov.tr/haber/default.asp
                                  
                      Karabük, Türkiyenin önemli turizm merkezlerinden birisi olacaktır   
 
    Sayın Valimiz İzzettin KÜÇÜK’ün Sonsöz Gazetesi Köşe Yazarı ve aynı zamanda www.habergünebakis.com editörü İlker ÇAKAN’a vermiş olduğu röportaj’ın devamını okumak için lütfen tıklayın.   
  
                                 http://www.karabuk.gov.tr/haber/haberdetay.asp?ID=655

TRT Türk Halk Müziği Sanatçısı Tuğrul Şan: “Halk kendinden olan sanatçıyı seviyor”

0

Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN

  Türk Radyo ve Televizyonlarının yıllarca unutulmayan ve Türk Halk Müziğinin ekol sesi TRT Sanatçısı Tuğrul Şan, “Tuğrul Şan ve Türk Halk Müziği” konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;

Bir türkü okudum ve ondan başka da bir şey sormadılar

  “Ordu merkez Kayadibi Köyü doğumluyum(1948). İlkokulu köyde bitirdim ve daha sonra Ordu’ya geldim. İlköğretimimi 19 Eylül ve Güzel Ordu ilkokulunda tamamladım. Sonra ortaokula geçtim ve merkez ortaokulundan mezun oldum. Öğretmen okulu imtihanına girdim ve bir türkü okudum ve ondan başka da bir şey sormadılar. Böylece imtihanı kazanmıştım. 1663-1964 yıllarında Perşembe Öğretmen Okulunda okudum.1966-1967 yıllarında sanatla iç içe olduğum için müziğin merkezi İstanbul olduğu için orada olmayı çok istedim. Orada hem okurum, hem de sanatla uğraşırım diye İstanbul’a gitmiştim.

Halk müziği yarışmalarına girdim ve derecede aldım

  Ama okula almadılar ve bir sene boş gezdik. Halk müziği yarışmalarına girdim ve derecede aldım. Bu yarışmalarda Türkiye üçüncüsü olmuştum. Ondan sonra geri dönüp, Perşembe Öğretmen Okulundan sonra Giresun Öğretmen Okuluna devam ettim. Her sene ikmale kalırdım ve o sene doğrudan geçtim. TRT1’in 1970 yılında açmış olduğu sınavda Trabzon’da imtihana girdim ve bu sınavı kazandım. Ankara’da bir ay yoğun bir nota çalışması gördük. Bir ayın sonunda tekrar imtihana girdim. Daha sonra bir ayın sonundaki imtihanı da kazanarak stajyer sanatçı olarak 1970 senesinde başladım. Altı ay sonrada asaletimiz tasdik oldu. TRT Ankara Radyosunun Çok Sesli Korosunda göreve başladım. 1972 senesinde de askere gittim. Daha önce ortaokulda okurken müsamerelere katıldım. Öğretmen Okulunda da sahneye çıkıyordum.

Halk müziğini aslında ben çok seviyordum

  Çocuk yaşta bu işe başlamış oldum. Ailemizde güzel sesler var ama profesyonelce çalışma yapan yoktur. Ortaokul sıralarında da Halkevi Korosu çalışmalarına katılıyordum. Bu koroyu Cengiz Dilaver hocamız çalıştırıyordu. Orada darbuka çalmaya başlamıştım. Sonra bağlama çalmaya devam ettim ve en sonunda da solist olduk. Öğretmen okuluna devam etim. Son sınıfta TRT Ankara Radyosunu kazanınca Ankara’ya gittim. Halk müziğini aslında ben çok seviyordum. Ordu Musiki Cemiyetinde önce Türk Sanat Müziğine başladım. Gönlüm halk müziğinde olduğu için daha sonra Cengiz Dilaver yönetimindeki halk müziği korsuna geçtim. Bu çalışmalar periyodik olarak devam etti.

1975 yılında solist olarak başladım

  Askerlik dönüşü halk müziği konusunda açılan imtihanı kazandım ve 1975 yılında solist olarak başladım. Bir sene sonrada solist oldum. Türkü severlerle tanıştık. Türkiye’de 1979 yılında siyah-beyaz televizyon kuruldu. Bu televizyon daha öncede çıktı ama test yayını yapıyordu. O zamanlar çok sesli koro olarak çıkıyorduk ama koronun hepsi solisti. Radyo Halk Müziği Korosuna solist olarak katıldım. Ben o zaman her gün televizyondaydım. O zaman televizyon tek kanaldı ve siyah-beyazdı. Tuğrul Şan solist programlarına ve hafta sonu eğlence programlarına katılıyordum.

Halk beni sevdi ve ben onlara güzel türküler sevdirdim

  Onun içinde tanınmam çabuk oldu. Halk beni sevdi ve ben onlara güzel türküler sevdirdim. Böylece zaman geldi ve geçti.1993 yılında İstanbul Radyosuna tayin istedim ve böylece İstanbul’a geçtim.1997 yılında 25 yıl hizmet sürem dolduğu için içimde bir müzik okulu açmak ve gençleri yetiştirmek duygusu vardı. Hizmet sürem dolduğu için erken emekliliğimi erken istedim. 1997 yılında emekli olup, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Müzik Okulu açtım. Hala bu okulda gençleri yetiştiriyoruz. Konservatuarı kazandırdığım çok öğrenciler var. Bu arada meşhur olanlarda var. Bunlardan birisi de “Şakşuka” şarkısı ile ünlü olan Tarık Mengüç’tür.

 
                                           
                                     TRT Türk Halk Müziği Sanatçısı Tuğrul Şan
 
Müzik Okulunda 200öğrencim var

  Müzik okulunda geçen yıl 250 öğrencim vardı. Bu yıl ise 200 öğrencim var. İnsanların günlük yaşamlarından sonra düşünülen bir şeyi yapıyorum. Müzik zevkle ilgili bir şey olunca tabii ki ekonomik nedenler önemlidir. Bunun içinde sayıyı tam yakalayamıyorum. Benim okulda: batı müziği, sanat müziği, halk müziği vardır. Bunun dışında şan eğitimi, enstrüman eğitimi var. Bizden şan eğitimi alan Şakşukayı söylen Tarık Mengüç benim öğrencimdir. Daha önce Ankara’dayken folklor derneği kurmuştum. Şu anda Anadolu Ateşinin Genel Koordinatörü Mustafa Erdoğan benim folklor hocamdı.  Bugüne kadar Ankara ve İstanbul’da olsun, kültürle uğraştım.

Halk Müziği çok iyi bir yere geldi

  Benim zamanında Türk Halk Müziği geri plandaydı. Türk Sanat Müziği daha ön plandaydı. En başta pop müziği de baştaydı. Geriye doğru 10 sene gidersek o zaman pop müziği kayboldu, sanat müziği de yavaşladı. Halk Müziği çok iyi bir yere geldi. Türk Halk Müziği şu anda da iyi bir yerdedir. Halk Müziğini pop ve sanat müziğinden önde görüyorum. Eskiden sazı omzuna takıp, caddede yürümekten utanılırken şimdi göğüslerini gere gere yürüyorlar.

Herkes sanatçıyım diyebilir ama onu kendinin dışında olan insanlar değerlendirir. Fakat güzelse ben güzelim derse o kendini kandırmış olur. Ulusal televizyonlar muhakkak belli bir yere gelmiş sanatçıları değerlendirirler. Mahalli televizyonlar programlarını doldurmak için uğraşırlar. Televizyon kanallarında yapılan müzikle ilgili yarışmaların katkısı olur. İnsan kendinde kabiliyet görürse bende bu yarışmalara katılırım diye kendi çabalarını daha da sıklaştırır. Bu tür yarışmalara jüri olarak katıldım.

Kulağa hitap edebilen sanatçı önemlidir

  Bir apartmanda oturan insanların komşuluk ilişkileri nasıl oluyorsa sanatçıların da kendi arasında ilişkiler olmasına sahip bir düşüncedeyim. Ama bazı sanatçılar ne kaygısı düşünüyorlar bilmiyorum ama kıskançlık düşüncesiyle maalesef bu iletişim gerçekleşmiyor. Bazı sanatçılar arasında böyle oluyor ama insanın beyin düşüncesi karşısındakiyle aynı platformu paylaşırsa tabii ki beraberliği devam ediyordur. Benim programımda arkadaşlarım yanımda oldu ve böylece bir paylaşım oldu. Halk kendinden olan sanatçıyı seviyor. Kendine bir şeyler verebilirse, halka bir şeyler verebilirse o sanatçı halk tarafından tutulur. Bunda kabiliyette önemlidir. Sesinin dinlenebilir olması da önemlidir. Bir amatör sanatçının ne kadar tanınma şeyi olabilir ki? Onun için evrenselleşmiş bir sanatçıyı ondan halk bir şeyler alabilecekse muhakkak sahiplenir ve bırakmaz. Ben derlemeleri okuyorum. Kulağa hitap edebilen sanatçı önemlidir. TRT Sanatçısı olarak radyoda iken her yöreden türkü okumak zorunluluğumuz vardı. Her türküyü okumak derken sesine gidebilecek,  o yorumlarla kendini ifade edebilecek türküleri seçmek önemlidir.

Üç kasetim ve 4 sinema filmim var

  Ben hep onlara dikkat ederek programlar yaptım. Bu bir gönül işidir. Gönül işinden öncede kabiliyeti ve sesi olması gerekiyor. Onlarda birleşirse bir sanatçı olmanın yolu sanatı sevmesinden gelir. Yaptığı işe saygı duyması ve sevmesi lazımdır. Türkü okursa Türk halk müziği sanatçısı ve bol şarkı dinlerse, Türk Sanat Müziği Sanatçısı olma yolunda iyi bir yer yol kat etmiş olur. Şimdiye kadar üç kasetim çıktı. İlk kasetim “Varıp Neylemeli Sılayı Gayri”‘dir. “Yanlız Adam”, “Sıladan Türküler” diye kasetlerim vardır. Ayrıca 4 sinema filmim vardır. İlk filmim “Hasret Yorgunu, ikinci filmim “Beyaz Zehir”dir. Diğer filmlerim ise “Denizler Şahidimdir’ ve  ” Dökülen Yapraklar”dır. Tüm bu filmlerde başrollerde oynadım. Bu arada sinemayı da bıraktım.”

Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan: “Piraziz elmasını markalaştırmak istiyoruz”

0

Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN

  Giresun-Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan’ın yoğun gayretleri sonucu  “Meyvenin Hası Piraziz Elması Projesi” hayata geçirildi. Proje; Piraziz Kaymakamlığı bünyesinde; Piraziz Belediye Başkanlığı, Piraziz Ziraat Odası Başkanlığı, İlçe Tarım Müdürlüğü ve SYD Vakfı Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Bu proje ile yok olmakta olan Piraziz Elmasına yeniden hayat kazandırmak, gelecek kuşaklar taşımak, diyabet hastalarının meyve ihtiyacını karşılamak, üretimi artırarak yaygınlaştırmak hedeflenmektedir. Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan “Meyvenin Hası Piraziz Elması Projesi” ile ilgili olarak yaptığım röportajda şunları söyledi;

Geçmişte diğer ilçelere kamyonlarla götürülen ve satılan Piraziz elması

  “Piraziz Kaymakamlığı olarak geçen yıl Piraziz elması ile ilgili olarak bir araştırma yaptık. Gördük ki bu elma literatürde Piraziz elması olarak yer alan uzun ömürlü, son derece sağlıklı, kolay bozulmayan, antioksidan özelliği olan ve şeker hastalığına iyi gelen bir elmadır. Geçmişte buradan diğer ilçelere kamyonlarla götürülen ve satılan, hala daha pazarda toplatılıp ve satılan bir elmadır. İl Genel Meclisi gündemine gelip, rapora bağlanan ve ama hiçbir adım atılamayan bir konudur. Biz bunu Tarım Müdürlüğündeki arkadaşları çağırmak suretiyle bu konuda ne yapabiliriz diye fikir jimnastiği yaptık. Arkadaşlarıma dedim ki bu konuda bir proje üretelim, örnek bahçeler kuralım. Arkadaşların bana söylediği sayın kaymakamım bu elmalar çok uzun boylu olduğundan hem bakımı ve hem toplanması ve uzun ömürlü ağaçların yaşatılması zordur. Piraziz’de her bahçede 1-2 tane vardır. Bunun için ne yapılması gerekir? Bodurlaştırmak gerekir.

 
                                  
                                                           Piraziz Elması
 
Tüm köylerden 1.500’e yakın kalem toplandı

  Bu nedenle kalem toplamak amacıyla arkadaşları görevlendirdik.  Bu nedenle tüm köylerden 1.500’e yakın kalem toplandı. Bunun 1.300 tanesi sağlıklı çıktı. Bu konuda Isparta’da Bahçe Kültürlerine bağlı Fidan Yetiştirme Enstitüsü ile anlaştık. Oraya fidanlarımızı gönderdik ve aşılattırdık. Tüplettirdik ve yetiştirmeye başladık. Bu uzun soluklu sabır gerektiren bir şeydir. Bakın elmalar bu şekilde yetiştirilir diye bir seçelim dedik. Sağlık Ocağının yanında yaklaşık bir dönüm araziye 4 tane ayrı bahçe kurduk. Bunların toprağını özenle seçtik ve gübrelettik.

 
                                       
                                      Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan
 
Piraziz’de dikilebilir bir elma fidanımız var

  Damla sulama şebekesini kurduk. Bahçelerde çok güzel bir peyzaj düzenlemesi yaptık. Ondan sonra 150 fidanımızı dikecek hale getirdik. Bunun bütün Pirazizli dostlarımıza ve hemşerilerimize sizin adınıza da bir fidan dikiyoruz diye hatta yılbaşını vesile kılmak suretiyle Piraziz’de dikilebilir bir elma fidanımız var deyip onları da onura etmek istedik. O fidanların somut anlamda dikimini gördük. Bu örnek bahçeyle de kalmayacaktır. Köylerimizde en az 10 dekar bodur elma bahçeleri düzenleyeceğiz. Bunlar birinci grup elmalarımızdı. Güz aylarında fidan dikimi mevsiminde yaklaşık 1.000 tane daha fidanımız gelecek ve bunları da vatandaşlarımıza dağıtacağız.

Yok olmakta olan bir elma türünü tekrar yeşertmeye çalışacağız

  Bu proje kaymakamlığımızın himayesinde; SYD Vakfı, Piraziz Belediyesi, Piraziz Ziraat Odası. İlçe Tarım Müdürlüğümüzün ortak bir çalışması oldu. Onları da böylece bu projeye katmış olduk. Yeni dikilen fidanlar gelecek sene küçük küçük meyve vermeye başlayacaktır. İkinci seneden sonra artık meyveleri toplanacaktır. Kelkit Vadisi raporu elimde var. Bu civarda 12 tane elma türünden bahsediliyor. Şimdi yok olmakta olan bir elma türünü tekrar yeşertmeye çalışacağız. Bu aylarda elmamızı yiyebiliriz.

Bu yöreye mahsus meyveyi tarihe bir kayıt koyuyoruz

  Elmalar Ekim ayında toplanıyor ve Mayıs ayına kadar ev şartlarında dahi saklanabiliyor ve bozulmuyor. Elmanın tadı hafif mayhoş ama insanı rahatsız etmiyor. Çok hoş bir kokusu var. Piraziz elmasını tescil ettirme çalışmamız vardır. Piraziz elmasını markalaştırmak istiyoruz. Tabiat varlığı olan ve bu yöreye mahsus meyveyi tarihe bir kayıt koyuyoruz. Vatandaşımız böylece fındığını topladıktan sonra birde elmamı toplayım diyecektir. Şu anda bu elma piyasada 1,5-2 TL’ye satılıyor. Düşünün bir ton elmanız olsa 2 milyar TL. para alacaksınız. İlçemize ekonomik katkısı olacaktır. Tabii bu iş sabır gerektiriyor.”

Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan’ın “Meyvenin Hası Piraziz Elması” projesi hayata geçti

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Giresun-Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan’ın yoğun gayretleri sonucu  “Meyvenin Hası Piraziz Elması” projesi hayata geçirildi. Proje; Piraziz Kaymakamlığı bünyesinde; Piraziz Belediye Başkanlığı, Piraziz Ziraat Odası Başkanlığı, İlçe Tarım Müdürlüğü ve SYD Vakfı Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Bu proje ile yok olmakta olan Piraziz Elmasına yeniden hayat kazandırmak, gelecek kuşaklar taşımak, diyabet hastalarının meyve ihtiyacını karşılamak, üretimi artırarak yaygınlaştırmak hedeflenmektedir. Elma bahçeleri etrafı çevrili, damla sulama sistemi gibi modern tekniklere haiz olacaktır. Elma fidanları bodur olacağından bakımı ve toplanması kolaylıkla sağlanacaktır. Bu faaliyetlerin paralelinde ilçeye bağlı köy ve mahallelerde ikamet eden, istekli, arazisi müsait ve ihtiyaç sahibi aileler için toplam 13 dekarlık kapama elma bahçeleri kurulacaktır.

 

                                         
                                      Giresun Valisi Dursun Ali Şahin Piraziz ilçesine
                                                    girişte çiçeklerle  karşılandı
 
  Bu nedenle Piraziz ilçe merkezinde düzenlenen törenle mevcut elma bahçelerine bodur Piraziz elma fidanları dikildi. Törene; Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan, Giresun Valisi Dursun Ali Şahin ile kamu kurum ve kuruluşları yöneticileri ve vatandaşlar katıldı. Giresun Valisi Dursun Ali Şahin daha sonra Hekim Holding’in Başkanı Öner Hekim’in Piraziz Eren İlköğretim Okulu bahçesine yaptıracağı beş derslik ek bina yapım çalışmalarını yerinde inceledi. Bu incelemeden sonra Giresun Valisi Dursun Ali Şahin ve beraberinde Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan ilçe merkezinde esnaf ziyaretinde bulundular. Giresun Valisi Dursun Ali Şahin daha Piraziz Kaymakamlığında Kaymakam Ali Hamza Pehlivan’dan ilçe hakkında gerekli bilgileri aldıktan sonra ilçe öğretmenevinde Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünce hazırlanan yöresel yemekler kendisine ve birlikte olduğu heyete ikram edildi.
 
                             
                           Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan ve Giresun Valisi
                 Dursun Ali Şahin  Piraziz Elması Projesi ile ilgili olarak konuşma yaparken
 
              
         Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan-      Giresun Valisi Dursun Ali Şahin’e
              Giresun Valisi Dursun Ali Şahin            Piraziz yöresel yemekleri ikram edilirken
 
                                    
                             Giresun Valisi Dursun Ali Şahin Piraziz Eren İlköğretim
                    Okulu bahçesinde beş derslik ek bina yapımı yerinde incelemede
 
       
         Giresun Valisi Dursun Ali Şahin ve Piraziz Kaymakamı Ali Hamza Pehlivan’dan
                                                  Piraziz esnafı ve halk ziyareti
 
                                       
                                        Giresun Valisi Dursun Ali Şahin  Piraziz’de
                                        bir kahvehane ziyaretinde  oyun oynayan
                                                   vatandaşla sohbet ederken  
                                                                                                                                            

Ordu’da; Tuğrul Şan-Gülşen Kutlu-Aysel Taş- Ümit Tokcan-Ali Rıza Gündoğdu ustalara saygı gecesine yoğun ilgi

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Ordu Halk Eğitim Merkezi Konferans Salonunda Ordulu TRT Türk Halk Müziği Sanatçısı  Tuğrul Şan adına “Ustalara saygı” adı altında gece düzenledi. Geceye katılan; Ordulu Türk Müziği Sanatçıları; Tuğrul Şan, Ümit, Tokcan, Ali Rıza Gündoğdu, Aysel Taş ile Türk Halk Müziği Sanatçısı Gülşen Kutlu birbirinden güzel türküler okudular. Geceye; Ordu Valisi Orhan Düzgün, Ordu Belediye Başkanı Seyit Torun, Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Haluk Kefelioğlu ve çok sayıda davetli katıldı. Türk Halk Müziğinin güzide seslerinin seslendirdiği şarkı ve türküler dinleyenleri büyüledi
 
                               
                                 Türk Müziğinin ünlü sanatçıları: Gülşen Kutlu-
                                           Ümit Tokcan-Tuğrul Şan-Aysel Taş
 
                                                 
                                      TRT Türk Halk Müziği Sanatçısı Tuğrul Şan

Safranbolu Kaymakamı Gökhan Azcan: “Mikrolight uçaklarla turizme yeni bir pencere”

0

Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN

  Karabük iline bağlı, UNESCO tarafından da koruma altına alınan müze kent Safranbolu, Türkiye’nin kültür turizminde markasıdır. Karabük- Safranbolu Kaymakamı Gökhan Azcan, “Safranbolu” konulu yaptığım röportajda şunları söyledi:

Tarihi eserlerin çok yoğun olduğu bir kentimiz

  “Safranbolu’nun  kültür turizmi ile ilgili yaşadığı süreç eskilere 1970 yıllarına dayanır. Tarihi eserlerin çok yoğun olduğu bir kentimizdir. Tarihle buluşmak isteyenlerin Safranbolu penceresinden bakmalarını sürekli belirtiyoruz. Geçmişi, geleneği büyük bir sevgiyle, anlayışla, büyük bir titizlikle koruyarak bugüne kadar getirmiş bir kentimizdir. Yaşayan bir tarihi kentimizdir. Bu uzun bir süreçten sonra bütün vatandaşlarımızın, idarecileriyle beraber, yerel yönetim ve sivil toplum örgütleriyle beraber el ele, omuz omuza dünden bugüne büyük bir titizlikle taşıdığımız bir kentimizdir. Bunun neticesi olarak 1994 yılı Aralık ayında bu kumaş UNESCO tarafından dünya miras listesine alınarak bir marka alarak tescillenmiştir. O günden bu tarafa daha profesyonel çalışmalar olmaktadır.

Kanyon üzerine kurulmuş bir şehirdir

  Burada yaklaşık 1.400 civarında taşınmaz kültür varlığı vardır. Bunun içinde 900 civarında ev, konaklar, çarşılar, hanlar, hamamlar, camiler, türbeler, medreseler, köprüler, tümülüsler, kral mezarları vardır.Bu tarihi eserlerin dışında doğal güzellikler vardır. Kanyon üzerine kurulmuş bir şehirdir. Değerli lezzetleri vardır. Safranbolu’da yetişen sofralık Çavuş üzüm vardır. Her yıl Eylül ayında bağ bozumu şenliği de yapılmaktadır. Safranbolu’nun ismini aldığı Safran bitkisi yetişmektedir. Bu yıl safran yılıdır. Bu yıl Safran yılını biz Devr-i Safran yılı olarak ilan ettik. Bütün programlarımızı bu isim altında gerçekleştiriyoruz. Bu bitkini 15 Ekim-15 Kasım arasında hasadı yapılmaktadır. Bunun da şenliği düzenlenmektedir. Bunun dışında salebi, orkide lokumları, mağarası bu şehrin bütün olarak güzellikleriyle beraber tanınmasını istiyoruz.

 
                                                            
                                         Safranbolu Kaymakamı Gökhan Azcan 
 
Türkiye’nin bir parmak izi ve öz kültürümüzdür

  Türkiye’de sivil Osmanlı Türk mimarisinin en canlı örneklerinin en canlı şekilde sunulduğu bir şehirdir. Açık hava müzesi görünümündedir. Orada günlük işlerini takip ettiği oradan çarşıya, pazara gittiği, pazar kurduğu, alışverişini yaptığı, sokaklarını o zamandan bu zamana kadar aynı şekilde kullandığı bir şehirdir. Bu diğer yerlerimizden farklıdır. Bu Türkiye’nin bir parmak izi ve öz kültürümüzdür. Her yönüyle hem Türkiye’mizde ve hem de dünyamızda tanınması ve bu alanda dünyada yaklaşık bir milyara yakın turist geziyor. Bunun da bir trilyon dolar civarında da bir ekonomik bir değeri vardır. Hem bunu ekonomik olarak ülkemize ve ilçemize katmak, hem de bu kültümüzü tüm dünyaya tanıtmaktır. Kültürün çok değerli olduğunu ve bizi biz yapan değerlerden olduğunu ve dünyanın da işin doğrusu bu kültüre, bu anlayışa, bu hoşgörüye, her konuda bu ahlaka ve bu öğretilere ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.

Tanınması için bu konuda yıllarca çalışmalar yapılıyor ama her geçen yıl artı değerler ekleniyor.

Her açıdan fotoğraflarının çekilmesi

  Çok güzel 12-13 yıldır devam eden “Altın Safran Belgesel Film Festivali” var. Bu festival; belediyemiz, kaymakamlığımız ve valiliğimizin katkılarıyla düzenlenmektedir. Uluslararası olması nedeniyle çok çeşitli etkinlikler yapılıyor. Buraları tanıtacak; fotoğraf yarışmaları ve paneller yapılıyor. Bunu altı duyuya hitap edebilecek şekilde nasıl tanıtabiliriz diye onu düşünüyoruz. Her açıdan fotoğraflarının çekilmesi gereken modern teknoloji ile muhafaza edilmesi gereken, yarına her yönüyle bırakılması gereken bir şehrimizdir. Bu amaçla son bir ve bir buçuk yıldır Türk Hava Kurumumuz, esnaflarımız, sivil toplum örgütlerimiz,   belediyemiz, buradaki iş adamlarımız, bizim katkımız, valimizin güzel destekleriyle mali imkanlarla maliyeti düşürme açısından, bir diğer açıdan Safranbolu’yu görüntüleme açısından bu pisti oluşturduk.

          
                                       
                                         Safranbolu Kaymakamı Gökhan Azcan- 
                                    Yüzüak Havacılık Pilotu Serhat Başım-Türk Hava
                                    Kurumu Safranbolu Şube Başkanı Mustafa San
 
Değişik bir tad ve doku getirecektir

  Yaklaşık 250-260 metre civarındadır. Bunu 300 metreye tamamlamayı düşünüyoruz. Biraz daha büyütebilirsek 4 kişilik uçakların inip, kalkması mümkün olabilecektir. Bu nedenle biraz mekan problemi vardır. Biz mikrolight uçaklarla turizme yeni bir pencere açıldığını düşünüyoruz. Bu sayede kısa zamanda bu konuya ilgi duyanların Safranbolu’yu kanyonlarıyla, diğer güzellikleriyle beraber havadan da seyretme fotoğraflama, kayda alma imkanları olacaktır. Bu alanda ayrıca havacılığı sevdirmekte vardır. Burada belki yamaç paraşütleri de yapılacaktır. Belki planör yarışmaları da yapılacaktır. Belki maket uçakların uçurulması ile ilgili turnuvalarda düzenlenecektir. Bunlar ulus ve uluslararası paylaştığımız şeylerdir. Bu hem değişik bir tad ve doku getirecektir.

2.100-2.200 civarında yatak kapasitesi vardır

     Hem de tanınmasına katkıda bulunacaktır. Hem de turizm ve turizm pastasından biraz daha fazla istifade etmesinin Safranbolu ve Safranbolu esnafımıza ve yöremize katkı sunacaktır. Safranbolu’da turizmin başlamasıyla birlikte pansiyonculukta öncelikli olarak başlıyor. Daha sonra yaşanan o tarihi evler, mekanlar, konaklar yavaş yavaş butik otel şekline geliyor. Bunun yanında yeni Safranbolu’da da üç yıldızlı otellerimiz yapıldı ve yapılmaya da devam ediyor. Şu anda 2.100-2.200 civarında yatak kapasitesi vardır. Safranbolu’da yatak kapasitesi şu an için yeterli görünüyor. Nispeten sıkıntılardan birisi şudur. Genel olarak Safranbolu Ankara’ya yakın ve destinasyon olarak çok güzel bir yerdedir. Genelde turizm hafta sonuna kayıyor. Hafta sonu yoğunluk yaşanıyor.

2010 yılında konaklayan turist sayısı 160.000’e çıktı

  Hafta sonunda turizmin tanıtımına ve hareketlenmesine bu anlamda biraz daha ihtiyaç var. Mevcut yatak kapasitesi yeterli, fakat sürekli gelişiyor ve artıyor. Mevcutlarda yenileniyor. Turizm Bakanlığı, Belediye, Esnaf Odasına bağlı turizm işletmelerimiz, oteller, moteller, konaklar artmakta ve kalitesi yükselmektedir. Şimdi bu renklenmelerle beraber amacımız hafta içinde de turizmin canlanmasıdır. 2009 yılında 130.000 konaklayan turist geldi. Günübirlik gelen turist sayısı 400.000 -500.000’dir. 2010 yılında konaklayan turist sayısı 160.000’e çıktı. Bu tanıtımlarla. Farklı imkanların sunulmasıyla turist sayısı % 17 kadar arttı. Yabancı turist sayısı 2009 yılında 17.000 civandaydı. 2010 yılında gelen yabancı turist sayısı 22.000 civarına çıktı.

 
                                        
                                          Safranbolu Kaymakamı Gökhan Azcan
                                                   mikrolight uçakla birlikte 
 
Twainlı ve uzakdoğulu turistlerin sayısı Japon turistlerin sayısını geçti

  Safranbolu’ya 2009 yılına kadar en çok Japon turistlerimiz geliyordu. Fakat 2010 yılında Twainlı ve uzakdoğulu turistlerin sayısı Japon turistlerin sayısını geçti. Safranbolu parlayan bir yıldız ve bun anlamda tek olan bir yerdir. Belki İstanbul, Bursa Edirne’den sonra bu anlamda tarihi eserler açısından en yoğun sunumu yapan bir yerdir. Fakat bütünlük açısından tek bir yerdir. Eski çarşıya gittiğinizde komple şehir zaten koruma altındadır. Bağlar tarafı da aynı şekilde koruma altındadır. Artık deniz turizmi, kum turizmi ile beraber insanlar farklı alternatifler aramaktadır. Kültür turizmi giderek ilgi çekmektedir.

Safranbolu’nun yarına daha güçlü çıkacağını düşünüyoruz

   Safranbolu hem kültür turizmi açısından, hem de doğa trekking, uçak, planör, yamaç paraşütü şeklinde çok farklı alternatifi aynı mekanda sunabilen bir yerdir. Bu açıdan Safranbolu’nun yarına daha güçlü çıkacağını düşünüyoruz. Bu ciddi bir sorumluluk ve aslında Safranbolu’yu tanıtmak güzelde bir görevdir. Fakat ağır da bir konudur. Fakat tanıtımı olsun veya bura ile ilgili yapılacak işler olsun aslında bütün Türkiye’nin görevidir. Çünkü burada Balkanlara da gittiğinizde aynı izi görüyorsunuz. Ortadoğuya gittiğinizde de aynı izi görüyorsunuz. Kısaca ortak izi görüyorsunuz. Dünyanın ve Türkiye’nin etrafında şöyle bir tur atsanız Safranbolu’nun izini göreceksiniz. Bu anlamda Safranbolu güzel bir pencere, bütünleştirici mekandır.     

Mesleğimizde başarılı olmanın ölçüsü halkın memnuniyetidir

  Başarılı mülki idare amiri olmak için mesleği sevmek gerekir. Sevdiğiniz işi yaparsanız daha verimli olursunuz, daha mutlu olursunuz. Biz genelde taşra görevlisi olarak insanlarla, halkımızla yüz yüze ilişki kuruyoruz. Bizim mesleğimizde başarılı olmanın ölçüsü halkın memnuniyetidir. Eğer halkımız memnunsa bu konuda Can Yücel’in bir sözü vardır. “Ne kadar seviyorsan, o kadar sevilirsin.”   Eğer seviliyorsanız biliniz ki seviyorsunuzdur. Eğer seviyorsanız da başarılısınız, mesleğinizi güzel yapıyorsunuz demektir. Bunun da ölçüsü halka sormaktır.

Mesleği hayatta bir okul olarak görüyorum

  Ben mesleği hayatta bir okul olarak görüyorum. Tanıştığız her yerde her insanın, bizim sunacağımız şey kadar ondanda alacağımız bilgi, birikim tecrübe olduğunu düşünüyoruz. Birçok yerde mesleğimiz icabı görev yaptık. Güneydoğu’da beş yıl, Doğu Anadolu’da üç yıl çalıştım. Genelde bu bölgelerde daha ziyade çalıştım. Daha önce  Kastamonu ve Çorum’da görev yaptım. Şunu gördük; hakikaten insanımız engin kültüre sahip, Anadolu olarak bilge insanlara sahip, topraklar kadim kültürden büyük insanlar yetiştirmiştir. Biz her gittiğimiz yere bir okul olarak baktık. Vatandaşa da bir öğretmen gibi de baktık. Bu anlamda çok şeyde öğrendik.”

Karabük-Safranbolu Kaymakamı Gökhan Azcan: “Habergünebakış Sitesini kurduğunuz ve bunu paylaşıma açtığınız sizlere teşekkür ediyorum”

0

Haber: İlker ÇAKAN                    

  Karabük-Safranbolu Kaymakamı Gökhan Azcan, Habergünebakış (www.habergunebakis.com) sitesi ile ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi;

  “Böyle bir siteyi kurduğunuz için ve bunu paylaşıma açtığınız için ve bu konuda da duyarlı olduğunuz için ben sizlere teşekkür ediyorum. Bu mülki idarenin hem birbiriyle ilişkisine diyalog kültürü ile daha doğruyu, daha isabetli kararları verme açısından, daha verimli hizmetler yapma açısından çok yerinde ve çok verimli bir hizmettir. Ben tekrar teşekkür ediyorum. Çünkü amaç nihayetinde hataları aza indirmek, riski aza indirmek, verimi de en yüksek kılmaktır. Bu ancak paylaşarak mümkün olur. Bu konuda katkılarınızdan size teşekkür ediyorum.”

 

error: Content is protected !!