Pazar, Nisan 5, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 277

Batum Belediyesi ile Mesudiye-Yeşilce Belediyesi prensip olarak kardeş belediye oldular

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Gürcistan-Özerk Acara Cumhuriyeti Batum Belediye Başkanı Robert Chkhaidze ile Ordu-Mesudiye-Yeşilce Belediye Başkanı İ. Feyzi Ünal geçen hafta  Gürcistan-Batum Belediyesinde bir araya gelerek;  karşılıklı kültürel işbirliği konularının görüşülmesi sonucunda, resmi yazışmaların sonradan yapılmak üzere  iki belediyenin prensip olarak kardeş belediye olması konusunda karara varıldı.

                                               

                                            Yeşilce Belediye Başkanı İ.Feyzi Ünal

                                                       

Vatandaşa sağlık hizmetinde başarılı olmak

0

  İnsan hayatında sağlık önemli bir yer tutar. Sağlıksız insanın yaşam şartları zorlaşır. Sosyal devlet anlayışında vatandaşa gerekli hizmetleri vermek gerekir. Devlet olarak bu konuda tüm tedbirlerin alınması gerekir. Ülkemiz sağlık hizmetinde, vatandaşa hizmet noktasında en verimli çağını yaşıyor. Sağlık alanında vatandaşa tanınması gereken kolaylıkların tamamı sunulmaktadır. Bundan yaklaşık 15 yıl öncesinde devlet hastanelerinde ve sağlık ocaklarında kuyruklar oluşur, hatta o gün muayene olmak için sabahın erken saatlerinde nöbet tutulur gibi vatandaş beklerdi. O zamanlarda hastaneden sıra almak önemli bir konuydu.

  Günümüze baktığımızda devletimizin sağlık alanında yaptığı reformlar herkesin ittifakla kabul eteği olumlu konulardır. Devletler sağlık alanında yapılan hizmetleri tabana yaydıkları zaman başarılı olur ve vatandaşlarının sağlıklı olmasına vesile olurlar. Özellikle toplumun yoğun olduğu bölgelerde sigara yasağının kaldırılması sevindirici ve sigara içilmemesi konusunda alınan kararlar da önemli kayda değer gelişmeleredir. Artık vatandaş evinden randevu alarak rahatlıkla ilgili sağlık kuruluşuna gidip muayene olmakta ve tedavi görmektedir. Geçmiş dönemlerde parası olmayan vatandaşların hastane kapılarından geri çevrilip, hastane hastane dolaştırıldığı günler malumdur.

  Ama şimdi her vatandaş sağlık teşkilatının kapısından geri çevrilmemekte ve rahatlıkla muayene olmaktadır. Türkiye bu konuda bölgede örnek bir ülkedir. Yaşamda ilk basamak sağlıktır. Gerçekten ülkemizde sağlık alanında atılan adımlarda başarılı olundu. Ülkemizin sağlık alanında gelişmesi gerçekten sevindirici bir durumdur. Ülkemizde artık her vatandaş tüm resmi ve özel sağlık kuruluşlarına muayene olup, tedavi görmektedir. Geçmiş dönemlerde özel polikliniklerde muayene olmak bir ayrıcalıktı.

  Gelir seviyesi yüksek olan insanlar bu özel sağlık kuruluşlarına gidiyor, diğer orta gelir seviyesine sahip insanlar ise özel sağlık kuruluşlarına ekonomik yönden gidemezlerdi. Günümüzde sağlık alanında alınan bu başarı sayesinde artık her vatandaşımız istediği sağlık kuruluşunda muayene olabilir. Diğer bir konu ise sağlık alanında yapılan en önemli hizmetlerden biriside insanların yoğun olduğu yerlerde sigara yasağı konulmasıdır. İnsanlar yıllar önce yolcu taşıma araçlarına bindiklerinde sigara içmeyenler, zorunlu olarak sigara dumanının altında kalıp sağlık yönünden geleceği tehlikeli olan bir hastalığa yakalanma riskleri artıyordu. Sigara yasağı sayesinde sigara tiryakileri artık toplumun yoğun olduğu yerlerde sigara içemiyorlar. Günümüzde sigara yasağı nedeniyle pasif içicilerde bir azalma olmuştur. Sağlık Bakanlığı sağlık yönünden insanları bilinçlendirmeleri halinde sağlık hizmetinde başarılı olur. Sağlık insan hayatında en önemli faktörlerinden birisidir. Sağlıklı insanlar verimli başarılı olur.

  Ülkemizde sigara yüzünden her yıl binlerce insan ölmektedir. Birçok zararlı maddeleri üzerinde taşıyan sigaradan korunmak ve korunacak tedbirleri almak gerçekten sağlık alanında atılmış en önemli adımlardan bir tanesidir. Geçmiş dönemlere göre bugünü karşılaştığımızda sağlık sektörü alanında yapılmış önemli adımlar ülkemiz adına sevindirici gelişmelerdir Ülkemiz sağlık sektöründeki teknolojik açıdan da bölgede lider ülke konumundadır. Bölgede yapılamayan birçok ameliyatlar artık ülkemizde yapılmaktadır. Özellikle sağlık alanlında çalışan yetkili doktorlar dünya çapında birçok başarıya imza atmışlardır.

Yeni dönemde Azerbaycan-Türkiye ilişkileri

0

  Sovyetler Birliği’nin dağılması ile bağımsızlığını yeniden kazanan Azerbaycan dünya birliği sıralarında yerini almakla beraber, milli devlet ilkelerine uygun dış politika yürütmeye başladı.

  Bağımsız Azerbaycan devletinin dünya siyasal sisteminde yeri ve rolü bakımından Türkiye ile ilişkileri önem arz etmektedir. Etnik, kültürel, dini kök birliğine dayalı Azerbaycan-Türkiye ilişkileri tarihin çeşitli dönemlerinde ciddi denemelerden çıkmış, iki kardeş devlet arasında düşmanlık tohumları serpmeye çalışan güçlerin tüm gayretlerine rağmen bu ilişki daha da gelişerek stratejik işbirliği düzeyine ulaşmıştır.

  Azerbaycan-Türkiye ilişkileri sağlam tarihi esaslara sahiptir. Henüz yirminci yüzyılın başlarında, 1918 yılında Müslüman dünyasında kurulmuş ilk demokratik cumhuriyet olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kendisinin yabancı devletlerle ilk sözleşmesini sadece Osmanlı  İmparatorluğu ile imzalamıştı. Aynı yılın 4 Haziran’ında Batum’da imzalanan ve onbir  maddeden  oluşan “Osmanlı imparatorluğu hükümeti ile Azerbaycan  arasında dostluk anlaşması» Azerbaycan’ın uluslararası itibarına olumlu etki göstermekle beraber, Güney Kafkasya’da Azerbaycan Türk milletinin mevcudluğunun korunması açısından da büyük öneme sahip bir adım olmuştur (6 , 90-91). Ayrıca, Birinci Dünya Savaşı’nın doğurduğu bir takım sorunları gidermek amacıyla taraflar Batum anlaşmasına ek olarak daha iki anlaşma imzalamıştılar. Onlardan ilki Azerbaycan ile Türkiye arasında askeri işbirliğini göz önünde bulunduruyordusa, ikincisi sınır bölgelerinde karşılıklı ticareti geliştirmek amacıyla belirlenmiş özel ayrıcalıklarla ilgili olmuştur (7, 164-165). Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin Osmanlı ile ilişkilerinin, günümüz için de eşsiz önemi olan parlak sayfalarından biri 1918 Eylül 14-15-de Bakü’nün İngilizler tarafından himaye edilen ve Rus-Ermenilerden oluşan Sentrokaspi Diktatörlüğünden kurtarılması olmuştur. İşte bunun sonucunda Azerbaycan hükümeti kendi iktidarını cumhuriyet topraklarında tam anlamıyla kazanmıştı.

  1980 yılların ikinci yarısından itibaren Azerbaycan’da güçlenen milli-özgürlük harekatı zaferle sonuçlandı ve  18 Ekim 1991’de Azerbaycan Parlamentosu tarafından “Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Devlet Bağımsızlığı Hakkında” Anayasa maddesinin kabulü ile sonuçlandı. Aslında Azerbaycan Parlamentosu bununla, 23 Eylül 1989 yılında cumhuriyetin egemenliği ve 25 Mayıs 1991’de ekonomik bağımsızlığı hakkında kabul edilmiş kanunları ve 30 Ağustos 1991’de bağımsızlık hakkında ilan edilmiş bildirini onaylamış oldu (4).

  Azerbaycan’ın bağımsızlığının ilk dönemlerinden başlayarak Bakü ile Ankara arasındaki ilişkiler hızla gelişmeye  başladı. Türkiye Cumhuriyeti’nin eski Sovyet cumhuriyetlerinden ilk olarak bizim ülkemizle diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkiler kurması halklarımız arasındaki bağlılığın bariz göstergesi olmakla beraber, dönemin talebine de uygundu.

  Azerbaycan ve Türkiye arasınnda siyasi ve diplomatik ilişkilerin kurulması bu aşamada hayata geçse bile, Azerbaycanı yönetenlerin dış politika alanındaki faaliyetlerinde Rusya’ya, kısmen de İran’a avantaj vermeleri Ankara ile ilişkilerin nispeten zayıf olmasına yol açmıştı. Bu arada, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı Türkiye Cumhuriyeti tarafından resmi olarak 9 Kasım 1991 tarihinde tanınmıştır. İki devlet arasında diplomatik ilişkiler ise 14 Ocak 1992 yılında oluşturulmuştur (5). 1992 yılı Mart ayında Azerbaycan’da Türkiye Cumhuriyyeti Büyükelçiliği faaliyete başladı. Bu yabancı ülkelerin Azerbaycan’da açılan ilk Büyükelçiliği idi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Azerbaycan’da ilk büyükelçisi olmuş Altan Karamanoğlu hem de Azerbaycan’daki diplomatik grubun duayeni olmuştur.

  Bağımsızlığın ilk dönemlerinde Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin dinamikliyi artmış, çeşitli düzeyde karşılıklı seferler, danışma, uluslararası toplantılarda ortak faaliyetler içinde bulunulmuştur.Bu dönemde Türkiye ile karşılıklı yararlı işbirliği, neredeyse cumhuriyetin dış politikasının önemli yönlerinden biri olmuştu. İşte bu aşamada, 1992 yılının Ağustos ayında Ankara’da Azerbaycan Cumhuriyeti Büyükelçiliği açılmış, 1993 yılında ise ikili diplomatik, siyasi, ekonomik, kültürel ve insani ilişkilerin genişlendirilmesinin zaruretinden dogarak Türkiye’nin en büyük şehirlerinden biri olan İstanbul’da Konsolosluk tesis edilmiştir (5).

  Belirtmek gerekir ki, Türkiye ile ilişkilerin genişletilmesi bağımsızlığının ilk dönemlerinde cumhuriyetimizin uluslararası alanda yerini bulmasına, bir dizi uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine, ülkemiz etrafında Ermenistan ve onun yandaşları tarafından yapay olarak yaratılmış bilgi blokunun giderilmesine, Azerbaycan’da yaşananlar hakkında uluslararası âleme objektif olarak iletilmesine yardım etmiştir. Ermenilerin Nahçıvan’a olan iddialarına karşı Türkiye’nin sert tepkisi bölgede yeni bir çatışma alanının oluşmasını engellemişti. 19 Mayıs 1992’de  Türkiye Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal Nahçıvan için tehlike yaranacağı takdirde Türkiye’nin gerekli, ayrıca askeri yardım yapmaya hazır olduğunu net şekilde beyan etmişti. Türkiye yönetiminin şu şekildeki tutumu bir yandan 1921 yılı Moskova ve Kars sözleşmeleri uyarınca Nahçıvan’ın güvenliğinin sağlanmasından Türkiyenin sorumlu olduğuyla ilişkin idiyse, diğer yandan bu dönemde Nahçıvan’ı büyük yönetim kabiliyyetine sahip olan Haydar Aliyev’in yönetmesi ile ilgili olmuştur. Haydar Aliyev Nahçıvan Ali Meclis Başkanı görevinde çalışırken Türkiye ile, bu ülkenin resmi çevreleri ile sürekli ilişki kurmuş, kardeş ülke ile Nahçıvan arasında yeterince yüksek ilişkilerin kurulmasına nail olmuştu. Kuşatma durumunda bulunan Nahçıvan’ın o zor ve ağır yıllarda bilhassa Türkiye tarafından yapılmış yardımlar, Azerbaycan-Türkiye sınırında “Ümit Köprüsü” nün inşaatının Özerk cumhuriyeti büyük belalardan kurtarmıştı.

  Haydar Aliyev’in Azerbaycan Cumhurbaşkanı seçilmesi Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin gelişmesinde yeni aşamanın başlangıcı oldu. Dünyanın politik düzleminde Türkiye’nin yeri ve onun genç cumhuriyetimiz için önemi eskiden olduğu gibi yine yüksek değerlenmiş, bütünüyle Türkiye yönü ülkenin dış politika doktrininde üstün yön gibi göz önünde tutulmuştur. Haydar Aliyev Türkiye ile daha sıkı ilişkilerin kurulmasına yönelik dış politika yürütür, fakat bu ilişkilerin bölgedeki güçler oranının oluşturulması açısından hayata geçirilmesine özel olarak dikkat ediyordu. Doğru belirlenmiş dengeli  siyaset hem de Rusya ve İran’la ilişkilerde oluşmuş bir takım sorunu zamanla gidermeye olanak vermişti.

  İktidara geldiği zamandan iki devlet arasındaki ilişkilerin gelişmesine önemli yer veren Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev 2000 yılında Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in ilk dış gezisini ülkemize yapmasını ve Azerbaycan halkını yüksek değerlendirdiğini vurgulayarak demiştir: “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında dostluk, kardeşlik ve geniş işbirliği ilişkileri derin köklere sahiptir.Ancak Azerbaycan kendi bağımsızlığını elde ettikten sonra bu ilişkiler hızla gelişti.İlişkilerimiz o kadar yakındır ki, biz birbirimizi ayrı bir devlet, halk gibi hiss etmiyoruz “(1, 157).

  2003 yılının Ekim ayından başlayarak iki devlet arasındaki ilişkilerin en yeni aşaması başlamış oldu. Bu dönemde kabul edilmiş Azerbaycan’ın Milli Güvenlik Doktirininde ülkemizin güvenliğinin teminatın bölge devletleri ile işbirliyinde Türkiye ile ilişkilere  özel önem veriliyor.  Bu doktirininde net şekilde gösteriliyor ki, “Bugün bölgede barış ve istikrarın sağlanması açısından müstesna role sahip olan Türkiye ile tüm alanlarda ilişkiler son derece önemlidir. Etnik, kültür ve dil açısından birbiriyle sımsıkı bağlı olan ülkelerimiz arasındaki karşılıklı ilişkilerin stratejik işbirliği çapında daha da genişlemekte ve derinleşmektedir.Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye’nin transregional ekonomik projelerinin gerçekleşmesine katkıları, ayrıca Türkiye’nin. Ermenistan-Azerbaycan sorununun çözümüne yönelik çabaları iki ülkenin tutumunun tam uygunluğunu ve onlar arasında işbirliğinin kalite seviyesini gösteriyor “(2)

  Bugün hayata keçiriliən bir takım büyük çaplı projeler iki devlet arasındaki ilişkilerin daha da gelişmesine yol açmıştır. Sağlam temeler üzerinde kurulan Azerbaycan-Türkiye ilişkileri 2010 yılı 15 Eylül’de İstanbul’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladıkları “Azerbaycan  ve Türkiye Cumhuriyeti arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kurulması hakkında Ortak Beyanname” hem ülkelerimizin kalkınması açısından , hem de bölgede yaşanan gelişmelere olumlu etki göstermek açısından öneme sahiptir. İmzalanmış belgenin önemini vurgulayan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bunun ilişkilerin sonraki gelişimine olumlu etki göstereceğini belirtmiştir: “Bugün imzalanan belge aslında bugüne kadar görülen işlerin bir çeşit sonucudur ve stratejik işbirliğimizin gelecek gelişimini belirliyor. Yüksek Düzeyli Stratejik Ortaklık Konseyi’nin kurulması sadece sıradan bir anlaşma, sözleşme değildir. Bu, bize gelecekte tüm alanlarda faaliyetimizi birlikte kurmaya, ilişkili şekilde yapmaya ve tüm alanlarda daha da büyük sonuçlar elde etmeye olanak yaratacaktır. (3).

  Bütün olarak iki devlet arasındaki siyasi-ekonomik, kültürel-insani alanlarda ilişkiler, karşılıklı yatırım , enerji, petrol-gaz alanlarındaki işbirliği, ulaşım, demiryolu projeleri, başarıyla ve hızla gelişiyor, yapılan işler bu ilişkilerin daha da organize şekilde ileriye gideceğini söylememizi sağlıyor. 

Kaynakça:

  Azerbaycan-Türkiye ilişkileri ve Haydar Aliyev. I Kitap. MC Mərdanovun editörlüğü ile.Bakü: “Kafkas Üniversitesi”, 2002, 180 s.

  Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Güvenlik Doktirini «Cumhuriyet» qaz., 2007, 24 Mayıs.

  Azerbaycan ile Türkiye’nin askeri işbirliğini daha da güçlendirilecektir / / Azerbaycan Devlet Telgraf Ajansı. 6 dekabır 2006, 22:24:57, www.azertag.com

  Azerbaycan’ın iç siyasi manzarası. / / Azerbaycan dünyası. 2003, № 1 s.3

  Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi cari arşivi. Uluslararası İlişkiler Şubesi.Görüşmeler. 2000,17 Mart -20 Haziran, 284 s.

  Haydar Aliyev ve Doğu (Türkiye). Hazırlayanlar Allahverdiyev K., Sultanzadə V. İkinci kitap. Bakü: Çaşıoğlu 2005, 589 s.

   Kasımov M. Birinci Dünya Savaşı yıllarında büyük devletlerin Azerbaycan politikası.Bakü: Adiloğlu, 2001, 406 s.

   Guluzade V. Geleceğin ufukları. Bakü: Azerbaycan, 1999, 288 s.

   Yaner S., Türk-Rus ilişkilerinde gizli güç Kafkasiya.İstanbul: Trend Matbaası, 2002, 256 s.

Dernekler ve siyaset

0

  Ülkeyi yönetenler ile sivil toplum örgütleri ilişkileri her dönemde eleştiri konusu olmuştur. Bende sizlerle bu yazımda, dernekler ve siyasetçi ilişkisinin nasıl olması gerektiğini bu konuda kitaplarda yazanı, ideal olanı ve kendi görüşlerimi paylaşacağım.

  Öncelikle; Derneğin tanımından,  İnsan Hakların Sözleşmesinde bahsedilen örgütlenme özgürlüğünden ve siyasetin kelime anlamından bahsetmek istiyorum.

23.04.2004 tarihinde yayınlanan, 5253 sayılı Dernekler Kanunun 2. Maddesine göre

a) Dernek: Kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere,en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarını, İfade eder.

Dernek kurma hakkı

MADDE 3. — Fiil ehliyetine sahip gerçek veya tüzel kişiler, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.

  Ancak, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve kolluk kuvvetleri mensupları ile kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri hakkında özel kanunlarında getirilen kısıtlamalar saklıdır. 12 yaşındaki çocuklar bile derneklere velilerinin izni ile üye olabilirler.

Örgütlenme Özgürlüğü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesinde ise şöyle düzenlenmiştir. Bu maddeye göre:

  “1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.

  2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasın da görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.”

Siyasetin kelime anlamı ise;

  Arapça siyaset; Seyis(At Bakıcısı) kelimesinden türeyen Siyaset,devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış.

Yunan siyasal yaşamında ise siyaset, “polis”e veya devlete ait etkinlikler biçiminde tanımlanmıştır.  

  Dernekler; tanımından da anlaşılacağı üzere kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelmiş grupları ifade eder. Bu amacı yerine getirirken devlet işlerini yürüten, düzenleyen iktidar yöneticileri ile ilişki içerisinde bulunmaları doğaldır.

  Dernek yöneticileri, devlet işlerini yürütme işi ile uğraşan siyasetçiler ile bazen kol kola  bazen de karşı karşıya gelmektedirler. Bu doğal olandır ama bunlardan biri süreklilik arz ederse işte o zaman bir yerde arıza var demektir. Maalesef bazı dernekler dün olduğu gibi bugünde tüzüklerindeki kuruluş amaçlarını unutarak dernek yönetiminde bulunanların siyasi görüşlerine göre hareket etmektedirler. Bu bizim yeni hastalığımızda değildir. 12 Eylül öncesinde kurulan derneklerin bir kısmını hatırlayalım, siyasi partilerin şubeleri gibi çalışmakta idiler. Birçoğunun ne üyelerine ne de memlekete faydaları oldu. Maalesef  o dönemdeki memur derneklerini de aynı kategoride değerlendiriyorum.

  Bugün de siyasetçi ile birlikte hareket eden dernekler ve sivil toplum örgütleri vardır. Destek verdikleri siyasi görüşe milletin desteği azaldı mı, kendilerinin de aynı şekilde etkileri azalacaktır. Bir partinin siyasi hedefleri doğrultusunda toplantı ve miting düzenleyenleri de gördük. Üzücü olan ise şu; bazı derneklerin isimlerine ve tüzüklerine baktığınızda amaçlarının farklı faaliyetlerinin farklı olduğunu görmekteyiz. İnandırıcılıklarını yitiriyorlar! Siyaset yapmak isteyen dernek kurmaktansa bil fiil siyasi partilerin içerisinde çalışsa daha iyi olur, düşüncesindeyim. Bu durum en azından derneklere karşı toplumda oluşan ön yargıları da azaltacaktır.

  Sadece siyasi faaliyet yapan değil başka illegal işler yapana da rastlıyoruz.. Mesela, hayvan sever derneklerinde horoz dövüştürürüz! yada hemşehri derneklerinde kumar oynatırız!…

Hal böyle olunca milletimizin örgütlenmeye karşı alakası da azalmaktadır. Aslında, ülkemizde katılımcı demokrasinin gelişmesine dernekler katkı sağlayabilirler. Demokrasilerde; özgürlükleri sonuna kadar kullanma, özgürlükler önündeki engellerin kaldırılması ve hak arama mücadelesi ancak örgütlenerek yapılır. Örgütlenmenin en temel basamağı da dernekleşme faaliyetleridir. Bu nedenle kalkınmış ülkelerde gelişmiş demokrasiden bahsedilirken ölçüt olarak o ülkedeki örgütlenme özgürlüğü ve örgütlü topluma bakılmaktadır. Ülkemizde bazı memurlar, 2004 yılından itibaren derneklere üye ve yönetici olarak katılmaya başladılar. Memur derneklerinde; siyasi iktidarı amaçları doğrultusunda zamanı geldiğinde uyaracak, doğru işler yaptığında ise destek olacak bir yapının oluşması gerekir. Ama tam tersi durumdaki bu olumsuz imaj, milletimizin örgütlenmesini ve katılımcı demokrasinin ülkemizde hakim kılınmasını engelliyor.

  Bunun için derneklerin siyaset ile uğraşmaması, siyaset üstü olması gerekir. Tabii ki tüzükteki amaçlarını gerçekleştirirken siyasetçiler ile zaman zaman karşı karşıya zaman zaman da yan yana geleceklerdir. Ama bu muhalefet ya da yandaş gibi de olmamalıdır.

Ankara Trakyalılar Derneğinden “Trakya Balkanlar Buluşması” etkinliği

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Ankara Trakyalılar Derneği “Trakya Balkanlar Buluşması” etkinliğinde Balkanlarda yaşayan Türkleri buluşturdu. Kültürel etkinlikler  Edirne, Tekirdağ’ın Çerkezmüsellim Beldesi ve Kırklareli’nin Ahmetbey Kasabası’nda halkın katılımları ile gerçekleşti. Edirne’de Devecihan Kültür Merkezinde Trakya ve Balkan ressamlarının katılımı ile açılan resim sergisinin açılışı Edirne Vali Yardımcısı Abdullah Aslaner yaptı. Açılan resim sergisine;  Ankara Tekirdağ Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ferhat   Akgül,Edirne Kültür ve Turizm Müdürü İrfan Özcan, AK Parti Edirne İl Başkanı Müjdat Kahve, Süloğlu Belediye Başkanı Erol Atik, Hakım Leman Tosun, Cumhuriyet Savcısı Fahri Mutlu Tosun, Türk Bulgar Yunan Dostluk ve Kültür Derneği Başkanı Sami Gültekin, Balkan Türkleri İnsan Hakları Dernek Başkanı Doç. Dr. Ahmet Cebeci, Trakya Rüzgârı Halk Oyunları Derneği Başkanı Hüsmen Caner ile İstanbul, Ankara, İzmir, Tekirdağ, Kırklareli, Çanakkale, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya ve Kosova’dan çok sayıda davetlinin katıldığı dikkati çekti. Sergide Selda Sütçü, Ferhunde Ruhan Başarır, Remziye Ülker, Behçet Danacı, İsmet Çavuşoğlu, Nebahat Şimşek, Kamber Kaber, Nuriye Üstündağ, Melahat Tüzün, Orhan İsmail, Bilin Gence,  Salim Özgür, Öznur Balcı, Yasemin Balkan, Sevinç Öner, Mukadder Bağıran, Gülay Şeker, Mehtap Cömert, Aynur Açıkgöz isimli ressamlar resimleri katıldılar. Açılış sonrası katılımcı ressamlara Ankara Tekirdağ Kültür ve Dayanışma Derneği  Başkanı Ferhat  Akgül tarafından katılım teşekkür belgesi verildi. Ayrıca gelen konuklara Türk Bayrağı ile rozetler dağıtıldı.

  
                           
                                 Bulgaristan Mestanlı Rodop Rüzgârı Folklor Ekibi
 
  Aynı gün Edirne Halk Eğitim Merkezinde yapılan sanat gecesinde Halk Oyunları Ekipleri, Trakya Rüzgârı Halk Oyunları Spor Kulübü Derneği ekibi, Bulgaristan Mestanlı Rodop Rüzgârı Folklor Ekibi, Makedonya Yeni Yol Derneği Ekibi, Bulgaristan Kırcaali Ömer Lütfü Kültür Derneği Ekibi gösterilerini yaptılar. Daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı Ses Sanatçıları Jülide Sezen Halil Ersever, Ayşe Engin Aslancan solo konser verdiler. Geceye Makedonya İstanbul  Başkonsolosu Zerrin Abaz da katılarak Makedonyalı hemşerileri ile buluştu. Geceye katılan sanatçılara ve destek veren kişi ve kuruluşlara teşekkür plaketi verildi.

  Etkinlikler Tekirdağ Çerkezmüsellim’de kasabasında hak oyunları ekipleri ve yerel sanatçıların katılımları ile devam etti. Kırklareli Ahmetbey Beldesi’nde Selahattin Alpay, Hamdiye Mutlu, Gökhan Sevindik, Aynur Erdoğan isimli sanatçılar konser verdiler. Etkinliklere Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam katıldı. Geceye katılan sanatçılara ve destek veren kişi ve kuruluşlara teşekkür plaketi verildi. Etkinliklere katılan yabancı ülkelerden gelen guruplara ile değişik illerden gelen gruplara Edirne, Tekirdağ, Kırklareli’nin tarihi ve turistlik yerleri gezdirilerek tanıtıldı, yöre yemekleri ikram edilerek tanıtıldı.

Trabzonspor Yönetim Kurulundan Ünlü Sanatçı Kazım Koyuncu’a vefa örneği

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Trabzonspor Yönetim Kurulu Ünlü Sanatçımız Kazım Koyuncu’yu onur üyesi yaptı. Yaşamını yitirmesine rağmen ünlü sanatçının Trabzonspor üyeliği dondurulmadı ve Trabzonspor yaşadıkça, Koyuncu’nun da yaşayacağı belirtildi. Trabzonspor Divan Yönetim Kurulu üyesi Cafer Hazaroğlu, Ünlü Sanatçımız Kazım Koyuncu’nun baba evine gitti ve annesi babası kardeşi ve ablasına Koyuncu’nun  onur kurulu üyeliği belgesini teslim etti.

 
                         
                          Trabzonspor Yönetim Kurulu Üyesi Cafer Hazaroğlu Ünlü
                        Sanatçı Kazım Koyuncu’nun evindeki Trabzonspor’a ait köşesinde
 
  Ünlü Sanatçı Kazım Koyuncu’nun evindeki Trabzonspor’a ait köşe ise Trabzonspor Yönetim Kurulu  tarafından daha anlamlı dizayn edilmesine karar verildi.Kazım Koyuncu’nun Sugören Köyündeki duygulu anların yaşandığı evinde Kazım Koyuncu’nun annesi Hüsniye, Babası Cavit, kardeşi Hüseyin Koyuncu ve kız kardeşi Canan Erdem Koyuncu Kazım Koyuncu’nun Trabzonspor Onur Kurulu üyelik belgesini teslim altı. Trabzonspor Divan Yönetim Kurulu üyesi Cafer Hazaroğlu “Kazım Koyuncu, yaşayan bir efsane, onun Trabzonsporluluğu da Trabzonspor’da hep yaşayacak. Defteri üye kaydı hiç silinmeyecek” dedi.

HSBC Bank Amasya Şubesinden “Kardeş Okul Projesine” destek

0

Haber: İlker ÇAKAN

  HSBC Bank Amasya Şubesi Amasya Valiliğinin başlatmış olduğu “Kardeş Okul Projesi” kapsamında kardeş okul ilan ettiği Amasya-Göynücek ilçesindeki Karaşar Köyü İlköğretim Okulu öğrencilerine yardımlarına devam ediyor. Şubat ayında öğrencilere bot ve mont dağıtan HSBC Bank bu kez 75 öğrenciye eğitim seti hediye etti. HSBC Bank Amasya Şube Müdürü Cemal İnce hediyeleri öğrencilere çalışanları ile birlikte tek tek dağıtıp öğrencileri sevindirdi.   Konuyla ilgili bir açıklama yapan HSBC Amasya Şube Müdürü Cemal İnce şunları söyledi;  

 
                                
                                  HSBC Bank Amasya Şubesinin yardım yaptığı
                            Göynücek  Karaşar Köyü İlköğretim Okulu öğrencileri
 
  “Anaokulu sınıfının yenilenmesi için tespitlerde de bulunan banka müdürü yer zemininin halı döşenmesi, boya badana, masa sandalye, oyun ve eğitim setleri gibi ihtiyaçlarının karşılanması için ayrıca yardımcı olacağız. HSBC Bankasının Türkiye genelinde 120’nin üzerinde kardeş okulu var. Amasya’da 2.bir kardeş okul daha kazanılması yönündeki girişimler sonucunda bu okul içinde yardımlarda bulunacağız. HSBC Bankasının bu tür yardımlar için HSBC Gönüllüleri Kulübü var. Bu Gönüllüler Kulübü Türkiye’nin dörtbir yanında çeşitli faaliyetlerde bulunarak sosyal sorumluluk alanında görev üstlendiklerini, bu tür projelerde yer almanın çalışanlar açısından ayrı bir hazının olduğunu, her birey veya kurumun eğitim, çevre, tasarruf konusunda duyarlı olmasının dünyamız için çok önem taşıdığını her platformda vurgulamaktadırlar.”

Çin-Türkiye Anlaşmasının başka yüzleri

0

  Ekim ayı başında Türkiye ve Çin arasında yapılan ticaret anlaşması gündemden düşmüş görünüyor ancak içeriği ve kamuoyuna sunumu ile stratejik ortaklık gibi ifadelerin kullanılması oldukça iddialıydı. Üzerinde fazla tartışılmayan yönü ise böyle bir ortaklığın içinde bulunduğu diğer ortaklıkların menfaatleri ile ciddi çelişkileri olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye’nin bu hamlesi tartışılan eksenleri bakımından uyumlu bir hareket gibi görünmemektedir. Acaba bu iddialı anlaşmanın geri planında neler yatmaktadır.

  Kısaca hatırlarsak yapılan bu anlaşma gereği Türkiye ile Çin arasında ticaretin geliştirilmesi ve ticarette para birimi olarak ABD Doları yerine TL ve Yuan kullanılması öngörülüyordu. Bu anlaşmada masada olmayan ancak her iki taraftan da mesaj gönderilen üçüncü bir taraf olduğu aşikâr. Aralarındaki ticarette para birimi olarak artık kullanılmak istenmeyen Doların sahibi ABD. Anlaşmanın ticari değerinden çok ortaya çıkan siyasi anlamı dikkate değer.

  Türkiye açısından stratejik ortağı olduğunu iddia ettiği ABD ile onun ekonomik rekabette olduğu bir ülkeyle paraları göze sokarak bir anlaşma yapmak nasıl bir mesaj içerdiği bizim için halen ihtimallerden, bir spekülasyondan ibaret. Ancak, kuvvetle muhtemeldir ki bir müzakerenin pazarlık kozu olmaya aday bir konudur. Bu müzakere konusu kuzey Irak’tan İsrail’e, Ortadoğu’nun derinliklerine kadar uzanabilir. Dolayısıyla nerede duracağınızı bilirseniz başarılı bir hamle olarak değerlendirmek mümkündür. Kontrol edemezseniz çuvallamak ta olasıdır.

  Çin açısından ise bir prestij meselesi olarak görülebilir ve yapabileceklerinin bir uyarısı olarak değerlendirilebilir. Çin arzuladığı topraklarda zorlukla karşılaşmadan ilerleyebileceğini, yeni dengeler kurabileceğini göstermektedir. 

  Kısacası, bu varsayım altında varılan anlaşmanın Çin için pratik etkisi küçük ancak stratejik olarak önemli bir hamle olduğunu söylemek olasıdır. Türkiye açısından bunun daha kısa süreli ve bölgesel avantajlar sağlamaya yönelik olduğu izlenimi uyanmaktadır. Zira Türkiye’nin Çin içlerinde ekonomik üstünlük sağlama gibi bir politikası muhtemelen bulunmamaktadır ancak Çin’in Ortadoğu ve Afrika üzerinde uzun soluklu planları olduğu söylenegelmektedir.

  Anlaşmanın gizli tarafı ABD ise bu gelişme karşısında sessiz kalmış görünüyor. Bunun farklı anlamları olabilir. Birincisi mesajınızı aldım ve dikkate alacağımdır. İkincisi ise fırtına öncesi sessizlik olabilir ve belki de karşı hamle için hazırlıklarını yapmaktadır.  Ancak en belirgin bir konu vardır ki oda Doların ticarette geçerli ve baskın bir değer olarak kullanılmaya devam etmesi için gereken her şeyi yapacağının beklenmesidir. Saddam’ın petrolünü Dolar yerine Euro ile satmaya yeltenmiş olması acaba Irak işgalinin gizli bir sebebi olabilir mi?

  Saydığımız bu ihtimaller dışında tamamen farklı ve belki de en akla yatkın olanı ise bu anlaşmanın gizli tarafının karşıt cephede değil aslında anlaşmanın içinde hatta mimarı olmasıdır. Bunu ise söyle açıklayabiliriz: Çin Ortadoğu’da ekonomik olarak genişlemek isterken İran’ı kendisine yakın bulmuştur. İran’ın gelişmiş batı dünyasının hedefinde olmasının önemli bir sebebi olarak da bu durum sayılabilir. Ortadoğu dengelerini sarsacak Çin-İran ittifakına karşı Çin-Türkiye ortaklığı yakın dönemde daha kontrollü bir ekonomik ortamın gelişmesini sağlayacaktır. Bu açıdan bakıldığında Çin’in stratejik hedeflerine uzanmasının Türkiye filtresine takılmış olduğu ve bir bakıma amaçlarından taviz vermek zorunda kaldığı söylenebilir. Savaş tehdidi altındaki İran seçeneğine karşın Türkiye üzerinden Ortadoğu’ya açılmak şimdilik Çin’in de işine gelmektedir. Bundan çıkarılacak bir başka sonuç ise Çin’den uzaklaşan İran’ın üzerinden belirli ölçüde baskının kalkmasının beklenmesidir.

  Yukarıda belirttiğimiz gibi yaptığımız değerlendirmeler tamamen ihtimallere dayanmaktadır. Ancak anlaşmanın siyasi içeriğinin ciddi mesajlar içermesi nedeniyle yakın dönemde gelişebilecek olaylarda doğrudan veya dolaylı etkilerinin olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.      

Ahmet Ayaz’ın “Bir Demet Şiir” kitabı üzerine

0

  1947’de Gaziantep-Oğuzeli’nin Yakacık Köyünde doğdu. İlköğrenimini Yakacık Köyünde, orta ve lise tahsilini Gaziantep’te tamamladı. Uzun süre Gaziantep Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü emrinde  şef olarak görev yaptı. 1995 tarihinde “Askerin Türküsü”  isimli şiiri Tuğ General. Zafer Özkan tarafından bestelettirilerek 10. Piyade Tugayı Marşı yapıldı. 1988 yılında Gaziantep Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden emekliye ayrıldı.2007 Sabit İnce Jüri Özel Ödülü, aldı. “Doğduğum Günden Beri(Şiirler)”,

  Şair, araştırmacı yazar, gazeteci olarak dikkat çekti.  Bir süre Atatürkçü Düşünce Derneği, Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti gibi daha birçok derneğin yönetim kurulu ve üyelik görevlerinde bulundu. Birçok dergide şiirleri yayınlanmış,  gazete ve dergilerin bir kısmında da “Kültür ve Sanat” sayfaları çıkartmıştır.

  “Doğduğum Günden Beri, Mayıs 2007″  adlı kitabının sunuş yazısında, Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanı, sayın Abdullah Sabri Kocaman Ahmet Ayaz’dan için şöyle diyor:

  “Bir ülkenin türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür.’  Büyük ozan  Pablo Neru’da.  Geleneğin, göreneğin, örf ve adetlerin, özgün yaşamın sonuçlarına bakarak… Her kuş kendi coğrafyasının  renklerini taşır kanatlarında…’ sözünde olduğu gibi,  sayın Ayaz’da  kendi coğrafyasının renklerini yansıttığı bu kitabıyla, önemli bir çalışmaya imza attı.” 

  Sanatçı Ahmet Ayaz,  şiir hakkındaki görüşlerini:  “Şiir, şairin iç dünyasını yansıtır. Biraz da zor iştir; fakat işçilik işi değildir. Kelimelerin yan yana dizilmesiyle meydana gelir; ama kelimeleri de şiirin ustaları dizer; çünkü kabiliyet gerekir. Kabiliyet ise şairlerin yaradılışlarında mevcuttur. Şiirde ölçü, uyak, olmasa da nesirden farklı bir yapıdır. Bir anlam bütünlüğü, bir ana fikir olmalıdır.

  Ne yazık ki, bugünlerde şiirin büyük çoğunluğu da siyasî mafyaların eline geçti. Türk şiiri kan kaybına uğradı; ama ne olursa olsun bir Necip Fazıl Kısakürek, bir Tevfik Fikret, asla inkar edilemezler. Günümüzün ustalarından Yavuz Bülent  Bakiler, Abdürrahim Karakoç, edebiyatımızda sönmeyen birer yıldızdırlar. Parlayıp duracaklardır.

  Eline kalemi alanların hepsi de şair olsaydı, Ahmet Haşim’in, Muallim Naci’nin isimleri çoktan unutulurdu. Yukarıda belirttiğim gibi tezekten kale yapmayın.  Bir yağmur sonucunda sel götürür her tarafı pis kokular sarar,  rezil olursunuz. Şiir konusunda şiirin ucundan kıyısından bir şeyler anlatmaya çalıştım.

  Bir de Usta kalemlerimiz ne demişler onlara bir göz atalım.” diyerek şiir hakkında düşüncelerini sıraladıktan sonra usta kalemlerin “Behçet Necatigil(Şiir Defteri), Suut Kemal Yetkin(Denemeler), Hasan Hüseyin(Yazko Edebiyat), Munis Faik Ozansoy(Hisar), Cahit Sıtkı Erdoğan(Ziya’ya Mektuplar), Orhan Veli Kanık(Varlık Dergisan(Mapushaneden Mektuplar), Necip Fazıl Kısakürek(Büyük Doğu), Ahmet Hamdi Tanpınar(Yaşadığım Gibi), Abdulhak Hamit(Makber), Nurullah Ataç(Günce), Yakiler(Bizim Ece), hakkındaki görüşlerini dile getirir.

  Ahmet Ayaz,(Kavgam Barış İçin) adlı kitabında da şiirle ilgili olarak şu görüşlerini sıralıyor: …Taş ve biriketlerin dizilişinden binalar, sözcüklerin dizilişinden ise şiirler meydana gelir; ama her ikisi de usta ister. Şiirin hası, okuyucunun beyninde iz bırakır. Gerisi baş ağrısıdır.”

  Şiir için söylenecek çok şey vardır. Şiir için söylenecekler asla yeterli de olmayacaktır. Şiir yazmak hem kolaydır hem de çok çok zordur. Bir Fransız yazar: “Yirmi bin yıl sonra okunmayacağımı bilseydim, elime kalemi almazdım.” diyor. Yahya Kemal: “Bir şiiri yazdığımda kelimeler oturmamış ise bu şiiri çoğu kez uzun yıllar askıya alırım, bekletirim. O şiire bir kelimeyi yerleştirmek için yıllarca beklerim, bulduğum kelime uymazsa yine beklerim. Böylece bir şiiri, bazen on yıl, on beş yıl beklettiğim olmuştur.” demektedir.  Ahmet Ayaz’ın düşünceleri de bundan farklı değil.

  Doğrusunu söylemek gerekirse şiir, bir mermer ustasının mermere, bir hattatın yazıya, bir kuyumcunun altına, zümrüte sanatını, zekası, hayâllerini kazıması kadar zor bir iş şiir. Sabır, zaman, azim ve çalışma ister.

  Şiir, okunduğu esnada insanı duygulandıran, düşündüren, düşünürken güldüren, bir şeyler veren ve yığınların yüreklerini o şey uğrunda titretendir. 

  Şiir, bazen dağda Köroğlu, Dadaloğlu, bazen bir tekkede Yunus, Hacıbektaş  bazen yumruklarımızı sıkıp sessiz sessiz gözyaşı döktürten bazan da elimizi kulağımıza attırıp hüngür hüngür ağlatan büyülü bir şeydir. Yoksa, şiir şiir olmaktan çıkıp nesir olur. Halbuki, şiiri nesirden ayıran en önemli fark, söylenmek istenen bir çok maksadı, kısa ve öz olarak, kolay ve etkileyici bir şekilde, bir veya birkaç mısrada anlatabilmiş olmasıdır.  

Ahmet Ayaz ve “Bir Demet Şiir” seçkisi:

  “Bir Demet Şiir”, küçük bir ansiklopedi diyebileceğimiz bir kitap.  Toplam 252 sayfadan ibaret; ama taşıdığı değer açısından ölçüldüğünde iki yüz elli iki kilo altın değerinde… Toplam olarak kırk dokuz sanatçının kısaca tanıtıldığı nefis bir baskı, kapak ve dizan ile birleştirilmiş nadide eser.Tek kusur ciltlenmesinde. Elinize aldığınızda uzun soluklu açıp kapamalar sonucu ciltleri dağılıyor. Bu eserde bir çok değerli şairin hayatı değer buluyor:

  Sanatçı bu eserinde ele aldığı sanatçıların kısa hayat hikâyeleri ve eserlerinden sonra şairlerin şiirlerinden seçilmiş örnekleri sergiliyor. Sayın Ayaz’ı bu verimli çalışmalarından dolayı kutluyoruz. Daha nice güzel çalışmalara bu çalışmaların örnek teşkil ederek emeğin, alın terinin, gayretin ve de maharetin gören gözler tarafından iltifata tabi olması dileklerimizle başarılarının devamını diliyoruz.

On Kasım’lar ve Atatürk

0

  Cumhuriyetimizin kurucusu, Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı Büyük Önderimiz

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 72. yıldönümü. Aramızdan ayrılışının diyorum çünkü bıraktıkları ve yaptıkları eserlerle tarihe iz bırakanlar bedenleri aramızdan ayrılıp gitse bile eserleri yeryüzünde yaşadığı müddetçe aramızda yaşamaya devam ederler. Atatürk’ün en büyük eserim dediği, Türkiye Cumhuriyeti yeryüzünde ilelebet kalacak ve Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte Atatürk adı da sonsuza kadar yaşayacaktır.

  Tarihe iz bırakan liderlere, yazarlara, önemli kişilere baktığımızda hep bir yönleri ile ön plana çıktıklarını görürüz. Ya devlet adamı, ya asker, ya yazar, ya sanatçı. Aynı çağda yaşayan, gerek kendi milletleri, gerekse dünya için endişe ve korku kaynağı olan bazı liderler, bu gün ya unutulmuş ya da kötü miraslarıyla anılır olmuştur. Atatürk ise, sevgi ve saygı uyandırarak Türk milletini çağ ile tanıştırmaya gayret edip varlığını teminat altına almaya yöneltmiştir.
 İşte Atatürk’ümüzü tarihteki diğere liderlerden ayıran en önemli özellik çok yönlü olmasıdır. Atatürk savaş meydanlarında büyük bir komutan ayrıca ileri görüşlü devlet adamı ve başöğretmendi.  Türk milletini; çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırmak için her alanda emsali görülmemiş bir mücadele vermiştir

  Milletimiz onun önderliğinde Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşında olağanüstü bir mücadele vermişti. 1919 tarihinde Samsun’a çıkarak başlattığı Türk’ün ölüm kalım savaşı adı verilen özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini ulusumuz onun sayesinde kazanmıştı. O büyük bir askerdi. Kurtuluş savaşı bu milletin onur mücadelesiydi. Düşman güçlerine karşı Atatürk’ün o dönemde verdiği ve Türk milletinin zaferleri ile biten kurtuluş mücadelesi aynı zamanda emperyalist devletlerin işgali altında ki diğer uluslara da örnek olmuştur.

  Kurtuluş savaşından sonra gerçekleştirdiği inkılâplarla yalnızca savaş meydanlarında büyük komutan değil aynı zamanda ileri görüşlü bir devlet adamı olduğunu tüm dünya ya gösterdi. Siyasal, hukuksal ve birçok alanda gerçekleştirdiği inkılâplarla yeni kurulan Türk Devletinin yönün batı olduğunu işaret etmişti. Yalnızca kadınlara verilen haklar bile Atatürk’ün ileri görüşlülüğünün bir göstergesidir. Ülkemizde, Atatürk sayesinde 1934 yılında kadınlarımız seçme ve seçilme hakkını elde etmişlerdir.

  Atatürk başöğretmendi. Kendi eliyle Geometri adlı bir kitap yazmıştır. Eser ilk kez 1937 yılında Geometri öğretenlere, bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olarak Kültür Bakanlığınca yayınlanmıştır. Bu 44 sayfalık kitapta; boyut, uzay, yüzey, düzey, çap, yarıçap, kesek kesit, yay, çember, teğet, açı, açıortay, içters açı, dışters açı, taban, eğik, kırık, çekül, yatay, düşey, yöndeş, konum, üçgen, dörtgen, beşgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, yanal, yamuk, artı, eksi, çarp, bölü, eşit, toplam, oran, orantı, türev, alan, varsayım, gerekçe gibi terimler Atatürk tarafından türetilmiştir. Eserdeki tanımların tümünü Atatürk yazmıştır.

  Tarihimizde böylesine büyük bir lidere sahip olduğumuz için ne kadar övünsek azdır. Atatürk, “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir.  Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeter” sözleriyle kendisini anlamanız için ilke ve devrimlerini, düşüncelerini anlamak gerektiğinin altını çizmiştir.  Önemli olan onun eserlerine sahip çıkabilmektir. En büyük eserim dediği Cumhuriyete ve onun kazanımlarına sahip çıkabilmek önemlidir. Özde, sözde değil eylemde Atatürkçü olmak önemlidir. Kimse kimsenin özünü bilmez, sözde uçar, asl olan eylemlerdir. Atatürk’ün en büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyetinin gelişmesi için neler yaptın? Demokrasinin gelişimi için neler yaptın?  Hangi projelere imza attın? Vatandaş olarak yaptığın işin en iyisini yapıyorsan, işte Atatürkçü sensin! Ölçüt budur. Vatan sevgisinin de, milliyetçiliğinde ölçütü budur!

  Sadece 10 Kasımlar değil her gün, hayatın her alanında O’nun düşüncelerini kendimize önder, rehber edinmeli ve ilkelerini tatbik etmeye çalışmalıyız. Atatürk, ülkemizin bilime, barışa dönük aydınlık yüzüdür. Her 10 Kasım’da Halim Yağcıoğlu’ nun aşağıdaki şiiri aklıma gelir ve hep bizi tarif ettiğini düşünürüm.

 

Atatürk’ten Son Mektup

 
Siz beni halâ anlayamadınız.
Ve anlamayacaksınız çağlarca da…
Hep tutturmuş “Yıl 1919, Mayıs’ın 19’u” diyorsunuz.
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz.
Mustafa Kemâl’i anlamak bu değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Bırakın o altın yaprağı artık,
Bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin.
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ?
Mustafa Kemâl’i anlamak yerinde saymak değil.
Mustafa Kemâl’in ülküsü, sadece söz değil.

Bana, muştular getirin bir daha,
Uygar uluslara eşit, yeni buluşlardan..
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ?
Mustafa Kemâl’i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
Halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz.
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın!
Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların..
Mustafa Kemâl’i anlamak göz boyamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil..

Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız ;
Laboratuarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.
Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar..
Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar…
Mustafa Kemâl’i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü..
Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,
Birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken.
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen?
Mustafa Kemâl’i anlamak itişmek değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.



Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla.
Bilime, sanata, varılmaz rezil dalkavuklarla.
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister,
Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter !
Mustafa Kemâl’i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil…
                                                
Halim Yağcıoğlu

error: Content is protected !!