Pazar, Nisan 26, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 186

Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Bakanlar Kurulunun 2014/5916 karar sayılı 16.02.2014 tarihli resmi gazetede yayınlanan kararnamesine göre Şanlıurfa Valiliğine Karabük Valisi İzzettin Küçük atandı. Vali İzzettin Küçük 11.11.1964 tarihinde Erzurum İli Tortum ilçesinde doğmuş olup evli ve iki çocuk babasıdır. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olduktan sonra Sakarya Üniversitesi’nde master yapmıştır. İyi derecede ingilizce bilmektedir. Mesleki kariyeri; sırasıyla Yenice, Pehlivanköy ve Eflani Kaymakamlığına vekâleten görev yaptıktan sonra Abana, Aydıntepe Kaymakamlığı, Siirt Vali Yardımcılığı, Pamukova, Safranbolu ve Üsküdar Kaymakamlığı görevlerinde bulunan Vali İzzettin Küçük Bakanlar Kurulunun 11.05.2010 tarihli ve 2010/407 sayılı kararı ile Karabük Valliğine atanmıştı. Yaklaşık  4 yıldır Karabük Valiliği görevini yaptı.

  Bakanlar Kurulunun 2014/5916 karar sayılı kararnamesi ile  Şanlıurfa Valiliğine atanan Vali İzzettin Küçük; devlet yönetiminde engin tecrübeleri olan, samimi, içten davranış ve söylemleri ile devlet adamı duruşu sergileyen,  görev yaptığı yerlerin turizm yönünden kalkınması için yaptığı çalışmalar ve bu çalışmaları turizmcilerle beraber yürüttüğü için, yöre halkının takdirini ve sevgisini kazanmıştır.

Valiler kararnamesi yayınlandı

0

Haber: İlker ÇAKAN

  İçişleri Bakanlığının 13/2/2014 tarihli ve 5319 sayılı yazısı üzerine, 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi ile 23/4/1981 tarihli ve 2451 sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre, 16.02.2014 tarihli resmi gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulunun 2014/5916 karar sayılı kararnamesine göre yeni valiler kararnamesi şöyledir;

 

ADI VE SOYADI                    ESKİ GÖREVİ                     YENİ GÖREVİ

 Selami Altınok                                       Aksaray Valisi                                  Merkez Valisi

 İbrahim Özçimen                                   Bolu Valisi                                        Merkez Valisi

 Halil İbrahim Akpınar                             Bilecik Valisi                                     Merkez Valisi

 Veysel Yurdakul                                   Bitlis Valisi                                        Merkez Valisi

 Ahmet Pek                                            Iğdır Valisi                                        Merkez Valisi

 Mehmet Ufuk Erden                              Uşak Valisi                                       Merkez Valisi

 Şeref Ataklı                                           Hukuk Müşaviri                                Aksaray Valisi

 Ahmet Hamdi Nayir                               İçişleri Bakanlığı

                                                              Müsteşar Yardımcısı                        Bilecik Valisi

 Orhan Öztürk                                        Küçükçekmece Kaymakamı             Bitlis Valisi

 Ahmet Zahteroğulları                            Aile ve Sosyal Politikalar

                                                              Bakanlığı Müsteşarı                         Bolu Valisi

 Davut Haner                                         Kayseri Vali Yardımcısı                    Iğdır Valisi

 Orhan Alimoğlu                                     Merkez Valisi                                   Karabük Valisi

 İzzettin Küçük                                        Karabük Valisi                                 Şanlıurfa Valisi

 Seddar Yavuz                                       Gaziosmanpaşa Kaymakamı            Uşak Valisi

Türkiye ortak sınır kapısı modeline geçiyor

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Gümrük ve  Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Ziya Altunyaldız, Türkiye’deki ilk ortak sınır kapısı uygulamasının önümüzdeki yıldan itibaren Sarp Sınır Kapısı ile başlayacağını bildirdi.

Altunyaldız, geçtiğimiz günlerde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e gittiğini, bu ülkede gümrük idaresi başkanları toplantısına katıldığını ve burada önemli kararlar alındığını söyledi.

  Türkiye’nin Gürcistan’ın en büyük dış ticaret partnerlerinden biri olduğunu, Türkiye’nin Gürcistan’ın ithalatında yüzde 18 pay ile ilk sırada, ihracatında ise yüzde 6 pay ile 5. sırada yer aldığını ifade eden Altunyaldız, “Ekonomik ilişkilere bakıldığında ülkemizin Gürcistan’da yatırım yapan yabancı yatırımcılar arasında 3. sırada yer alıyor. Bugüne kadar, Türk müteahhitlik firmaları Gürcistan’da 2,7 milyar dolar tutarında 159 proje üstlendi” dedi.

  Gürcistan sınırındaki Sarp Kara Hudut Kapısı’ndan 2013 yılının ilk 9 ayında yaklaşık 1 milyon araç ile 6 milyon yolcunun giriş çıkış yaptığını anlatan Altunyaldız, Gürcistanlı yetkililerle gerçekleştirdikleri görüşmelerde Sarp Sınır Kapısının kapasitesinin genişletilmesi yönünde anlaşmaya vardıklarını bildirdi. Aldıkları en önemli kararlardan birisinin de “Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımı Projesi”nin hayata geçirilmesi olduğunu belirten Altunyaldız, şöyle konuştu:

  “Bu amaç doğrultusunda kara hudut kapılarının ortak kullanımı bir gereklilik haline geldi. Mevcut durumda Sarp Sınır Kapısına bir tır geldiğinde bize beyanda bulunuyor, biz kontrol ediyoruz, ihracata izin veriyoruz. Ardından büyük ölçüde aynı bilgileri karşı taraftaki Sarpi Kapısındaki yetkililer alıyor ve kontrol ediyor. Yeni sistem buradaki mükerrerliği ortadan kaldıracak. Çıkışta muayene olmaması bu sistemin en önemli özelliği olacak, zira kontroller sırasında esas zamanı kaybettiren muayene. Bu muayene fiziksel de olabilir, belgeüzerinde de olabilir. Biz çıkışta kontrolü yapacağız, bilgilerini alacağız ama muayene etmeyeceğiz. Karşı taraf da bu bilgileri bizden alacak. Onların pasaport ve eşyaya ilişkin bilgileri tekrar tekrar almaları gerekmeyecek. Biz elektronik ortamda onlara göndereceğimiz için zaten ekranda olacak. Dolayısıyla gerek görülürse muayene yapılacak ve sonucu bize bildirilecek. Onlardan bize gönderilen eşya için de tam tersi geçerli olacak. Bu şekilde iki iş bire indirilecek. Riskli gördüğümüz durumlarda yine muayenelerimizi yapabileceğiz. İthal eden ülke muayenesini yapmak isterse yapacak ve sonucunu karşı tarafa bildirecek.”

  Altunyaldız, ortak gümrük kontrolleri ve kara hudut kapılarının ortak kullanımı çalışmalarının Gürcistan ile hayata geçirilmesi yönünde anlaşmaya varıldığını, projenin 2014 yılının ilk çeyreğinde faaliyete geçirileceğini bildirdi. Dünyada ortak kapı modeli örneklerinin İsviçre – Fransa, Bosna Hersek – Hırvatistan, ABD – Kanada, Rusya – Beyaz Rusya, Tunus – Libya arasında uygulandığını anlatan Altunyaldız, şöyle devam etti:

  “Dünyadaki uygulamalardan farklı olarak biz, çıkışta beyan girişte kontrol esasına ve bilgi değişimine dayalı daha ileri bir model geliştirdik. Bu modelde iki ülke sınır kapılarının ortak kullanımıyla gümrük işlemlerinde mükerrerlik önlenecek, işlemler ve veri girişi bir kere yapılacak, bekleme süreleri azaltılacak, gümrük işlem ve maliyetleri yüzde 40 azalacak. Bu sayede ticaret kolaylaşacak ve hızlanacak. Diğer taraftan, beyanın ve kontrolün farklı yerlerde yapılacak olması ve bilgilerin veri değişimi yoluyla aktarılacak olması ülkeler arasında güvene dayalı bir işbirliği gerektirmektedir. Bu durum da Türkiye’nin komşularıyla olan ilişkilerinde güven tesis etmek ve işbirliğini artırmak hususunda kararlılığını yansıtmaktadır.”

Türkiye’nin en yüksek barajı Yusufeli Barajı

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Artvin Valisi Kemal Cirit, yapımı tamamlandığında kemer barajı sınıfında Türkiye’nin birinci, dünyanın en yüksek üçüncü barajı olacak Yusufeli Barajı ve HES inşaatında 895 metre uzunluğundaki derivasyon tünelinin kazı çalışmalarının tamamlandığını belirterek, beton kaplama çalışmalarının ise aralıksız olarak sürdürüldüğünü söyledi.

 Deriner Barajı gibi çift eğrilikli ince kemer tipinde inşa edilecek olan Yusufeli Barajı temelden 270 metre gövde yüksekliği ile kendi sınıfında Türkiye’nin en yüksek dünyanın en yüksek 3.barajı olacak. Yapımı tamamlandığında ise ülke ekonomisine yılda yaklaşık 330 milyon liralık önemli katkı sağlayacak.

  Orman ve Su İşleri Bakanlığı DSİ Genel Müdürlüğü’nce yaptırılan, Yusufeli Barajı ve HES projesinin temeli Yusufeli ilçe merkezinde 26.02.2013 tarihinde düzenlenen törende, Sayın Başbakanımız Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından AK Parti TBMM Grup Toplantısında video konferans yöntemiyle verdiği startla atılmıştı.

  Artvin Valisi Kemal Cirit, yaptığı açıklamada, Çoruh Nehri’nin Türkiye’nin en çok sediment taşıyan nehirlerinden biri olduğunu belirterek, Yusufeli Barajı’nın yapımının tamamlanmasıyla, nehir üzerindeki Deriner, Borçka ve Muratlı Barajları’nın ekonomik ömrünü de uzatacağını söyledi.

  Çoruh Nehri üzerinde kurulan ve 29 Mayıs 2018 yılında hizmete açılması planlanan Yusufeli Barajı Türkiye’de üretilen hidroelektrik enerjinin yüzde 2,4’ünü karşılayacağını ifade eden Vali Cirit, ” Toplam gövde hacmi 2 milyon 350 bin metreküp olan barajda, 2.2 milyar metreküp su depolanacak. Çoruh Nehri ana kolu üzerindeki kilit barajlardan birisi olan Yusufeli Barajı ve HES 540 megavat kurulu güce sahip olacak ve yıllık 1 milyar 827 milyon kilovat saat enerji üretilmesi planlanıyor.” diye konuştu.

 Cirit, Yusufeli Barajı ile HES sayesinde yaklaşık 650 bin kişinin yıllık elektrik ihtiyacı karşılanacağını ve barajın yapımında bugün itibarı yaklaşık 650 kişi istihdam edildiğini söyledi.

  Baraj gövde ve baraj işletme ulaşım yollarının yapımı 486 milyon 875 bin lira bedelle ihale edildiğini belirten Vali Cirit, barajın, gerek üreteceği enerji gerek sağlayacağı istihdam açısından bölge ve ülke ekonomisine büyük katkıda bulunacağını kaydetti.

Baraj inşaatında çalışmaların aralıksız bir şekilde yürütüldüğünü ifade eden Vali Cirit, “Şu ana kadar Yusufeli Barajında 895 metre uzunluğundaki derivasyon tünelinin kazı çalışmaları tamamlanmış olup, beton kaplama çalışmaları devam etmektedir. 2014 yılı Şubat ayında nehir derivasyon işleminin yapılması hedeflenmektedir. Şantiye içerisindeki sağ ve sol sahilde ulaşım yolları çalışmaları devam etmektedir. Şantiye içi yollarda toplam 4 bin 29 metre uzunluğunda 8 adet tünel bulunmaktadır. Şantiye içi yolların 2014 yılı içerisinde bitirilmesi hedeflenmektedir” dedi.

  Yusufeli Barajı ve HES inşaatında 2013 yılı sonuna kadar 91 milyon lira harcanarak barajda % 16 fiziki geçekleşmenin hedeflendiğini dile getiren Vali Cirit,” Yusufeli Barajı ve HES inşaatından başka Yusufeli Barajı geçici bağlantı yolları inşaatı işinde toplam uzunluğu 5.900 metre olan karayolunun yapımı da devam etmektedir. Bu iş kapsamında 5 adet tünel (3 bin 917 m) ile 3 adet köprü (231 m) bulunmaktadır” diye konuştu.

 Baraj inşaatının Artvin–Erzurum Karayolundan etkilenmemesi için öncelikle geçici bağlantı yollarına ağırlık verildiğini bu kapsamda tünel ve köprülerin tamamlanarak 22.10.2013 tarihinde karayolu trafiğe açıldığını anımsatan Vali Cirit, “Yusufeli ilçesi yeniden yerleşim yerinden geçecek olan karayolunun imar planı alanlarını daha az etkilenecek şekilde alternatiflerle ilgili çalışmalar neticelenme aşamasına geldi. Karayolları Genel Müdürlüğü ve TOKİ üst yöneticileri ile Kasım 2013 tarihinde toplantı yapılmış ve yol koordinatları Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından TOKİ’ye verilmiştir. Ayrıca Yusufeli Barajı ve HES projesi kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yapılacak olan 76 km’lik karayolunun proje ihalesi yapılmıştır.  Proje çalışmaları tamamlanınca Karayolları Genel Müdürlüğünce yapım işi 4 parça olarak ihale edilecektir” diye konuştu.

  Vali Cirit, Yusufeli Barajı ve HES ile ilgili olarak barajdan etkilenecek bölgelerde kamulaştırma işlemlerine 2014 yılı içerisinde ağırlık verileceğini ve yeni Yusufeli yerleşim alanlarıyla ilgili sahada çalışmaların başlayacağını kaydetti.

Aydın

0

  Aydın ekonomisinde kültür ve turizm varlıkları önemli yer tutmaktadır. Aydın ilinde  Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı 5, (Aydın Müzesi ve buna bağlı Yörük Ali Efe Etnografya Müzesi, Afrodisias Müzesi ve buna bağlı Karacasu Etnografya Müzesi, Milet Müzesi), belediyelere ve Adnan Menderes Üniversitesine bağlı 3 (Çine Kuka-i Milliye Müzesi, Çine Arıcılık Müzesi ve Nazilli Etnografya Müzesi) olmak üzere 8 müze ile 21 önemli ören yeri mevcuttur.

958 kültür varlığı tescillidir.

  Aydın ilinin önemli ören yerleri: Afrodisias (Karacasu), Alabanda (Çine), Alinda (Karpuzlu), Apollon Tapınağı (Didim), Gerga (Çine), Harpasa (Nazilli), Magnesia (Germencik-Ortaklar), Mastaura (Nazilli) ,Milet (Didim), Nysa (Sultanhisar), Priene (Söke), Tralleis (Aydın-Merkez)’dir.

  Aydın ilinin tarımdan sonraki ikinci önemli gelir kaynağı turizmdir..150 km’lik sahil şeridine sahip olan Aydın’da, Kültür ve Turizm Bakanlığında işletme ve yatırım belgeli 84 tesiste 25.217 yatak, Belediye Belgeli 392 tesiste 34.124 yatak olmak üzere; toplam 478 tesiste 59.341 yatak kapasitesi mevcuttur. Yılda 2.400 gemi kabul kapasiteli Kuşadası Limanı yolcu sayısı ve gemi adedi bakımından ülkemizin en önemli Kurvaziyer limanıdır. 2012 yılı içerisinde 474 kurvaziyer gemi ile 608.023 turist Kuşaadası Limanına gelmiştir. Didim Hudut Kapısından ise 1.600 turist giriş yapmıştır. Kuşadası Yat Limanı, 525 tekne kapasitelidir.

  Karada 600, denizde 580 tekne kapasiteli Didim Yat Limanı 400 ton ile Türkiye’nin en yüksek kapasiteli tekneleri sudan çıkarmaya yarayan vincine sahiptir. Didim Yat Limanında, her biri kendi alanında uzman 36 teknik atölye hizmet vermektedir. Ayrıca Kuşadası ilçesinde 54.000, Didim ilçesinde 42.000 ikinci konut olmak üzere, toplam 96.000 ikinci konut mevcuttur. Dilek Yarımadası Milli Parkı, Kuşadası ve Didim plajları önemli turizm varlıklarımızdır.

  Büyük Menderes ırmağının suladığı bereketli ovalar üzerinde 800.700 ha alanda kurulu Aydın’ın  % 49’unda yani 395.494 hektarında tarım yapılmaktadır. Aydın’ın toprak, iklim, topoğrafik yapı ve ekolojik özellikleri ile polikültür tarıma elverişlidir. Tarımın her kolunda yüksek bir potansiyele sahiptir.

  Aydın ilinin sahip olduğu 395.494 hektarlık tarım arazisi içinde 201.888 ha ve % 51 pay ile zeytin ve meyvelikler en geniş alanı kaplar. Geriye kalan arazilerin 314.766 hektarı orman, 24.705 hektarı çayır-mera, 14.271 hektarı göl-bataklık, 51.464 hektarı tarım dışı arazilerdir.

Arap Baharı, Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye’ye yansıması

0

  Arap Baharı, Kuzey Afrika ve Ortadoğu Arap ülkelerinde (Tunus, Mısır, Yemen, Suriye, Libya) gerçekleşen ayaklanmalara devrimlere verilen ad. Aslında Türkçe’de Arap devrimlerine Arap Baharı denme nedeni, İngilizce’de Arabian Spring denmesinden kaynaklanıyor. Yani direk İngilizce bir kelimenin Türkçe’ye pek de uygun olmayan bir şekilde tercüme edilmiş hali. Doğu Avrupa’da soğuk savaşın sonu itibarıyla yaşanan demokratikleşme hareketleriyle başlayan dönüşüm sürecinin Ortadoğu’ya ulaşabilmesi için 20 yıldan fazla zaman geçmesi gerekti. Yaşanan değişimler renkli isimlerle anıldı. Orada yaşananlarla ulaşılmak istenen politik hedefler farklıydı, ancak halk kitlelerini harekete geçiren şey benzer demokrasi talepleriydi.  Görülen o ki, Amerika İslam ülkeleri ve Türkiye’de belli bir ölçek üzerinde büyüklük ifade eden her topluluk, etnik yapı, cemaat, kuruluş kurum, yapı, bünye, ve derneğin kapısını çalmakta ve “Büyük Ortadoğu Projesi” için işbirliği teklif etmektedir. Ortadoğu ülkelerinde üç temel eksikliklerden söz ederek bu eksikliklerin giderilmesi gerektigini ileri sürüyor. Bunlar,

  – Temel özgürlükler,

  – Eğitim,

  – Kadın haklarından ibarettir.

  Dünya enerji kaynaklarının yüzde 70′ i geniş ya da genişletilmiş Ortadoğu’da bulunmaktadır. İşte B.O.P Projesi gerçeği: proje, enerji ve su kaynaklarının güvenliği ve emperyalist güçler için tekelleştirilmeye çalışılmasıdır. Oyunun adı BÜYÜK ORTADOĞU. Gerçi ilk bakışta Amerika patentli büyük Ortadogu projesi serbest seçimler, demokratik partiler, kadın özgürlükleri, bağımsız medya kurumları, okulların geliştirilmesi, iktisadi reformlar ve dünya ticaret örgütüne üyelik gibi çok ince ve zarif konulara temas ediyor, ama gerçekte bu proje Ortadogu bölgesinin milletleri veya ülkelerinin yararına olmaktan ziyade Amerika’nin askeri ve iktisadi alanlardaki hayati çıkarlarını güvenceye almaktadır. Amerika’nın bölgedeki hayati çıkarları bu bölgede istikrarın sağlanması ile iç içedir ve Amerika ve  İsrail rejiminin stratejistlerine göre dünya genelinde terörle mücadelenin esas arenası büyük Ortadoğu bölgesindedir.  

  Bunun ilk adımlarıda Afganistan ve Irak’ın işgalleri ile atılmıştır. İkinci hedef enerji kaynaklarının ele geçirilmesidir. Daha şimdiden bölge petrollerinin % 40’ı olan Irak petrolleri, Afganistan’daki zengin uranyum kaynakları fiilen olmak üzere el değiştirdi.Bu durum dünya bor tuzlarının % 75 ine sahip bulunan ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. Enerji: Ortadoğu günümüzün en önemli enerji hammaddesi sayılan petrol bakımından son derece önemli bir coğrafyadır. Buradaki   petrol hem çok, hem kaliteli hem de yüzeye yakın olduğu için çıkarması maliyet bakımından düşük değerlere denk geliyor. Saddam döneminde hiçbir Amerikan ve İngiliz şirketi Irak’a sokulmamış ve bu tam 10 sene sürmüştü  Bu da savaşı hazırladı..

  A.B.D. ile İsrail arasındaki organiğe yakın bağlar, Ortadoğu’da yalnızlaşan İsrail’e bu bölgede kalıcı destek sağlanması konusunda önemli dinamiklerdir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, dünya ekonomik üretiminin yarısına yakınını gerçekleştiren Amerika, açık farla dünyanın en önemli ekonomik gücü idi. Bu durum, 1990’lara gelindiğinde artık geçerli değildi. Amerikan kapitalizmi bu aradaki zamanda büyümüştü, fakat Avrupalı  Japon rakipleri ondan daha fazla büyümüştü.  Gelişmiş ülkelerden üç kat daha hızlı büyüme oranına sahip olan Çin, Amerika’yı yakalamaya başlıyordu.

  Ortadoğu’daki milletler tarihsel olarak akrabadırlar ve aralarındaki farklılıkları inanç temellidir. Millet olarak Türkler ve Farslar, Araplardan farklı sayılabilirler. İnanç temelinde İsrail en farklı gruptur . Ortadoğu’nun petrol zengini ülkeleri  bir dünya politikası geliştirememişlerdir. Hatta entelektüel olarak Arap dünyasının liderliğini yapabilecek Mısır ABD ve İsrail’le belirli bir statüko üzerinde anlaşmış, Arap-İsrail çatışması dağınık Filistinli çabalarıyla bir parlayan bir sönen bir şekilde devam ede gelmiştir. Ortadoğu ve yakın coğrafyasının büyük bölümü 20. yüzyılın ilk yarısında bölgesel ihtiyaçlar ve yerel güçlerden ziyade emperyal ihtiyaçların karşılanması doğrultusunda, emperyal güçler tarafından şekillendirilmiştir. Bu şekillendirme sadece coğrafi sınırları değil aynı zamanda yönetim şekillerini de kapsamaktadır. Bu ön kabulün doğruluğuna göre yapılacak değerlendirme sağlıklı olacaktır

  Ortadoğu’nun demokratik devrimlerinin ekonomik ayağında ise petrolün otoriter liderler aracılığıyla batıya ucuza pazarlanmasının sona erdirilip, petrolün geniş halk kitlelerinin yararına kullanılmasına geçilmesi ve muhtemelen fiyatların artması beklenmelidir. ABD’nin buna ön ayak olmasındaki çelişki ise petrolün gözden çıkarılan bir enerji kaynağı olduğunu düşündürmektedir. Yaşanan demokratik devrimler petrol devriminin işareti olabilir.  Alternatif enerjiler yakın zaman içinde petrolün yerini alabilir. Buhar gücünün yerini alan içten yanmalı motorlar, tahtı elektrik motorlarına bırakabilirler. Böylesi bir gelişme durumunda Ortadoğu’da kısa zamanda kendine yeterli ekonomilerin temelinin atılması gerçekleşmelidir. Böyle bir ekonomik gelişme arayışı çatışma ortamında sağlanamayacağına şüphe yoktur. Ortadoğu’yu soğuk savaş benzeri bir gerginlik ve paktlaşma bekliyor olabilir. Zira gerçek çatışmalarda harcanan her an ve her kuruş Arap halklarının geleceğinden çok şeyler götürebilir, batıya aşırı bağımlı yapabilir. Mülteci sorunu Batı Avrupa’da gittikçe artan bir sorun olmaya devam etmektedir. Avrupa’da kendine yeterli bir Ortadoğu’ya muhtemelen karşı gelmeyecektir.

  Türkiye’nin böyle bir kurgudaki rolü ise, alışık olduğu barışçı, gerginlik ve çatışma üstü bir konumda yol gösterici ve taraflara eşit mesafede olmanın sağladığı aracılık rolü olabilir. Her iki taraf içinde de olmaz ama iki tarafla da olan ilişkilerinin sağladığı aracılık gücünden fayda sağlayabilir. İran’ı uluslararası camiada kolladığı yönünde oluşturduğu, izlenimi, aynı zamanda Mısır hareketinde halkın yanında olduğu yönündeki mesajlar bu rolün varlığını destekler nitelik Suriye krizinin Türkiye-Suriye ilişkilerinde uzun dönemde ciddi etkileri olacağı açıktır. Krizin uzun sürmesi durumunda ilk etapta ekonomik ve insani alanda kendisini göstermeye başlayacaktır. Türkiye’nin Orta Doğu’ya açılan kapısı olan Suriye’deki ticari alanın kapanması hem Suriye hem de bölgeyle ticaret yapan bir çok kesimi olumsuz etkileyecektir

  ABD’nin Kuzey Afrika’dan Pakistan’a kadar 22 ülkeyi kapsayan coğrafyada siyasal, askeri ve ekonomik yapıyı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden tanımlaması. NATO’nun, ABD’nin müttefiklerini hem denetleyerek hem de onları kullanarak Ortadoğu’ya hakim olabilmek için yeni tehdit kavramlarına göre  yapılandırmaı. BOP ile bölgede ABD düzenini tesis edebilmek için tüm dünya seferber edilecek. Bu proje yeni bir proje değil. Projenin temelleri 1. Körfez Krizi’nden sonra 6 Mart 1991’de Bush’un yaptığı “Yeni Dünya Düzeni” başlıklı konuşmada atılmıştır. Bu konuşmaya göre:

  Bölgedeki kitle imha silahları kontrol edilecektir Siyasal sistemler demokratikleştirilecektir

Bölgenin güvenliği için NATO çatısı altında oluşturulacak bir güç bölgeye her an müdahale edebilecek duruma getirilecektir. Ortadoğu ülkelerinde yaşanan demokratik hareketlerin arka planındaki destekçinin ABD olduğu, Obama’nın sürece müdahil olmasıyla ortaya çıkmış oldu. Ancak bunu neden yaptığı konusunda fikirler net değil. Biz burada bunu neden yaptığını  açıklamaya gayret ettik. İnsanlık için erdemli ve faydalı olan demokrasinin Ortadoğu halkları için ulaşılabilir bir hedef olması için neden bu zamana kadar beklenmişti? Şimdi değişen neydi?

Derin Ven Trombozu

0

  Vücudumuzda çok büyük bir damar ağı bulunmaktadır. Bunlardan, kanı dokulardan alıp kalbe getirenlere “toplardamar” yada tıp dilinde “ven” adı verilir.Toplardamarların büyük olanları vücutta genellikle daha derine gömülü haldedir.Bu büyük ve derin toplardamarlar içerisinde kanın pıhtı denilen tortuyu oluşturması ve bu pıhtının kan akışını tamamen veya kısmen kesmesiyle oluşan rahatsızlığa “Derin Ven Trombozu” denir ve sıklıkla bacaklardaki toplardamarlarda görülür.

  Derin ven trombozu ileri seviyelerde akciğerlerdeki damarların pıhtı sebebi ile tıkanmasınnın neden olduğu akciğer embolisine sebep olabileceği için çok tehlikeli olabilmektedir. Derin ven trombozunu oluşturabilecek risk faktörlerinden bazıları ise şunlardır;

  Yaş

  Obezite

  Sigara içmek

  Gebelik

  Kanser

  Hormon tedavileri ve doğum kontrol hapları

  Ailede derin ven trombozu hikayesi

  Kalıtımsal pıhtılaşma bozuklukları

  Hareketsizlik, felç ve uzun süreli yatak istirahati

  Ortopedik cerrahi girişimler

  Damarlarda oluşabilecek zedelenmeler ve büyük yaralanmalar

  Derin ven trombozu genelde etkilenen bölgede ağrıya, şişmeye ve ciltte renk değişikliğine sebep olur fakat eğer kişide nefes darlığı, göğüs bölgesinde şiddetli ağrı, nadir olarak kanlı öksürük varsa akciğer embolisi akla gelmelidir.

  Derin ven trombozu  ultrason ve venografi gibi çeşitli teknikler ile teşhis edilmektedir. Tedavide esas amaç; kanın pıhtılaşmasını azaltmak ve oluşmuş olan pıhtıyı küçültmektir. Bunun içinde antikoagülanlar denilen pıhtılaşmayı önleyen ilaçlar,pıhtının erimesini sağlayan trombolitikler ve bazende cerrahi teknikler uygulanır.Derin ven trombozu riskini azaltmaksa ;sigara içmemek,düzenli egzersiz,sağlıklı ve dengeli beslenme ile mümkündür.

  Sağlıklı ve mutlu günler dilerim…

Balkanlarda barış-3

0

  Tarihi belge ve kaynaklara göre; uzun süre Balkanlar’da kargaşa ortamı yaşandı. Bu coğrafya da yaşayanlar bilhassa azınlık Türkleri yıllarca huzura hasret kaldığı bir gerçektir. Bu gerçekleri İslâm ülkeleri  duymamazlıktan, Avrupa İnsan Hakları görmemezlikten geldi. Uzun yıllar Balkanlarda devam eden insanlık dışı davranışlardan rahatsız olanların feryatlarını kimse duymadı ve hiç kimse görmek istemedi.

  Başta Türk Tarihi, Balkan Tarihi ve Avrupa Tarihi ön yargısız ve tarafsız olarak okunup incelendiğinde uzun süren Balkan savaşlarının gerçek nedenleri ve derin izlerini bu gün bile görmek mümkün olur. Balkanlar da esen savaş rüzgarları zaman zaman fırtınaya ve kasırgaya  dönüştü. İnsanların ruhsal yapıları bozuldu. Yıllar boyu devam eden göçler, bölünen veya parçalanan aileler  çok büyük acı, üzüncü ve keder içinde yaşamaya mecbur edildi.

  Balkan savaşları sonunda devletler yıkıldı. Yeni yeni devletler kuruldu. Dost olan iki komşu ülke: öyle zaman oldu ki bir gecede birbirlerine savaş ilân edip işgal etmeye başladı. Bazı Balkan ülkelerinin yönetimleri değişti. Yeni rejimler uygulanmaya başlandı. Balkanlar da yaşayan bir kaç ülkenin insanları gerçekleri  aramaya başladı. Demokrasi uğruna diktatörler yıkıldı. Bütün bunlar pek kolay olmadı. Bugünkü barışın sağlanması için maddi ve manevi çok büyük kayıplar verildi. İnsanlar sefalet içinde sürüklenip durdu. Bir kısmı mahkum oldu. Genel bir bakış açısı sonunda yapılan özet bir değerlendirmeye göre: Bütün bu olup bitenler pek kolay olmadı. Yukarıda da açıklandığı gibi Balkan devletlerinin bazılarında devlet tarafından göçlere zorlandı. Azınlıkların can kayıpları oldu.

  İnsanlar yaşamlarını sürdürürken yanlı kararlarla bağından, bahçesinden, tarlasından, evinden en önemlisi doğup büyüdüğü yurdundan oldu. Yıllar boyu Balkanlarda yaşayan Türkler çeşitli bahanelerle hep göçe zorlandı. Bağlı oldukları devlet yönetimi tarafından mallarına, mülklerine el konuldu. Bir çoğu sebepsiz yere tutuklandı. Yaşlılarla yapılan sohbetlerde kitaplara sığmayacak kadar uzun ve mısralarla ifadesi çok zor olan acıların çekildiği bilinir.  Yıllar geçse de o zor günler unutulmaz.

  Bilhassa Balkan Türklerinin uzun yıllar özlemini çektiği barışın sağlanması. Güvenli yaşam ortamı ve sosyal hakların verilmesi. İnsanlar arasında dil, din, renk ve ırk ayırımı yapılmadan birbirini sevmesi, saygı duyması veya hoşgörülü davranmasının zor olmadığı görülmüş olması gerekir.  Balkanlar da yaşayanlar veya göç edenler hiçbir zaman geçmişi unutmayıp geleceğe daima barış duyguları ile bakıp barışın korunması için tüm sorunların çözümüne çalışın derim. Bilindiği gibi geçmişte: Balkanlar’da hep fırtınalar esti. Hatta zaman zaman fırtınalar savaş kasırgasına dönüştü. Balkanlar yerle bir oldu. Büyük oranda Türkler tarafından yeniden imar edildi. Hanlar, hamamlar, medreseler yapıldı. Kalelerle korundu. İnsanlar arasında hiç ayrım yapılmadan eğitildi. İnsanlara özgürlükler verildi. Huzur sağlandı, Adalet uygulandı. Bunların unutulmaması gerekir. Zamanla fitne fesat devamlı insanlar arasında gerginlik yaratmaya devam etti. O dönemlerde fitne, fesat ve dil, din veya ırk ayırımı yapanlar önlenemediği için devamlı olarak yalan kazanları kaynatıldı. Balkan halkları arasında ayırım körüklendi.

  Sosyalizm şerbeti çok kısa zamanda halklar arasında huzur kaçırmaya başlayıp  bölünmeyi hızlandırdı. Komşu ülkeler arasında gerginlik yaratıldı.  Barış bozuldu. 21. yüzyılda huzur ortamı yeniden yakalandı. Bugün yapılacak iş insanların yaşamına devam edebilmesi için ekonomik ve diğer alanlarda ortak çalışmaların, ayırım yapılmadan yapılmasıdır.

  Günümüzde barışla beraber gelen huzur ortamının değeri gayet iyi bilinmeli. Barışın devam etmesi için insanlık adına, insan hakları en iyi biçimde büyük bir özenle korunmalıdır. M.K.Atatürk’ün dediği gibi “Yurtta sulh, cihan da sulh” sözü barışın birinci ilkesi olmalı ve bu hiçbir zaman unutulmamalı görüşündeyim.

Sonumuz ne olacak?

0
 Başlığa bakınca günümüzde ülkemizde, yakın çevremizde ve dünyadaki olaylara ait bir şeyler söyleyebileceğimiz akla gelebilir ancak biraz daha farklı, biraz daha biyolojik olarak bilimsel anlamda konulardan bahsetmek istiyorum. Yeryüzü, uzaydan bakılınca mavi küre olarak adlandırılan etrafında onu çevreleyen bir atmosfer ile içerisindekilere yaşama imkanı veren adeta bir hücreye benzetebileceğimiz bir yapıdır.
  Hücre hayatın temel yaşam birimidir ilkel ve (prokaryot) ve gelişmiş (ökaryot) formda olabilir. O hücrelerin organizasyonu bildiğimiz anlamda organizmaları yani canlıları oluşturur. Hücrenin yaşaması demek organizmanın varlığını sürdürmesi demektir. Varlığın sürdürülmesi ise enerjiye bağlıdır. Enerji varsa canlılık devam eder ve enerjinin ana kaynağı ise güneştir. Bir hücrenin yaşaması onun iç ortamı ile dış ortamı arasında meydana gelen dengesizliğe bağlıdır. Hücrelerde meydana gelen reaksiyonlar ile dengeye ulaşılmaya çalışılırken bir yandan hücre sağladığı enerji ile düzensizliğini/dengesizliğini korumaya çalışır. Bu düzensizlik bir mücadele şeklidir ve eğer hücre düzenli hale gelirse o hücrede yaşamsal faaliyetler durur. Örneğin protein sentezlenemez, sinir uyarıları meydana gelemez vs. Bu tek hücreyi, ölçekleyerek yaşadığımız yer küre ile benzeştirebiliriz.
  Yeryüzünde insanlar tarafından ve insanların endüstrileşmesi sonucu yabanıl doğa tahrip edilmeseydi ne olurdu? Zaman zaman doğal olarak (bazende kasıtlı) meydana gelen büyük orman yangınları insanlar tarafından söndürülmeseydi ne olurdu? Olacak olan, yangına sebebiyet veren etkenler yangın sonrası tamamen ortadan kalktığı için sekonder yaşam birimlerinin ortaya çıkacak olmasıdır.  Bilimsel olarak ta ispatlanmıştır ki doğa kendisine zarar veren etkenleri ortadan kaldırmaya çalışır. Hızla artan nüfusu beslemek için neredeyse doğal beslenilmekten uzaklaşıldığı ve buna paralel olarak pek çok hastalığın ortaya çıkmasıyla yaşam alanlarının ve kaynakların sona ereceği sona doğru geometrik adımlarla yaklaşıyoruz. Sonumuz, dünya bizi kaldıramayacak hale gelince gelecek. Bunlara sebep insanoğludur. Bizler geleceğimizi karartamayız.
  Yaşadığımız yer küreye sahip çıkmalıyız ve onun kurallarına göre oynamalıyız. Doğanın kurallarına, işleyişine müdahele, içerisinde yaşadığımız devasa hücrenin yok olma sürecini hızlandıracaktır. Bir hücre, içerisinde kendisini koruma amaçlı parçalayıcı ve yıkıcı moleküller (enzimlar) taşır ve bir kese içerisinde tutulurlar. Bazen çeşitli kimyasallar yada etkenler bu keseleri zayıflatarak parçalar ve açığa çıkan enzimler hücreyi yok etmesi gibi bir durum ortaya çıkabilir. Bunu ülkelerin sürekliliğini sağlayan ve ülkeyi korumakla sorumlu oldukları sistemlere benzetebiliriz, savunma, adalet, sağlık, eğitim gibi. Bunlar zayıflarsa neler olabileceğini düşünmek zor değil. Örneğin savunma amaçlı silahlar, bu silahlar dikkatle kullanılmalıdır. Bu silahlar dikkatlice kullanılmadığı zaman diktatörlüklerde olduğu gibi kendi insanlarını öldürmeye başlar. Örneklerini Suriye’de görüyoruz. Bu benzetmeler biraz analog gibi görünse de, yeryüzünde yaşadığımız küre canlı olduğu için bazen homoloji de gösterebiliyor. Bir hücrenin yaşayışından çıkaracağımız çok şey, çok ders vardır. Daha sonraki yazılarımızda bu örnekleri anlatmaya çalışacağız. 

KKTC Başbakanı Özkan Yorgancıoğlu: “Çözüm herkese fayda getirecek”

0

Haber: İlker ÇAKAN
 KKTC Başbakanı Özkan Yorgancıoğlu, Türkiye Cumhuriyet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davetlisi olarak gittiği Ankara’da Başbakan Erdoğan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Cemil Çiçek ile görüştü.Yorgancıoğlu, Erdoğan ve Çiçek’le Kıbrıs sorununda gelinen son durumu ve KKTC yaşanan gelişmeler ile hükümetin önümüzdeki dönem politikalarını ele aldıklarını söyledi.
  Kıbrıs’ta bulunacak bir çözümün hem Türkiye’nin hem de Kıbrıslı Türklerin önünü açacağını, çözümün herkese fayda getireceğini belirten Yorgancıoğlu, “Kıbrıs sorunu  kolay değil. Kolay olmadığı için 50 yılı aşkın süredir devam ediyor. Çözüm, hem  Türkiye’mizin hem Kıbrıs Türklerinin önünü  açma adına da aranması gereken bir sonuçtur. Yaptığımız görüşmeler iyi bir yolda olduğumuzu gösteriyor” dedi.
  Özkan Yorgancıoğlu, daha sonra TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile bir araya geldi. Görüşmeden sonra konuşan TBMM Başkanı Cemil Çiçek Kıbrıs sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin baştan beri görüşlerinin belli olduğunu belirterek, “Orada bir Türk varlığı, Türk toplumu var. Bunu yok farz ederek veya azınlık kabul ederek bir çözüm asla doğruda mümkün de değildir” dedi.
  Özkan Yorgancıoğlu da yaptığı konuşmada, uzun yıllar devam eden sorunun çözülmesi gereğine işaret ederek, Türkiye ile iyi iletişim içinde, Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyarak eşitlik temelinde bir çözüm için uğraştıklarını söyledi.
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, Ankara temasları kapsamında basın kuruluşlarına röportajlar verdi.
  Canlı yayına çıktığı TRT Türk’te, Türkiye temaslarını olumlu değerlendiren Yorgancıoğlu, bu görüşmelerin sık sık devam etmesinin her iki ülkenin de yararına olacağını belirtti.
Yorgancıoğlu, Türkiye’den bir heyetle bugün KKTC’ye döneceğini ver su ve enerji projeleri konusunda bütünlüklü ve ayrı ayrı değerlendirmeler yapacaklarını anlattı.
error: Content is protected !!