Cumartesi, Mart 28, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 322

Gümüşhane Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İsmail Akçay: “Tüketici toplumu olmaya yönlendiriliyoruz”

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
     Gümüşhane Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İsmail Akçay, Gümüşhane ekonomisi konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;
Ekonomimiz tarım ve hayvancılık ve kamu yatırmalarına dayanır
     “Gümüşhane ekonomisinin % 60’ı tarım ve hayvancılığa dayanır.% 20’s ise taşımacılık ve hizmet sektörüne, % 10’u kamu yatırımlarına, diğeri de ticaret, turizm, sanayi sektörüne dayanır. Sanayi sektörünün Gümüşhane ekonomisinde payına baktığımız zaman, sanayi sektörünün ekonomimizdeki payı % 1,5’dir.Bu da sanayi sektörünün Gümüşhane ilimizde yok denecek kadar az olduğunu göstermektedir. Kısaca ekonomimiz tarım ve hayvancılık ve kamu yatırmalarına dayanır. Kamu yatırımları devletimizin alt yapı yatırımları ve projelerinden doğan kaynaklardır. Devlet memuru maaşının ilimiz ekonomisinde önemli bir payı vardır.
Ülke genelinde gelişmişlik sıralamasında 71. sırada
     Gümüşhane ilinde ciddi manada turizm, sanayi, ticaret sektörü yoktur. Bütün bunlar olmayınca il ekonomisi de ülke genelinde gelişmişlik sıralamasında 71. sırada bulunmaktadır. Bu başlıklar Gümüşhane ilinin Türkiye genelinde sosyo-ekonomik kültürel yönden 71. sırda olduğunu söylediğimiz zaman önümüze bir fotoğraf koymuş oluyoruz. Geçtiğimiz günlerde Gümüşhane ilinde yaptığımız çok renkli ve ilk defa yaptığımız bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda bölgemizle ilgili şu karalar alınmıştır:1-TARIM: a-Fındık politikamız yeniden ele alınıp, üretimin en az 600 bin tonunun ihraç edilmesi için, bir yol haritası çıkarılmalı b-Çay üreticisini mağduriyetten kurtaracak bir teşvik politikası c-Hayvancılık politikamız yeterli değildir.
Üretici korunmalı ve kaçakçılık önlenmeli
     Üretici korunmalı ve kaçakçılık önlenmeli. d- Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde bulunan kuşburnu desteklenmeli 2- TURİZM: Çevreyi korumayla ilgili daha hassas davranılarak, turizmi geliştirecek bir çevre projesi yapılmalı. Yayla turizmi desteklenerek doğal tabiat güzelliklerimiz ekonomiye kazandırmalı. 3-TEŞVİK: 31.12.2008 günü sona erecek olan 5084 Sayılı Teşvik Yasasının süresi uzatılarak, iller bazında, bölgesel ve sektörel teşvik yeniden düzenlenmeli. 4-EĞİTİM: Yeni kurulan üniversitelere fizik mekanlar yapılarak katkı verilmeli.(Örnek; derslik, yurt binası, lojman).5-ULAŞIM: Doğu Karadeniz Limanlarını, İç Anadolu’ya bağlayacak demiryolu ve duble yolların yapılmasına öncelik verilmeli. Cankurtaran ve Zigana tünelleri programa alınmalı. 5. Ticaret ve Sanayi Şurasına sunulmak üzere her yıl Türkiye ve Odalar ve Borsalar Birliğinin önderliğinde Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsalarının bulunduğu bölgelerde bölge toplantıları yapılır, yapılan bu bölge toplantılarında bir sözcü seçilir.
Gümüşhane Ticaret ve Sanayi Odası olarak temsilci seçildim 
      O bölge ile alakalı 5 sorun gündeme getirilir Bunlar daha sonra rapor halinde sözcü tarafından daha sonra belirlenen bir tarihte yapılacak olan 5.Sanayi ve Ticaret Şurasında Sayın Başbakanımıza sunulacaktır. Bu Doğu Karadeniz Bölgesindeki Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsalarının her zaman Trabzon’da yapmış olduğu toplantıyı ilk defa Trabzon’un dışında Gümüşhane’de yaptık. Bu toplantıya Doğu Karadeniz Bölgesinde bulunan; Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Rize ve Artvin illeri olmak üzere toplam 6 il ve ilçelerinde bulunan Ticaret ve Sanayi Odaları ile Ticaret Borsalarının başkanlarının katıldığı toplam 24 oda başkanın bulunduğu bu toplantıyı Gümüşhane’de yaptık. Gümüşhane’de ilk defa yaptığımız bu toplantıda oda ve borsa başkanlarının yapılacak olan 5. Sanayi ve Ticaret Şuarasında Sayın Başbakana sunmak için hazırlanan dosyayı sunmak üzere Gümüşhane Ticaret ve Sanayi Odası olarak temsilci seçildim. 
Tetkik ettiğimiz bölgenin bu beş sorunu
      Tetkik ettiğimiz bölgenin bu beş sorununu Ankara’da yapılacak olan toplantıda Sayın Başbakanımıza ben sunacağım. Türkiye’de bulunan Sanayi ve Ticaret Odaları başkanları hepsi gerçekten sadece vatan için, hizmet için, sadece bayrak yarışı düşüncesiyle bu görevi yapmaktadırlar. Bu raporu bütün oda başkanlarımız Sayın başbakana sunacak kabiliyet ve yetenektedirler. Bölgemizi en iyi şekilde temsil etmenin gayreti içerisinde olacağız. Bütün oda başkanlarımızın kendi bölgesinden, odasının bulunduğu bölgeden hazırlamış olduğu beş tane sorunu özet haline getirmek üzere çalışmalarımız devam ediyor. Odalar Birliği ile irtibatlı olarak çalışıyoruz. 17 Kasım’da Ankara’da yapılacak olan Sanayi ve Ticaret Şurasında bu raporu sayın başbakana sunacağız. Çözüm merkezi hükümette ve siyasi otoritededir. Burada derdimiz zengin olmaktır.
Zengin olmak bütün milletimizin fertlerinin hakkıdır
     Zengin olmak bütün milletimizin fertlerinin hakkıdır. Bütün insanlarımızın yaşam standartlarının yükselmesini, zenginleşmesini istiyoruz. Milletimizin zenginleşmesi için tespit ettiğimiz sorunlar münferit olup, lokal bazda sorunlar değildir. Uygulanabirliği olan sorunlardır. Her oda başkanımız kitaplar halinde sorun yazabilir. Esas olan uygulanabirliği ve o bölgede yaşayan insanların yaşam standardına, gelir seviyesinin yükselmesine katkı sağlayacak sorunları çözmek ve ortaya koymaktır.
TOBB odalar ve borsalar yönünden 
Türkiye’yi 13 bölge halinde şekillendirmiştir
      Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği odalar ve borsalar yönünden Türkiye’yi 13 bölge halinde şekillendirmiştir. Bu toplantıda 13 bölgeden 13 tane konuşmacı ve temsilci olacaktır. Bunlar kendi sorunlarını Sayın Başbakana aksettireceklerdir. Bizde bölgenin kalkınmasında temel teşkil edecek 5 tane ana sorunu tespit ettik. Çözüm için Sayın başbakana sunulmak üzere, bölge milletvekillerimizden ve merkezi hükümetten yardım isteyeceğiz. Bu toplantılar son beş yıldır yapılan toplantılardır. Sayın Başbakanımız bizim konuşmalarımızı saatlerce yerinden kalkmadan dinliyor. Bundan önceki toplantıda Ordu Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ömer Aydın sözcüydü. O toplantıda Sayın Başbakanımızı 5.5 saat oturduğu yerden kalkmayarak sorunlarımızı dinledi.
Her ilimize bir üniversite teklifimiz gerçekleşmiş oldu
      Bu sorunların içerisinden çözülen sorunlarımız olmuştur. Bunlardan her ilimize bir üniversite teklifimiz gerçekleşmiş oldu. Bu sorunumuz çözüldüğü için listeden çıkardık. Basın olmazsa bizim olmazlarımızın başında gelen kuruluşlardır. Mutlaka ve mutlaka bizlerin bu sorunlarımızın çözümü noktasında eğer basın bizi desteklemezse çözüme ulaşmakta zamanda kolay olmuyor. Basının gücünü kabul etmememiz mümkün değildir. Bunu herkes biliyor. Bölgemizin sorunlarının çözülmesi noktasında basınımızın daha hassasiyet göstermesini özellikle bekliyoruz. Bugün Türkiye’nin geldiğimiz noktada Türkiye’nin bağımsızlığın tartışıldığı bir noktaya geldiğimiz bugünlerde, inanıyorum ki basına ve Türkiye’de yaşayan ve Türkiye’nin misakı milli sınırları içinde bütünlüğünden yana olan herkese daha çok görev düşüyor.
Daha dinamik olmamız gerekiyor
      Daha çok hassasiyet düşüyor. Daha dinamik olmamız gerekiyor. Bütün dünya milletleri ve devletleri tek bir şey için çalışıyor. O da zenginleşmektir. Bu bir realitedir ve inkar edemeyiz. Zaman zaman imtina ettiğimiz dönemlerde yanlış yaptığımıza inanıyorum. Herkes zengin olmak istiyor. Her şahıs zengin olmak istiyor. Her şehir zengin olmak istiyor.Her devlet zengin olmak istiyor.Zengin olmanın bana göre iki önemli ayağı vardır. Bunlar; 1- Huzur olmalı 2-Çalışma olmalıdır. Huzur olmazsa, çalışma olmaz. Çalışma olmazsa, zenginlik olmaz. Napolyon Bonapart para para demiş de. Parayı bulmak için ne yapmak gerekir. Önce huzuru bulmak gerekir. Huzuru bulursak bu millet çalışmaya hazırdır. Huzur ve çalışmak eşittir zenginliktir. Huzur içinde bu toprağa, bu bayrağa kayıtsız ve şartsız sadakat ve itaat gerekir. Gümüşhane’ye kadar gelerek bizleri bulunduğumuz yerlerde ziyaret ettiniz. Sizinle tanışmak, bizim için büyük bir keyif oldu. Başarılarınızın devamını diliyorum.
Küresel krizden en az zararla kurtulacak bir ülkeyiz
     Küresel krizden en az zararla kurtulacak bir ülkeyiz.1994 ve 2001 krizleri bizim için önemli tecrübe kaynakları olmuştur. O dönemlerde biz bugünkü dünyanın yaşadığı sıkıntıları yaşadığımız için birçok tedbiri aldık. Özellikle mali sektörde çok önemli tedbirler alınmıştır. Şu an o alınan tedbirlerin faydasını görüyoruz. Ciddi manada etkilenme olmasa da önemli ölçüde etkileneceğiz. Dünyada kopan gürültü ve dünyanın etkilendiği ölçüde değilde, daha az ölçüde etkileniriz diye düşünüyorum. Biraz daha kurumsal yapıya sahip olan, ayakları yere basan firmalarımız küçük sarsıntılar geçirseler dahi yıkılması mümkün değildir. Kurumsallaşmış ulusal ve uluslar arası firmalarımız gerçekten takdire şayan başarılar elde ediyorlar .% 6–9 büyüme hızımız bu firmalarımız sayesinde olmuştur. Küresel esintiyi fazla zarar almadan atlatacağımıza inanıyorum.
Ürüne destek verildiği zaman, üretmek zorundasınız
     Tüketici toplumu olmaya yönlendiriliyoruz. Bence bu merkezi hükümetin yanlış uygulamalarından kaynaklanıyor. Bu yanlış uygulamalardan biri doğrudan gelir desteği adı altında çiftçimize verilen nakit paradır. Bu merkezi hükümetin çok iyi niyetlerle çıkarmış olduğu, ancak sonradan amacından sapan, uzaklaşan ve kaynak olarak verilen bir para haline gelmiştir. Bu çok yanlış uygulamadır. Ben inanıyorum ki hükümetimiz bu yanlış uygulamayı fark etti. Edindiğimiz bilgilere göre bu doğrudan gelir desteği artık kuru araziye verilmeyecektir. Tamamen ürüne verilecektir. Destek verilmeli ama ancak ürüne verilmelidir. Ürüne destek verildiği zaman insanlar çalışacaktır. Ortaya mal konulacaktır. Buna destek verilsin. Köylümüz ve çiftçimiz tarlam var, bana destek ver diyor. Bu şekilde verilen para karşılıksız paradır. Bu yanlış bir uygulamadır. Bu desteğin ürüne verilmesi gerekir.Ürüne destek verildiği zaman, üreten toplum olacağız.Ürüne destek verildiği zaman, üretmek zorundasınız.Üretici kesimin çoğaltılması gerekir.Mutlaka daha çok üretmemiz lazımdır.”
   
 
  

Kamu Yönetimi Araştırma Derneği Genel Başkanı Ali Koplay: “Güçlü bir Türkiye inşaasına, katkıda bulunmak”

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN  
    Kamu Yönetimi Araştırma Derneği Genel Başkanı Ali Koplay, Kamu Yönetimi Araştırma Derneği konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;
Multi-disipliner kişiler tarafından kuruldu
    Derneğimiz 2005 yılında sivil toplumun gücüne inanan Müfettiş, akademisyen, bürokrat ve özel sektör temsilcilerinden oluşan multi-disipliner kişiler tarafından kuruldu. Derneğimizin adı” Kamu Yönetimi Araştırma Derneği” dir.  Kısa adı  ise; “KAYAD'” dır.
 Kamu yönetiminin, özel sektörün, Türk dünyasının ve toplumun içinde bulunduğu sorunları, esaslı bir şekilde ve derinlemesine inceleyerek yeni ufuklar açan, gerçekçi ve demokratik bir anlayış ile çözmeye kararlı; kamunun isteklerini ve toplumsal yararı her şeyin önünde gören bir anlayışla idealist, azimli, demokratik kültürle yoğru1muş, fedakar kişilerin oluşturduğu bir toplulukla, dostluk, kardeşlik, dayanışma, yardımlaşma ve karşılıklı güvenin tesis edildiği ve geliştirildiği; kişilerin hak ve hürriyetlerinin korunduğu, adaletin egemen kılındığı, güvenli geçmişten güçlü geleceğe doğru kalkınmış, dünya devletleri içerisinde yerini alan müreffeh ve güçlü bir Türkiye inşaasına, katkıda bulunmaktır.
Kamu yönetiminin sorunlarını tespit etmek
     Derneğimiz; kamu yönetiminin, özel sektörün, Türk dünyasının ve toplumun maddi ve manevi birikiminden yararlanarak ve bunların sentezini yaparak, yeni bir muasır medeniyet inşaası konusunda bunlardan en üst düzeyde yararlanır. Bu bağlamda düşünce ve bilgi üretimi ve bunları toplumla paylaşarak aksiyona dönüştürme faaliyetleri yapar. Bu çerçevede; Kamu yönetimi, özel sektör, toplumsal, ekonomik ve kültürel alanlarda sorunları tespit etmek ve çözüm üretmek amacıyla, alanına ve konusuna göre bilimsel araştırma komisyonları kurar. Bu komisyonlar, araştırma komisyon başkanlığı şeklinde faaliyetlerini yürütür. Kamu yönetiminin sorunlarını tespit etmek üzere araştırma, inceleme ve istatistikî çalışmalar yapar. Konularına göre alan çalışması yapar ve bu çalışmaların sonuçlarını yasal her türlü iletişim araçlarını kullanarak kamuoyuna duyurur ve bunları kamuoyuyla paylaşır. Dernek amaçları kapsamında kamu yönetimini doğrudan ve dolaylı olarak  ilgilendiren konularda, kongre, konferans, seminer, panel, brifıng, röportaj, sempozyum ve benzeri eğitsel etkinlikler düzenler.
Uzman kişilerden oluşan çalışma grupları
     Faaliyetlerini etkin ve verimli kılmak amacı ile aynı ilkeler doğrultusunda çalışan sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapar ve ortak projeler geliştirir. Ayrıca sivil toplum bilincinin gelişmesi ve kurumsallaşması için gerekli çalışmaları yaparak bu doğrultuda etkinliklerde bulunur. Dernek kamu yönetimi, özel sektör, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi konularda bilimsel çalışmalar yapar veya yaptırır. Bu amaçla konusunda uzman kişilerden oluşan çalışma grupları ile çalışmalarını projelendirir ve ulaşılan sonuçları rapor haline getirir. Bu raporları, öncelikli olarak dernek üyelerine gerekli gördüğünde kamu kurum ve kuruluşlarına, kamuoyuna ve özel sektör kuruluşlarının bilgisine sunar.
Dernek amacına yönelik bilimsel araştırmalar
     Dernek amacına yönelik bilimsel araştırmalara, bilgi, belge, kitap vs. imkanları ölçüsünde mali nitelikte destek sağlar ve bu doğrultuda destek alır. Aynı zamanda kitap, dergi ve benzeri yayınlar yapar. Amaçlarını gerçekleştirebilmek için KAYAD, amaçlarına yönelik akademi, enstitü ve araştırma merkezleri kurar. Dernek, amaçlarını kurumsallaştırmak için Ekim ayının ilk haftasını “Kamu Yönetimi Haftası” ilan eder. Ayrıca, kamu yönetimi kongresi düzenler. Derneğimiz Kamuoyunu Bilgilendirme Faaliyetleri Kapsamında; Öncelikle derneğin amacı doğrultusunda araştırmalar yapan uzmanların ve bilim adamlarının çalışmalarını kitap, dergi, broşür, bülten, rapor ve benzeri basım yöntemleriyle ve ayrıca konunun niteliğine göre tertiplenecek konferans, seminer şeklindeki etkinliklerle değerlendirir. Bu bağlamda, çeşitli yollarla edinilen bilgileri tüm iletişim araçlarından yararlanılmak suretiyle kamuoyuna duyurur.
Kişisel melekelerinin gelişimi konusunda düşünce üretir
     Kamuoyuyla paylaşır. Derneğimiz Bireylerin Kişisel Gelişimine Katkıda Bulunmak Amacıyla; Öncelikle üyelerin birbirleriyle tanışmalarını temin eder. Yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik ederek, aralarında anlamlı bir bağ ve birliktelik kurmayı amaçlar ve bunun için gerekli ortamı hazırlar. Kişisel melekelerinin gelişimi konusunda düşünce üretir ve benzeri etkinliklerde bulunur. Bireylerin kişisel gelişimi için bedelli veya bedelsiz eğitici, öğretici kurşlar açar, seminer ve konferanslar düzenler, ayrıca konusuna göre bilimsel inceleme gezisi düzenler.
Bireylerin kariyer planlaması ve kariyer gelişimine katkıda bulunmak
     Bireylerin kariyer planlaması ve kariyer gelişimine katkıda bulunacak etkinliklerde bulunur Derneğimiz  Toplumsal ve Özellikle Gençliğin Gelişmesine Yönelik Olarak ise; Gençlerin, kendilerini ilgilendiren her alanda ve her kademede yönetime katılmalarını, bilimsel çalışmalara ve araştırmalara iştiraklerini sağlar. Çalışma yaşamındaki gençlerin kişisel ve sosyal gelişmelerinin desteklenmesi, yaşadıkları güçlüklerin ve sorunların çözümlenmesi, ayrıca gençlerin suça yönelmelerinin alkol ve madde bağımlılığının önlenmesi konusunda gerekli araştırmaları yapar veya yaptırır.
Genç bilim adamlarının yetişmelerini destekler
      Başarılı ve çalışkan olduğu belgelerle anlaşılan öğrencilere burs verir. Genç bilim adamlarının yetişmelerini destekler. Üyelerinin yurt dışı eğitim faaliyetlerine ilişkin gerekli ortamı hazırlar ve bu doğrultuda danışmanlık hizmeti verir. Yüksek lisans ve doktora yapanlara imkanları ölçüsünde destek sağlar. Ülkemizin ve insanlığın tarih ve kültür birikiminden yararlanarak demokrasinin geliştirilmesi ve demokratik kültürün kurumsallaşması için çalışmalar, araştırmalar yapar ve bunu topluma çeşitli yollarla aktarmak suretiyle toplumla paylaşır. Bu amaçla eğitim, dil ve kültür merkezleri açar ve çalıştırır.
İnsandan başka hiçbir şey, dünyanın ekolojik  dengesini bozamaz
     Bütün bu çalışma alanlarının ve etkinliklerin yanında KAYAD; “İnsandan başka hiçbir şey, dünyanın ekolojik  dengesini bozamaz” cümlesinden hareketle çevre dengesi konusunda toplumsal bilincin gelişmesine katkıda bulunur. Gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak için ekolojik dengeye uygun kentsel dönüşüm ve toplu konut projeleri hazırlar veya hazırlatır. Bu vesile ile derneğimizin amaçlarını ve faaliyetlerini gerçekleştirmek için azami gayret gösteren Derneğimizin Genel Başkan Yardımcıları Sayın Selami Duman, Sayın Murat Akçakaya, Sayın Süheyla Savcı, Derneğimizin Genel Sekreteri Sayın Ercan Ermiş, Derneğimizin Mali Koordinatörü Sayın Yaşar Aydın ve Derneğimizin Strateji Geliştirme Başkanı Sayın Ayşe Sibel Öksüze ve Denetleme Kurulu Üyemiz Sayın Özgür Şahin ile derneğimizin can dostu değerli üyelerine bu röportaj vesilesiyle çok teşekkür ederim.Ayrıca size de teşekkürlerimi bir borç bilirim.”
 
 




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Ali KOPLAY, 28.11.2008 12:58:13:
Yorumcu arkadaşlara ilgi ve alakalarından dolayı çok teşekkür eder, katkılarının devamı dileklerimle, saygı selam ve sevgilerimi sunarım.

Yorumu gönderen: Doğan ONUR, 27.11.2008 11:57:42:
Sayın Genel Başkanım, Aynı yöne birlikte bakabilen insanları bir araya getirerek yarattığınız sinerjinin çok yakın gelecekte Türk Kamu Yönetimine imzasını atacağına inanmaktayım.Yolunuz açık ve aydınlık olsun!Saygılarımla!Doğan ONUR

Yorumu gönderen: Alperen YÜCETÜRK, 25.11.2008 23:31:06:
Sayın Koplay, derneğinizden bu röportaj sayesinde haberdar oldum.Meslektaşım olarak kamu yönetimine getirmeye çalıştığınız anlayıştan ve verdiğiniz mücadeleden dolayı tebrik ediyorum.Çünkü, dernek faaliyetleri bir özveri gerektirir.Sizde de bu azim ve kararlılığı görmekteyim.Size bu yolda ve ülküde başarılar dilerim.

Yorumu gönderen: şükran misci, 25.11.2008 22:37:25:
kendini tek bir konu veya görevle sınırlamayıp,sahip olduğu potansiyeli devleti ve milleti için kullanmayı şiar edinmiş siz ve sizin gibi kişiliklere ihtiyacımız var.bu anlamdaki çalışmalarınız için tebrik ve teşekkür ediyor ediyor,saygılar sunuyorum.Şükran misci Bursa

Yorumu gönderen: Ali KOPLAY, 25.11.2008 15:14:40:
Sayın Şinasi Bey;ilgi ve alakanız için çok teşekkür eder, katkılarınızın devamını diler, saygı selam ve sevgilerimi sunarım. www.alikoplay.org

TEKGIDA-İŞ Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel: “Mücadelemiz inandığımız toplumumuz içindir”

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
      TEKGIDA-İŞ Sendikası Başkanı ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Sekreteri Mustafa Türkel, ÇAYKUR ve TEKGIDA-İŞ Sendikası konulu yaptığım röportajda şunları söyledi; 
      Ülker ve Coco Cola gurubu Rize’de çayla ilgili fabrikalar satın almaya başladılar.
Yaklaşık 8 aydır konuşmalarımda söylediğim gibi, burada sendikal bir değişim adı altında aslında çok uzun yıllardır, planlanan, çayı ve Çaykur’luyu ele geçirmek için ulus ötesi şirketler ve bunların Türkiye’deki bazı yerli işbirlikçileri çok uzun yıllardır, buralarda planlama yapıyorlardı. Türkiye’de özelleştirme adı altında talan ve yağma olanca hızıyla devam ediyor. Ama şu anda kamuya ait KİT’lerde en önemlisi Çaykur’dur. Özellikle gıda devi olma yolunda bazı adımlar atan bazı şirketlerimiz çayda da büyümek suretiyle dünya şirketi olma arayışı içindeler. Nitekim bildiğim kadarıyla Ülker ve Coco Cola gurubu Rize’de çayla ilgili fabrikalar satın almaya başladılar. Şimdi bu anlamda da çok uzun yıllar burada sinsi bir operasyon düzenleniyor. 
Operasyonu yapmak için, kendi elleriyle taşeron olarak gönderiyorlar
      HAK-İş’e bağlı Özgıda-İş adında küçük bir sendikanın Çaykur’da çalışan yöneticisini, memurunu aldı ve buraya sendikacı olarak gönderdi. Bunu bu operasyonu yapmak için, kendi elleriyle taşeron olarak gönderiyorlar. Tabi bunların altında derin ve ince hesaplar var. Yöre insanını perişan edecek bir sonuç ortaya koyar. Tekgıda-İş Sendikası olarak bu bölgede 55 yıldır varız. 55 yıldır çayla, Çaykur’la, çay üreticisiyle adeta et-tırnak gibiyiz. Bizden önce babalarımız, onların ağabeyleri derken şimdi bu görev bizdedir. Biz yaptığımız bugünkü toplantı ve 8 aydır yaptığımız mücadele ile Çaykur’da oynanmak istenen oyunları, buradaki kamuoyunla paylaşıyoruz. Esnafla rahatlıkla paylaşıyoruz. 
Başladığımız günden bugüne kadar çok önemli mesafeler aldık
      Başladığımız günden bugüne kadar çok önemli mesafeler aldık. Beklentilerimizin ötesinde halk desteği, kamuoyu desteği, yöre desteği almaya başladık Demek ki doğru yolda ilerliyoruz. Bunun yanında diğer sendikalar ve muhatapları inkâr etmeye başladılar. Rize’ye gelmeden, Ülker Grubu yöneticilerinden birisiyle konuştum. Ona da aynı şeyleri söyledim. Ülkerin kendi fabrikalarında çalışan bütün temsilci, yöneticilerine aylarca izin vermişler. Otellerini, yemek giderlerini ödüyorlar. Buralarda gelmişler örgütlenme çalışması içerisindeler. Burada bunun başka türlü izahı olmaz. Bizim ciddi anlamda, doğru mücadele ettiğimizin, tespitimizin doğru olduğunu ortaya koyuyor.
Çaykur kurumu çok önemlidir.
Bu bölgenin adeta, olmazsa olmazı haline gelmiştir
      Çaykur’un fabrikalarının bulunduğu araziler, fabrika yerleri şehirlerin merkezindedir ve
 müthiş değerdedir. Burada çayı ve fabrikaları yok ederek, çayda tekelci anlayışı kendi lehlerine çevirmek istiyorlar. Bu anlamda da Çaykur gibi bir gücü silmeleri gerekir. Çünkü Çaykur Kurumu çok önemlidir. Bu bölgenin adeta, olmazsa olmazı haline gelmiştir. Giresun- Ordu taraflarında fındık, Rize bölgesinde çaydır. Bunların ikisinin olmadığı yerde Karadeniz yok olur. Burada göç diye felaket bir olayla karşılaşırız. Güneydoğudan beter hale gelir. Güneydoğu’da; hayvancılık, besicilik yaparsınız, Burası dağ, Karadeniz’de dağın ötesine geçemiyorsunuz. Karadeniz’in sarp yapısı insanlarımızı göçe zorluyor. Çay bitkisini toprağa ektiğin zaman heyelanı önlüyorsa, çay aynı zamanda bu bölgenin insanını da bu coğrafyada tutuyor.
Önümüzdeki her gelişmeyi adım adım izliyoruz
      Eğer Çaykur özelleştirilir, eğer bu operasyonda başarılı olurlarsa, bu bölge felaketle karşı karşıya gelir. Çaykur kaç defa özelleştirme kapsamına alınmış, fakat bizim mücadelemiz sonucu özelleştirme kapsamından çıkarılmıştır.Rize’de bizim söylediklerimiz dikkate alınmazsa, önümüzdeki her gelişmeyi adım adım izliyoruz. Arkadaşlara talimat verdim, Pazartesi gününden itibaren suç duyurusunda bulunacaklardır. Önümüzdeki günlerde tekrar Rize’de olacağım. Buradaki tabloyu bir kez daha göreceğiz. O zaman, o mitingin kararını vereceğiz. Yapılacak mitingde ne olduğu görülecektir. O zaman Çaykur Genel Müdürü dahi bu işe alet olanlar o gün kaçmaktan başka çare bulamayacaklardır.
İnsanlarımızın rızkıyla uğraşıyorlar
       Özellikle fabrikalarda garip insanlarımızı buluyorlar. Seni bir yere süreriz diyorlar. Tehdit ve telefonlara çekilen mesajlarla huzursuz ediyorlar. Ağır işte çalışanlara bekçilik veriyorlar. İnsanlarımızın rızkıyla uğraşıyorlar. Allah’ın garibi şurada 4 ay çalışacak ekmeğini elde edecek. Bunun için çalışanlara her türlü baskı deneniyor. Amire, memura karşı saygı ve sevgi olduğundan, siyasette yerel yöneticiler, akrabalık ilişkileri, her türlü baskı uygulanıyor. Burada Çaykur’la ilgili çok büyük bir oyun oynanıyor. Bunlar bu oyunun parçalarıdır. Tepkiler çok büyüktür. HAK-İŞ ‘in Konfederasyon olarak üye sayısından çok fazlayız. Sendika olarak üye sayımız 62.300’dür. Çaykur’daki üye sayımız ise 14.200 civarındadır. Çaykur bizim üye sayısının % 20-25’ni oluşturuyor. Sadece biz Çaykur’a bağlı bir sendika değiliz. Çaykur’un geleceğinde eğer çok önemli bir karar varsa, her türlü fedakârlığı yaparız. Biz Genel Başkan olarak, kişisel hırslarımızın ötesindeyiz. Geldik gidiyoruz. Bundan sonra bizim mücadelemiz inandığımız toplumumuz içindir. Teşkilatımız içindir. Ülkemiz içindir. Sendikacı olarak dürüst ve şeffaf olmak zorundayız. Esasla yaşam biçimimizi örtüştürmek zorundayız.”

                                                            

İLESAM Başkanı Prof. Dr. Vahit Bıçak: İLESAM Türkiye’nin çok köklü bir meslek birliğidir

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
      Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) Başkanı Prof. Dr. Vahit Bıçak, İLESAM konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;                              
Denetleme kurulumuz şu an incelemelerini yapıyor
      İLESAM Genel Kurulu 2008 yılı ocak ayında yapıldı. Genel kurul 9 kişilik yönetim kurulu seçer. Bu yönetim kurulunun dokuz üyesi kendi arasından bir yönetim kurulu başkanını seçer. Ocak ayında genel kurulumuz yaptık. Dokuz kişilik yönetim kurulu oluşturuldu. Yönetim kurulu genel kurulun hemen arkasından yaptığı toplantıda Sayın İhsan Işık’ı yönetim kurulu başkanı seçti. Birtakım ihtiyaçlar olduğunda yönetim kurulu bir başka üyeyi kendi arsından başkan seçebilir. 16 Eylül tarihinde İLESAM yönetim kurulu kendi arasında yeniden yapılanma ihtiyacı oluştu. Bizler bu konuların tarafı değiliz. Birtakım iddialar ortaya atılmıştır. Bu iddiaların karşı cevapları verilmiştir. Biz bunların tarafı değiliz. Bunlar yönetim kurulu olarak İLESAM Denetleme Kuruluna intikal ettirdik. Denetleme kurulumuz şu an incelemelerini yapıyor. Denetleme Kurulumuz incelemelerini yaptığı zaman, oradan gelecek raporlara göre biz gereğini yapacağız.
İddialar araştırılacaktır
      Şu anda bizim için ortaya atılan birtakım iddialar vardır. Bu iddialar araştırılacaktır. Araştırma sonucunda yasal olarak ne ise o yapılacaktır. Yönetim Kurulumuz 16 Eylül’de yaptığı toplantıda yeniden yapılanma kararı almıştır. Genel kurulumuzda yeniden yapılanma yapılsın, yapılmasın diye gizli oylama yapılmıştır. Yapılan oylama sunucunda yeniden yapılanma ihtiyacı olduğu ortaya çıkmıştır. Yeniden yapılanma üzerine başkanlık ve başkan yardımcılığı, muhasip üye için oylama yapılmıştır. Yapılan bu seçim sonucu yeni bir yönetim, yeni bir anlayış şu an İLESAM yönetimindedir. Yeni İLESAM yönetiminin bu iddiaların arkasında durmak gibi bir yaklaşımı yoktur. Bunlara tamamen eşit mesafededir. Konuyu Denetleme Kuruluna intikal ettirmiştir. Denetleme Kurulundan gelecek rapora göre de bir sonra ne adım atacağımız gene yönetim kurulu tarafından belirlenecektir. Bu iddialarla ilgili sorularınızı yanıtlayamıyorum. Denetleme kurulundan gelen rapor ne yönde olursa biz o konuda gerekli işlemleri yapacağız.
Yasal işlemler zaten başladı
     Yasal işlemler zaten başladı. Bu iddialar yerinde görülürse gereği yapılır. Bu yönetim kurulunun taktiridir. Yönetim kurulu olarak karar aldık. Konuyu Denetleme kuruluna havale ettik. Denetleme kurulu iddiaları inceliyor. İddia edenlerin ifadelerini alıyor. İddianın bütün boyutları ile Denetleme Kurulunca inceleniyor. Bu nedenle Denetleme Kurulunun sonucunu bekliyoruz. Üyelerimizin şu an herhangi bir düşünceye kapılmasına gerek yoktur.
İLESAM Türkiye’nin çok köklü bir meslek birliğidir
     İLESAM Türkiye’nin çok köklü bir meslek birliğidir. Tarım toplumunda zenginliğin kaynağı topraktır. Endüstri toplumunda fabrikadır.Bilgi toplumunda servetin kaynağı beynin ürettiği ürünlerdir.Türkiye’de beynin ürettiği eserlerin mali ve manevi haklarını korumak için oluşturulmuş meslek birliğidir.Üyelerimiz kaynak takımı oluşturuyor.Bu nedenle bu tür iddialar olabilir. İddialar araştırılıyor, ne gerekiyorsa o yapılacaktır.Yeni bir bakış anlayışı İLESAM yönetimine hakimdir.Bu vesileyle tüm eser sahiplerinden üye olmayanları üye olmaya davet ediyorum.
Eserine sahip çık, İLESAM’a üye ol kampanyası başlattık
    Eserine sahip çık, İLESAM’a üye ol kampanyası başlattık. Toplam üye sayımız 1400 civarındadır. Bu sayı çok azdır. Türkiye’de eser üreten sayısı 1400 değildir. Sadece Üniversitelerimizde 80.000 civarında eser üreten kişi vardır. Göreve geldiğimizde bütün Üniversite Rektörlerine mektup yazdım. Bunları üyeliğe davet ettim. Üniversiteler kurumsal olarak üye olması gerekir. Şahıslar yanında, kurumlarda üyemizdir. Türkiye’de eser sahipliği konusu istediğimiz düzeyde gelişmiş değildir. Muhabirler, köşe yazarları üye olabilirler. Yazdığınız haberi gazeteniz kullanabilir, bunun dışında başkası kullandığı zaman eser üzerindeki haklarınızın korunması gerekir. İLESAM bunu için vardır.
İLESAM büyük bir medya atağı başlatmıştır
      Onun için İLESAM büyük bir medya atağı başlatmıştır. Ülkemizin tüm eser sahiplerini meslek birliğine üye olmaya davet ediyorum. Ülkemizde fikri haklar konusu ihmal edilmiştir. Bu konunun gelişmesi lazımdır. Meslek birliklerinin güçlendirilmesi gerekir. Küçük tartışmalarla meslek birliğinin yıpratılmasına müsaade etmememiz gerekir. Türkiye’de meslek birlikleri daha çocukluk çağını yaşayan, henüz istenilen olgunluğa gelişmemiş, gelişme potansiyeli olan birliklerdir. İddialar incelenir. Hukuk devletinde gerekli mekanizmalar vardır. Üyelerimiz açısından endişe edici bir durum bulunmamaktadır.
Üye olma kriterlerimizi Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu düzenliyor
      Üye olma kriterlerimizi Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu düzenliyor. Bu kanun eserin ne olduğunu tanımlamıştır. Sahibinin hususiyetlerini yansıtan her türlü ürüne eser denir. Bunun boyutunun önemi yoktur. Bu kitap, köşe yazısı, antik eser, şiir, şiir kitabı olur. Tek mısra bile eserdir. Bu eseri ile büyük bir servet kazanabilir. Eserin boyutu önemli değildir, önemli olan eserde özgünlüktür. Kişinin hususiyetlerini taşıması gerekir. Kitap olması önemli değildir. Eser; orijinal ve işleme eser diye ikiye ayrılır. Bir kitabın aslı orijinal eserdir. Bir dilden başka dile çevrildiğinde o eser işleme eserdir. Dolayısıyla çeviride bir eserdir. Çeviren kişi ona kendi hususiyetlerini katar. Hedefimiz tüm eser sahiplerinin meslek birliğine üye olmasıdır.
Televizyon kanalları ile yasa gereği sözleşme yapıyoruz
      Televizyon kanalları ile yasa gereği sözleşme yapıyoruz. Eser sahiplerimizin eserleri televizyon kanallarında kullanıldığında bunlardan telif hakları doğuyor. Telif haklarını televizyon kanallarından alıp üyelerimize dağıtıyoruz. İzinsiz eser kullanımında üyelerimiz adına mahkemelerde dava takip etme yetkisine sahibiz. İLESAM avukatları mahkemelerde davaları takip ediyor. Eser sahiplerinin maddi ve manevi her türlü hakkını koruyor. Bütün eser sahiplerini üye olması gerekir.
ISBN numarası alan herkesin meslek birliğimize üye olması gerekir
      Kültür ve Turizm Bakanlığından ISBN numarası alan herkesin meslek birliğimize üye olması gerekir. Kanunda bu zorunluluk yoktur. Bu kanunu yazanlar kendi haklarını korurlar diye örgütlenir endişesiyle üye zorunluluğu kanunla getirilmemiştir. Eser sahipliği konusunda bir bilinç artacak diye ümit ediyorum. Eser sahipleri bize üye olduklarında o eserin kendilerine ait olduğunu tescil ettiriyor. İleride bir uyuşmazlık çıktığında mahkemeler bu eser kimin diye bize soruyor. Bizim sunduğumuz delillere mahkemeler itibar ediyor. Mahkemeler bizi bilirkişi olarak belirliyor. Bizi yarı resmi kurumuz. Türkiye’nin her yerinde eser üreten çok değerli şairler yazarlar vardır.
Türkiye’nin her yerinde şubeleşmek ve üye sayımızı artırmak istiyoruz
     Türkiye’nin her yerinde şubeleşmek ve üye sayımızı artırmak istiyoruz. Bu konuda herhangi bir tereddüdümüz söz konusu değildir. Bunlar plan, program, mali imkan konusudur. Türkiye’de hızla yapılanmak istiyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığına bandrol satışı yapma konusunda başvuruda bulunduk. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunda böyle bir zorunluluk yoktur. Kanun diyor ki bandrolu devlet satar veya meslek birlikleri aracılığı ile satılır diyor. Bu iş bize verildiğinde Türkiye’nin her yerinde bandrol satış noktaları olacaktır. Bu da Türkiye çapında yapılanma sürecine katkı sağlayacaktır.”
 
 
 

Karabük Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Soykök: Türkiyede ekonomi durma noktasına geldi

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
      Karabük Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Ahmet Soykök; Karabük ilinin sevilen ve takdir edilen, alçak gönüllüğü ile insanların gönlünü kazanan iş adamlarındandır. Halkla iyi bir iletişimi olup, Karabük ve Türkiye’nin ekonomik ve sosyal sorunlarını ve çözüm yorumlarını iyi bilen ve analiz eden, bildiklerini açık yüreklilikle söyleyen bir kişiliğe sahiptir. Karabük Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Ahmet Soykök, Karabük ve Türkiye’nin ekonomik ve sosyal durumu konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;
Kardemir 72 metre ray ve profil üretimine başladı 
      “Karabük;Demir ve Çelik Fabrikasının 3 Nisan 1937 tarihinde temeli atılmasıyla kurulmuş bir şehirdir. Bu oluşumun ardından tüm Türkiye’den Karabük’e göç olmuştur. Bu nedenle Karabük’ü bir Cumhuriyet kenti olarak nitelendirebiliriz. Karabük halkı 1994 yılına kadar geçimini bu fabrikadan temin etmiştir.1994 yılında dönemin hükümeti tarafından bu fabrikanın ömrünü tamamladığı gerekçesiyle kapatılmasına karar verilmiştir. Fakat yöre halkı kapatılma kararını kabul etmeyerek, birlik ve beraberlik içerisinde direniş göstermiştir. Bunun sonucu fabrikanın özelleştirilmesi gündeme gelmiştir. Böylece bugün Kardemir Demir Çelik Fabrikaları özelleştirilmiştir. Özelleştirme sonucu fabrika hızla büyümeye başlamış ve yeni yatırımlar yapılmıştır. Fabrikamız 72 metre ray ve profil üretimine başlamıştır. Bu ürünler daha önce yurt dışından ithal ediliyordu. Şimdi ise bu ürünlerin yurt dışına satışı yapılmaktadır. Yakında da dördüncü yüksek fırın kuruluyor. Bir milyon olan üretim, iki milyon tona çıkacaktır.
Öncelikle ormanla ilgili fabrikaların kurulması gerekir
      Kentin birinci sırada yaşamını, geçimini, lokomotifini sağlayan Kardemir Demir ve Çelik fabrikalarıdır. Bu fabrikada dört bine yakın personel çalışmaktadır. Kardemir’in büyümesinden, dünya markası olmasından çok mutluyuz. Mevcut Kardemir Demir-Çelik Fabrikaları ilimizin büyümesi ve ticari anlamda canlanması için yeterli değildir. Bu nedenle alternatif sektörlere ihtiyaç vardır. Bu konuda Ticaret ve Sanayi Odası olarak büyük mücadele veriyoruz. Bölgenin % 70’i ormanlarla kaplıdır. Fakat ilimizde hammaddesi ormanla ilgili hiçbir tesisimiz yoktur. Bu nedenle öncelikle ormanla ilgili fabrikaların kurulması gerekir. Bunun için alternatif sektör olarak bunu öneriyoruz. Bu konuda tüm Türkiye’ye ve dünyaya sesleniyoruz. Demir ve Çelik Fabrikasının yan(metal )sanayisinin kurulması gerekir.
 
Karabük olarak teşvik mağduruyuz 
      Diğer taraftan yeraltı kaynaklarımız ve doğal zenginliklerimiz mevcuttur. Bu kaynakların değerlendirilmesi gerekir. Bu yatırımların Karabük’e gelebilmesi için devletimizden sektörel bazda bölgesel teşvik istiyoruz. Biz Karabük olarak teşvik mağduruyuz. Etrafımızdaki bütün iller 5084 nolu teşvik kapsamında olan illerdir. Bu iller yatırımlarını az da olsa aldılar ve ekonomileri hareketlendi ve canlı bir haline geldiler. Organize Sanayi Bölgemizde yeni küçük yatırımlar yapılmaya başlandı. Bu bölgenin % 30 doluluk oranına ulaşmasına çalışıyoruz. Bu nedenle yatırım alamadık ve alamıyoruz. Bu nedenle siyasi iktidardan bölgesel bazda teşvik istiyoruz. Bunun sıkıntısını bugüne kadar çektik. Karabük’ün gerçekten ekonomisi güçlü bir il olabilmesi için teşvike ihtiyacımız vardır. Teşvikin ardından yörede yatırımlar mutlaka gelecek, Karabük ekonomisi canlanacaktır. Önceden Demir ve Çelik Fabrikalarında 17000 işçi çalışıyordu. Böyle bir kapasiteye göre oluşmuş ekonomimiz vardır. O zaman canlı bir ekonomimiz vardır. Kardemir bugün özelleşti ve yeni teknoloji kullanılmaya başlandı. Özelleştirmenin sonucu işçi sayısı 400’e indi. Bu nedenle daha önce oluşan ekonomik yapıyı yeni yatırımlarla kapatmamız gerekir. Mevcut potansiyelimiz çok güçlü ve bu potansiyelimizin mutlaka değerlendirilmesi gerekir.
Safranbolu dünya miras kentidir
      Safranbolu dünya miras kentidir. Türkiye’de korunma altına alınan üç yerden birisidir. Safranbolu’nun tarihi nostaljik değerleri tüm Türkiye’nin ve dünyanın dikkatini çekmiştir. Safranbolu’ya çok turist gelmektedir. Turizm potansiyelimiz hafta içi değil de, hafta sonuna yöneliktir. Safranbolu’ya hafta sonları iki günlük bir turizm akışı vardır. Bu nedenle iki günlük Safranbolu turizmi bize yeterli gelmiyor. Safranbolu’da 365 gün turizm olmasını istiyoruz. Kısaca her gün turizm hareketi olmasını istiyoruz. Bunun için çok ciddi çalışmalar yapmak içerisindeyiz. Safranbolu’nun kongre merkezi haline gelmesi gerekir. Türkiye’de bugün kongre merkezi deyince akla Antalya geliyor. Günümüzde insanlar artık Antalya’ya gitmeye sıkılıyorlar. Bunun için Safranbolu’da yeni alternatiflerin düşünülmesi gerekir. Bu nedenle Safranbolu’da acilen kongre ve kültür merkezlerini oluşturmak durumundayız. Böyle bir yatırıma ihtiyaç vardır. Safranbolu’nun mevcut dokusunu en iyi biçimde korumalıyız. Tarihi evler, çeşmeler restore edilip, Osmanlı dönemindeki haline getirilmesi gerekir. Tarihi doku bozulmadan alt yapının yapılması gerekir. Turistlerin dikkatini çekecek en iyi hizmetin verilmesi gerekir. Nitelikli bir turizm hizmeti verilmesi gerekir.
Türkiye’de ekonomi durma noktasına geldi
      Türkiye’de ekonomi durma noktasına geldi. Esnaf siftah etmeden dükkânını kapatıyor. Fiyatlar yükseliyor. Son iki ayda enflasyonda tırmanışlar başladı. Özellikle gıda maddelerinde ve petrolde fiyat yükselmeleri var. Sürekli zam geliyor. Böylece vatandaşın alım gücü her gün düşüyor. Vatandaşın ticari anlamda hiçbir faaliyeti yoktur. Kısacası ekonomi durma noktasına gelmiştir. Bu nedenle çarklar dönmüyor, esnaf başta olmak üzere vatandaşın maddi sıkıntısı devam ediyor. Ticari ve Sanayi Odası olarak halkın her kesiminin sıkıntılarını izliyoruz ve takip etmek durumundayız. Esnafımız ve üyelerimiz ekonomi durdu ve tıkandı diyorlar. Zorunlu olarak nakit sıkıntılarını gidermek için bankalara girmek zorunda kalıyorlar. Bu nedenle kredi kartı kullanmak ve çeşitli kredi almak suretiyle ticari faaliyetlerini sürdürmeye gayret ediyorlar. Fakat bu iyi bir gelişme değildir. Bir yerde kazançların ve karlarını bankayla paylaşmış oluyorlar. Bu durum uygulanmakta olan mevcut ekonomik programın bir sonucudur.
Türkiye’de bankaların % 42’si yabancıların eline geçti
     Türkiye’de böylece bankaların % 42’si özelleştirme ile birlikte yabancıların eline geçti. Petrolün bir varili 30 dolardan, 100 doları aşınca dünyada bir para bolluğu başladı. Para kara gider, karı sever. Para, faiz nerde yüksekse oraya gitti. Rant gelirleri başladı. Böylece bankalar satın alınmaya başlanıldı. Bunlarda: daralan esnafa, vatandaşa, halka bankalar vasıtasıyla para satarak gelir elde ediyorlar. Bu ekonomik program sonucu olarak uygulanmakta olan bir model ve formattır. Şu anda bu model uygulanıyor. Esnaf ve vatandaşın paraya ihtiyacı olduğu için bankaya gidiyor.
Bizi hızla üretime değil, tüketime yönlendirdiler
     Gelişmiş ülkeler ülkemizi en iyi pazar olarak nitelendirdiler. Bu nedenle bizim ülkemiz üzerine yoğunlaştılar. Bizi hızla üretime değil, tüketime yönlendirdiler. Tabloya baktığımızda üreten vatandaşımız, tüketen vatandaşımız oldu. Artık köylümüzde tüketici oldu. Eskiden vatandaşımız bağ ve bahçesinde gıdasını ve birçok ürünlerini üretirdi. İşsizlikten kaynaklanan sorunlar nedeniyle vatandaşımız köyden kente zorunlu göçe zorlandı. Büyük metropollere yerleşti. Böylece hem küçük bir tüketici oldu, hem de çalışan olarak bu programda yerini aldı. Böylece köyden kente gelen insan iş arayan durumuna düştü. Bu durum bana göre Türkiye üzerinde izlenen, oynanan genel bir politika ve ekonomik model nedeniyle meydana gelmiştir.Bunların sonucunda ülkemizde hayvancılık ve tarım geriledi. Ülkemizde zaten tarım da bilimsel olarak yapılmıyordu. Ülkemizde tarım teknolojik araştırmalar sonucu yapılmıyor.
Türkiye’de işsizlik oranı % 10’un üzerindedir
     Gelişmiş ülkelerde, AB ve ABD ülkelerinde kendi vatandaşlarına belli miktarda üç yılık sigorta sürecinde 200–300 Euro şeklinde asgari ücret veriliyor. Bu ülkelerle bizim ekonomimiz çok farklıdır. Onlarda kişi başına düşen milli gelir gerçekten çok yüksek bir rakam düzeyindedir. Bizim gibi ülkelerde bu sitemin uygulanmasının olumlu tarafları var ama, öncelikle acilen istihdam yaratılması gerekir. Türkiye’de işsizlik oranı % 10’un üzerindedir. Bu seviye gerçekten yüksektir. Bu kadar insana belli bir ücret verilmesini, devletimizin bütçesinin karşılayacağını düşünmüyorum. Böyle yapıldığı taktirde insanların üretkenlikten düşüp, ekonomiden elini çeker mi diye derinlemesine tartışılması gerekir. Bu nedenle ülkemizde hızla yatırım yapılması gerekir. Yatırımların cazip hale getirilmesi gerekir. Türkiye’ye senelerce sıcak para girdi. Türkiye’de 110 milyar dolar sıcak para vardı. Geçenlerde ülkemizdeki çeşitli sıkıntılar nedeniyle, ülkemizdeki çeşitli problemler ve siyasi krizler nedeniyle bu paranın 40 milyar dolarının çıktığı söyleniyor. Ama Türkiye’de100 milyar doların üzerinde bankada, faizde bonoda, rantta dolaşan yabancı bir para vardı. Hükümetimiz tarafından bu para acilen yatırıma dönüştürülmeliydi. Bu para cazip şekle getirilip yatırma dönüştürülmeliydi.
Gençlerimize iş istihdamı yaratmak zorundayız
      Böylece ekonomiye katkı yapıp, işsizliği ortadan kaldıracaktı. Türkiye’nin artık hiç kaybedecek zamanı yoktur. Çünkü genç bir nüfusumuz vardır. Genç nüfus demek, işsiz nüfus anlamına gelmektedir. Dünyada’da nüfus planlamaları sağlıklı gidiyor. Onların da işçiye ihtiyaçları oluyor. Onlar bizden işçi istiyorlar. Biz bu gençlerimize iş istihdamı yaratmak zorundayız. Bu nedenle kesinlikle yatırıma ihtiyaç vardır. Böylece hem ekonomimiz canlanacak ve böylece işsiz insanlarımıza iş bulmuş olacağız. Türkiye’de ve dünyada ben varım demesi gerekir. Artık marka konuşuyor. Türkiye büyük şirketlerle, büyük yatırımlarla markasını oluşturmalı. Karabük Demir ve Çelik Fabrikası bir marka olma yolunda çalışmalar yapıyor.
Her sektörde marka olmalıyız. Çok ihraç yapacağız, çok mal satacağız
      Her sektörde marka olmalıyız. Küresel dünyada yoğun bir rekabet yaşanıyor. Her sektörde yoğun bir rekabet var.Çin ve Hindistan bir araya gelip, anlaşmalar yapmışlar.Bilim benden, üretim benden diyorlar.Dünyaya ucuz mal üretiyorlar.AB ülkelerini ve ABD’yi bu konuda Çin ve Hindistan sallıyor.Çin’in ne kadar ucuz üretim yaptığını bütün dünya tartışıyor.Çin devleti vatandaşına para verip, evinde oturtmuyor.İnsanlarını ekonomiye, çalıştırmaya yönlendiriyor.Japonya’nın bugünkü noktaya gelmesi çalışmakla olmuştur.Bu gün Çin ve Hindistan’da aynısını yapıyor.Çalışmak gerekiyor.Yatırım, üretim, dünya pazarlarında hakimiyettir.Başarının sırrı budur.Çok ihraç yapacağız, çok mal satacağız, böylece ülkeye giren, kişi başına düşen para miktarı hızla artacaktır.Böylece ülkemizde refah seviyesi yükselecektir. Bizim sattığımız mallara kota konuluyor ama dünyadan bize giren mallara kota konulmuyor. Türkiye’de düzenlenen fuarlardaki ürünlerin çoğu Çin malıdır. Bu bizim için komik değil mi? Çin mallarının içinde tüketiciyi sıkıntıya sokan ürünler var. Yerli üretimi korumak amacıyla bunlara engel olmak gerekir.
KOBİ’ler büyük sıkıntı çekiyor
      Bugün KOBİ dediğimiz küçük işletmeler en büyük sıkıntıyı çekiyorlar. Büyükler büyüyeceği kadar büyüdü. Tüketimde ve üretimde güçlü hale geldiler. Ama bunlara tedarikli mal yapan KOBİ’ler büyük sıkıntı içindeler. Bunlar yok olmama noktasına geldiler. Bunlar ya yok olacaklar, ya da çok ortaklı şirketler kurup güçleneceklerdir. Ayakta kalabilmeleri için güçlenmeleri gerekir. Karabük’te daha önce 28 tane haddehane çalışıyordu. Bu sayı bugün 4-5’e düştü. İşi bırakmayı düşünen birçok esnafımız var. Ülkemizde; işsizliğin çoğaldığı, üretimin durduğu, fiyatların yükseldiği, nakit sıkıntısının olduğu ekonomik model uygulanmaktadır. Bizim gibi az gelişmiş ülkelerde siyasi iktidarın güçlü olması gerekir. Dengeler bu konuda çok hassastır. Güçlü bir iktidar, güvenilir bir iktidar bütün dünyaya karşı Türkiye’yi cazibe merkezi haline getirir. Bizim borsamız hassas, en ufak bir çalkantıda sıkıntı yaşıyoruz. İstikrarlı ve güçlü bir hükümetler, halkın tamamının sorunlarını göğüsleyen hükümetler önemli faktördür. 
Tarım ürünlerini ihraç eden bir ülke konumunda olurduk
      Türkiye bir tarım ülkesidir. Ülkemizin iklimi her ürünü yetiştirmeye müsait topraklarla doludur. Tarım ürünlerini ihraç eden bir ülke konumunda olurduk. Tarımı; bilimsel, profesyonel, nitelikli bir üretim sitemiyle yapmış olsaydık dünyaya tarım ürünleri ihraç eden durumuna gelirdik. Şimdi ise yurt dışından bol miktarda tarım ürünleri ithal ediyoruz. Temel tarım ürünlerinde ithal eden ülke konumuna geldik. Türkiye bir ithal ülkesi oldu. Bence bunda çok büyük yanlışımız var. Hızla üretici olmak durumundayız. Kendi özümüze hızla dönmeliyiz. Yerli muzumuzun yabancı muzdan ne farkı var? Kendi öz topraklarımızda kendi üretimimizi kendimiz yapmalıyız. Yanlış politikalar izlenmektedir. Bu politikalar dışa dönük politikalardır. Bu politikalar dışarıdan gelen talimat doğrultusunda uygulanmaktadır. Kendi ülkemizin çıkarları doğrultusunda acilen; üretim ve tarım, hayvancılık politikası uygulanması gerekir.
Üretimde milli çıkarlarımızın korunması gerekir
     Üretimde milli çıkarlarımızın korunması gerekir. Bizde o kadar üzüntü verici gelişmeler var ki bazı ürünlere kota konulması nedeniyle tekstil dalında yatırımcımız Mısır’da yatırım yapıyor ve kota olmadığı için, oradan AB ülkelerine, ABD’ye satıyor, ihracat yapıyor. Bu üzüntü verici gelişmedir. Bizim yatırımcımız koyduğumuz kota nedeniyle Mısır’ın insanına iş istihdamı sağlıyor. Bu bir ciddi devlet politikasıdır. Bu kotaların acilen kaldırılması gerekir. Ticaret artık sınırlar tanımıyor. Artık her şey küresel boyuttadır.
Türkiye’de marketçilik sistemi iyi çalıştı 
     Türkiye’de marketçilik sistemi iyi çalıştı. Ülkemizde böylece yerli ve yabancı dev marketler oluştu ve mevcut pazarı ele geçirdiler. Her zaman olduğu gibi büyük balık küçük balığı yutar. Mevcut marketler tüketim pazarında etkili oldular. Bu marketler finans sorunları olmadığı için malı daha ucuza verdiler ve piyasaya hakim oldular. Böylece küçük pazarlamacılar, esnaflar silinip gitti. Türkiye’de küçük olsun, benim olsun zihniyeti bitti. Bu nedenle hızla çok ortaklı birliktelikler başlamalıydı. Bu noktada ileriyi görmemiz gerekirdi. Türkiye genelinde 300, 400, 500 bakkal, gıda sektörüyle uğraşan esnaflar bir araya gelip marketini kendisi kurmalıydı. Tüketiciye hizmeti kendileri vermeliydi. Bu işi kendileri yapmalıydı. Ama dışarıdan gelen sermaye hangi ilde potansiyel varsa, o yerlere iş merkezleri kurdu. Böylece tüm tüketim dallarında büyük merkezler oluşturuldu ve cazip şekle getirildi. Bu durumda küçük esnafta malını satmakta zorlanıyor ve yok olmakla karşı karşıya kalıyor.”

TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu:Saldırılar Türkiyeye yöneliktir

0
Haber: İlker ÇAKAN
      Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı M. Rifat  Hisarcıklıoğlu, Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde bulunan Aktütün Jandarma Sınır Bölüğüne bölücü terör örgütü tarafından düzenlenen hain saldırıda, 15 güvenlik görevlisinin  şehit olması nedeniyle yaptığı açıklamada şunları söyledi;
Ulus olarak yekvücut olmalıyız
     “Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde bulunan Aktütün Jandarma Sınır Bölüğüne bölücü terör örgütü tarafından düzenlenen hain saldırıda 15 Silahlı Kuvvetler mensubumuzun şehit edilmesi nedeniyle duyduğumuz üzüntü büyüktür. Meydana gelen saldırı, terörizmin çirkin ve dehşet veren yüzünü bir kez daha tüm insanlığa göstermiştir. Türkiye’miz bölgesinde istisnai bir örnek ve model bir ülkedir. Bu saldırılar, Türkiye’ye yöneliktir. Bizim çağrımız, Millet olarak, siyasi iradesiyle, askeriyle, güvenlik güçleriyle, tüm sivil toplum kuruluşlarıyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmemizdir. Ulus olarak yekvücut olmalıyız ve bu tür saldırılar karşısında hep birlikte ve birey olarak da tek tek, terör belasını kınamalı ve lanetlemeliyiz.
Tüm dünyanın, bu gerçeği artık anlaması
     Unutulmaması gereken husus terörizm belasından insanlığın kurtulabilmesi için uluslararası işbirliğine her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç olduğudur. Tüm dünyanın, bu gerçeği artık anlaması ve terörizmle mücadele için kararlılıkla ortak tavır geliştirilmesi bir zorunluluktur. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu olarak, teröre karışan ve terörizme arka çıkan iç ve dış mihrakları, ülkemize yönelik terörist saldırıları nefretle kınıyoruz. Türk iş dünyası adına, hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimize, Yüce Türk Milletine ve şehitlerimizin ailelerine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz.”
 

 





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Lütfi KILIÇ, 31.10.2008 11:44:31:
güzel site olmuş, emeği gecenleri tebrik ediyor başarılarının devamını diliyorum

Ordu Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ömer Aydın: “Endüstriyel tarıma geçilmelidir

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
      Ordu Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ömer Aydın, fındık ve fındık üretimi konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;
Destekleme fiyat politikaları ile fındığın geleceğinin olmadığını görüyorum
      “2008 yılında fındık rekoltesi yüksek olacaktır. Fındık için en sıkıntılı dönemlerden birisine giriyoruz. Son günlerde söylevim; mevcut ezberi bozmamız lazımdır. Bundan destekleme fiyat politikasını, üretim politikasını, Fiskobirlği, sektörde oynayana ihracatçıları, üreticileri kast ediyorum. Taban fiyatları ile geldiğimiz noktaya bakarsanız, doğruları çok az, ama yanlışları kitaplara sığacak kadar çok bir yöntem olduğunu görüyorum. Kısaca destekleme fiyat politikaları ile fındığın geleceğinin olmadığını görüyorum.
Alternatifi olmayan üreticiler desteklenmelidir
      Üretici desteklenmelidir. Üreticiye destek verilmelidir. Alternatifi olan üreticiler ile alternatifi olmayan üreticiler bir çırpıda ayrılarak, alternatifi olan üreticiler desteklenmemeli, alternatifi olmayan üreticiler ise desteklenmelidir. Böylece ülkeye maliyet daha az olacaktır. İddialı bir söz daha söylüyorum. Uzun yıllardan bu tarafa fakir üretici, zengin üreticiyi beslemektedir. Fakir üretici, desteklerden yeteri kadar pay alamamaktadır. Ancak zengin üretici desteklerden oldukça yüksek pay almaktadır. Bu ise bir çeşit haksızlıktır. Bu nedenle fındık üretiminde bir yeniden yapılanmaya girilerek, alternatif geliri olmayan fakir üreticiler tespit edilerek desteklenmelidir. Ürüne artık destek verilmemelidir. Bu yöntemin ülke ekonomisine çok büyük bir fayda getirmediği görülmektedir.
Endüstriyel tarıma geçmek zorundayız.
       Buna ilaveten söyleyeceğim en önemli şey ise şudur; endüstriyel tarıma geçmek zorundayız. Endüstriyel tarım olmazsa olmazımdır. Endüstriyel tarıma geçmediğimiz müddetçe çok yüksek maliyetlerde fındık hasad edeceğiz ve rakip ülkelerle rekabet yapamayacağız. Geleneksel üretim yöntemi bizi  korkarım ki sektörün dışına itecektir. Ekolojisi fındığa en uygun olan bölgemiz sadece geleneksel yöntemle hasad yaptığımız için, maliyetlerimiz yüksektir. Bu yüksek maliyetlere ne bu ülke dayanabilir, ne bu sektör dayanabilir. Arazilerin bölünmesi çok büyük handikaptır. Nasıl optimum işletme büyüklüğü tartışmaya başlanmışsa, optimum üretim alanlarının belirlenmesi gerekir. Hatta bunun için ortak arazilerin sanayileşmesi, endüstriyel tarıma dönmesi teşvik edilmesi maksadıyla arazilerin birleştirilmesinde büyük fayda görüyorum. Endüstriyel tarımda kalite yüksek, maliyet düşük olacaktır. Bunu yabancı ülkelerdeki üretim biçimini görerek kastediyorum.
Fiskobirlik üzerine düşen görevi yerine getirememiştir
      Fiskobirlik yıllardan bu tarafa üzerine düşen görevi maalesef yerine getirememiştir. Manevra kabiliyeti çok yüksek olmayan, manevra kabiliyeti hemen hemen hiç olmayan bir kurumdan ileri gidememiştir. Fiskobirlik zaman zaman evin içerisinde bakır tencereyi, kazanı gizli gizli satan, evin yaramaz oğlu durumuna düşmüştür. O nedenle Fiskobirliğin yapısı dahil tartışılmaya açılmalıdır. Rekabetçi bir konuma gelmelidir. Bu mevcut yapısıyla piyasayı maalesef yönlendirememiştir.
Toprak Mahsulleri Ofisinin de güvenirliği kalmamıştır
       Toprak Mahsulleri Ofisinden de çok fazla ümitli değilim. Çünkü geçtiğimiz yıl, yapmış olduğu icraat, müthiş bir haksız rekabete yol açmıştır. Toprak Mahsulleri Ofisi fındık satmayacağını beyan etmesinden 21 gün sonra, ihaleye çıkarak, piyasadaki oyuncuları ve üreticileri sırtından vurarak, bir kısım sanayiciye haksız rekabete yol açmıştır. Böyle bir hareketle Toprak Mahsulleri Ofisi göstermiştir ki önümüzdeki yıllarda da bu ve buna benzer hareketleri yapacaktır. Benim indimde Toprak Mahsulleri Ofisinin de güvenirliği kalmamıştır.
Türkiye rekabet edemez duruma gelmektedir
      Ülke olarak elimizde fındığın kalma sebebi, destekleme alım politikalarının bir sonucu olarak meydana gelmiştir. Sen ne kadar üretirsen üret, ben alırım diye bir politika uygularsan olacağı budur. Destekleme politikası mutlaka tartışılmalıdır. Ezberi bozmamız düşüncesi bundan kaynaklanıyor. Bilinçsiz bir şekilde her üreteni desteklerseniz, inanılmaz arz fazlası, dağlar, dereler meydana gelmektedir. Bu da ekonomik olarak ülkeyi çok zor duruma bırakmaktadır. Gelişmiş ülkelerde büyük destekler var ama onların arkalarında güçlü sermayeleri, birikimleri vardır. Bizim maalesef bu boyutta bir birikimimiz yoktur. Bu nedenle mutlaka endüstriyel tarıma geçerek maliyetlerimizi düşürmemiz gerekir. Mevcut geleneksel yöntemlerle Türkiye rekabet edemez duruma gelmektedir.
Üretim maliyetleri üreticiden, üreticiye değişmektedir
       Fındık üretim maliyetleri üreticiden, üreticiye değişmektedir. Gerçek üretici, arazisinde üretim yapan, kendi üretimini kendisi yapan üreticinin maliyeti farklıdır. İstanbul veya Almanya’dan uzaktan komuta ve yönlendirme ile üretim yapan insanların maliyeti farklıdır. Bütün mesele buradan kaynaklanmaktadır. Örneğin eskiden patos aleti olmadığından, fındıklar harman elle ayıklanıyordu. Bu da maliyetin fazlalığına ve büyük zamana neden oluyordu. Bu nedenle günümüzde bir insanın bir günde yapacağı iş, yarım saatte yapılıyor. Aynı tekniği toplamada da kullanmak zorundayız.
Mevcut ezberi bozmazsanız, fındık fiyatı 5 YTL civarında olacaktır
        Bunların çok basit örnekleri fındık üretimi yapan ülkelerde vardır. Bir yerden mutlaka başlamamız gerekir. Bu nedenle endüstriyel tarıma geçmemiz şarttır. Aksi taktirde rekabet dışı kalacağız. Türkiye hariç fındık üretimi 3–4 ülkede yapılmaktadır. Bizim haricimizde İtalya, İspanya, ABD, Gürcistan, Azerbaycan’da fındık üretimi yapılmaktadır. Bu ülkelerin hepsi bizim fiyatımızı beklemektedir. Türklerin fiyatından bir sent daha aşağıya satarak ürünün stok fazlasının Türkiye’nin elinde kalmasına sebep olmaktadırlar. Bunun temel sebebi Türkiye’nin endüstriyel tarım yapamamasından kaynaklanmaktadır. Endüstriyel tarımda kalitesizlik olmaz. Böylece üretilen fındıklar endüstrinin ihtiyacına cevap verecek durumda olacaktır. Geçen yıl fındık fiyatı 5 YTL idi. Mevcut ezberi bozmazsanız bu yılkı fındık fiyatı 5 YTL civarında olacaktır. Bu ezberin bir yerden bozulması gerekir.”

Hopa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sinan Altunsoy: Hopa, ticari bir lokomotif şehir

0
 Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN                               
       
Hopa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sinan Altunsoy,  Hopa’nın ekonomik boyutu konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;
Ticaretgünümüzde ithalat ve ihracat şeklinde yapılmaktadır 
        “Hopa; Artvin adına ticari bir lokomotif şehirdir. Artvin turistik anlamda bir şehir olmasına rağmen, ticari yönden Hopa’da bir sirkülasyon vardır. Hopa’da Sarp sınır kapısı ticari yönden önemli bir faktördür. Hopa limanı ilave yatırımlarla özelleştirildi. Özel bir firma tarafından 30 yıllığına işletilmeye başlandı. Liman kapasite artırımı yapılarak geçmişe göre liman daha iyi bir konuma geldi. Hopa limanından araç sirkülasyonu gelişme göstererek, eskiden kamyonlarla ticaret, şimdi tırlarla yapılmaktadır. Uluslararası nakliye firmalarımız önemli bir miktar teşkil etmektedir. Artık ticaret günümüzde ithalat ve ihracat şeklinde yapılmaktadır. Hopa’da sanayiye uygun arazi olmadığından sanayi gelişmemiştir. Ancak termik santrali, çay fabrikası gibi yapılanmalar var. Hopa’da yapılacak termik santrali üretime yönelik olacaktır.
Türkiye’nin elektrik ihtiyacını karşılayacak önemli barajlar yapılmakta
         Artvin’de Çoruh nehri üzerinde Türkiye’nin elektrik ihtiyacını karşılayacak önemli barajlar yapılmaktadır. Hopa’da geçmişten gelen nakliyecilik gelişmiştir. Bulunduğumuz bina kendi binamızdır. Hizmet binasının alt katını 20 yıllığına kiraya vererek, alınacak kira bedeli binanın değerini karşılamaktadır. Yapılan sahil yolu ticari faaliyette hareketlilik getirmiştir. Yapılacak işlerde yanlışlık yapmamak gerekir. Batum hava limanı ortak kullanıma açılmıştır. Batum ve Tiflis havalimanı yap-işlet sistemiyle bir Türk firması tarafından işletilmektedir. Batum havalimanından haftada 10 sefer yapılmaktadır. Batum- İstanbul şeklinde uçak seferleri, artık Batum- Ankara şeklinde de olacaktır. Bu hava yolu projesi iyi bir şekilde işlemektedir. Artvin’de inanç turizmi adına çok önemli potansiyel bulunmaktadır. Hopa-Borçka’yı birbirine bağlayan tünel yapıldığında turizm adına daha büyük gelişmeler olacaktır.
Makro veriler olmadığı zaman, mikro verilerle günü geçiştiriyorsunuz
       Batum-Hopa demiryolu projesinin hayata geçirilmesi düşünülmektedir. Karayolunda maliyet  fazla olduğu için, ulaşımda en düşük maliyet demir yolunda olmaktadır. Ticari yönünden demiryolunu iyi kullanamıyoruz. Deniz filosunda diğer ülkelere göre çok geri durumdayız. Filo artışları olmasına rağmen, Türk bayraklı gemiler yerine yabancı bayraklı gemiler tercih edilmektedir. Batum-Sarp arası 36 km.’dir. Bununla ilgili demiryolu projeleri yapılmaktadır. Hopa’da deniz, kar, hava, demir yolu ulaşımının hep birlikte olması durumunda, bölgemizde önemli gelişmeler olacaktır. Ülkemizde makro ekonomik değerlerin yerine oturması gerekir. Makro veriler olmadığı zaman, mikro verilerle günü geçiştiriyorsunuz. Herhangi kriz durumunda küçük esnaf, her eşeyini kaybetmiş oluyor. Ülkemizde makro verilerin yerine oturtulması konusunda önemli çalışmalar yapılıyor. Bu konuda başarılar elde edilmiştir. Tek parti iktidarında başarılı bir ekonomik istikrar görülüyor.. Makro veriler büyük miktarda oturtulmaya çalışıldı. Bu gelişmeler tabana yansımadığı için. sıkıntılar oluyor. Makro değerlerin yerine oturtulması konusundaki çalışmalar yerele yansımadı. Artvin- Hopa- Rize’deki ticari faaliyet, Türkiye’deki birçok ilden ileri durumdadır.”

MÜSİAD Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat: “Türkiye cazibe merkezi”

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
     Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Genel Başkanı(MÜSİAD) ve Albayraklar Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Koordinatörü Dr. Ömer Bolat ; Marmara Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme, Uİluslararası Ekonmik İlişkiler Bölümü mezunu olup, yüksek lisansını; Hollanda Amsterodam Üniversitesi ,Avrupa Enstitüsü Avrupa Bütünleşmesi Bölümü ile Almanya Kiel Üniversitesi Dünya Ekonomisi Uluslararası Ekonomik Politika Araştırmaları ve Uluslararası İşletmecilik bölümünde tamamlamıştır.Doktorasını ise Marmara Üniversitesi-Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Avrupa Topluluğu Enstitüsü-Uluslararası İktisat Avrupa Topluluğu Entegrasyonu bölümünde yapmıştır. 
     “MÜSİAD Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat; genç, kararlı ve istikrarlı, prensib sahibi, disiplinli, mütevazı kişiliği herkesin takdirini kazanan , ekonomik anlamda da tüm eğitimini alarak AB ve dünya ekonomisini iyi bilen, ülke sorunlarını ve çözüm yolları konusunda ilginç fikirleri, çözüm önerileri sunan, Türkiye’nin gelişmesi ve büyümesi için büyük gayret sarf eden, çalışkan bir iş adamımızdır. MÜSİAD Genel Başkanı Dr Ömer Bolat; MÜSİAD ve Türkiye konulu yaptığımız röportajda şunları söyledi;
 Bir yapı ve misyonu temsil ediyoruz
     ” Türkiye ekonomisinde 1980 yılından sonra serbestleşme , dışa açılma ,büyüme modelinde, özellikle Anadolu’da aile şirketlerinin hızla büyümesi ile birlikte bir yapı ortaya çıktı. MÜSİAD bu kesimi, KOBİ’leri Anadolu sermayesinin temsilcisi olarak 1990 yılında kuruldu ve hızla büyüdü. Anadolunun 28 vilayetine genişledi.Yurt dışında 30 ülkede kardeş kuruluşlarla irtibat kurdu.Toplam 2700 üyesi ve 10.000 şirketi olup,Türkiye ekonomisinde çok önemli bir misyonu ve katkısı vardır.Türkiye’de bir yapıyı ve misyonu temsil ediyoruz.Başarılı bir sivil toplum örgütü olarak öncü olmuştur.Birçok kuruluşun da MÜSİAD’tan sonra kurulmasına vesile olmuştur.Ticaret Odaları ve Sanayi Odaları yarı resmi kuruluşlardır.Bu kuruluşlara üyelik zorunludur.Aidat ödemek zorunludur. MÜSİAD ise gönüllü bir sivil toplum kuruluşudur.Üyelik mecburi değildir.Mecburi üye olmayan kişide aidat ödemek zorunda değildir.MÜSİAD; Sanayi ve Ticaret Odalarının yerine getiremediği, iş adamlarına destek nedeniyle bu odalara olumlu katkı sağlamıştır. Ticaret ve Sanayi Odalarında hizmet kalitesi de giderek yükselmektedir.
 Türk ekonomisine %10-15 katkımız var
     MÜSİAD üyelerinin Türk ekonomisine % 10-15 arasında katkısı vardır.Yaklaşık 10 milyar dolar ihracat gerçekleştiriyorlar ve milli gelirde ise 40 milyar dolar katma değer meydana getiriyorlar. MÜSİAD’ın 700.000 civarında bir istihdamı vardır.10.000 kadar da şirketi temsil ediyoruz. Dünyada 200 milyar dolar sermayeyi temsil eden Arap İşadamları bu yıl yaptığımız MÜSİAD Fuarına geldiler.Bu fuarda çeşitli projeler konuşuldu ve çeşitli ortaklıklar yapıldı. En önemlisi de ihracat bağlantıları yapıldı.MÜSİAD Fuarı Türk ekonomisine büyük katkı sağladı.Ayrıca ülke tanıtımı adına da büyük hizmet gördü. Fuarı El-Cezire televizyonu naklen yayınladı.Yurt dışından 60 kadar gazeteci geldi. Fuarı tanıtmak için 25 ülkeye geziler yapıldı.Bu sırada ben 7 ülkeyi gezdim.Türkiye tanıtımı, ihracat adına, yatırım adına büyük katkıları olan büyük bir organizasyondur. AB ülkelerinden en çok Almanya, Fransa, Hollanda’ya ihracat yapıyoruz. Bunun yanında Suudi Arabistan Suriye, Cezayir, İran’a ihracat yapıyoruz.Türkiye-Suriye Serbest Ticaret Antlaşması yürürlüğe girdi.Bu antlaşma Suriye-Türkiye ekonomik ilişkilerinin en az iki ve üç katına çıkmasını bekliyoruz.
Türkiye ekonomisi iyi gidiyor
    Türkiye ekonomisi iyi gidiyor. Türkiye bundan dört yıl önce uçurumun içindeydi. Ekonomi dibe vurmuştu.Siyasi kaos en üst düzeydeydi.Siyaset tıkanmıştı.Vatandaşın psikolojisi öve güveni de dibe vurmuştu.Geçen beş yıllık süre içerisinde güven ortamı, siyasi ve ekonomi istikrar sağlandı. Artık yüksek enflasyon, yüksek faiz, özelleştirmenin yapılamaması, kamu borçlarının döndürülememesi, bütçenin sürekli açık vermesi, ihracatın durması sorunlardan söz edilmiyor.Bankacılık sistemi iflas etmişti.Oda artık ayaklarının üstünde durabiliyor.Kamu maliyeti döndürülebiliyor. Finansal sektör rehabilite edildi .Özel sektörde son beş yılda büyüme ,üretme, ihracat atağı içindedir. Bundan sonrası içinde; buna makro istikrar dersek, Türkiye için bundan sonra mikro istikrar gerekir. Mikro istikrar dediğimiz hasta adam ayağa kalktı.
Koşan bir Türkiye istiyoruz
    Türkiye artık koşmak zorundadır.Biz koşan bir Türkiye istiyoruz.İşletmelerinin üzerindeki kamu yüklerinin azaltılacağı,işletmelerin üretim, yatırımlarının dünya rakipleriyle eşit hale getirileceği ve siyasal ve ekonomik istikrarı sürdürecek bir Türkiye hayal ediyoruz. 22 Temmuz 2007 seçimleri; güçlü bir hükümet ve tek parti hükümet modeli  ile Türkiye’de arzu edilen neticeyi sağlar.
Ekonomide istikrar var
    Türkiye’de bugün ekonomik istikrar varsa, iki unsur çok önemlidir.Bunlardan birincisi kamu maliyeti düzeltildi..Bütçe açığı artık büyük bir problem değildir. İkincisi ise ihracat sürekli artışla dört yılda % 140’lık artışla, bu yılda ilk beş ayda % 25 artış var.Türkiye’nin döviz probleminin kazaya uğraması riski azaltıldı. Üçüncü hususta yüksek oranlı büyümedir. Son beş yılda % 43, yıllık ortalama % 7,5 büyüme hızı ile Türkiye büyüme ve karlılık açısından bir cazibe merkezi konumuna geldi. Bunun için iç ve dış yatırımlar arttı.Bu üç unsur AKP dönemindeki ana başarılardır. Enflasyonun ve faizlerin düşürülmesi, özelleştirilmenin hızlandırılması, iç ve dış yatırımların artması diğer başarı unsurlarıdır.
İşsizliğin ve cari açığın azaltılması gerekir
     Şu anda Türkiye’de iki önemli problem vardır. Bunlardan birincisi işsizliğin azaltılmasıdır.Bunu 2,5 milyonun altına düşürmektir. İkincisi de cari açığın azaltılmasıdır.Cari açık şu anda yabancı sermaye girişleri ile kapatılıyor ama Türkiye’nin dış ticaret açığının azaltılarak, ihracatın ithalatı karşılama oranının bugünkü % 65’ten % 70 bir üstüne getirilmelidir. Bunu yaparsak, dış ödemeler dengesinde kaza riski çok azalır.Diğer taraftan dış ticaret ve cari açığı azaltmanın üç tane yolu vardır. Birincisi enerji ithalatımızın, ithalata bağlılığımızın azaltılması.Termik, hidrolik, yenilenebilir enerji kaynakları yerli tedarikin artırılması gerekir. İkincisi :Çin ve Ortadoğu’dan olmak üzere dış ticarette bir satıp 13,15 ithal ettiğimiz ülkelerle dengesizlik büyük ölçüde giderilmesidir.
Tarife dışı engelleri kullanmamız gerekir
      Bunun da yolu ihtisas gümrükleri, anti dantik vergileri, refarans fiyatı uygulamaları, asgari ithal fiyatı uygulamaları, teknik şartnameler gibi engelleyici, zorlayıcı tarife dışı engelleri kullanmamız gerekir. Üçüncüsü de; başta makine, ithalat sektörü olmak üzere girdi üretimin, yerli üretimin ihracatının desteklenmesi gerekir. Bu üç unsur başarılabilirse, Türkiye’nin cari açığı ve dış ticaret açığı büyük ölçüde azaltılacaktır.
Değişim unsuruna siyasi partiler kayıtsız kalmıyor
    Her seçim döneminde siyaset kazanı kaynar.Herkes şansını denemek ister. Siyaseti Türkiye’de aktif yapanlar içinde, siyaseti takip edenler içinde çok popüler bir cazibe merkezidir.Her seçim döneminde siyasette yaşadığımız hızlanmayı , kaynamayı bu dönemde de görüyoruz. Partiler arasında birleşme çabaları, bunun yanında çok sayıda partinin seçime girmesi demokrasilerde bunları olgunlukla karşılamak gerekir.Türkiye’de her şeyin birden silinip, yeni bir anlayışın, yeni bir vizyonun doğması mümkün değildir.Türkiye 2002-2007 döneminde daha olgun, daha çalışkan bir parlamentoya sahipti.Yeni dönemde tüm partilerde yeni yüzlerin ortaya çıkarıldığını görüyoruz. Bu da Türkiye’de değişim unsuruna siyasi partilerin kayıtsız kalmadıklarını gösteriyor.”

Ordu Ticaret Borsası Başkanı Necdet Gürsoy: İstikrarın sağlanması gerekir

0
Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
     Ordu Ticaret Borsası Başkanı Necdet Gürsoy fındık konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;
Bir zamanlar 7 YTL’yi gören fındık fiyatı bugün neden 2.35 YTL’ye düştü?
     “Bunun sebebi gayet açıktır, Bunun nedeni sistemsizliktir. Türkiye’de en fazla ihracatı olan fındık ürününün kendine ait bir sistemi ve politikası olmaması, rekolteye göre tespit edilen sezonluk politikalar neticesinde bugünkü duruma gelinmiştir. Arz fazlası fındık siyasiler ve yetkililer tarafından zamanında çözüme kavuşturulamadı. Bu sorun gittikçe üzerine eklendi. Bu durum fındığı çıkmaz bir noktaya getirmiştir.2009 yılı sonuna kadar, fındığa bir model getirilmezse fındığın geleceği yine karamsardır. Devletin elindeki mevcut stok ve piyasadaki rekolte, dış ülkelerdeki rekolteyi topladığımız zaman çıkan rakamların karışışında dünya tüketiminin çok üzerinde bir stok çıkıyor. Bu da fındığın fiyat etmeyeceğini gösteriyor.
Toprak Mahsulleri Ofisinin fındık piyasasına olumlu etkisi olmuş mudur?
     TMO’nun fındık piyasasına olumlu etkisi olmuştur. Fındık üreticisi ile alıcısının eşit koşullara getirilmesi gerekir. Piyasada bu istikrarı TMO gerçekleştirmiştir. Toprak Mahsulleri Ofisinin eski fındığı piyasaya satması, fındık fiyatının düşmesinin ana nedenlerinden olmuştur. Geçen yıl Aralık ayında 5 YTL’ye fındık alan TMO’nun, bu yıl dolaylı ve dolaysız olarak, eski fındığı piyasaya satması fındık fiyatının bir noktada yükselmesini engellenmiş olmaktadır. Genel olarak TMO’nun piyasaya müdahale yapması, fındığın lehine olumlu bir harekettir. TMO olmasa, başka bir kurumun bu görevi üstlenme zorunluluğu vardır. Aksi takdirde fındık fiyatları daha aşağıya düşer.
Fiskobirlik’in son durumu nedir?
     Fiskobirlik fındık piyasasına girip, fındık almaya başladı. Bu Fiskobirlik açısından iyi bir durumdur. Fiskibirliğin belli bir süreç sonrası, böyle bir hamle yapması fındık için mutlaka iyi olacaktır. Ama ben onların alımdan ziyade piyasadaki satış şeklilerini tenkit ettim. Fiskobirlik’in, fındık piyasasına olumlu katkı yapacak konumda olması gerekir. Fındık iç piyasada ne kadar ucuz satılırsa, ihracatta o kadar düşük olacak demektir. Fiskobirliğin tekrar fındık alımına başlaması iyi bir gelişmedir. Ama fındığı satarken de buna iyi dikkat etmesi gerekir.
Lisanslı Depoculuk ve Ürün İhtisas Borsası çalışmaları ne durumdadır?
    Lisanslı depoculuk ve Ürün İhtisas Borsası çalışmaları son derece ağır gitmektedir. Bakanlığın burada özelikle bilmesi gereken bir şey vardır.Lisanslı Depoculuk A.Ş.’nin 2009 yılında mutlaka hayata geçmesi zorunluluğu vardır. Fındık piyasasında arz olan fındığın veya özellikle Eylül ayında fazla arz olan bir fındığın Lisanslı Depoculuk A.Ş.’ler tarafından stoklanarak alınması, fındığın mutlaka lehine olan bir durumdur. Ürün İhtisas Borsasını kurmak için, Lisanslı Depoculuk A.Ş. ayağını kurmak gerekir. Lisanslı Depoculuk A.Ş. kurulduktan sonra, işin büyük bir kısmı yapılmış olmaktadır. Bundan sonra Ürün İhtisas Borsası çalışmaları en kısa zamanda başlar. Bu çalışmalar Bakanlıkla ilgili konulardır..
Fındığın geleceğini nasıl düşünüyorsunuz?
   Fındığın geleceği şu andaki durumdan bellidir. TMO’nun fiyatı 4 YTL ile başladı, serbest piyasa 2.7 YTL idi. Kasım ayı fiyatı ise 4.5 YTL.’dir. Serbest piyasa ise 2.35 YTL.’dir. Burada dikkate alınması gereken bir şey vardır. Bu durumda fındığın serbest piyasada düşük olmasına neden olan unsur fındığın sistemsizliğidir. Fındığın geleceğini şekillendirmek ve yönlendirmek istiyorsak, fındığın 2009 yılında istenilen bir modele kavuşturulması gerekir. Bu durumda üreticinin ve alıcının fındığını kaça satacağını bilmesi gerekir.Bu nedenle fındık piyasasında istikrarın sağlanması gerekir. İstikrar sağlanmazsa fındığın geleceği bugünlerden daha kötü olabilir.”
error: Content is protected !!