Cumartesi, Nisan 25, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 166

Yeşil gözlü adam şiiri

0
   Şair olmak ayrı bir duygudur. Bu tür insanlar iç dünyalarını dışa yansıtırlar, yaşadıkları anı ve duyguları mısralarla anlatırlar. Yaşayan insan yaşadıklarını ya yazar veya şiirle anlatır. Güzel şiirler, güzel duygulu insanlardan çıkar. Şairler mesajlarını mısralarda anlatır. İşte size şairce düşününen measaj yüklü bir şiir;

   YEŞİL GÖZLÜ ADAM

  Yeşil gözlü siyah saçlı adam
  Palas pier’in korkuluklarına dayandı
  Yeşil gözleri
  Gri denizin dalgalarından
  Uzak ufuklara kadar uzandı ,kaldı
  Saçları ıslaktı ilk günlerdeki gibi değildi alışmıştı
  Islanmaktan nefret ediyordu ama alışmıştı
  Üç aydır yaşadığı bu kentte
  Son on yılda yürümediği kadar yol yürümüştü
  Tüm sokaklarını adım adım gezmişti
  Bu gece eli ilk defa şiire gitmişti
  Bir şiir yazmak gelmişti yürek ucuna
  Bir nokta gibiydi oysa
  Hiçbir derdi yoktu burada
  Hepsini ardında bırakmıştı
  Hiç haber almadan yaşıyordu yakınlarından
  Bir bu rahatsız ediyordu onu
  Yiyor içiyor, uyuyor,geziyor bolca ıslanıyordu
  Yalnızlığa alışamamıştı
  Dostları olmalıydı yanı başında
  Elleri ayakları kulakları olmalıydı
  Ulaşacak, sevecek ne çok yüreği vardı oysa
  Yalnızdı burada yapayalnızdı
  Anlatacak ne çok şeyi vardı eşe dosta
  Aslında onu üzen rahatsız eden saçma sapan hatıralarına
  Ne çok güleceklerdi kimbilir
  Alışmamıştı işte dayanamıyordu yalnızlığa
  Uzaklardaydı gözleri çok uzaklarda
  Bir tek denizle özdeşleştiriyordu memleketini
  Sanki denizle ulaşabilirdi sevdiklerine
  Gökyüzü yabancı gibiydi ona yıldızı bile olmayan
  Sabahları akşam
  Akşamları gece olan karanlık bu şehirden memleketini göremiyordu
  Hemen her dilden,her dinden,her renkten insanlar tanımıştı
  Kendi dilinden konuşanlara daha rastlamamıştı
  Uzaklarda çok uzaklardaydı yeşil gözleri nemli
  Ve iyice uzamış sakalları ve saçları ıslaktı
  Elleri ile saçlarını geriye doğru attı gözlerini denizden ayırmadı
  Memleketinin tüm denizlerini bilirdi
  Kıyılarında balıkçı meyhanelerinde az mı rakı içmişti
  Yemyeşil Karadeniz kıyılarında
  Trabzonda Rize de salaş meyhanelerde deniz karşı çok küfür etmişti
  Amasra da canlı balıkta mustafendi’de
  Kraçeleri anımsadı kıtır kıtır
  Buz gibi rakıyı ve enfes salatayı kaşık kaşık
  Çakraz da bozköy de kar yağarken mangaldaki pirzolaların kokusu burnuna geldi
  Ürperdi
  Akçay da, urla da , iskele de
  Kuşadasında bodrum da kaşta Fethiyede
  Masmavi saydam denizlerinde ne kulaçlar atmıştı
  Özgürce
  Kabanına sıkıca sarıldı
  Bir sigara yaktı
  Evinde olmayı
  Ayaklarını uzatmayı televizyona karşı
  Ve piposu elinde gazete okurken düşledi kendini
  Manş denizinin kıyısındaydı
  Biraz ötesi okyanustu
  Rotasını çizmişti
  Nereye gittiğini biliyordu
  Bir hat üzerindeydi
  Sivas ta , gürün de gökpınar gölünden çıkmıştı
  Rize de ikizdereden karadenize dökülmüştü
  Sonra Kapadokya da Nevşehir derinkuyuda gölbaşındaydı
  Elazığ Ağın da Keban baraj gölündeydi
  Midyatta Beyazsuya ulaştı
  Amasra Karadenizdeydi inci gibi
  Beyşehir gölün kıyısındaydı
  Şimdi İngiltere de Manş ın kıyısında
  Ve az ötede Atlas okyanusu
  Bir hat üzerindeydi
  Şimdi sıra ıslanmaktaydı
  Islanmalı bolca ıslanmalıydı
  Her şeyin dakik ve düzenli olduğu bu ülkede
  Evler hep aynıydı
  Yollar ve kaldırımlar aynıydı
  Hep aynı filmi izler gibi
  Aynı saatte aynı yerde hergün aynı şey oluyordu
 
                                                           Mustafa Kemal ÖZGÜN

Ortadoğu’nun bitmeyen mücadeleleri

0
  Ortadoğu’nun savaşları, kavgaları durmak bilmiyor. Bu bölge ve insanı sanki hep bir mücadele için yaratılmış. Sonuç ise hep bilinen bir durum, ölüm, yıkım ve daha da yoksulluk. Geçmişteki mücadelelerin gelecekte daha iyi bir yaşam uğruna yapıldığı kabul edilirse, bugün bunun başarıldığını söylemek zor. Kimin kimle ne için ve ne şartlarda savaştığını dışarıdan bir gözün tam olarak anlaması neredeyse imkânsız. Yerel, bölgesel ve küresel güçlerin çıkar ve beklentileri farklı farklı. Bununla birlikte yapılan gözlemlere dayanarak öne sürülebilecek bazı gerçeklikler ve fark edilebilen bazı eğilimler var. Ortadoğu için söylenebilecek en öncelikli değişim devlet olarak tanımlanan kurumların geçerliliğini kaybetmesi, devletleri ayakta tutan fikir birliklerinin geniş bir coğrafyada hep birden boşalmasıdır. Bu durum, oluşan otorite boşluğu doldurmaya çalışan türlü fraksiyonların kendi aralarında ve devletlerin hayaletleriyle çatışmalarını başlatmıştır. Bu çatışmaların sonucunda bu fraksiyonların veya devletlerin güçleri bir araya toplayıp eskisinden daha müreffeh bir seviyeye ulaşabileceklerini beklemek maalesef inandırıcı değil. Muhtemelen uzun süren iç savaşları, bölünen, yıkılan zayıflayan devletleri, bir ülkeden diğerine akan mültecileri göreceğiz. Bu duruma gelinmesine sebep olan nedir, bu nasıl bir modelin parçasıdır.
  Arap Baharı olarak isimlendirilen süreç ismi gibi bir bahar veya huzur getirmekte başarılı olamamıştır. Aksine bugün Suriye’den, Libya’ya kadar bir kaos yaratmakta başarılı olmuştur. Libya’da NATO ve BM müdahalesi, Mısır’da Baharın getirdiği yönetimi indiren askeri bir darbe olmuştur. Suriye’de ve bugünlerde Yemen’de koalisyon olarak tanımlanan ülke dışından silahlı güçler tarafından hava saldırıları yapılmaktadır. Kısaca yaşanan olaylar kendi bölgesi ve o bölgedeki insanların mücadeleleri ile sınırlı değildir. Savaşan veya müdahil olan taraflar oldukça karmaşıktır. Dolayısıyla, yaşanan bu sürecin bölgesel ihtiyaçlardan ziyade küresel ihtiyaçlardan kaynaklandığı söylenebilir. Bu ihtiyaçlar küresel boyutta önemli bir konuya dayanmalıdır. Bu konunun ne olduğuna dair bazı tahminler yapılabilir. Bunun için en bariz şüpheli enerji yani petrol konusudur. Petrolün geleceğinde beklenen değişim, tedarik ve ulaşım yollarında revizyonları gerekli kılmış olabilir. Petrolün geçen yıllarda ciddi biçimde artan fiyatı bu düşünceyi destekler nitelikteydi. Ancak bir süredir neredeyse yarı yarıya düşen petrol fiyatları petrolün bir dönem daha temel enerji kaynağı olarak kullanılmasının planlandığını gösteriyor. Rusya, Ukrayna ile ilgili niyetleri nedeniyle petrolün düşen fiyatlarından dolayı ekonomik zarara uğratılırken, diğer yanda Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan değişimler sanki geri sarılıyor. Mısır’ın seçilmiş başkanı darbeyle indirilip idama mahkûm ediliyor. Suriye’de durum kontrolden çıkmış görünse de bu geri dönüşün devletin kalan bölümünün hayatta kalmaya devam etmesine yarayabileceği beklenebilir. Libya için ise artık çok geç. Kaddafi dönemi, uzun bir süre iç çatışmaların ve iktidar mücadelelerinin arasında kolay geri dönülemeyecek tarihi bir referans olarak kalmaya devam edecek görünüyor.
  Ortadoğu’nun çatışmaları bir evrim sürecine girmiş görünüyor. Devlet dışı gruplar belirli arazileri, bölgeleri ele geçirip, kontrolünü uzun bir müddet sürdürebiliyor ve hükümranlığını ilan edebiliyor. Irak’ta işgalin ardından canlandırılan Sünni-Şii çatışması Suriye ve Yemen’i içine alarak genişliyor. Nükleer çalışmaları sınırlandıran anlaşma ile İran siyasi ve ekonomik olarak desteklenerek sahnenin ortasına davet edilmiş olabilir. Irak’ta resmi güvenlik güçlerinin başarısız olduğu yerlerde İran destekli unsurların öne çıkması bir anlamda da Sünni-Şii mücadelesinin arka planını tamamlıyor. Gelecek dönemde de Sünni-Şii çatışmasının artacağı ve bölgesel olarak yayılabileceği beklenebilir. Bu çatışmanın kime ne kazandıracağını ise tahmin etmek kolay değil.
  Türkiye’nin güneyi tarihte bugün değin yaşananlardan farklı biçimde, devletlerin zayıfladığı, devlet dışı grupların devletle silahlı çatışma gücünü elde ederek, belirli bölgeleri ele geçirebildiği, bu bölgelerin kontrolünün yaşanan çatışmalar yolu ile sürekli el değiştirdiği bir kaos dönemi yaşıyor. Bu bölgenin istikrarsızlığı çevresini de istikrarsızlaşmaya itebilir, daha büyük mülteci göçlerine, çatışmaların yayılmasına kadar ciddi etkilere sebep olabilir. Bölgenin en başta kaybettiği değerli bir şeye çok ihtiyacı var, devletleri bir arada tutan fikir birliğinin neden kaybolduğu ve nasıl tekrar kazanabileceğine.

Yüreğe Dokunmak

0
  Gözü karaydı aslında, ruhu bedenine büyük geliyordu, , ağırdı bu yük. Çanakkale ruhunu taşıyordu yüreğinde farkında olmadan. Kurtuluş savaşında dedesi yani atası, binbaşıydı. Dedesinin kardeşi şehit düşmüştü Çanakkale’de. Belki böyle bir ruhla beslenmişti yüreği farkında olmadan. Defalarca rüyalarında görecekti kurtuluş savaşını zorluklarıyla mücadele ederken. Evet kurtuluş savaşını, akın akın yürüyerek savaşa gidenlerin arasından yürüdüğünü, bazen önlerinden bazen ortalarından bazen de arkalarından yürüdüğünü görecekti rüyalarında, birkaç yıl sonra…”Farkında mı değilsin arkadaşım, sen ermişsin”diyecekti O’na bir arkadaşı, rüyalarını anlatırken. Bazen ağladığı olurdu anma törenlerinde…
  Resim yapmak üretmek, üretmek üretmek istiyorum.. Hem de içten şu güçlü duyuşumla.. Hatta bazen resim yaparken gözlerimi bile kapatmalıyım. Fırçanın, kalemin ucunda olmalı yüreğim.. Ve düşüncelerimle işbirliği yapmalı yüreğimin çarpıntıları.. Ve işte o zaman çıkar eser, coşkulu, hareketli… Sırf resim yapmak için resim yapmak değil ya da böyle olmamalı amaç..
Bütün ömrü mücadeleyle geçecekti, doğduğundan beri olduğu gibi. Hayallerinin peşinden koşacaktı dolu dizgin.. Hayatta her şeyi yaşayacaktı ve her bir sıkıntı belki de O’nu güçlü tutacaktı. Belki de gücünü bu zorluklardan alıyordu, ama farkında değildi. Uzaktan severdi. Deli bir yüreği vardı. İnanılmaz bir gücü vardı.. Farkında olmadığı bir şey daha vardı hayatında. Gün gelecek kitap gibi konuşan büyüleyici bir kişi olacaktı. Her konuşmasıyla yüreğe dokunacaktı.. Hitap etme şekli inanılmaz derecede ruhları okşayacaktı. Dolu dizgin koşacaktı hayallerinin peşinden hayatı boyunca…Ruhu, bedenine büyük gelecekti… Ruhu inanılmaz güçlüydü ve bedenini zorluyordu.. Coşkuluydu, dolu dizgindi, bir sürü şeyin peşinden koşuyordu bu ince ruh… Hissi bir gençti aynı zamanda.. Kırılgandı, inceydi aynı zamanda ruhu.. Bir çok duygu bir arada toplanmıştı…Bazen bir serçe kadar ürkek, bazende bir aslan kadar güçlüydü ruhu, yüreği gibi…
  Değerli okurlarım yazıyı ilk okumaya başlayınca anlamadınız değil mi; böyle birbirinden bağlantısı olmayan paragrafları neden yazdığımı?.. Bu paragraflar; “YÜREĞE DOKUNMAK…” adlı kitabımdan alıntı yaparak sizlerle paylaşımda bulunmak istediğim yazılardır. Şimdi soracaksınız, ressam olan bir insan; neden yazar diye… Bir ressam resim yaparken; duygularını, düşüncelerini, duyumlarını yani hissettiklerini, yaşadıklarını fırçayla, spatulayla bazen de parmaklarıyla aldığı boyayla tuvale, kağıda ya da herhangi bir yüzeye aktarır.. Ben de bundan hareketle resim yapmanın yanında bir de yazmak istedim daha doğrusu bazı içsel duygularım beni yazmaya da sürükledi..
  Yaklaşık yirmi yıldır sanatla iç içe yaşamaktayım.. Bu süreç içerisinde kurucusu olduğum Bersan Sanat Merkezi- Resim Atölyelerinde ders vermeye devam ederken temel hedefim topluma faydalı bireyler yetiştirmek olmakla birlikte aynı zamanda halkta; güzel sanatlara karşı olan ilgiyi uyandırmak ve genç sanatçıların yetişmesine yardımcı olmak, akademilere öğrenciler hazırlamak(özel yetenek sınavına hazırlık derslerinde) hedeflerim arasında olmuştur. Beş yaşından 60-70 yaşlarına her yaş gurubuna ders vermede ki amacım daha çok bu hedeflerimi kapsamaktadır. Çocukluğumda hep ressam-sanat eğitmeni-yazar ve çocuk kitaplarını resimlemeyi aynı zamanda atölye açmayı, sanatın bütün güzelliklerini yaşamayı, sanatsal eğitim vermeyi hayal ederdim. Şuanda hayallerimi yaşamaktayım.. Sözlerime son verirken Ernest Fichner’in “Sanatın Gerekliliği” adlı kitabından alıntılama yaparak tabi kendi düşüncelerimden de yorum ekleyerek şu cümleleri de sizinle paylaşmak istiyorum:
  Sanatçı olabilmek için; yaşantıyı yakalayıp tutmak, onu özümsemek, anlatıma dönüştürmek, gereçleri biçime dönüştürmek gerekir.. Duyumsamak her şey değildir sanat için işini bilip sevmesi, bütün kurallarını sevmesi; inceliklerini,tekniklerini, kurallarını,biçimlerini tanıması ve sanatsal bir kaygıyla yaklaşması gerekir.. O öyle ince bir çizgidir ki bireyin kendi içinde yaşaması önce çevresine yansıtması  sonra çevreden topluma, toplumdan ülkeye ülkeden evrene yayılması gerekir…Sevgi, saygı ve selamla…

KKTC Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş: “Ana ve yavruyuz”

0
Haber: İlker ÇAKAN
  KKTC Başbakan Yardımcısı, Ekonomi, Kültür, Turizm ve Spor Bakanı Serdar Denktaş, “Ne kadar kızsak ne kadar üzsek de birbirimizi, ana ve yavruyuz. Bu ana ve yavru, gün gelir birbirine sarılır, güç birliği yapar, ileri gider. Gün gelir birbirine kızar, küser, gücenir” dedi.
Denktaş, “Geçmişten Günümüze Yavru Vatan Kıbrıs” söyleşisinde, Kıbrıs Türkü’nün tarih boyunca Türkiye ve Türklükten kopmadığını ifade etti. Kıbrıs’ta ilk Türklük hareketinin 1878’de ortaya çıktığını, bugüne kadar devam ettiğini belirten Denktaş,    “Yavru vatan” ve “Ana vatan” tabirinin Türkiye’den bir şairin Kıbrıs ile ilgili bir şiirinde yer aldığını anlattı. Bu tabirin sözde değil, özde de gerçekleştiğini vurgulayan Denktaş, Türkiye ile Kıbrıs arasındaki ilişkiyi, anne ile çocuk arasındaki ilişkiye benzetti. 1974 Harekâtı’nın salt bir kurtuluş harekâtkerı olmadığını, adanın iki tarafına istikrar getirdiğini bildiren Denktaş, bu dönemde KKTC’deki ekonominin Türkiye’den gelen yardımla gelişme gösterdiğinin altını çizdi.
Gelinen nokta çok hoş bir nokta değil
 Türkiye’nin Gümrük Birliği Anlaşması’nı imzalaması ile KKTC’nin ekonomisinin gerilediğini belirten Denktaş, ekonomik açından bir entegrasyon sağlanmasını istedi.
Denktaş, KKTC’nin bağımsız ikinci Türk devleti olduğuna işaret ederek, dünyaca tanınmamasına rağmen “yeni doğmuş çocuğun” büyüdüğünü ve yürüdüğünü anlattı.
Kendisinin 56 yaşında olduğunu, kızmasına, küsmesine rağmen annesinin kendisine hala “Yavrum” diye hitap ettiğini dile getiren Denktaş, şunları kaydetti:
  “Ana vatan-yavru vatan ilişkisi de budur işte. Ne kadar kızsak ne kadar üzsek de birbirimizi, ana ve yavruyuz ve bu ana ve yavru gün gelir birbirine sarılır, güç birliği yapar, ileri gider. Gün gelir birbirine kızar, küser, gücenir. Ama sevgisinden hiçbir şey yitirmez. Bugün gelinen nokta çok hoş bir nokta değil, Türkiye Kıbrıs ilişkileri açısından. Bir an önce düzeltmemiz gerektiği ortada. İnşallah düzelecek.”

Ressam Beren Berivanın Yüreğe Dokunmak kitabı

0
  Ressam-Sanat Eğitmeni-Yazar Beren Berivan Çelik “Yüreğe Dokunmak” adlı yeni hikaye kitabını çıkardı. Akıcı bir üslubla çıkardığı hikaye kitabı hakkkında şu düşünceleri okuyucusuyla paylaşıyor; “Cennet; ne bir zaman, ne de bir mekandı onlar için. Cennet;sevginin, ermişliğin ,bilginin, aşkın ta kendisiydi onların gözünde.. Ve bu eredeme ulaştıkları için de cennetde yaşıyorlardı. Ne istediklerini, ne yaptıklarını bildikleri ve hedefleri doğrultusunda yürüdükleri içinde başarıya ulaşmışlardı… Başarılı olmanın mutluluğunu tatmışlardı yüreklerinde…
  Gerçek buarada gizliydi. İnsan sınırsız özgürlüğün ta kendisidir aslında. Disiplinli ve kararlı yürüyerek kendi sınırlarını aşar ve gerçek özgürlüğe ulaşılabilirki onlarda bunun ayırdına vararak ulaşmışlardı gerçek özgürlüğe,cennete..” Ressam kitabının ön kapağını kendi tasarlamış. Ressam Beren Berivan Çelik’in sanat biyografisi şöyedir;
 
          

  1999: ‘‘11 Nisan Şanlıurfa’nın kurtuluşu” konulu resim yarışması-Mansiyon
  2000: ‘‘2000 Yılında Düşünüzdeki Şanlıurfa” konulu resim yarışması-
  Üstün başarı belgesi ve Jüri özel ödülü
  2000: ‘‘36. Kütüphane Haftası” konulu resim yarışması-İkincilik ödül
  2000: ‘‘11 Nisan Şanlıurfa’nın Kurtuluşu” konulu resim yarışması –İkincilik ödülü
  2008: Ankara Barosu ‘‘Adalet Uğraşısı İçinde Avukat ve Avukatlık Mesleği” Katılım Belgesi
  2008: İstanbul Ümraniye Belediyesi- ‘‘Şehir Yaşamı İçinde Engellerimiz” Katılım
  2008: Ankara –Şereflikoçhisar- Özbir Sanat Atölyesi Çalışmaları Teşekkür Plaketi
  Aldığı başarı belgeleri
  1998 Kültür Bakanlığı Şanlıurfa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi- kurs başarı belgesi (resim)
  1999 Kültür Bakanlığı Şanlıurfa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi- kurs başarı belgesi
  (karakalem-   resim)
  Katıldığı sergiler
  1997: Şanlıurfa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi-Sanatta Genç Çizgiler Salonu
   –karma resim sergisi
  1998: Şanlıurfa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi-Sanatta Genç Çizgiler
   Salonu- Karma resim sergisi
  1999: Şanlıurfa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi-Karma resim sergisi
  2000: Şanlıurfa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi-karma resim ve heykel sergisi
  2000: Şanlıurfa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi -2000 Yılında Şanlıurfa konulu karma resim sergisi
  2000: İstanbul Mutlu Sanat Odası
  – 2000 Yılında Şanlıurfalı Gençlerin Yaratıcılığı –konulu resim sergisi
  2008: Ankara-Şereflikoçhisar-Özbir Derneği Sanat Atölyesi –Karma resim sergisi
  2013:Ankara/Kazan–Dünya Sanatçılar Topluluğu Derneği Sanat Etkinliği Karma Resim Sergisi
  2013: TAI(Türkiye’nin Havacılık ve Uzay Merkezi) 29. Yıl Kuruluş Yıl Dönümü-
  15.000Kişinin Katılımıyla-Canlı Performans Sanat Etkinliği.
  2014 : Ankara-Acity AVM Resim Sergisi
  2014: Ankara-Göksu AVM Resim Sergisi ve Canlı Performans Sanat Etkinliği
  Çalışma alanları
  2001, 2002, 2003, 2004 yıllarında grup çalışmalarında resim çalışmalarında yardımcı oldu
  2007-2008 :Ankara- Şereflikoçhisar- Özbir Sanat Eğitmeni gönüllü olarak çalıştı
  2007:Ankara-Hitit Dershanesi-Resim Kursunda sanat eğitmeni olarak görev yaptı.
  (Güzel Sanatlar liselerineve fakültelerine hazırlık kursları)
  2005 – 2008 Yılları arası Arı Okulları-Yaz Okulu –Yaratıcı Sanatlar Öğretmeni
  2009:Dönmez Resim Atölyesi Sanatçı ve Sanat Eğitmeni
  2011: Dünya Sanatçılar Topluluğu Derneği
  Yönetim Kurulu Başkanı ve Derneğin kurucusu
  2012:BERSAN Sanat Merkezi-Resim
  Atölyeleri-İşletme Sahibi
  2014 : Bersan Sanat Galerisi- İşletme Sahibi
  2014 :”Gerçek Haber” Gazetesinin Köşe Yazarı
  2015 :Gürcistan’da yayınlanan
  aynı zamanda Türkiye’de de dağıtımı yapılan
  ve yazılımı Gürcüce-Türkçe olantek gazete olan
  “Türkiye-Gürcistan Haberci” Gazetesinin köşe yazarı
  2015 : “Yüreğe Dokunmak…”kitabının yazarı

TBMM Başkanı Cemil Çiçek: “KKTC bir nevi açık cezaevi durumunda”

0
Haber: İlker ÇAKAN
  TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Kıbrıs’ta kalıcı barışın sağlanmasını istediklerini, Rum tarafının yeniden masaya döndüğünü belirterek, “KKTC bir nevi açık cezaevi durumunda, izolasyon durumu var” dedi. Çiçek, Türkmenistan ziyaretinin ikinci gününde resmi temaslarda bulundu ve Türkmenistanlı yetkililere seslenerek “Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyonlarla ilgili temaslarınız olursa, teşvik etmiş olursunuz” dedi.
  Tarafsızlık politikasının önemli olduğunu ve başarıyla sürdürüldüğünü ifade eden Çiçek “Bilesiniz ki KKTC’de kardeşleriniz var. KKTC’den parlamento düzeyinde ziyaretlere de kapı aralanmasında fayda var. Onlar birçok ülke parlamentosunu ziyaret ediyorlar karşılıklı olarak görüşmelerde bulunuyorlar. Buraya da gelmelerinde bizim açımızdan fayda var” diye konuştu

Resim sanatının tarihçesi

0
  Resim Sanatı, 20.000 yıldan daha fazla, yıllar öncesinde paleolitik dönemde insanların mağara duvarlarına büyü amacıyla çizdikleri at,öküz,ceylan,bizon resimleriyle başlar.Aradan binlerce yıl geçer ve eski Mısır’da ressam ve çizerler bu mağara resimlerini papirüs kağıtlarına ve inançları gereği mezar duvarlarına çizerek resim sanatını geliştirirler.Ve onları izleyen eski Yunanlılar olan Polygnotos, Phidias, Apelles gibi sanat insanlarını görmekteyiz.Daha sonraları Romalıların Yunanlıları taklit ettiklerini görürüz.Buna karşın Ortadoğudaki İslam ülkelerin de ve Uzakdoğuda ki İslam ülkelerinde yörenin özelliklerini taşıyan özgün çizim ve resimleri hayranlıkla izlemekteyiz.
  Batı dünyasına baktığımızda orta çağlarda yüzyıllar süren bir duraklama dönemine girdi sanat ve anlatılacak çok az şey üretildi bu dönemde. Ancak sanatın yeniden dirildiği Rönesans döneminde,”insan hem kendini hem de dünyayı keşfetti” diyen İsviçreli tarihçi Jacob Burckhardt’ın bu sözünün ne kadar da yerinde bir ifade olduğunu görmekteyiz.İnsanın ,insanı tanımladığı ;Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raffaello,Tiziano, Correggio, Dürer, Caracci gibi büyük ustaları görmekteyiz sahnede.İnsan tanımlamasında devrim yaptılar bu ustalar.
  Geçen süre içerisinde 17.yy’da bu sefer de Rubens, Velazquez ve Rembrandt’ı görmekteyiz sahnede.18. ve 19. yy’larda suluboya resim fikrini ortaya atan ve geliştiren Turner’i sahne de izlerken; Rokoko, yeni klasikçilik ve ardından ortaya çıkan gerçekçilik ve daha sonrasında izlenimcilik akımlarını görmekteyiz. Ve Günümüzde modern sanat çeşitli isimlerle karşımızdadır.Siz değerli okurlarıma resim sanatının kısaca tarihçesini aktardım..keyifli günler dilerim.

Anne

0
  Şair olmak ayrı bir duygudur. Bu tür insanlar iç dünyalarını dışa yansıtırlar, yaşadıkları anı ve duyguları mısralarla anlatırlar. Yaşayan insan yaşadıklarını ya yazar veya şiirle anlatır. Güzel şiirler, güzel duygulu insanlardan çıkar. Şairler mesajlarını mısralarda anlatır. İşte size şairce düşününen measaj yüklü bir şiir;

  ANNE

  Seni nerde arayayım anne
  Kaybettiğim hastanede mi ?
  Sakladığım
  Karşıyakada mı?
  Ner’de aramalıyım seni anne
  Nar çiçeklerini ne severdin.
  Elbiselerin çıtrıklı olanını,
  Komşulara taktığın isimlere ne demeli,
  Çenesizler, kırmızı urbalılar,minarecigiller,
  Hiç bitmezdi mutfaktaki raf örtüsünün altındaki paralar,
  Ama her harçlık istediğimde “ne yapacağımı “illa sorardın
  Fakültedeydim anne arkadaşlarım vardı,
  Sinemaya gitmek isterdim,yazları denize tatile “evlen öyle git “derdin
  İşine gelmezdi di mi ?
  Ama ağzım burnum akarken okula gitmemi isterdin “git” derdin “açılırsın”
  Hapşırdığında da “ohh açıldım” derdin.
  Her şeyimi bilirdin de hiç yüzüme vurmazdın anne
  Güvercinlerin hala makam odamın camına sabahları konar
  Sana benden havadis taşırlar mı ki anne ?
  Nisanda kırkikindiler vardı sen varken
  Ve sobanın üstünde çinko çaydanlıkta çayımız
  Bakkal Sait’ten bisküit alırdım, her ikindi yarım kilo
  Ders çalışırken mola verirdim demli çay içip onları yerken
  Yağmurun asfalttaki baloncuklarını seyrederdim, ne güzeldi ve toprağın ko kusu
  O zaman kızmazdın di mi anne “ya yere dökülürse …”
  desem de gülerdin artık, o      zaman.
  Bisküitleri yerken,
  Ne severdim zahmetli yemeklerini,
  Kaburga dolmanı, mumbarını,
  İlla ki mantı yoğurtlu sarımsaklı
  Mantının etlerini ben koyardım senin açtığın hamura,
  Ya dolmalar anne
  Hele patlıcan dolman etli
  Parmaklarımı yerdim
  Köfte patatesler,
  Pişerken kaçırdığım kızarmış patatesler
  Sigara böreği yaparken yufkanın kenarını hep ben yerdim pişmeden
  Çamaşır yıkardın ipler dolusu,
  Her çamaşır bahçeye yeniden ip gerdirirdin bana ,
  Ne güzel yardım ederdim,mandalları zevkle verirdim sana büyük iş yaparmışım gibi,
  Kışın donardı bahçede ipteki çarşaflar onları kırmadan toplardım anne.
  Sepeti de ben taşırdım eve.
  Birlikte pazara giderdik anne
  Kaç tur atardık senle
  Daha ucuz,daha taze,daha iyisini senle bulurduk anne ,
  Şimdi ben yalnız gidiyorum,sen yanı başımdasın biliyorsun,görüyorsun beğeniyor   musun ki?
  Televizyon seyrederken su yada çay konulduğunda hep seni anarım anne
  “sesi buraya kadar geldi” derdin.
  “Meksikada çok can gitti” demiştin birgün yine 
  televizyonda bir kovboy filmi   seyrederken
  Ne gülerdik ben ve Zuhal bu lafı her söylediğimizde.
  Senin beni ne kadar sevdiğinden zerre kadar şüphem yoktu anne
  Güvendiğinden,gurur duyduğundan
  Ama ben yarın daha çok severim zannettim seni anne,
  Okul vardı, ders çalışmak vardı
  Oyun vardı arkadaşlar vardı
  İmtihanlar vardı
  İş vardı, güç vardı
  Çalışmak vardı
  Tayinler terfiler başka iller gurbetler ,hizmetler vardı
  Sonra evlilik,çocuklar
  Nasıl olsa annem vardı elbet bir ara severdim annemi
  Şimdi
  Şimdi Yok
  Dokuz ay gık demeden sabırla ,gururla keyifle beni taşıyan,
  Sonra besleyen,sonsuz seven,koruyan ,büyüten,uykusuz kalan
  Kundağımı sımsıkı yapan, kapkalın battaniyelere sarıp kendi üşüyen
  Anneme karşı
  O numunedeki odasında uzanmış yatarken
  -ölse de rahat etse, kurtulsa bu ızdıraplardan- diyip aslında
  (ben de rahatlasam onu    bu halde görmekten ben kurtulsam !!) Diyip
  Altı ay bile tahammül edememekten utanıyorum.
  Annem elini doya doya öpemedim,
  Sevdiğimi yüzüne karşı ağız dolusu söyleyemedim.
  Sana iyi bir evlat oldum mu bilemedim
  Affet beni anne
  Seni üzmemeye çalıştım anne
  İnşallah öyledir anne takdir senin ve Yüce Allahındır.
  Rahmet üzerine olsun nurlar hep mezarına yağsın peygamberin 
  şefaati seninle olsun anne
  Ben senin günahının olduğuna inanmıyorum anne
  İnşallah cennettesindir anne
  Bana da dua et dere kenarında çimenlerin üzerinde seni yine bulayım anne.
                                                                                 Mustafa Kemal ÖZGÜN

Ressam Refik Doğu Özgünden “Palimpsest Hafıza” Resim Sergisi

0
Haber: İlker ÇAKAN
  Ressam Refik Doğu Özgün Üsküdar Harmony Sanat Sanat Galeresinde 09 Mayıs 2015 tarihinde “Palşimpsest Hafıza” adlı kişisel resim sergisini açıyor. Sergi 31 Mayıs 2015 tarihine kadar açık kalacaktır. Ressam Refik Doğu Özgün kendisini şöyle anlatıyor;
Biçim algısı ve teknik deneyimlerim ile yüzeye çıkmak
  “Palimpsest Hafıza sergisine hazırlanmam benim için oldukça heyecan vericiydi. Resimlerimi oluştururken, hepsini bir arada göreceğim ve benden bağımsız bir şekilde onların da beni izleyeceğini düşlediğim zamanlar oldu. Belirli bir tema oluşturmaktan ziyade biçim ile içeriğin tek bir özde buluşmasını amaçladığımı söylemek isterim öncelikle. Bazen anlatmak istediklerim ve hissettiklerimle boğuştuğumu duyumsarım. Biçim algısı ve teknik deneyimlerim ile yüzeye çıkmak kurtuluşum olur. Yani önce atlarım derin karanlık sulara, ardından yüzmeyi denerim. Yontulmamış bir kayayı yontmaya benzetiyorum resim yapmayı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Prof. Nedret Sekban atölyesinden 2011 yılında mezun oldum. Halen aynı atölyede yüksek lisans eğitimi almaktayım. Atölyemin bana öğretileri, disiplin ve sanata saygı duymayı sağlayan tavrı, benim değerlerimi oluşturdu.
 
                                        
                                            Ressam  Refik Doğu Özgün Resim Sergisi
 
Sergimin teması kültür mekan, doğa ve insan
  Sergimin teması kültür mekan, doğa ve insan. Kültür; insanın iz bıraktığı gerçeklik, mekan ise kültür ile bağlantılı bir kavram. Kişisel birikimlerim ile öznel bir tavırla ele aldığım bu iki yön resimlerimin temasını oluşturmaktadır. İçerik ile biçimin bir öze ulaşmasını, sembolik anlatımdansa bir dönüşümü amaçladım. Mesela hava, sadece bir gökyüzü değil, içinde yaşamı, özü taşıyan, zaman zaman suya dönüşen bir kütle olarak ele alıyorum. Atmosferin içinde sezgisel bir mekan yaratmayı amaçlıyorum. Zamanın kölesi olmuş mekanların içinde, rüzgarın estiği yönde ilerleyen tarih ile kişisel ve toplumsal analizlerde bulunuyorum.
Resimlerimde bir uyanışı düşlerim
  Resimlerimde bir uyanışı düşlerim. Tarih ile devam eden derin uykudan uyanan insanların coşkusu ve kalabalığı beni çok heyecanlandırır. Sanat tarihi içinde de çok kez rastlayabildiğim bu kalabalık sahneleri gördüğümde de aynı heyecan içimi kaplar. Herkesi ilgilendiren, büyük bir hareketin ve kararın içinde olan insanların bazen neşesini bazen de kurtuluş sahnelerini kullandığım çok olmuştur.
 
 
                                                   
                                           Ressam Refik Doğu Özgün Resim Sergisi
 
Parşömeni ne yırtıp atma ne de olduğu gibi saklama
  Palimpsest, siline siline tekrar tekrar kullanılan parşömen kağıdına verilen isim. Yunanca palin (yeniden) ve psestos (kazınmış) sözcüklerinden gelen Latince bir terim. Parşömeni ne yırtıp atma ne de olduğu gibi saklama durumundan bahsedilir. Bellek parşömenin fiziksel varlığının üzerinde katmanlaşarak birikip durur. Her yeni yaz-boz operasyonunda alttakilere ulaşmak biraz daha zorlaşır, ama imkansız hale asla gelmez. Yaptığım hiç bir resim sanat tarihinden ve insanlığın bugüne kadar olan serüveninden kopsun ve sıyrılsın istemem. Benim de o serüvenin bir parçası olduğumu kabul ederim. Bir ayrılma ve sıyrılmaya ihtiyaç varsa bunun kendiliğinden olması mümkün değildir. Bu sıyrılışın adına farkındalık derim. Geçmişin hiç değişmeden tekrarlanmasından kurtuluş ancak, öz bilincin farkındalığı ile mümkün olacaktır.
Karakterlerin değiştiği ama rollerin hep aynı kaldığı bir ütopyada yaşadığımızı düşünüyorum.
Doğduğumdan beri bir çok farklı şehirde yaşadım
  Doğduğumdan beri bir çok farklı şehirde yaşadım. Ailemin mesleği gereği 3,4 yılda bir tayinimiz çıkardı. Büyük bir el ensemden tutar diğer şehre bırakırdı, birden bire orada gözlerim açılırdı. Yeni mekanlara ilk taşındığımızda, eski mekanların çağrışımları ve ön yargıları ile bir süre devam ederdik. Sonra orasını da sahiplenir ve hemen sonra terk ederdik. Son yaşadığım evi, ilk gördüğüm ev gibi sevmeye çabalardım, son sevdiğim insanı ilk sevdiğim insan gibi. Bir türlü kurtulamadım ezberimden. Üniversiteye geldiğimde artık İstanbul’dan bir daha ayrılmayacağımı biliyordum. Palimpsest parşomeni gibi her yeni mekana taşınmamız ile sil baştan yazıp durduğum serüvenimi çok daha kolay gözlemleyebiliyorum ve bir şekilde kendimi yeniden izliyorum resimlerde.
2011 yılında “Atölyem” adlı ilk kişisel sergimi açtım
  Edebiyat benim için çok önemli, felsefi metinler ve çelişkilerin ele alındığı, tezatlıkların kullanıldığı birçok eser benim için çok kıymetli. Dante, Goethe, Shakespeare, George Orwell, Boccaccio, Platon gibi yazarlar benim temel birikimlerimi ve kaynaklarımı oluşturur. Sinema da ise Tarkovski, Passolli, Bunuel, Lars Von Trier resimlerimdeki biçim, içerik ilişkisinde etkili rollere sahipler. Post Empresyonist bir tavrım var ve ekspresyonizme öykünürüm zaman zaman. Günümüz sanatı içinde resimlerimin daha kolay okunabilmesini isterdim. 2011 yılında Sabancı Vakfı bursu ile mezun oldum. aynı yıl “Atölyem” adlı ilk kişisel sergimi açtım. Bir yıl Londra’ da yaşadım, orada karma sergilere katıldım ve sanat tarihi bakımından birikimlerimi zengin tutmaya çalıştım. 2012 den bu yana İstanbul ve Ankara’daki bir çok karma sergide ve sanat fuarlarında yer aldım.”
 
 
                                                       
                                      Ressam Refik Doğu Özgün Resim Sergisi
 
Refik Doğu Özgün, “Palimpsest Hafıza”Resim Sergisi
9 Mayıs-31 Mayıs 2015 Harmony Sanat Galerisi

Kültür ve mekan, doğa ve insan
 Ressam Refik Doğu Özgün, ikinci kişisel sergisini 9 Mayıs Cumartesi-31 Mayıs 2015 tarihleri arasında Harmony Sanat Galerisi’nde sergileyecek. Serginin temaları, kültür ve mekan, doğa ve insan. Sanatçı, insanın iyi/kötü, doğru/yanlış, çirkin/güzel kaygılarından sıyrıldığı bir ütopyada, yargı ve çelişkilerden uzak bir yuvaya, dingin bir öze olan özlemi resmediyor. Sığınaktan öte olan evi, memleketten öte olan toprağı arıyor.
Palimpsest Hafıza
 Özgün, silinerek tekrar tekrar yazılan bir parşömen kağıdına benzetiyor resim serüvenini. Çocukluğundan beri bir çok farklı şehirde yaşayan sanatçı, kişisel yaşam öyküsünü “Palimpsest Hafıza” sergisinde bizlerle paylaşıyor. Parşömeni ne yırtıp atıyor, ne de olduğu gibi saklıyor. Bellek parşömenin fiziksel varlığının üzerinde katmanlaşarak birikip duruyor. Her yeni yaz boz operasyonunda, alttakilere ulaşmak biraz daha zorlaşıyor ama imkansız hale gelmiyor.
Dante ile Dans
  Ressam, tarihin yüzeyine bugünü ekliyor ve çağdaş biçim algısını yeniden yorumluyor. Özgün’ün bugünü Dante ile dans ediyor.
Açılış: 9 Mayıs 2015 Cumartesi, Saat:18:00
Kuzguncuk Mh. İcadiye cad. No: 42 A 34674 Üsküdar/İstanbul

KKTCde Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları

0
Yazan: İlker ÇAKAN
   KKTC’de dün yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde hiçbir aday geçerli oyların yüzde 50’sinden bir fazlasını alamadı ve seçim ikinci tura kaldı. 26 Nisan Pazar günü yapılacak ikinci tur seçimde, en çok oy alan bağımsız adaylar Derviş Eroğlu ve Mustafa Akıncı yarışacak ve düğüm çözülecek.
   Bu sonuçla önümüzdeki hafta sonu 26 Nisan Pazar günü yapılacak ikinci tur seçimde, Eroğlu ve Akıncı, Cumhurbaşkanı olabilmek için kıyasıya yarışacak.
KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimi tarihinde en düşük katılım, dünkü seçimde görüldü.
YSK’nın internet sitesinden derlenen bilgiye göre kayıtlı 176 bin 916 seçmenin bulunduğu bugünkü seçime 110 bin 298 seçmen katıldı ve katılım oranı yüzde 62.34 oldu.
Oyların adaylara göre dağılımı:
  1.Mustafa Onurer (Kıbrıs Sosyalist Partisi): 423 %0.39
  2. Sibel Siber (Cumhuriyetçi Türk Partisi) : 24.287 %22.54
  3. Kudret Özersay (Bağımsız): 22.873 %21.23
  4. Derviş Eroğlu (Bağımsız): 30.356 %28.18
  5. Mustafa Ulaş (Bağımsız): 256 %0.24
  6. Mustafa Akıncı (Bağımsız): 29.006 %26.92
  7. Arif Salih Kırdağ (Bağımsız): 531 %.0.49
  Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) döneminde 2 kez devlet başkanı, dünküyle birlikte KKTC tarihinde de 7. kez cumhurbaşkanlığı için sandığa giden Kıbrıs Türk halkının bugünkü seçime katılımı düşük kaldı. TAK muhabirinin derlediği bilgilere göre, 1976’da yüzde 88.6 olan katılım oranı, 1981’de yüzde 74.8’e düştü.
  KKTC’nin ilanından sonraki ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı 1985’te katılım yüzde 85.7 oldu. En yüksek katılım 1990’da yüzde 93.48’le görüldü. 1995’teki seçimin ilk turunda yüzde 85.13, ikinci turunda yüzde 80.12 olarak kayıtlara geçti.
2000 yılında seçime katılım oranı yüzde 81.02, 2005’te yüzde 69.58, 2010’da ise yüzde 76.3 olarak gerçekleşti.
  UBP ve DP-UG’nin desteklediği bağımsız aday ve şu anki Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu 30 bin 356 oy ve yüzde 28.18 oy alarak seçimi birinci sırada tamamladı.
TDP ve BKP’nin desteklediği bağımsız aday Mustafa Akıncı ise 29 bin 6 oyla yüzde 26.92 oy aldı.
  Anayasa’nın 99. maddesine göre, Cumhurbaşkanı seçilebilmek için seçimde kullanılan geçerli oyların yüzde 50’sinden bir fazlasını almak gerekiyor. Yüksek Seçim Kurulu, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu için yeni bir takvim açıklayacak.
İKİNCİ TURA KALAN 3. SEÇİM
  KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimi tarihinde dünkü seçim, 1995 ve 2000 yıllarındaki seçimlerin ardından ikinci tura kalan üçüncü seçim oldu.1995 yılında ikinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Rauf R. Denktaş ile Derviş Eroğlu yarışmış ve ikinci turun galibi Denktaş olmuştu.
2000 yılındaki seçimde de yine Denktaş ve Eroğlu ikinci tura kalmış ancak Eroğlu’nun ikinci tur öncesi adaylıktan çekilmesiyle, ikinci tur seçim yapılmadan Denktaş Cumhurbaşkanı ilan edilmişti.
Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlarına göre bağımsız aday, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Gazimağusa ve İskele’de; bağımsız aday Mustafa Akıncı ise Lefkoşa, Girne ve Güzelyurt’ta yarışı ilk sırada tamamladı.
İlçelere göre oy dağılımları şöyle:
LEFKOŞA
  Toplam Sandık Sayını : 213 Toplam Seçmen Sayısı: 55.764 Açılan Sandık Sayısı: 213 Açılan Sandıklardaki Toplam Seçmen Sayısı: 55.764 Oy Kullanan Seçmen Sayısı: 35.592 Seçime Katılım Oranı% : 63.83 Oyların Adaylara göre dağılımı:1.Mustafa Onurer (Kıbrıs Sosyalist Partisi): 135 %0.392. Sibel Siber (Cumhuriyetçi Türk Partisi) : 7.427 %21.323. Kudret Özersay (Bağımsız): 8.091 %23.234. Derviş Eroğlu (Bağımsız): 7.971 %22.885. Mustafa Ulaş (Bağımsız): 107 %0.316. Mustafa Akıncı (Bağımsız): 10.894 %31.277. Arif Salih Kırdağ (Bağımsız): 212 %.0.61
GAZİMAĞUSA
  Toplam Sandık Sayını : 178 Toplam Seçmen Sayısı: 45.993 Açılan Sandık Sayısı: 178 Açılan Sandıklardaki Toplam Seçmen Sayısı: 45.993 Oy Kullanan Seçmen Sayısı: 28.171 Seçime Katılım Oranı% : 61.25 Oyların Adaylara göre dağılımı:1.Mustafa Onurer (Kıbrıs Sosyalist Partisi): 102 %0.372. Sibel Siber (Cumhuriyetçi Türk Partisi) : 6.379 %23.283. Kudret Özersay (Bağımsız): 6.177 %22.544. Derviş Eroğlu (Bağımsız): 8.723 %31,835. Mustafa Ulaş (Bağımsız): 55 %.0.26. Mustafa Akıncı (Bağımsız): 5.849 %21.347. Arif Salih Kırdağ (Bağımsız): 118 %0.43
GİRNE
  Toplam Sandık Sayını : 140 Toplam Seçmen Sayısı: 35.397 Açılan Sandık Sayısı: 140 Açılan Sandıklardaki Toplam Seçmen Sayısı: 35.397 Oy Kullanan Seçmen Sayısı: 21.472 Seçime Katılım Oranı% : 60.66 Oyların Adaylara göre dağılımı 1.Mustafa Onurer (Kıbrıs Sosyalist Partisi): 68 %0.322. Sibel Siber (Cumhuriyetçi Türk Partisi) : 4.264 %20.213. Kudret Özersay (Bağımsız): 5.410 %25.654. Derviş Eroğlu (Bağımsız): 5.400 %25.65. Mustafa Ulaş (Bağımsız): 35 %0.176. Mustafa Akıncı (Bağımsız): 5.824 %27.617. Arif Salih Kırdağ (Bağımsız): 94 %0,45
GÜZELYURT
 Toplam Sandık Sayını : 84 Toplam Seçmen Sayısı: 20.811 Açılan Sandık Sayısı: 84 Açılan Sandıklardaki Toplam Seçmen Sayısı: 20.811 Oy Kullanan Seçmen Sayısı: 13.293 Seçime Katılım Oranı% : 63.87 Oyların Adaylara göre dağılımı:1.Mustafa Onurer (Kıbrıs Sosyalist Partisi): 69 %0.532. Sibel Siber (Cumhuriyetçi Türk Partisi) : 3.033 %23.343. Kudret Özersay (Bağımsız): 1.586 %12.24. Derviş Eroğlu (Bağımsız): 3.990 %30.75. Mustafa Ulaş (Bağımsız):28 %0,226. Mustafa Akıncı (Bağımsız): 4.219 %32.477. Arif Salih Kırdağ (Bağımsız): 70 %0.54
İSKELE
  Toplam Sandık Sayını : 78 Toplam Seçmen Sayısı: 18.951 Açılan Sandık Sayısı: 78 Açılan Sandıklardaki Toplam Seçmen Sayısı: 18.951 Oy Kullanan Seçmen Sayısı: 11.770 Seçime Katılım Oranı% : 62.11 Oyların Adaylara göre dağılımı:1.Mustafa Onurer (Kıbrıs Sosyalist Partisi): 49 %0.432. Sibel Siber (Cumhuriyetçi Türk Partisi) : 3.184 %27.923. Kudret Özersay (Bağımsız): 1.609 %14.114. Derviş Eroğlu (Bağımsız): 4.272 %37.475. Mustafa Ulaş (Bağımsız): 31 %0.276. Mustafa Akıncı (Bağımsız): 2.220 %19.477. Arif Salih Kırdağ (Bağımsız): 37 %0.32
error: Content is protected !!