Pazar, Nisan 5, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 276

Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu: “Artvin, kültür ve doğa turizminde önemli bir destinasyon olma yolunda”

0

Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN

  Artvin; Karadeniz Bölgesinin doğu tarafında kalan, tüm turizm çeşitliliği yönünden örnek illerimizden birisidir. Özelikle eko turizm açısından da ayrı bir önem taşımaktadır. Gürcistan’a açılan Sarp Gümrük Kapısı Artvin- Hopa sınırları içerisindedir. Artvin, bu özelliği nedeniyle de dış ticaretimiz bakımından ülkemizde farklı bir yeri vardır. Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu; ilin turizm, eğitim ve ekonomik yönden iyi bir konuma gelmesi için yoğun gayret sarf ediyor. Mesai saati gözetmeden ilin her tarafında halkla beraber olmaya önem veriyor. İlin tüm sorunlarının çözümünde halkın görüşlerini önemseyen Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu halktan biri gibi davranıp, samimi, içten, açık sözlülük özellikleriyle halkın sevgisini kazanmış valilerimizden birisidir.

  Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu halkın sorunlarını çözmek bizim görevimiz, sorunu çözülmeyen bir vatandaş varsa  hata bizim, mülki idare amiri halka beraber devlet otoritesini koruyarak görevini yapmalıdır diyor. Özellikleri kimsesizleri sevindirmekten mutluluk duyan, halkın her kesimiyle samimi ve içten davranışla iletişim kuran, çalışkan, görevine bağlı, devlete ve vatandaşa hizmet etmekten zevk duyan Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu, “Artvin” konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;

Artvin, doğal güzellikleri ile ön plana çıkan, serhat bir şehrimizdir

  “Artvin, doğal güzellikleri ile ön plana çıkan, serhat bir şehrimizdir. Kültürel ve doğal kaynakların korunması çalışmalarının giderek daha da önem kazandığı günümüzde, mükemmel olarak korunmuş tabiatı ile daha da önem kazanmakta ve Türkiye’nin eko-turizm merkezlerinden biri olmaya aday bir ildir. Bu doğal güzellikleri insanlara tanıtmak ve insanları bu bölgeye çekmek için turizm noktasında yaptığımız ve daha da yapacağımız bir çok projemiz mevcut. Bu projelerden, Artvin Merkez Mersivan Mevkiinde bulunan ve 2009 yılında hizmete giren Atabarı Kayak Merkezi, şu anda yapımı devam eden ve kısa sürede tamamlanacak olan telesiyej projesi ve akabinde yapılması planlanan konaklama tesislerinin hayata geçirilmesi ile Artvinlileri olduğu kadar bölge insanını da bu bölgeye çekecektir. Sadece turizm noktasında değil eğitim, sağlık, enerji, ulaşım, organik tarım, arıcılık ve spor dallarının da bulunduğu bir çok alanda, bir çok projelerimiz tamamlanmış, tamamlanma aşamasında veya ihale ya da proje aşamasındadır.

 
                                             
                                          Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu
 
Hopa Cankurtaran Tüneli’nin yapımına başlandı

  İlimiz için büyük önem arz eden ve yıllardır halkımızın yapımını arzu ettiği Hopa Cankurtaran Tüneli’nin yapımına başlanmış, bu sayede hem İlimizin sahildeki ilçeleriyle bağlantısı güçlendirilecek hem de Doğu Anadolu Bölgesi ile Doğu Karadeniz’in ulaşımı önemli ölçüde rahatlayacaktır. Ayrıca, Samsun-Hopa arasında ki  duble karayolunun hizmete girmesiyle ulaşımda kalite yükseltilmiş ve  büyük rahatlama sağlanmıştır.

Sarp Sınır Kapısı modernize edilerek hizmet sunum kalitesi yükseltilmiş, Sarp Sınır Kapısı girişinde bulunan alanda ve Sarp Köyü Camii çevresinde ise  ilimizi ve ülkemizi temsile yaraşır bir peyzaj düzenleme projesi Türkiye Peyzaj Mimarları Odası ile birlikte hazırlanarak, projenin gerçekleşmesi için ödenek temini sağlanmıştır.

 
                                        
                                               Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu
                                            köy ziyaretinde vatandaşı dinlerken
 
Arhavi, Hopa ve Şavşat Devlet Hastaneleri binaları da ihale aşamasında

  2007 yılında açılan Artvin Çoruh Üniversitesi, İlimizin sosyal ve ekonomik alanda ilerlemesine oldukça katkı sağlamış ve daha da sağlamaya devam edecektir. Üniversite bünyesinde bir Kültür Merkezi, Borçka İlçemizde ise Meslek Yüksek Okulu yapım inşaatlarına başlanmıştır. Ayrıca, Artvin Merkezde Fen Lisesi açılmış,  Hopa İlçemizde ise Anadolu Lisesi binasının yapımına başlanmıştır. Artvin Merkez’de Devlet Hastanesi Ek Bina İnşaatı ihale edilerek yapımına başlanmış, TOKİ tarafından yapımı gerçekleştirilecek olan Arhavi, Hopa ve Şavşat Devlet Hastaneleri binaları da ihale aşamasındadır.

                                  
                                             
                                         Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu’ndan
                                                           çocuk sevgisi
 
Organik tarımın geliştirilmesi

  İlimiz sınırları içerisinde bulunan Çoruh Nehri ana kolu üzerinde yapımı planlanan Muratlı, Borçka, Deriner, Artvin ve Yusufeli Barajlarından, Borçka Barajı ile Muratlı Barajı tamamlanmış ve enerji üretilmeye başlanmıştır. Diğer baraj inşaatlarının da tamamlanmasıyla Türkiye’nin enerji ihtiyacının önemli bir kısmı bu barajlardan karşılanacaktır. Ayrıca bu barajlar sayesinde istihdam oranı artarak işsizlik oranı büyük ölçüde azalmış ve Artvin ekonomisine büyük katkı sağlanmıştır. Organik tarımın geliştirilmesi ve yüksek rakımlı arazilerde geç yetişen kiraz üretimi konularında da önemli çalışmalar gerçekleştirilmiş ve bu sayede tarım arazisi dar olan İlimizin bakir topraklarının istihdama yönelik olarak işlenmesi hedeflenmiştir.

 
                                       
                                         Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu’ndan
                                                       vatandaş evi ziyareti
 
Son yıllarda artarak devam eden yatırımlar

  Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından finanse edilen Artvin Şehir Merkezi girişi Çoruh Vadisi bölümünde Kent Park yapımı projelendirilmiş, proje hazırlık sürecinin tamamlanmasının ardından Kent Park yapımına başlanacaktır. Amacımız Artvin’imizi, değerli Artvinli İşadamlarımızın da katkılarıyla daha güzel ve yaşanması daha kolay bir kent haline getirmek ve istihdamı artırarak göç olgusunu en aza indirmektir. İlimiz coğrafyası gerçekten zor bir coğrafyadır. Bu zorluk, hizmetlerin getirilmesi aşamasında bir çok sorunu da beraber getiriyor. Ancak, son yıllarda artarak devam eden yatırımlar sayesinde bu zorluklar aşılmakta ve yapılan yatırımlar meyvelerini yavaş yavaş vermektedir. Şehrimizin, konumu itibarıyla dezavantajları olduğu gibi bir çok avantajı da bulunmaktadır.

 
                                        
                                           Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu
                                   Sarp Sınır Kapısında TIR şoförleriyle birlikte
 
Sarp Sınır Kapısı, Türkiye’nin kuzey komşularına açılan tek sınır kapısı

  İlimiz sınırları içerisinde bulunan Sarp Sınır Kapısı, Türkiye’nin kuzey komşularına açılan tek sınır kapısıdır. Bu kapı İlimize ve ülkemize ticari ve ekonomik alanda bir çok kazanımlar sağlamaktadır. Artvin ülkemizin kuzeydoğu noktasında bulunan, kültürel ve doğal zenginlikleri ile tanınan görülmesi gerekli bir serhat kentimizdir. Tarihte genellikle Livane  ve Çoruh adıyla bilinen kent Artvin, ülkemizin kuzeydoğu noktasında bulunan, kültürel ve doğal zenginlikleri ile tanınan, görülesi bir serhat kentimizdir. Tarihte genellikle Livane ve Çoruh adıyla bilinen kent 1956 yılında Artvin adını almıştır. Karadeniz ve Kafkas kültürünün hakim olduğu il topraklan oldukça engebeli bir arazi yapısına sahiptir.

 
                                                           
                                         Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu Sarp
                                         Gümrük Kapısında TIR şoför koltuğunda
 
Çoruh Nehri boyunca halka halka dizilen barajlar

  Yüksek dağların üzerine kurulan şehir, kasaba ve köyleri ile ‘Göğe Komşu Topraklar’ unvanını gerçek manada hak etmiş olan Artvin ilimiz, tarım ve sanayi sektörlerinin yeterince gelişmemiş olması nedeniyle Batı illerimize göç vermektedir. Ekonomisi daha çok madencilik, fındık, çay, narenciye üretimine dayalı olan Artvin son yıllarda Çoruh Nehri boyunca halka halka dizilen barajlar dolayısı ile bir enerji üretimi ve barajlar kenti haline gelmiştir.Bakir doğası, tarihi camileri, kiliseleri gibi kültürel zenginliği ile ‘Alternatif Turizmde Alternatifsiz İl’ olarak da görülmeye başlayan Artvin, son yıllarda yapılan çalışmalarla Kültür ve doğa turizminde önemli bir destinasyon olma yolunda ilerlemektedir. Bu konuda Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) ile birlikte hareket edilmekte ve çeşitli projelerle turizm sektöründe profesyonellik artırılmaya çalışılmaktadır. Organik tarımın geliştirilmesi ve yüksek rakımlı arazilerde geç yetişen kiraz üretimi konularında da önemli çalışmalar gerçekleştirilmiş ve bu sayede tarım arazisi dar olan İlimizin bakir topraklarının istihdama yönelik olarak işlenmesi hedeflenmiştir.

 

                                   
                                               Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu
                                                           vatandaşın evinde
 
Artvin Çoruh Üniversitesi şehre yeni bir dinamizm katmış

  Yeni kurulmuş olan Artvin Çoruh Üniversitesi (AÇÜ) şehre yeni bir dinamizm katmış, gerek sosyo-kültürel gerekse başta orman varlığı ve biyosfer çeşitliliği gibi bilimsel anlamda ile farklı bir ufuk ve bakış açısı kazandırmaya başlamıştır. Artvin, özellikle son yıllarda yapılan kamu yatırımları ile ulaşım konusunda oldukça iyi bir standart yakalamış olup, gerek Karadeniz Sahil Yolu gerek, Doğu Anadolu bağlantı yolu ve gerekse Hopa Cankurtaran Tüneli ile ulaşılması güç bir kent olmaktan uzaklaşmıştır. Ayrıca, Batum Havaalanının iç hat olarak kullanılmaya başlanılmasıyla, özellikle İstanbul’dan gelecek olan konuklarına daha rahat kucak açabilmenin mutluluğunu yaşamaktadır.

 

                                    
                                           Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu’ndan
                                                             vatandaş sevgisi
 
Hopa Limanı nedeniyle çok önemli bir ticaret merkezi

  Serhat kentimiz Artvin, Gürcistan’ın Acara Özerk Bölgesine, özellikle de Batum şehrine olan yakınlığı ile misafirlerine ‘Bir tatil İki Ülke’ şeklinde özetlenebilecek avantajları da sunmaktadır. Kısaca ifade etmek gerekir ise, Kafkaslara açılan penceremiz olan Artvin, yemyeşil doğası, harikulade yaylaları, gölleri ve başı dumanlı dağlan ve kayak tesisi ile kendisini ziyarete gelenleri fazlası ile memnun gönderecek zenginliklere sahiptir. Artvin, turizm faaliyetlerinin yılın 12 ay yapılmasına imkan veren doğası, coğrafyası, iklimi ve  kültür ve tabiat varlıkları ile eko-turizm, doğa turizmi ve kültür turizmi yapılmasına en elverişli illerimizin başında gelmektedir.  Konaklama tesislerine olan ihtiyacın giderilmesi ile önemli bir doğa merkezi olacaktır. Doğasının bakir olması nedeniyle, organik tarım yatırımları için uygun arazilere sahip olan İlimiz, son yıllarda bu yönüyle de yatırımcıları beklemektedir. Ayrıca, Gürcistan’la sınır ili olması ve Hopa Limanı nedeniyle çok önemli bir ticaret merkezi olmaya aday bir konumdadır. Artvinli işadamlarını Artvin’e yatırım yapmaya davet ediyoruz.”

Eski Başbakan Tansu Çiller için ” Sensiz olmuyor ana” pankartı

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Demokrat Parti Rize il kongresi yapıldı. DP Rize il kongresinde bir konuşma yapan DP Çayeli eski İlçe Başkanı Süleyman Kalyoncu yaptığı konuşmada şunları söyledi; Bu memlekette bir şeyler yaptıklarını iddia edenler var. Çok iddialı konuşanlar da var. Bizden önce seçtikleriniz dönüp Rize’ye bakmadılar diyenler var. Ben açık söylüyorum Rize’ye çok iyi bakıldı. Bakanlara da huzurlarınız da teşekkür etmek istiyorum. Rize’de 45 fabrika ve  125 bin insanı emekli eden Sayın Süleyman Demirel’i alkışlamanızı istiyorum.

  Bu memlekette Karadeniz otoyolunu yapan ve yapımı sırasında birçok sıkıntı yaşayan Ahmet Mesut Yılmaz’ı da alkışlamanızı istiyorum. Çay kesme politikaları ile Rizelinin cebine milyonlarca liranın girmesini sağlayan Sayın Tansu Çiller’i alkışlamanızı istiyorum. Demokrat Parti de yeni bir genel başkan ihtiyacının yaşandığını ve bu isimin de Tansu Çiller olması gerekir.” DP Rize il kongresinin yapıldığı salona asılan ve Eski Başbakanlardan Tansu Çiller için yazılan ” Sensiz olmuyor ana” pankartı  dikkat çekti.

              

Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu: “Eğitimdeki çalışmalarımız belli oranda meyvesini verdi”

0

Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
  Rize, Karadeniz Bölgesinde, çay üretimi ile ün yapmış illerimizden birisi olup, ilin ekonomisi çay tarımına dayanır. Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu daha önce; 2005 yılında Devlet Personel Başkanlığı Başkan Yardımcılığı, daha sonra da Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulunmuş olup, halen Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürütmektedir. Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu, Rize’de göreve başladıktan sonra ilin öncelikli konularını tespit ederek; eğitim, sağlık ve turizm konuları üzerinde önemle durmuştur. .Bu konularda Rize ilini iyi bir noktaya getirmek için büyük bir uğraş veriyor.

  Özellikle eğitim alanında başarıyı yakalayarak, ” Anakız Okuldayız” kampanyasında Rize’yi Türkiye’de birinci sıraya yükseltmiştir. Diğer taraftan eğitimde başarıyı yakalama yönteminde uyguladığı Türkiye örneği modeliyle Rize il olarak üniversiteler arası seçme sınavında 68-69 sıradayken, 38 sıraya yükselmiştir. Hedefinin ilk on sıraya yükseltmek olduğunu belirtiyor. Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu’nun eğitim alanında başarıyı yakalamada uyguladığı metot Türkiye’de örnek alınacak bir uygulama olup ve bu başarı da gerçekten taktire şayan bir başarıdır.

  Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu; çalışkan, görevine son derece bağlı, uyguladığı projelerde başarıyı yakalayan, halka iletişimi iyi bir noktaya getirerek, Rize halkının taktirini ve sevgisini kazanan, uyguladığı idarecilik metodu ile Türkiye’de mülki idarede örnek alınacak valilerimizden birisidir. Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu, “Rize’de; eğitim, sağlık, turizm ve başarılı bir mülki idare amiri nasıl olmalıdır” konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;

 
                               
                                                                 Rize
 
Okul çeşitliliği açısından  Türkiye’nin en iyi illerinden birisidir

  “Böyle bir imkan verdiğiniz için teşekkür ederim. Göreve başladığımda önce bir envanterimizi çıkardım. Elimizdeki imkanlar nedir? Ne yapıyoruz? Diye o soruyu sorarak yola çıktık. Gördüm ki Rize fiziki koşulları itibariyle Türkiye’nin en iyi illerinden birisidir. Okul çeşitliliği açısından baktığımda da yine Türkiye’nin en iyi illerinden birisidir. Mesleki eğitim açısından baktığımda Türkiye’deki iller arasında hemen hemen ilk sırada yer alıyor. Okullarımızın mesleki eğitime yönelik kısmı % 65’tir.Bütün bunları değerlendirdiğimizde üniversiteler arası seçme sınavında ve ilköğretim okulları sonrasında yapılan seviye belirleme sınavında neredeyiz sorusunun cevabın aradık. Aldığımız cevap pek iç açıcı değildi. Öyle gördük. Okullarımızda fiziki problem ve öğretmen problemi olmayacak. Bizde sınıfların ortalaması yirmidir.

 
                                   
                                        Başbakan Tayyip Erdoğan’in Rize Valisi
                                          Seyfullah Hacımüftüoğlu’nu ziyareti
 
Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 19’dur

  Bu rakam çok zorlanan okullarda 25-30’dur.Bunlarda sayılı birkaç okuldur. Geri kalan okullarda ortalama yaklaşık yirmi civarındadır. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 19’dur. Bu rakamlar dünya standardıdır. Özel okul standardında sınıflardır. Tüm bunları bir araya getirdiğimizde bulunduğumuz yer iyi bir değil kanaati hasıl oldu. Gördük i bizim birinci işimiz eğitimde kaliteyi artırmak oldu. Çünkü bir öğrencinin bir yılını ıskaladığınız zaman, o öğrencinin beklide ömrünü ıskalanmış olursunuz. Bu konuda geç kalmamak gerekir. Bin yıldır yol olmayan bir yere yol yapmayabilirsiniz. Bu yol bir veya beş yıl daha kalabilir. Zaten yol yoktu diyebilirsiniz. Dünya kuruldu, kurulalı bir yaylada bir yolunuz olmayabilir. Başka yollarla çıkabilirsiniz. Onun alternatifi bulunur. Ama bir öğrencinin bir ve iki senesini boş geçirdiğinizde ona fırsat verirseniz hayatı kurtulacakken, destek vermediğimiz takdirde, yönlendirici olmadığımız takdirde eğer başarısız olacaksa onun elli yılını kaybettiniz demektir. Buna hakkımız yoktur düşüncesinde yola çıktık. Eğitimin en önemli ayağının öğrenci ile birlikte, öğrenci, öğretmen, idareci üçgeninde en önemli ayağı kanaatim odur ki oda velidir. Düşündük ve arkadaşlarımızla ayını kanaati paylaştık ve dedik ki velilerimize ulaşalım. Yaklaşık 20.000 ‘e yakın veliye çeşitli seminerlerle ulaştık.

 
                                         
                                         Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu
                                                        çocuklarla birlikte
                                                 
Eğitimle ilgili çeşitli seminerler düzenledik

  Velilerimize şunu söyledik. Değerli veli siz bir öğrencinin velisisiniz. Sizin en kıymetli varlığınız olan bu öğrencinin okula gidip, gitmediğini, gidiyorsa derse ilgisini, öğretmenin öğrencisiyle ilgilenip, ilgilenmediğini her halükarda takip etmekle mükellefsin. Doğrusu budur, eğer gerçek manada yatırım istiyorsan, yatırım yani getirisi en iyi yatırım çocuğunuza yaptığınız eğitim yatırımıdır. Bu felsefe ile çeşitli seminerler düzenledik ve yirmibine yakın veliye ulaştık. Bu ufak bir rakam değildir. Aşağı yukarı bu rakam bizim toplam velimizin üçte biri demektir. Bu seminerlere bu senede devam ediyoruz. Velinin okulla temasını artırmak, öğretmenle temasını artırmak ve öğrencisini ne yapıp ne ettiğini bilmesini sağlamak için böyle bir çalışma yaptık. İkinci olarak da öğretmen arkadaşlarımıza yönelik çalışmalar gerçekleştirdik. Bu senede gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Bu gerçekleştirdiğimiz seminerle de öğretmenlerimiz mesleklerinde yeni gelişim ve değişimlerde haberlerinin olup, olmadığını, yoksa haberdar edildiğini, yeni dallarında yayınlanan dergilerden makalelere kadar haberdar edilmelerini ve insan ilişkilerinde, öğrenci-öğretmen ilişkilerinde yeni trendlerin ne olduğunu bilmeleri açısından çeşitli seminerler düzenledik.

İkibin civarında öğretmenimiz seminerlerden geçti

  Bunları genelde içerden değil de bu işin uzmanlarını getirerek yapmaya çalıştık. İkibin civarında öğretmenimiz bu seminerlerden geçti. Bu yıl itibariyle tüm öğretmenleri bu seminerlerden geçirmeyi düşünüyoruz. Tamamladığımızda duracak mıyız? Tekrar başlayacağız. Çünkü bilim yerinde durmuyor. Gelişmeler geçen seneki gibi değildir. Çok şey değişiyor, çok şey gelişiyor. Öğretmenlerimizi aynı zamanda moral ve motivasyon açısından desteklemek bağlamında kim başarılı olur ise onu takdirname ile ödüllendirmek, imkanlarımız ölçüsünde ödüllendirmek gayreti içinde olduğumuzu deklere ettik. Öğrencilerimizin başarılı olanlarını ödüllendireceğimizi deklere ettik. Buna göre zaten hazırlıklarımız vardır. Netice itibariyle bu çalışmalarımız belli oranda meyvesini verdi.

 
                                        
                                        Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu’ndan  
                                                           kız öğrencilerle 
 
“Anakız Okuldayız” kampanyasında Türkiye’deki iller arasında ilk sıraya yerleştik
  “Anakız Okuldayız” kampanyasında Türkiye’deki iller arasında ilk sıraya yerleştik. Bu çalışmanın birinci meyvesi budur. İkinci meyvesi ise; üniversiteler arası seçme sınavında 68-69. sıralardaydık, şu an itibariyle 38. sıradayız. Elbette hedefimiz olmalıdır. Rize bu koşullarda ilk on içinde yer alacak gibi olmalıdır. İlk on içinde de kalıcı olmalıdır. Bir defa yer alıp, sonradan bırakmak değil, bir defa yer alacağız ve ilk on içinde kalıcı olacağız. İlk on içinde olmak zor ama Rize’nin bu potansiyeli onu ilk ona taşıyacak bir potansiyeldir. Rize’de mesleki eğitim % 65’tir. Genel eğitim dediğimiz genel liseler ise % 35 olarak paylaşılmış durumdadır ki bu Avrupa standardıdır. Rize’de mesleki eğitim gerçekleşmiş durumdadır. .Şu örnek olarak sunulması lazım gelir. Mesleki eğitimden hayata atılan hemşehrilerimizin % 73’ü şu an istihdam ediliyor. Biz onları da takip ediyoruz. Denizcilik Meslek liselerimizden mezun olan hemşerilerimizin % 100’ü iş imkanı bulabiliyor. Mesleki eğitimi Türkiye’nin her tarafında değerlendirmemiz gerekiyor. Bizim masaya sadece kalem efendisi yetiştirmek gibi bir işimiz yoktur. Esas iş üretenlere ihtiyacımız vardır.

Mesleki eğitim çok önemlidir

  Onun için mesleki eğitim çok önemlidir. Başka nitelikleri olan; şiirde, sanatda, edebiyatda, matematikde yeteneği üstün olanlar kendi dalında gider ve eğitimini görür.Türkiye böylece  matematik zekası olandan matematikten,sanatta yetenekli olan kişiden sanatından istifade ederek, edebiyatta iyi olan kişiden de edebiyat alanında vereceği eserlerinden istifade eder. Doğrusu budur ve bunun alt yapısı Rize’de mevcuttur. İşin doğrusu il valisi olarak benden önce bu sahada emeği geçen herkese, siyasilerimizden, valilerimize, kaymakamlarımıza kadar teşekkür borçlu olduğumu her fırsatta söylüyorum. Biz geldikten sonra da eksiklikleri tamamlama gayreti içinde olduk. Yeni okullar yapmadık değil, mesala benim imzaladığım sözleşmelerin şu an itibariyle değeri aşağı yukarı 40 milyon TL.’dir. Okullar babında bu resmi rakamla 40 trilyon TL.’dir. Bu rakam küçük bir rakam değildir. Bunun propagandasını yapmakta doğru bir şey değildir. Cengiz ailesi Kalkandere’de bize 25.000 metrekare kapalı alanı olan bir yüksekokul külliyesi yapıyor. Bunun yaklaşık maliyeti de yaklaşık 25-30 trilyon civarındadır. Buda küçük bir iş değildir. Ama hayırsever vatandaşlarımız bunları yaparken tören istemez, sadece açılışında bulunur ve bir hatıra remi çeker oda aslında olgunluğun ve fedakârlığın bir simgesidir. Bu bağlamda da hemşehrilerimize teşekkür borçluyuz. Eğitimde onda kalacağız ama ilk onda kalıcı olmamız lazımdır. Eğitimde bunun dışında Ardeşen’de Fen Lisesini bu yıl açtık. Ülkemizde çok az olan Sosyal Bilimler Lisemiz şu anda beş yıl eğitim vermek üzere eğitim faaliyetine başladı. Okul çeşitliği açısından da hiçbir sıkıntımız yoktur. Denizcilik Meslek Lisesinden, Fen Lisesine, Anadolu Öğretmen Lisesinden, Anadolu Kız Meslek Lisesine kadar tüm okullarımız mevcuttur. Bunların kalitesini yükseltmek görevini ifa etmeye çalışıyoruz. Belli bir oranda başarılı olduk ama bizim için yeterli değildir. Daha da öteye gitmek arzumuzdur.

 
                               
                                      Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu’ndan
                                         Pazar Meslek Yüksek Okulu ziyareti
 
Düzenli bir sağlık merkezi haline gelmesi

  İkinci hedefimiz düzenli bir sağlık merkezi haline gelmesi için önayak olmak bunun için çalışmaktır. Bu konuda Tıp Fakültesinin açılmış olması, nitelikli öğretim üyelerinin gönüllü olarak Rize’ye gelmesi ve netice itibariyle bir Eğitim Araştırma Hastanesinin ortaya çıkması zaten doğal bir merkez haline getirdi. Hedef sadece Rizeli hemşehrilerimizin, hastalarımızın, komşu illere, Ankara’lara gitmesini önlemek esası değildir.Buranın bölgenin merkezi olmasını sağlamak ve  Gürcistan Bölgesinden gelecek olanlar da hizmet edebilir olmaktır.Oradan rahatsız olan birisinin ben Rize’ye gidersem tedavi olurum inanışını yaygınlaştırmak ve bu inanışı doğru olarak beslemektir.İnandırdım geldi, baktı demek değildir. Bunu kalıcı hale getirmektir. Pazar-Ardeşen arasında yapımını gerçekleştirdiğimiz Kaçkar Devlet Hastanesi ile birlikte merkezde 354 yataklı Rize 82.Yıl Verem Hastanesi devreye girdiğinde, Eğitim Araştırma Hastanesi ile birlikte toplam üç hastane toplam yatak sayımızda 1000’i geçmiş olacaktır.

 
                                        
                                        Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu’ndan
                                                 Kızılay Derneğine kan bağışı
 
Bayramlarda hastane ziyareti yapıyorum

  Zaten hızla merkez olmaya yönelmiş Rize’yi gerçek anlamda bir merkez haline getirecektir. Oradaki hizmet kalitesini de elbette dünya standartlarında vermekle mükellefiz. Ona da hazırlıklıyız. Şu anda Eğitim Araştırma Hastanesinde verilen hizmet, Türkiye’nin her tarafında verilen hizmetin altında olmadığı gibi, fazlalıkları da var, en azından denize nazırdır. Odalarımızda hastalarımıza hizmet veriyoruz. Bayramlarda hastane ziyareti yapıyorum. Evine gidemeyen hastalarımızla yaptığımz konuşmalarda hemen hemen tümü evime gitmiyorum ama evimde gibiyim diyor. Allah devletimizden,  doktorlarımızdan razı olsun dediklerini işitince hem memnuniyetimi artırıyorum, hem de merkez olmamız çabamızın daha hızlandırmamız lazım geldiğini bize öğretmiş ve göstermiş oluyor. Burayı sağlıkta merkez haline getirme, bunu aynı zamanda uluslar arası boyutta planlama, hizmeti o kalitede sunmaktır. Bu tür faaliyetleri sürdürüyoruz.

 
                                           
                                           Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu
 
Turizmde dünya harikası yerler

  Turizmde biliyorsunuz burası dünya harikası yerlerdir. Buraların güzelliği inanılır gibi değildir. Ne resimden algılayabilirsiniz, nede anlatımla algılayabilirsiniz. Bunu sadece gelip, görmekle ancak anlayabilir, tadabilir, hissedebilirsiniz. Beş duyunuzdan, beşinin de faaliyette olması lazımdır. Buradaki güzellikleri gözünüz görecek, kulağınız işitecek, kuş sesini, nehrin akışını, köprünün üzerinde duracaksınız. O köprüden vadinin uğultusunu, derenin şırıltısını, gelip-geçen araç sesini, insan sesini orada işiteceksiniz. Mahalli yemekleri orada tadacaksınız. Bütün duyularınız ancak size bir fotoğraf çıkarabilir. Fotoğraf makinesi değil, sadece anlatımla, sadece duyarak, sadece görerek buraları anlamak son derece zordur. O yüzden turizm buranın olmazsa olmazlarından birisidir. Buna yönelik aktivitelerimiz vardır. İkizdere bölgesine Ridos Termal Turizmine hizmet ediyor. Burası önemli bir turizm merkezi konumundadır. Burası bilinir bir konuma geldi. İyidere-İkizdere yolunu bir-iki noksanı dışında tek şeritli olarak bitirmiş durumdayız. Şubat veya Mart ayında bu yolun tamamını bitiririz.  Böylece İyidere ve İkizdere’ye gitmek son derece kolay olacaktır. Gelenleri il olarak orada misafir etmek şansımız olacaktır.

 
                               
                                                         Rize Anzer Yaylası
 
Fuarlara fazlasıyla katılıyoruz

  Tam simetrik olarak şehrin öte yakasında meşhur Ayder Turizm Bölgesi vardır. Aynı zamanda burası bir termal merkezdir. Burada Türkiye’nin hiçbir yerinde olmayan helikopter ve kayağın birleşmesi olan heliksi sporunun da konaklama merkezidir. Yaz ve kış Ayder  hem kaplıcasıyla, heliksi helikopterle birlikte yapılan kayağı ile hem de yürüyüş parkurları ile yani yazın yeşilliği, kışın karı ile orası da bir merkezdir. Rize merkezde de görülecek, gezilecek fazlasıyla yer vardır. Rize il merkezinde 61 tane tarihi köprümüz vardır. Bunların her birisi birer gerdanlıktır. Bunların fotoğraflarla tadılması mümkün değildir, mutlaka gezip, üzerinden bir geçmek lazımdır. Bunların tanıtımı ile ilgili hem internet ortamında, hem basında temaslarımız vardır. Fuarlara fazlasıyla katılıyoruz. Rize tanıtım günleri bu yıl Ankara ve İstanbul’da birer defa gerçekleştirildi. İnsanlarımızın, vatandaşlarımızın Rize’ye gelmelerini, geldiklerinde bu güzellikleri bizimle paylaşmalarını arzu ediyoruz.Elbette geldiklerinde burada sosyal ve ekonomik hareketliliğe aracılık edeceklerdir.Ayrıca bizim üniversitemiz oldukça önemlidir.Üniversitemizi son derece önemsiyorum.

 
                                     
                                 
                                                           Kemerli köprü
 
Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen insanlardan olacak

  Buradaki varlığını şu an itibariyle çok yeni bir üniversite olmasına rağmen onbinin üzerinde öğrencisi vardır. Hedef yirmişbeşbin öğrencidir. Yirmibeşbin kişilik bir nitelikli bir üniversite burada faaliyet gösterirse dört-beş kişiden birinin dışarıdan gelen öğrenci bir misafir olarak  değerlendirdiğimizde her beş kişiden biri Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen insanlardan olacaktır. Bu ayın zamanda Rize’nin değişim ve dönüşümünü yeni davranış kalıplarıyla karşılaşmasını, bunların oluşturacağı dönüşümü de görmek mümkün olacaktır. 2023 yılında 25.000 nüfuslu bir üniversiteyi hedefliyoruz ve bunun için gayret sarf ediyoruz. Dört yılda 10.000 nüfuslu bir üniversite haline geldi.

Sevgi ve saygıya dayalı bir mekanizmanın başarılı olacağına inanıyorum

  Her yiğidin yoğurt yemesi farklıdır. Benim tarifim başka mülki idare amirlerine uymaz. Bende başarılı olan bir metot, başka bir mülki idare amirinde başarılı olmayabilir. Her mülki idare amiri ayır bir idarecidir. Kendi metodunu kendi belirler. Bizi sınırlayan kanunlar, tüzükler, yönetmelikler var.O çerçevede metodu siz belirleyeceksiniz. Kişisel olarak bir metot ise teşkilatımla, kadromla karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı bir mekanizmanın başarılı olacağına inanıyorum. Korkutmalı, cezalandırma üzerine kurulu bir sistemin başarılı olamayacağını düşünüyorum. Cezalandırdığınızda zaten kaybediyorsunuz. Çok ısrarcı ise cezalandıracaksınız, oda bir metottur. Böylesi de vardır, ne yaparsanız, yapın sonuç alamazsanız, elbette cezalandıracaksınız. Sevgi ve saygı karşılıklı olacaktır. Aslınızı saymayacaksınız diye bir şey yoktur. Aslınızda saygın bir insandır.

 
                                           
                                       Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu’na
                                                       vatandaş sevgisi
                                             
Sevginizi hissettireceksiniz, ondan sonra da iş isteyeceksiniz

  Ona gerekli özeni ve önemi vermeniz lazım. Siz sayarsanız, oda sizi sayar. Bulunduğunuz konumdan dolayı sayılmayacaksınız. siz olduğunuz için sayılırsanız, o zaman başarı gelir diye düşünüyorum. Bunu yapmanız için sizinde saymanız lazımdır. İster bu yedi yaşında komşunun bir çocuğu olsun, isterse 70 yaşında bir hemşehrimiz olsun. Her kim olursa olsun, bir birey olarak kıymettir ve o kıymete saygı duymak lazımdır. Sevginizi de hissettirirseniz, beraberinde başarı getirir diye düşünüyorum. Fire veren olmaz mı? Elbette olur. İnsanoğlu sayılmaya ve sevilmeye her zaman açıktır ve bu beraberinde başarı getirir demem bütün görev hayatım boyunca prensibim bu olmuştur. Karşınızdakini hangi konumda olursa, olsun sayacaksınız. Sevginizi hissettireceksiniz, ondan sonra da iş isteyeceksiniz. İstismar ederse, o zaman sevgiden yoksun bırakırsınız, zaten fark eder.

Halk kendisine yakın insanı seviyor

  Buda çok da zor sevgi ve saygıya dayalı bir mekanizmanın başarılı olacağına inanıyorum değildir. Ben bunun üzerinden kurulu tabiî ki hukuku, adaleti merkez edinen bir duruşu da sergilemek gerekiyor. Sevgi bunun hepsini kapsar. Sevgide de adil olmak koşuluyla adil olacaksınız. Bunların beraberinde bir-iki tecrübenizi de katarsanız yemeğin tuzu-biberi olur, lezzet katar. Tecrübeniz sadece odur. Esas işi siz yapmıyorsunuz, kadronuz yapıyor. Siz yönlendiriyorsunuz, sizde pişen yemeğe azıcık tuz ekiyorsunuz, azıcık da biber ekiyorsunuz ve daha da lezzetli hale getiriyorsunuz, ondan sonrada diyorsunuz ki işte bizim yemeğimiz budur, bu yemekten tadın. Zaten yemeğiniz iyi ise tadan çok olur. Halk kendisine yakın insanı seviyor. Kendi dilinden konuşanı seviyor. Bana göre en önemlisi kendi değer yargılarıyla barışık yöneticiyi seviyor. Bu durum her yerde ayrı farklılık arz edebilir. Ama gittiğinizde bir bölgenin, bir yörenin kendisine has oluşturduğu değer yargıları var. O değerlerle çatışmamak esas olmalıdır.  Tam tersi saygı duyulmalıdır ve barışık olmalıdır diye düşünüyorum.Çünkü o bir gelenektir ve çok kıymetli bir söz var onu paylaşayım. “Gelenek ölü aklı değildir, gelenek ölülerin aklıdır. Ölüler her zaman dirilerden daha fazladır.” Dolayısıyla gelenek mevcut akıldan daha kapsamlı bir akıldır.

 
                                         
                                        Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu’ndan
                                                             çocuk sevgisi
       
 
İnsanımızın  engin hoşgörü tavrı vardır

  Çok sorgulamaya da gerek yoktur. Eğer bir şey gelenek olmuşsa ve o yörede benimsenmişse onunla çatışmaya gerek yoktur. Çünkü o  o bölgenin birikmiş aklıdır. Binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce insanın birikmiş aklından bir kişinin aklı daha iyi olmaz diye düşünüyorum. O gelenek size ters de gelse, çünkü sizin yetişme geleneğiniz ona ters olabilir, sizinki de ama onunla çatışmayı gerekli kılmaz. Çatışmamanız lazım. Çatışmazsanız zaten sizi otomatik olarak severler, benimserler, hatta bazen yanlış bile yapsanız, yok o yanlış yapmaz kanaati ile sizi hoş görürler. Bizim insanımızın böyle engin hoşgörü tavrı vardır. Yeter ki siz onun değerleri ile çatışmayın ve ne olursanız olun bu fark etmez. Türkiye’nin ister kuzeyinde, ister doğusunda olun, ister batısında olun, her nerede olursa olsun, Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinde çalışmış bir mülki idare amiri olarak bunun her yerde işlediğini gördüm. Bu kişiliğinizi değiştirmeniz anlamına gelmez. Değiştirmenizi de gerekli kılmaz. Siz kendi duruşunuzu, yaşantınızı yaşayın, yeter ki oradakinin yaşantısına, değer yargılarına ve duruşuna saygı duyun. Siz saygı duyduğunda, oda size saygı duyuyor ve sizi anlayışla karşılıyor. Sanıyorum bunu yaptığımızda her idareci aslında başarılı olur. Bulunduğu bölgenin değer yargılarına, geleneklerine, göreneklerine saygılı olacak, adil olacak, işine sevgiyi ve saygıyı katacaktır.”  

Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe’den Kızılay’a kan bağışı

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Rize- Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe,Rize il merkezinden periyodik olarak Kalkandere ilçe merkezine gelen Türk Kızılay’ı Rize Şubesine ait  kan bağış otobüsünde kan bağışında bulundu. Kaymakam Nedim Akmeşe’nin kan bağışında bulunurken o sırada kan bağış otobüsü çevresinde bulunan gençlerin de kan bağışında bulunmak için yazıldıkları dikkat çekti. Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe ilçedeki kamu personelini ve ilçe halkını Türkiye Kızılay Derneğine kan bağışında bulunmaları için gayret gösteriyor.

 
                                                 
                                           Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe
                                           Kızılay Derneğine kan bağışı yaparken

Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe: “Habergünebakış sitesine teşekkürü borç biliyorum”

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Rize- Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe, Habergünebakış (www.habergunebakis.com) sitesi ile ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi;

  “Habergunebakış sitesini bundan sonra takip edeceğim. Bu sitede özellikle bazı kaymakamlarımıza yönelik haberlere yer verilmiş. Ben işin açıkçası kendi eksikliğim olarak görüyorum. Daha önce ismini duymuş olmakla beraber takip etmiyordum ama bundan sonra özellikle takip edeceğim. Meslektaşlarımızın ve meslek büyüklerimizin çalışmalarından ilhamda alabiliriz. Böylece onların çalışmalarını takip etme imkanına sahip olmuş oluruz. Böyle bir site hazırlayan ve özellikle vali ve kaymakamlarımıza yönelik olarak, onların çalışmalarını haberleştiren sizlere teşekkür ediyorum. Teşekkürü borç biliyorum.”

Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe:”Eğitim kalitesini yükseltmek için eğitim teknolojisini kullanıyoruz”

0

İm ki Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN

  Kalkandere, Rize ilinin iç kısmında kalan ilçelerinden birisidir. İlçe halkının temel geçim kaynağı çay tarımıdır. Kalkandere; yeşil çay bahçelerinin içinde adeta bezenerek, güzel bir görünüm sergilemektedir. Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe ilçenin özellikle eğitim yönünden iyi bir seviyeye gelmesi için büyük gayret göstermektedir. İlçedeki tüm okullar günümüz modern eğitim anlayışına uygun olarak gerekli teknolojik araçlarla donatılmıştır. Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe yıllarca süre gelen öğretmenevi sorununu çözerek ilçeye modern bir öğetmenevi de kazandırmıştır. Diğer taraftan  ünlü iş adamlarımızdan Kalkandereli Asım Cengiz  ailesinin 15 milyon dolarlık  çok programlı lise inşaatı taktire şayandır. Kısaca Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe; çalışkan, görevine son derece bağlı, halka karşı samimi ve içten davranışları ile Kalkandere halkının sevgisini ve takdirini kazanmıştır. Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe, Kalkandere konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;

İlçenin ekonomisi çay tarımına dayanmaktadır

  “Kalkandere ilçesinin nüfusu 13.000 olup, 21 köyü olan, küçük ve şirin bir ilçedir. İyidere, İkizdere, Of ilçelerine komşudur. Karakteristik olarak Rize’nin coğrafi özelliklerini ve iklimini taşır. İlçenin ekonomisi çay tarımına dayanmaktadır. İlçemizde üçü özel olmak üzere toplam 5 tane çay fabrikası bulunmaktadır. İlçenin çay tarımı ve çay sanayi ilçenin başlıca geçim kaynağıdır. Bunun yanında çiftçilerimiz kivi ve mandalina gibi ürünler de üretmektedirler. Bunlar daha ziyade kendi ihtiyaçlarına yönelik olmaktadır. Lojman inşaatı, çok programlı lise için kamulaştırma işlemlerini tamamladık.

                                          
 Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe’den özürlü çocuk sevgisi
                                                   
Daha önce öğretmenevimiz yoktu ve kapalıydı

  Kalkandere’de ilk önce eğitim sorunlarına yönelik çözüm üretmek üzere, eğitim kalitesini artırmak ve öğretmenlerimizin sosyal ortamların temin etmek amacıyla çalışmalara başladık. İlk çalışmaya öğretmenevimizden başladık. Daha önce öğretmenevimiz yoktu ve kapalıydı, çok kötü durumdaydı. Öğretmenlerimizin kalacak yeri yoktu. Açmak yeterli olmuyor ve onun devamlılığını sağlamak gerekiyor. Taşımalı eğitim kapsamındaki yemek ihalesini öğretmenevine verdik. Bunun için devletin hiçbir kaynağını kullanmadan yaklaşık 75 milyon liraya mal olan bir mutfak kurduk. Bunda hayırsever vatandaşlarımızın katkıları oldu. Toplam 720 öğrencimizin iaşesini devletimiz zaten veriyordu. Fakir olan veya köy okullarında olan tüm öğrencilerimize yemek vermek üzere günlük 1200-1300 kişilik yemek çıkmaktadır. Bu durum ilçemize küçük bir istihdam olanağı sağladı. Altı personel sigortalı olarak burada istihdam edilmektedir.

Öğretmenevimiz şu an modern bir yapıya kavuştu

  Çocuklarımız birinci sınıf malzemeden yapılan yemek yemektedirler. Burayı sürekli olarak kontrol altında tutmaktayız. Bu durum öğretmenevine bir gelir getirdi. Öğretmenevinde kalacak odalarımız çok iyi değildi. Öğretmenevimiz şu an modern bir yapıya kavuştu. Böylece çocuklarımızın ve kamu personelinin yemek ihtiyacı karşılanmış oldu. Böylece ilçemiz çok fonksiyonlu bir tesis kazanmış oldu. Eğitime yönelik çalışmalar doğrultusunda eğitim kalitesini nasıl yükseltebiliriz diye düşündük. İlçemiz eğitim yönünden Rize değerlendirilmesinde çok iyi durumda değildir. Eğitim her şeyden önce gelir ve bu yönde çalışma yapıyoruz. Öğrenci velilerimizin çocukların başarısına duyarlılığını sağlamak amacıyla birçok ziyaretlerimiz olmaktadır.

 

 
                                  
                                    Kalkandere Öğretmenevinin modern mutfağı
 
Okullarda interaktif  bir eğitim sistemi

  Öğrencilerimizin problemlerini çözmeye çalışıyoruz. Eğitim kalitesini yükseltmek için eğitim teknolojisini kullanıyoruz. Dokunmatik tahta dediğimiz akıllı tahta sistemini getirdik. Bu sistemi ilçemizdeki tüm okullarda uyguladık. Bu sistemle okullarda interaktif  bir eğitim sistemi teşkil edilmiş oldu. Böylece çocuklarımız görsel anlamda da bilgiye erişmiş oldular. Bu şekilde eğitim kalitesini yükseltmeyi amaçladık. Toplam 23 sınıfa; projeksiyon, laptop bilgisayar, dokunmatik tahta koyduk. Bu sistemi lise dahil tüm okullarımıza yaygınlaştırdık. Bu konuyu geliştirmeye yönelik Milli Eğitim Bakanlığımızın da bir projesi vardır.

Makamın devletimize ve milletimize faydalı olması gerekir

  İdarecilik tecrübeyle gelişen bir meşguliyettir. Belli bir süre sonra maslahat oluşur. Bulunduğunuz mevki,  nasıl davranmanız gerektiğini ve nerede görev yaptığınız yere göre değişir. Belirli ilkeler ve prensipler vardır. Onlara dokunmadan herkesin belirli bir ilkeleri ve prensipleri olmalıdır. Onun dışında görev yaptığınız yeri çok iyi tanımanız, incelemeniz gerekir. Kaymakam olarak ben bunu söyleyebilirim. İnsan yapısını, düşüncesini, özelliklerini mümkün olduğu kadar kavramak önemlidir. Çünkü bu yanlış anlamaları önler. Bazı zor olacak işlerimizi de kolaylaştırır. Her işte olduğu gibi idarecilikte de samimiyet önemlidir. İyi niyet esastır. Kamu görevlileri özellikle şunu unutmamalıdırlar. Burada millete hizmet etmek için bulunduğumuzu asla unutmamalıyız. Bu makamlara bizi devlet getirmişse, vatandaşımıza hizmet etmek için getirmiştir. Bu hizmeti temin etmek üzere buradayız. Makam kalıcı, ancak biz gelip-gidiciyiz. Bu makamın devletimize ve milletimize faydalı olması gerekir. Samimiyet ve iyi niyet çerçevesi içerisinde mümkün olduğunca vatandaşlarımızın problemlerini çözmeye yönelik çalışmalar yürütüldüğü zaman zorlukların aşılabileceğine inananlardanım.

Herkesin bir tarzı ve yöntemi vardır
  İyi niyetin esas olduğu durumlarda zorluklar olacaktır ancak bu zorlukların aşılacağına inananlardanım. Bu konularda konuşmakta çok kolay değildir.erkesin Herkesin bir tarzı ve yöntemi vardır. Saygı çerçevesini çizerek vatandaşla bütünleşmek iyidir. Bu bölgede vatandaşımız daha çok ilgi ve alaka bekliyor. Buda vatandaşımızın hakkıdır. Genel ilke ve prensiplere dokunmadan ve makama halel getirmeden mümkün olduğunca kaynaşma yolunu seçiyoruz. Her kaymakamda bu şekilde çalışmalar yürütüyor.
Çocuklarımızın ağız ve diş sağlığını çok önemsiyoruz
  Eğitim yönünden çocuklarımızı daha kaliteli eğitim alması için fiziki ortamları geliştirmeye yönelik çalışmalar yaptık. Çocuklarımızın ağız ve diş sağlığını çok önemsiyoruz. Senede iki defa tüm çocuklarımıza diş macunu ve diş fırçası hediye ediyoruz. Böylece çocuklarımızın diş fırçası ve diş macunu kullanılmasını alışkanlık hale getirmeleri için uğraşıyoruz. Hedefimiz çocuklarımızın toplum içerisinde sağlıklı bireyler olarak yer almalarıdır. Maddi durumu iyi olmayan 511 öğrencimize kıyafet yardımında bulunduk. Bunu bir firmamızın desteğiyle yaptık. Tüm hizmetlerimizde vatandaşlarımızın katılımını bekliyoruz. Vatandaşımızın bu konuda sorumluluk almasını bekliyoruz. Özellikle Köydes çalışmalarında bu konuda büyük aşamalar kaydettik. Biz onlara malzeme temininde bulunduk. Bu hizmetleri işgücü sayesinde  % 60 daha küçük maliyette gerçekleştirdik. Böylece bir birim iş yapılacağına, iki birim iş yapılmış oldu. Vatandaşımızın eskisi gibi katılımının olmadığı eleştiriliyor. Fakat ufak desteklerle birlikte vatandaşımızın katılımını sağlıyoruz. Bu yöntemi uyguladık ve başarılı olduğumuz için son derece mutluyuz.
Asım Cengiz ailesine tekrar teşekkürü borç biliyorum
  Eğitim alanında fiziksel yatırımlar açısından baktığımız zaman Asım Cengiz ailesinin ilçemizde büyük bir yatırımı bulunmaktadır. Bu yatırımın içinde çok programlı lise ve öğretmenlerin kalacağı lojmanlar bulunmaktadır. Bu yatırımın Milli Eğitim Müdürlüğü kamulaştırılmasını yaptı. Kalkandere Köylere Hizmet Götürme Birliği ise hafriyatını yaptı. Bu yatırım 15 milyon dolarlık bir yatırımdır. İlçemize çok büyük bir hizmet getirmektedirler. Kendilerine sizin aracılığınızla tekrar teşekkürü borç biliyorum.
 
                                                     
                                                  Kalkandereli İş adamı Asım Cengiz’in yaptıracağı
                                                      Çok Programli Lise ve lojmanları inşaatı yeri
 
511 öğrenciye yardım
  Hayırsever iş adamlarımızın bu tür yatırımlara devam etmeleri hususunda temennimi belirtmek istiyorum.Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı ve İstanbul`da bulunan Tema Mağazacılık Hizmetleri A. Ş. işbirliğiyle ilk ve orta öğretimdeki ihtiyaç sahibi öğrencilere yönelik yardımlar devam ediyor.Firma, her yıl net karından %10’nunu ihtiyaç sahiplerine yetim öğrencilere zor durumdaki ailelere yardım olarak dağıtıyor. Yapılan yardımlar ağırlıklı olarak Kaymakamlıklara bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları aracılığı ile Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul yönetimlerinin belirlediği öğrencilere verilmekte. Kalkandere Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma Vakfı Tema Mağazacılık ile yaptığı yazışmada  511 öğrencinin her birine Ayakkabı, pantolon, kaban, penye, çorap malzemeleri bulunan hediye paketleri dağıttı. Geleceğimizin teminatı çocuklarımızın iyi şartlarda öğrenim görmesi önem taşımaktadır. Bu vesileyle okullarımızdaki ihtiyaç sahibi öğrencilere katkıda bulunan firma sahiplerine, adı geçen firmada çalışan ve yardımların yapılmasına emeği geçen Kalkandere SYD vakfı personellerine teşekkür eder, bu davranışın diğer özel teşebbüslere örnek teşkil etmesini temenni ederim.
                                       
                                               
                                                    Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe
                                                   yardım yapılan öğrencilerle
 
Çiçek düzenleme, boncuk ve takı tasarım süsleme eğitim
  İlçemiz Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü tarafından engelli vatandaşlarımıza yönelik açılan üç haftalık “Çiçek Yapımı Kursu” tamamlanmıştır. Kursiyerlerin eğitimleri süresince yapmış oldukları ürünleri sergilemek amacıyla sergi açılmıştır. Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünce açılan zihinsel ve bedensel engellilerin topluma kazandırılması ve el becerilerini geliştirmeye yönelik ‘‘çiçek düzenleme, boncuk ve takı tasarım süsleme eğitimi” kursu açılmıştır.
 
                                  
                                        Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe
                                      Çiçek Yapım Kursunda inceleme yaparken
 
Dizüstü bilgisayarla ödüllendirildi
  SBS sonuçlarına göre; 6,7 ve 8. sınıflarda, ilçe genelinde en yüksek puanı alan öğrenciler, dizüstü bilgisayarla ödüllendirildi. Seviye belirleme sınavına girecek öğrencileri motive etmek ve bu sınava farklı bir heyecan katmak amacıyla böyle bir uygulamanın gerçekleştirildi.
 
                                         
                                          Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe
                                      başarılı öğrenciye dizüstü bilgisayar verirken
 
Ağız ve diş sağlığı kampanyası
  Kalkandere Çok Programlı Lisesi Hizmet binasının yıkılarak yerine Cengiz Holding adına Asım Cengiz tarafından 32 derslik Çok programlı Lisesi Binası ve 35 daireli lojman müştemilatı yapılması planlanan 13.515,65 M2 arazinin hafriyatı Kalkandere Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından ihalesi yapılarak  çalışmalar hızlı bir şekilde devam etmektedir.Kalkandere Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından başlatılan “Ağız ve Diş Sağlığı Kampanyası” çerçevesinde ilçedeki tüm okullarda okuyan 2125 öğrenciye diş fırçası ve diş macunu dağıtıldı. Kampanyanın büyük bir bölümü Av.İbrahim Eyüpoğlu ve bir kısmı da Glaxosmithkline İlaçları San.ve Tic. Aş. tarafından karşılandı.
 
                                                 
                                          Kalkandere Kaymakamı Nedim Akmeşe
                                    Ağız ve Diş Sağlığı Kampanyasında öğrencilerle
 
23 dokunmatik tahta 17 dizüstü bilgisayar ve 15 projeksiyon
  Kalkandere Kaymakamlığı’nca eğitim teknolojilerinin kullanılarak eğitim kalitesini artırmaya yönelik başlatılan proje hayata geçti. Proje kapsamında tüm okullardaki ortak sınıflarımıza 23 dokunmatik tahta 17 dizüstü bilgisayar ve 15 projeksiyon cihazı hayırsever vatandaşlarımızın katkılarıyla temin edildi ve eğitim öğretimde kullanılmaya başlandı.”

Durun gençler, bu cadde çıkmaz sokak

0

  Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Destan şiirini 1947 yılında yazmış. Bugün yaşadığımız toplumsal olayları televizyon ekranlarından izlerken hep bu şiir aklıma gelir. Geçen haftalar içerisinde önce polislerin öğrencilere karşı orantısız güç kullanması, ardından öğrencilerin siyasetçilere yumurta atma eylemi ve birçok defa şahit olduğumuz çocukların, gençlerin polis panzerlerini Yüksekova’da taşlamaları, molotof kokteyli atmaları sahnelerini hepimiz televizyonlarımızın başında izledik. Üstad’ın Destan şiiri sanki dün kaleme alınmış gibi.  Şiirin yazılmasının üzerinden 63 sene geçmesine rağmen canlılığını bugün de koruyor.

  Bu eylemleri TV den izlediğimizde küçük çocuklar ve gençlerin eylemlerde kullanıldığını görüyoruz. Onlar, enerjilerini bu tür olumsuz eylemlerde tüketiyorlar. Ah! bir farkına varsalar! İnsanlar kalabalığın içine girdiler mi fark etmeden kalabalığın içinde yok oluyorlar. Düşünceleri slogan oluyor. Başkalarının fikirlerini sloganlaştırıp haykırmaya başlıyorlar. Ya kalabalık ile birlikte yürüyeceklerdir ya da ezileceklerdir. Kalabalıklara linç psikolojisini enjekte etmek de daha kolaydır. Kalabalıklar adeta linç grubu olmaya adaydır. En küçük kıvılcım kalabalığı toplumsal çatışmanın aktörü haline getirebilir. Kalabalıkların nerde duracağını bilmek güçtür. Ne yapacağını bilmek ve onları ikna etmek de zordur. Sözün bittiği, sloganın başladığı, eylemin başladığı yerde kaos vardır. Onun için konuşmak ve dinlemek lazım.

  TV’de Anayasa Profesörü İstanbul AKP milletvekili Burhan Kuzu’ yu seyrederken bunları düşündüm. Hem konuşma yapmaları için siyasetçileri çağıracaksın hem de konuşturmayacaksın. Bırakın herkes istediği gibi konuşsun. İnsanları susturmamak gerek. Düşünceler ifade edilmezse birbirimizi anlayamayız. Bugünkü sıkıntımızın temeli de bu değil mi? Şaşırtıcı olan Siyasal Bilgiler Fakültesine devam eden öğrencilerin dinlemeyi bilmemesi. Benim birde anlamadığım ve daha kötüsü ise on ya da yirmi kadar öğrenciye salondakilerin tepki göstermemesi. Alkışlayarak tepki gösterilebilirdi diye düşünüyorum.

  Geçen aylarda Mehmet Altan’ ın konuk olduğu Adapazarı AKM deki konferansa katıldım. Yakın zamanda öğrenci protesto eylemini orada gördüm. Büyükşehir belediyesi konuşmacı olarak Mehmet Altan’ı getirmişti. Mehmet Altan konuşmaya başlayınca salonun farklı yerlerine özellikle yerleştirilmiş gençler sloganlar atmaya başladılar. Salonda bir an sessizlik oldu. Mehmet Altan, bırakın 10 dk süre ile konuşsunlar dedi. Ama inanın 10 dakika konuşacak kelime dağarcığına sahip değillerdi. Çok üzüldüm. Sonra salonda bir alkış koptu, protestocularda dışarı çıkarıldı. Onlardan geriye ise işbirlikçiler yargılanacaksınız, AKP uşakları, gibi sloganlar aklımda kaldı.

  İnsanlar kalabalık içerisinde özgüvenlerini kaybederler. Sürü psikolojisi ile hareket etmeye başlarlar. Düşünemezler. Kalabalıklar hareketlenmeye görsün. Bu gücün önünde kimse duramaz. Artık söz bitmiştir. Slogan ve eylemler vardır. Önce yumurta sonra taş belki de silah! Bu millet bu filmi geçmişte yaşadı. 6-7 eylül olaylarından tutunda, Maraş olaylarına Sivas olaylarına kadar birçok acı tecrübe yaşadı. Geçmişte insanların birbirine karşı intikam alma duygusuyla hareket ettiklerini biliyoruz. Geçmişimizdeki bu olayların izlerini hala silmeye çalışıyoruz.
  Burada aydınlara büyük görevler düşmektedir. Gerektiğinde ezilme pahasına da olsa ortaya çıkıp yapılanın yanlış olduğunu ifade etmeleridir. 1200 lü yıllarda yaşayan Mevlana’nın verdiği vaazı kılık değiştirerek, Çöl Gülü adlı bir fahişe dinlemeye geliyor. Vaazı dinlerken cemaat fark ediyor. Çöl Gülü dışarı çıkıyor. Önce cami avlusunda sonra sokakta, camiden çıkanlar, kadının üzerine yürüyor. Her şeyin bitti dendiği anda Tebrizli Şems kalabalığın önüne gelerek kollarını açıyor ve Çöl Gülünü kalabalığın hışmından kurtarıyor. İşte aydın kesiminin ve siyasetçilerin olaylar karşısında Necip Fazıl’ın Destan şiirinde ifade ettiği  ” haykırsam kollarımı makas gibi açarak”  dizesine uygun tavır alması gerekir. Bu tür olaylar karşısında sürü psikolojisi ile aynı tepkiyi vermek bize bir şey kazandırmaz.

 

Destan

 

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,
……………………………………………,

 

Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?

…………………………………………..,

1947

                            Necip Fazıl Kısakürek

Turkuaz Hareketi Lideri Ali Müfit Gürtuna: “Türkiye, zorlu bir dönemden geçiyor”

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Ankara`da Türkmen Alevi Bektaşi Derneği tarafından “Anadolu Erenler Meclisi” programı düzenlendi. Programa birçok tanınmış sima katıldı. Dernek Genel Başkanı Özdemir Özdemir’in yaptığı açılış konuşması ile başlayan programda Hacı Bekaş-ı Veli Anadolu Kültür Semah ekibinin gösterisi izleyenlere keyifli anlar yaşattı. Ankara Büyük Erşan Oteli`nde düzenlenen programda Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özpolat,Alevi Dedesi Baki Gerçek ve İstanbul eski Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna konuşma yaptı.Turkuaz Hareketi Lideri Ali Müfit Gürtuna Anadolu Erenler Meclisinde yaptığı konuşmada şunları söyledi;

“Sufi mezhebimin nesin sorarsın

 Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

 Gözlüye gizli yok ya sen ne dersin

 Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

 

 Muhammed Ali’dir kırkların başı

 Uralım Yezid’e laneti taşı

 Hünkar Hacı Bektaş Veli’dir eşi

 Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

 

 Allah aşkıyla,

 Üçler, yediler, kırklar aşkıyla

 Ehl-i Beyt aşkıyla

 

  Siz tüm dostlarımı, canlarımı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bugünkü toplantının hayırlara vesile olmasını, birlik ve beraberliğimize, dirliğimize, kardeşliğimize yön vermesini diliyorum.

  “Aynayı tuttum yüzüme / Ali göründü yüzüme”

  Her birinin yüzünde “Allah’ın arslanı” Ali’yi gördüğüm dostlarım…Türkiye her zamankinden çok daha fazla birlik, dirlik, barış ve kardeşliğe ihtiyaç duyuyor. İslam tarihinde, Hz. Ali’nin, Müslümanların birliği için gösterdiği fedakarlığın ve gayretin benzerine muhtacız. Velayet kapısı Ali, kardeşliğin bozulmaması, birlik ve dirliğin korunması için kendi hakkından bile vazgeçebildi. Eleştirisini yaptı ama yolunu ayırmadı.

  Müslümanların beraberliği için, İslam diyarının nizamı için, Allah’ın hatırı için ihtilaf ve ayrılıkların karşısına dikildi.

 Dostlarım,

 Türkiye, zorlu bir dönemden geçiyor.

 Dışarıda dünyanın, içeride de toplumumuzun hızla kutuplaştığı bir dönem bu. İçeride 12 Eylül referandumuyla, dışarıda da NATO füze savunma sistemiyle bir anafora doğru sürükleniyoruz.  Ciddi bir krizin eşiğindeyiz. Ülkemizi ve milletimizi selamete çıkarması için Allah’a duacıyız.

  Fakat derin bir krize doğru adım adım ilerlediğimizi görebiliyoruz. Dünya henüz yıkıcı finans bunalımından çıkamadan yeni bir kriz dalgasıyla yüzyüze. 2012’den itibaren ekonomileri zor günler bekliyor. Karamsar senaryolara göre dünya bu ekonomik sıkışmada ağır gerilimler yaşayabilir. Savaşlar çıkabilir. Tam da bu zamanda NATO’nun füze savunma sistemini Türkiye’ye yerleştirme kararı, sözkonusu gerilimlerin bir soğuk savaşa dönüşmesine neden olabilir.

  Üstelik bu soğuk savaş, eski soğuk savaş gibi olmayacak. Eski soğuk savaş, aynı kültür havzasının iki ideolojisi arasındaydı; komünizm ve kapitalizmin gerilimiydi. Bu kez farklı iki dünyanın, ayrı iki kültür havzasının soğuk savaşı olacak: Müslüman dünya ve Batı’nın soğuk savaşı.

  Böyle bir gerilimi ne bölgemiz taşıyabilir, ne de dünya. Müslüman dünya ve Batı’nın soğuk savaşında sıcak karşılaşma kaçınılmazdır. Afganistan ve Irak faciaları hala sona ermiş değil. Allah korusun, yeni Irak ve Afganistanlar yaşanırsa, bu artık dünyanın kıyameti demektir.

Türkiye, bu soğuk savaşın kanat ülkesi, cephe ülkesi olarak düşünülüyor. Böylesine kritik gelişmelerin yaşandığı bir sırada toplumumuz mevcut bölünmüşlüğüyle bu ağır gerilime nasıl karşı koyabilir? 12 Eylül referandumuyla ortaya çıkan ayrışma ve parçalanma eğilimini durdurmak zorundayız. Yeniden güven tesis edilmeli. Dağılan parçalar birleştirilmeli. Umutlar tazelenmeli. Hayaller canlandırılmalı. Gelecek tasavvurları uzlaştırılmalı. Niyetler ve hedefler mutabık hale getirilmeli. Bu yapılmadan, Türkiye nasıl umudun ülkesi olabilir? Vatandaşına nasıl gelecek vadedebilir? Toplumda pek çok kesim kendi istikbalinden endişe duyuyor. Yoksulluk, gelir adaletsizliği, eşitsizlik hızla yapısal bir hal alıyor. Bu konuda atılmış gerçek bir adım yok.

   Ekonomik sorunlar, toplumda kast sisteminin kurulmasının temellerini atıyor. Yoksullar, bundan böyle yoksul kalmak zorundalar adeta. Tek umutları, yoksulluklarının acısını biraz olsun dindirecek “sadaka ekonomisi” olacak. Çalışabilecek halde olmasına rağmen milletimizin onurlu bireyleri sadakaya muhtaç ediliyor. Yazıktır, günahtır. Bu ülkenin birikimine ve enerjisine haksızlıktır bu.

   Değer dostlar, canlar, Ehl-i Beyt aşıkları Alevi kardeşlerimizin sorunları da kangrenleşmiş durumda. Bu kadar çok konuşmaya rağmen nedense çözüm ufukta görünmüyor. Sünnisiyle Alevisiyle Türkiye neden kardeşlik cenneti yapılamıyor? Neden sorunların çözümünde mutlaka oraya buraya “ama”lar sıkıştırılıyor? Neden çözüm önerileri “ama”lara rehin veriliyor? Neden Aleviliğin bu diyarın asli kültürü olduğunu kabul etmekte bu kadar zorlanıyoruz? Bazı çevreler neden Aleviliğe tehdit gözüyle bakıyor? Aleviliğimiz, tıpkı Sünniliğimiz gibi bu toprakların mahsülüdür dostlar.

  Yerlidir. Bu diyarın nefesidir. Bu toprakların kardeşlik zeminidir. Alevilik, hiçbir zaman ayrışma ve çatışmanın nedeni olmamıştır. Tarihteki nahoş olayların sebebi Alevilik veya Sünnilik değildir. Hepinizin gayet iyi bildiği gibi hanedan ihtilaflarıdır onlar. Fakat ne yazık ki Aleviler ve Alevi kültürü, bu siyasi gerilimler içinde çoğu kere haksızlığa uğramıştır. Alevi kardeşlerimiz, tarihte büyük acılar yaşamıştır. Kerbela’nın tekrar tekrar yaşandığı talihsiz anlar olmuştur. Maksadımız tarihteki acıları diriltmek değil kuşkusuz. O acıları nefretin sebebi yapmak yanlıştır. Yaşanan trajik hadiseleri unutmak ve yeni bir başlangıç yapmak gerekir. Fakat bunun için tarihin tekerrür etmemesi lazımdır.

  Kıymetli dostlarım.

  Hacı Bektaş Pirimizin, Horasan’dan Anadolu’ya kurduğu muhabbet köprüsüdür Alevilik. Anadolu’yu İslam’a açan bu muhabbettir. “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl / Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl” O muhabbet köprüsü sapasağlam yerinde duruyor.

  Kafkaslardan Balkanlara, Orta Asya’dan Ortadoğu’ya kadar geniş coğrafya, işte bu muhabbetin ışığıyla yolunu bulmaya çalışıyor. Alevilik ve Bektaşiliği, bir mezhep tarifine indirgemek onun için doğru değildir. Sünni de olsak, Alevi de olsak, Alevilik ve Bektaşilik hepimizin kimliğindeki temel öğeleri oluşturan yerli kültürdür. Bu geniş coğrafyada her gittiğimiz yerde kendimizi buluyor olmamız bu sebepledir.

   Her ulaştığımız noktada Hacı Bektaş Pirimizin muhabbet köprüsünün nakışlarına tanık oluyoruz. Oralarda hiç yabancılık çekmiyorsak, Ehl-i Beyt muhabbetinin, rahmet çisiltisi gibi her yana damlamış olmasındandır. Tarihimizin parlak uygarlığı, Selçuklu birikimi bu temeller üzerinde yükseldi. Edebiyatımızı, felsefemizi ayrıcalıklı kılan bu farklılığımızdır.

   Bâcıyan-ı Rum neydi? Ahilik neydi? Bu ve benzeri müesseselerle sağlamlaşmış toplumsal yapımızı daha yakından incelemeliyiz. Yunus’un, Mevlana’nın, Pir Sultan’ın, Karacaoğlan’ın, Aşık Veysel’in nadide filiz gibi bittiği bereketli topraklardayız.

   Elif okuduk ötürü

   Pazar eyledik götürü

   Yaratılanı hoş gör

   Yaradandan ötürü

  Yaratılanı Yaradandan ötürü hoş gören engin gönüllü kültürümüzün dünyaya söyleyecek çok sözü var. Savaş, gerilim ve ayrılık peşinde koşan egemenlere işte bu yüksek görüşle karşılık veriyoruz.

   Büyüklerimiz; ihtilaftan birliğe, dağılmaktan dirliğe, hasımlıktan hısımlığa davet ettiler. Zaman, bu mesajı en yüksek sesle haykırma zamanıdır.

   Değerli dostlarım

   Hiç şüphe yok, sadece iyi niyet ve temenni ile sorunlar çözülmez. Ama ne yazık ki bugüne kadar Alevi kardeşlerimizin sorunlarına hep bu anlayışla yaklaşıldı. Halbuki Aleviliğin hem sosyo-psikolojik, hem de temel haklarla ilgili sorunları var.Toplumda Alevilik hakkındaki önyargı ve yanlış kanaatleri giderecek çalışmalar yapılmış değildir. Aleviliğin bu toprakların yerli kültürü olduğu bu kadar söylenmesine rağmen üstelik.

  İş, istihdam alanında yaşanan fiili ayrımcılık nasıl önlenecektir? Toplumda yerleşik kanaatleri değiştirmenin somut önerileri nedir? Bu meselelerde çözüm arayışında olduğunu söyleyen hükümet, elle tutulur hangi adımları atmıştır? Eğer toplum, farklı inanç ve düşünceler konusunda eğitilmezse ve kanunlar bu amaçla elden geçirilmezse sorunlar nasıl çözülebilir?

  Alevi inancı ve kültürünün varlığını sürdürebilmesi için gerekli şartların sağlanması gerekiyor. Bir Alevi, Alevi olduğunu söylemekten hala çekinebiliyorsa bu şartlar ortada yok demektir. Alevi bir ailenin çocuğu, Sünnilerle birlikte aynı okulda güven içinde, mutlu ve huzurlu eğitim göremiyorsa sorunun ilk basamağını bile geçememişizdir.

  Dostlarım,

  21. yüzyılın Türkiyesi bu sorunları yaşıyor ne yazık ki. Ne yapacağız, sadece Alevilerin çocuklarını gönderdiği okullar mı açacağız, böyle çözüm olur mu? Alevi olduğu için memuriyette yükselemeyen insanımızın hakkını nasıl koruyacağız? Görünmeyen, gizli duvarlara çarpmaktan bitkin düşen ve sonunda da vazgeçip kendisine dayatılana razı olan bu yurttaşımızı diğerleriyle eşit olduğuna kim inandırabilir? Hala bir yazardan “Alevi yazar” veya sanatçıdan “Alevi sanatçı” diye sözedilebiliyor. Ayrımcılık, ne yazık ki gündelik dilimizin iliklerine kadar işlemiştir.

  Aleviliğin inanç olarak temsili bahsinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mutlaka görev tanımı yapması gerekir. Din hizmetleri sadece Sünnilerle sınırlı bir Diyanet olamaz. Bu ülkenin tüm vatandaşlarının ödediği vergilerle oluşmuş bütçeyi kullanan Diyanet, dini hizmetlerde mezhep ayrımı yapamaz.

  Hükümetin meseleyi öteleyici yaklaşımı asla kabul edilemez. Aleviliğin 15 asırlık bir konu olduğu ve 15 ayda çözülemeyeceği yönündeki beyanlar, çözümden kaçmak demektir. Ayrıca Alevilerin sorunlarının konuşulduğu bir sırada, Sünnilerin de sorunu olduğunu söylemek hiç yakışık almayan bir gerginlik politikasıdır. Aleviler ile Sünnileri karşı karşıya getiren böyle tutumları tehlikeli, gereksiz ve yersiz bulduğumuzu söylemek isterim. Türkiye’de tabii ki bütün kesimlerin sorunları çözülmelidir. Sünnilerin de sorunları behemehal ele alınmalıdır. Fakat Sünnilerin sorunlarının konuşulduğu yerde çözümün önünü tıkamak için Alevilerin sorunlarını bahane etmek de, Alevilerin sorunlarının konuşulduğu yerde çözümün önünü tıkamak için Sünnilerin sorunlarını bahane etmek de insafsızlıktır.

  Değerli dostlarım,

  Alevilerin sorunları bahsinde bazı temel başlıklar sıralayabiliriz.

  Bizce bu başlıkların en önemlileri şunlardır:

– Zorunlu din dersi sorunu

– Cem evlerinin statüsü meselesi

– Eğitim müfredatında Aleviliğe yer verilmesi

– Aleviliğin bir alt kültür ve gizli inanç muamelesinden kurtarılması

– Alevilerin Sünnileştirilmeye çalışılması

– Alevi kökenli devlet memurlarının terfilerinde karşılaşılan fiili engeller

  Esas itibariyle bu ve benzeri konularda çözümün ilkesi, Alevi kültürünün, tıpkı diğer kültürler gibi sivil toplum içinde özgürleşmesidir. Her ne kadar çözümün beyni siyaset olacaksa da Aleviliğin özgürce varolabileceği beden sivil toplumdur.

  Biz, sivil toplumun güçlü, devletin ise bu güçlü sivil toplumun organizasyonu olduğu bir yapıyı savunuyoruz. Bunun köklü bir paradigma değişimi gerektirdiği şüphesizdir. Türkiye’nin böyle bir değişime ihtiyacı vardır. Devlet, ne Batı felsefesindeki gibi Tanrının yeryüzündeki yürüyüşü, ne de Doğu düşüncesindeki gibi Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir. Devlete atfedilen her türlü kutsallık, sivil toplumun gelişmesinin önüne dikilen barikatlara dönüşmektedir.

  Oysa devlet, güçlü sivil toplumun güçlü organizasyonu olarak anlamlıdır. Felsefe, siyaset, ekonomi ve değerler manzumesi bakımından sivil toplum ne kadar güçlüyse onu temsil eden devlet de o oranda güçlüdür. Bu ilişki biçimini koruyamayan ülkelerde totaliter ve otoriter devlet yapılarının ortaya çıkması kaçınılmaz olmaktadır. Bunun doğal sonucu da dünyaya kapalı toplumsal ve ekonomik yapılardır.

  Böyle ülkelerde devlet, korumacı ekonomi ve siyaset modeline yönelmekte, bu da hak ve özgürlükleri kısıtlayan devlet anlayışıyla sonuçlanmaktadır. Felsefi bağlamda Türkiye’nin sahip olduğu farklılıkları sosyal sermaye ve toplumsal zenginliğimiz olarak kabul etmeliyiz. Muhtelif aidiyetlerin varlığını devam ettirmesini, çeşitlilik içinde birliğe varışın siyasal vizyonu yapmalıyız.

Biz “yeni siyaset”i savunuyoruz. Hem anlayış, hem de onun tüm tezahürlerinde yenilenmenin zamanı gelmiştir. Eski siyaseti tüm varsayım ve kabulleriyle geride bırakmalıyız.

  Yeni siyaset, “önce insan”dan hareketle yurttaşların kimlikleri kadar kişiliklerine de itina ve ihtimam göstermelidir. Bireyi, kendi sahip olduğu ve tanımladığı değerler cümlesiyle kucaklamalıdır. Temel hak ve hürriyetlerin kimseden esirgenmediği kamu erdemini şiar edinmeliyiz.

  Kelimenin bütün anlamlarıyla düşünce özgürlüğünden yana olmalıyız. Yeni siyaset, nihai analizde katılımcı parlamenter demokrasinin gereği olarak örgütlü sivil toplumun oluşmasını yürekten desteklemelidir. Türkiye’de, çağdaş uluslararası normlar doğrultusunda sivil toplumun örgütlenebileceği siyasi zeminin önünü açmak her iktidarın birincil taahhüdü olmalıdır.

  Devlet güdümünde her türlü sosyal mühendislik projelerine kapalıyız ve karşıyız.

Ülkemizde din eğitimini önemli buluyoruz. Küreselleşmenin yıpratıcı etkilerine karşı toplumsal kimliğimizi korumanın yolu, milli ve manevi değerlerimizin yeni nesillere aktarılmasıdır.

Yerel değerlerin yok olmasına yol açacak bir küreselleşmeyi hiçbir millet kabul etmemektedir.

  Türkiye, küreselleşme çağında dünyanın diğer milletlerine kendi değerlerini tanıtacaksa öncelikle kendi yerel özelliklerini koruyabilmelidir. Din eğitimi, aslında kültürel mirasımızın öğretimi anlamıyla bu bakımdan çok önemlidir. Fakat din ve inanç eğitimini, “koşullandırma” olarak tarif etmemeliyiz. Toplumu belli bir inanç doğrultusunda şartlandırma bir eğitim yöntemi olamaz. Amaç bilgilendirmek ve öğretmek olmalıdır. Bu çerçevede, eğitim sistemimizde Alevilik mutlaka yerini almalıdır.

  Burada eğitim meselesine küçük bir parantez açıp birkaç cümle söylememe izin veriniz: Eğitim, yetenek yönetimi bakışaçısıyla yeniden yapılandırılmalıdır. Bilgi toplumunu gerçek yapmanın vazgeçilmez koşulu, yeteneklerin eğitim sistemi içinde en verimli yönlendirme ve terbiyeye tabi tutulmasıdır.

  Tek tip, tek yöntem, tek çeşit eğitim mekanizması yeteneklerin kendisini geliştirmesine değil, verimsiz bir karışımın parçası haline gelmesine yarayacaktır. Araştırıp sorgulayan, eleştirip yaratıcı yaklaşımlar geliştiren parlak zihinlerin ortaya çıkarılması o nedenle mevcut eğitim sisteminde mümkün olamamaktadır.

  Hayata ve sorunlara inovatif bakabilmek durağan, tüketici ve tutuk eğitimle mümkün değildir.

Tam aksine yeteneklerin özgürce gelişip serpilmesine sınırsız destek verecek yeni tür eğitime ihtiyacımız var.

  Kıymetli dostlarım,

  Dünyamız 21. yüzyılda, 20. yüzyılın önerme ve fikirleriyle hayat bulan siyasi bakışaçısını sürdürmekte zorlanmaktadır. Hızla yenilenen bilgilerimiz, toplumsal hayatı yönlendiren tüm alanlarda köklü değişikliklerin kapısını zorlamaktadır. Dünyaya açılma ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşmayı önüne hedef olarak koyan ülkemizin bu büyük değişim dalgasının dışında kalması düşünülemez.

  Türkiye, tarihsel tecrübesinden tevarüs ettiği değerlerini, sürekli yenilenen dünyada yaşatmanın yollarını keşfetmelidir. Bizim yeni siyaset anlayışımız, aziz milletimizin tarihi tecrübesinin mahsulü olan kültürel değerlerin çatışma davası yapılmasına karşıdır. Bu çerçevede, Alevilerin öncelikli ve diğer sorunları, çatışmanın tarafı olarak görülmeksizin çözülmelidir. Meseleye böyle bakılarak gerilim ve gerginliğin hararetinin düşürülmesi gerekiyor.

  Kardeşlik çağrıları; sorunların üstünün örtülmesi, halı altına süpürülmesi veya ertelenmesi için bahane yapılmamalıdır. Kardeşliğimiz, meselelerin çözümünde anlamlıdır. Meseleleri çözersek kardeşliğimiz değer kazanır.

Yaz baharda bahçe ile, bağ ile,

Kaba çamın gürlemesi dal ile,

Koç yiğidin eğlencesi yar ile,

Muhabbet eder eğlenir ağaçlar.

 

Pir Sultan Abdal’ım, Hatayi Şah’ım,

Adam için ne haketmiş Allah’ım.

Güz gelince salar yaprağın dalın,

Vakti geldi mi sulanır ağaçlar.

 Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi muhabbetle selamlıyorum.

 Sağ ve esen kalınız.”

 
                                          
                                   TURKUAZ HAREKET  İNTERNET SİTESİ
 
                                Niyetler ve hedefler mutabık hale getirilmeli 

                                               Yazan: İlker ÇAKAN 
 
                                               SONSÖZ GAZETESİ   
                                                      19.12.2010

Bulgaristan-Burgas Valisi Konstantin Grebenarov’dan Kırklareli Valisi Muammer Muşmal’ı ziyaret

0

Haber: İlker ÇAKAN 

  Bulgaristan’ın Burgas Valisi Konstantin Grebenarov ve beraberindeki heyet, Kırklareli Valisi Muammer Muşmal’ı makamında ziyaret etti. Burgas Valisi Konstantin Grebenarov başkanlığında, Vali Yardımcısı Zlatina Dukova, T.C. Burgaz Başkonsolosu Sibel Erkan, Malko Tırnovo Belediye Başkanı İvan İvanov, Burgaz Emniyet Müdürü Milen Dimitrov, İşadamları Nikola Barantiev, Petko Rusinov, Türk-Bulgar Sanayi Odası Üyeleri Veselin Atanasov, Salih Şahin, Hülya Topal, Penka Atanasova ve Aydın Rıza, 10 Aralık 2010 Cuma günü Vali Muammer Muşmal’a iyi niyet ziyaretinde bulundu.

  Sıcak bir sohbet havasında geçen ziyarette karşılıklı fikir alışverişinde bulunarak, iki ülke ve sınır kentlerinin ilişkileri görüldü. Burgas Valisi Grebenarov Kırklareli’ne yapmış oldukları iyi niyet çerçevesinde bir dizi ziyaretlerde bulunduklarını belirterek; “Buraya ziyaretimin üçüncüsünü gerçekleştiriyorum. Ama belirtmek isterim ki, sizin misafirperverliğiniz fevkalade.  Ortak kullandığımız çok geniş alanlarımız var. Bulgaristan’ın en büyük limanları Burgas’da mevcut. Havaalanımız mevcut,serbest bölgemiz var ve iki ülke arasında  alışverişimizde çok faydalı.

  İki ülkenin bu iyi ilişkileri, tamamen bu bölgede yaşayan halkın menfaatleri doğrultusundadır.

Başta Malko Tırnovo kapı yolu olmak üzere, hükümetimiz tarafından gerekli önlemler alındı ve bu yolun tamamlanarak, hizmete açılması konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Gerçekten iki şehir arasında bir kardeşlik var. Bu sınır iki iller arasındaki vatandaşlarımız içinde iyi temel oluşturmaktadır. En kısa zamanda Avrupa Birliği üyesi olmanızı diliyorum ” dedi.

 
                                  
                                  Bulgaristan-Burgas Valisi Konstantin  Grebenarov-
                                              Kırklareli Valisi Muammer Muşmal
 
  Kırklareli Valisi Vali Muammer Muammer Muşmal’da yapılan iyi niyet ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek şunları söyledi; “İlimizde sizleri görmekten son derece mutlu oldum. Ülkelerimiz çok iyi ilişkiler içerisinde bulunuyor. Komşu ve dost ülkeleriz. Komşu iki ilin, Burgas ve Kırklareli’nin çok iyi komşuluk ilişkileri içerinde olması daha da iyidir. Bu doğrultuda Kırklarelili işadamları, sanayiciler, yöneticiler, Burgas ile çok yakın ilişki kurma arzusundadırlar.

  Kırklareli’ne geldiğim günden bu yana Kırklarelili vatandaşlarımızın en çok sorduğu ve istediği şey, Dereköy Gümrük Kapısından sonraki, Bulgaristan’a ait yolların yapılmasını dört gözle beklemektedirler. Tır trafiğinin açılabilmesi için o yolun yapılması, bizler tarafından beklenmektedir. Yolun yapılacağını sizden duymamız, bizleri sevinmiştir. Burgas şehrinin Burgas Limanı, bizler tarafından da kullanılmasını arzu ediyoruz. Ticari gelişmeler açısından bu limanın büyük önemi var.

  Bu karşılıklı ziyaretlerimiz sık sık devam edecek. Ticaret Borsamız, Sanayi ve Ticaret Odamız, işadamlarımız bu ziyaretleri beklemektedirler. Bu duygu ve düşüncelerle, hoş geldiniz, çok memnun olduk.”

  Karşılıklı iyi niyet çerçevesi içinde yapılan konuşmaların ardından Vali Muammer Muşmal ziyaret anısı olarak fincan takımı hediye ederken, Burgas Valisi Grebenarov da Vali Muammer Muşmal’a Burgas’ın tarihi ve turistik yerlerini tanıtan tabak hediye etti.

  Burgas Valisi Konstantin Grebenarov ve heyeti Vali Muşmal’ı ziyaretinin ardından, Kırklareli Belediye Başkanı Cavit Çağlayan’ı, Kırklareli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aykaç’ı, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ertuğrul Çetintaş’ı, Ticaret Borsası Başkanı Turhan Altıntel’i makamlarında ziyaret etti.

PISA sonuçları

0

  TKY nin en önemli ilkesi “Ölçülmeyen Değer Geliştirilemez” ilkesidir. Eğitim öğretim faaliyetlerinde de gelişme sağlamak istiyorsak yaptığımız faaliyetleri ölçmek gerekir. Bu bağlamda, PISA nın üye ülkelerde yapmış olduğu ölçümleri ve kıyaslamaları önemsiyorum. Çıkan sonuçlarında iyi değerlendirildiği takdirde öğretim faaliyetlerinde gelişmenin önünü açacağına inanıyorum.

  OECD tarafından gerçekleştirilen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (Program for International Student Assessment; PISA) sonuçları haber sitelerinde yayınlandı. PISA sınavları ile farklı ülkelerdeki 15 yaşındaki öğrencilerin fen bilimleri, matematik ve okuma alanlarındaki beceri seviyeleri ölçülmekte ve karşılaştırılmaktadır. Üçer yıllık periyotlar halinde planlanan PISA projesi, matematik, fen bilimleri ve okuma becerilerini kapsamakta ve her dönemde bu üç alandan birine ağırlık verilmektedir. Ülkemiz PISA’ya söz konusu üç yılda da sırasıyla 4855, 4942 ve 4996 öğrenci ile katılmıştır.(1)

  2009 yılında, programa katılan 65 ülke arasında, fen bilimlerinde 47’nci  sıradan 44’ncülüğe tırmanan Türkiye, matematikte ise bir basamak tırmanarak listede 44’üncü sırada yer aldı. Okuma becerileri alanında ise, değerlendirmeye katılan ülkeler arasında üç yıl önce 39. sırada yer alan Türkiye son araştırmada 32. sırada bulunuyor.(2) Türkiye’nin gerisinde kalan ülkelerin büyük bir çoğunluğu Latin Amerika, Orta Asya ve Afrika’da yer alan ülkelerden oluşmaktadır.

  Eğitim ile ilgili göstergelere ve araştırma sonuçlarına baktığımızda eğitim karnemizin iyi olmadığımızı görmekteyiz. Eğitim alanında son yıllarda tüm okullara internet bağlantısı,  bilgisayar, projeksiyon makinesi gibi teknolojik araçlar kazandırılmasına rağmen atılan tüm adımlar olumlu sonuçlar getirmekle birlikte, kapsamlı bir eğitim reformuna olan ihtiyaç devam ediyor. Sınıfları teknolojik araçlar ile donatmak çok önemli ama bir o kadar da önemli olan zihniyet değişikliğinin gerçekleşmesidir.

  O araçları kullanacak eğiticilerin, eğitim yöneticilerin becerilerinin geliştirilmesi, önemlidir. Okullarda akıllı tahtalar varken, projeksiyon makineleri varken ısrar ile dersi takrir metodu ile anlatmaya çalışan ve slayt hazırlamasını bilmeyen eğiticilerin olması, eğitimde değişimin önündeki en büyük engeldir. Yine eğitim işi ile uğraşanların mali ve özlük haklarının diğer meslek gruplarında görev yapanlardan daha geride olması da başka bir engeldir.

  Ülkemizin hedefi ülkeler ile yarışmak değil batı ülkelerinin arasında yer almaktadır. Türkiye’nin PISA sonuçları, bu ülkelerle karşılaştırıldığında, başarı sıralamasındaki yerimiz, bu hedefe ulaşmada iyimser olmamızı engellemektedir. Eğitimde başarının artması yalnızca okulun fiziki imkânlarının geliştirilmesi ve müfredat ile olmaz. Toplumun en küçük parçası ailenin ve öğrencinin çevresinin de öğrenmeye olumlu katkı yapması gerekir. Topyekûn bir felsefe değişikliğine ihtiyaç vardır. Ayrıca öğretmen yetiştirme programlarının yeniden gözden geçirilmesi lazım. Bu gün eğitime yapılan yatırımların sonuçlarını hemen elde etmemizde mümkün değildir.

  Aslında bir başka sorunda eğitime ayrılan kaynakla ilgilidir. Geçen yıla göre bütçeden eğitime ayrılan kaynağın % 20 oranında artması planlanmıştır. Ülkemizin gelecek yıl toplam bütçesi 312,5 milyar TL, eğitime ayrılan kaynak ise 34 milyar TL olarak belirlenmiştir. Bu da yüzde yaklaşık olarak 11’e denk gelmektedir. 

  Yıllar itibarı ile Milli Eğitim bütçesinin genel bütçeye oranı şöyle olmuştur.  2003 yılında yüzde 6,91, 2004 yılında yüzde 8,53, 2005 yılında yüzde 9,53, 2006 yılında yüzde 9,47, 2007 yılında yüzde 10,42, 2008 yılında yüzde 10,30, 2009 yılında yüzde 10,64, 2010 yılında ise yüzde 9,85’tir. 2011 yılında ise yüzde 11 civarında olup tarihin en yüksek oranına ulaşmıştır.

2010 yılında eğitime ayrılan bütçe ABD’de yüzde 14,8, Yeni Zellanda’da yüzde 18,9, Meksika’da yüzde 22, Kore’de yüzde 15, Avustralya’da yüzde 13,9’dur.  Türkiye’de ise 9,85 olmuştur.(3)

  OECD verilerine göre; Türkiye’de öğrenci başına düşen harcama miktarı ilköğretimde 1,130 dolar,  ortaöğretimde 1,834 dolardır. OECD ülkelerinde ise öğrenci başına harcama miktarı ilköğretimde 6,437 dolar, ortaöğretimde 8,006 dolar. Yani, “Ne kadar ekmek o kadar köfte” misali…

  Eğitime ayrılan bütçenin gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkarılması ve eğitime harcama yapmaktan hükümetlerin korkmaması gerekmektedir.

Kaynakça;

(1) http://www.tepav.org.tr/upload/files/1291796200-4.PISA_2009_Sonuclarina_Iliskin_Bir_Degerlendirme.pdf

(2) http://www.voanews.com/turkish/news/Uluslararas-Orenci-Deerlendirme-Programnn-Sonuclar-Berlinde-Ackland-111552179.html

(3) http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=2063

 

error: Content is protected !!