Çarşamba, Nisan 8, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 85

Ne yaparsan kendine yaparsın….!!!

0

Dostlar kendini
Kendilerini görmek istediği yere kendileri koyar.
İnsan ancak dostları kadar büyür, dostları kadar gelişir. İnsanın çapı, dostlarının çapı kadardır.
Bir insanla dost olmak, geleceğinizi o insana emanet etmektir.
Dostlarımızın, boyasıyla boyanır, ahlakı ile ahlaklanırız.
Kişinin kalitesini, dostları belirler. Kim olduğunu bilmek isterse,
kimlerle dost olduğuna bakmalı insan.
Adaletin önderi Hz. Ömer’in dediği gibi;
“Kişinin dostu; aklının kılavuzudur.” Herkes, kendi “ayarına”, aklına
göre dost edinir. Her kuş, kendi cinsiyle uçar.
Kartallar kartallarla…
Kargalar kargalarla.
***
Hayallerini, umutlarını, hedeflerini gerçekleştirmene destek veren, seni yüreklendiren, sana omuz veren, seninle aynı yöne bakan, aynı değerlere sahip insanla dost olmalı.
Akıllı insan, kime akıl danışacağını bilen insandır. Akıl danışacağın insanla dost ol. İnsanın hayatında, mutlaka kendine öğüt veren gerçek dostları olmalı.
Çünkü gerçek dostlar, insanın “hayat sigortasıdır.” Nasıl bir insan olmak istiyorsan, öyle insanlarla dost ol.
Hayat, yanlış insanlarla harcanacak kadar ucuz değildir.
***
Bir kişi, ilişkilerinde, hep sosyal statüsüne sığınıyorsa, “karakter kıtlığı” yaşıyor demektir.
Karakteri kıt insan, dostluktan uzak insandır.
Sosyal statüsüne göre dostluk kurmak, çıkar arkadaşlığı kurmaktır.
Gerçek dostluk statü kabul etmez. Dostlukta, kast sistemi olmaz.
***
Yüreği temiz inanla dost ol. Edindiğin dostlarının fikirleri kirliyse, senin “kalbin ve fikirlerin” ne kadar temiz olursa olsun, er ya da geç senin de kalbin ve fikirlerin kirlenir.
Duygular gibi, değerler ve inançlar da kişiden kişiye sirayet eder.
***
Doğru yolu yanlış insanla yürürsen, yolunu da doğrunu da kaybedersin.
Bir dostta, neyi aradığını bilmiyorsan, kiminle dost olduğunun ne önemi var.
Niçin sevdiğini bilmiyorsan, kimi ve neyi sevdiğinin ne anlamı var.
***
Bir insana yaptığın fedakarlık, sevgisini değil de “istismarını”artırıyorsa; bu, onun sadece fedakarlığa layık olmadığını göstermez; aynı zamanda, onun ne kadar “ahmak” olduğunun da göstergesidir.
Fedakarlığı, iyiliği, merhameti, sevgiyi istismar eden kişi, “ahmağın” ta kendisidir.
Vefa, sadece “asil ruhlu” insanlarda bulunan bir özelliktir.
Vefası olmayan, duygularını istismar eden ahmak adamdan uzak dur.
***
Kendisine yapılan bir iyilik karşısında, teşekkür etmeyen ve kendisinin yaptığı hatadan dolayı, özür dilemeyen insanlardan uzak dur…
Çünkü teşekkür etmemek ve hatalarından dolayı özür dilememek, “iflah olmaz bir kibrin” göstergesidir…
Kalınız sağlıcakla…

2. Karabağ Savaşı ve Güney Kafkasya’da yeni dönem

0

Dağlık Karabağ ezeli ve ebedi Azerbaycan toprağıdır. Azerbaycan halkının asırlardır burada yaşamıştır, Ermeniler ise sonradan göç ettirilmiştir. Ermeni lobisi bölgenin ve çatışmanın tarihiyle ilgili yanlış bilgi vererek dünya kamuoyunda yanlış algı oluşturmuştur. İkinci Karabağ savaşından Azerbaycan`ın zaferle ayrılması Güney Kafkasya`da kalıcı barışın tesis edilmesi için çok önemlidir. 27 Eylül- 9 Kasım 2020 tarihleri arasında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 30 yıldır Ermeni işgalinde olan topraklarını geri almak için başlattığı savaş, zafer ile sonuçlandı. Bu durum Türkiye açısından da yeni fırsatlar doğurmuştur, Güney Kafkasya`da konumunu daha da güçlendirecektir. 2020 yılının en önemli gelişmelerindən biri , Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarını kurtarmasıydı. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 44 gün süren operasyonla Ermenistan’ı topraklarından çıkardığı ikinci Karabağ savaşı, sadece iki devlet arasında yaşanan bir savaş değil, Kafkasya’nın yeni jeopolitik durumunun başlangıcı oldu.
Güney Kafkasya’nın geleceği bakımından köklü bir değişim yaşanmıştır. Azerbaycan ile Ermenistan arasında 44 gün süren İkinci Dağlık Karabağ Savaşı 10 Kasım 2020’de sona erdi . Nahçivan ile Azerbaycan arasında koridorun açılması Türkiye`yi doğrudan Azerbaycan ve Hazar Denizi üzerinden Orta Asya`ya birleştirecektir. Bunun sonucunda Türkiye, siyasi, ekonomik ve askeri açıdan daha etkin aktöre dönüşecektir. 1991 yılında bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan Cumhuriyeti`nin en büyük destekçisi, kardeş Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Türkiye, Azerbaycan`ın bağımsızlığını ilk tanıyan devlettir. Bağımsızlığını kazandığı ilk günden itibaren Ermenistan`ın işgalci siyaseti sonucunda Dağlık Karabağ`ı ve yedi rayonu kaybeden Azerbaycan, 27 Eylülde başlattığı karşı saldırı sonucunda topraklarını işgalden kurtarmayı başardı.
10 Kasım 2020`de imzalanan bildiri ile Ermenistan savaşı kaybeden taraf olarak Azerbaycan`ın koşullarını kabul etmek zorunda kaldı ve işgal ettiği topraklarından askeri gücünü çekmeyi kabul etti. 27 Eylül’de Ermenistan saldırıları ile başlayan ve 44 gün süren 2. Karabağ Savaşı, Azerbaycan ordusunun büyük başarısı ile sonuçlandı. Azerbaycan’ın özellikle Dağlık Karabağ’ın güney kısmı olan stratejik Şuşa kentini ele geçirmesinin ardından, Erivan yönetimi yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı. Moskova’nın arabuluculuğuyla Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan arasında 10 Kasım’da imzalanan mutabakatla Güney Kafkasya’da 28 yıldır devam eden statüko bozuldu ve yeni bir süreç başladı.
Türkiye devleti bu savaşta Azerbaycan`ı askeri, siyasi ve diplomatik açıdan destekleyen en önemli devlet olmuştur. Savaş öncesi iki devlet arasında ilişkiler hem ekonomik, hem siyasi açıdan stratejik ortaklık düzeyine uaşmıştır. İki devletin girişimi ile çok sayıda ortak ekonomik projeler gerçekleşmiştir. Askeri alanda da taraflar arasında imzalanan anlaşmalar Azerbaycan`ın savaşta zafere ulaşmasında önemli etken olmuştur.
İkinci Karabağ savaşından Azerbaycan`ın zaferle ayrılması Güney Kafkasya`da kalıcı barışın tesis edilmesi için çok önemlidir. Bu durum Türkiye açısından da yeni fırsatlar doğuracak, Güney Kafkasya`da konumunu güçlendirecektir. Özellikle Nahçivan ile Azerbaycan arasında koridorun açılması Türkiye`yi doğrudan Azerbaycan ve Hazar Denizi üzerinden Orta Asya`ya birleştirecektir. Bunun sonucunda Türkiye,siyasi, ekonomik ve askeri açıdan daha etkin aktöre dönüşecektir.
27 Eylül 2020 sabahı Azerbaycan ordusu defalarca ateşkesi ihlal eden Ermenistan ordusuna karşı hücum ameliyatına başladı. Ermenistan bu savaşta Rusya ve Fransa gibi büyük güçlerin her türlü desteğine rağmen, Azerbaycan ordusunun hücumlarına sadece 44 gün dayanabildi. 44 gün zarfında Azerbaycan`ın hızlı ve askeri açıdan çok düzgün kurgulanmış hücumları, Ermenistan`ın işgal altında tuttuğu rayonlardan, büyük kayıplar vererek düzensiz bir şekilde geri çekilmesine neden oldu. 10 Kasım gününün ilk saatlerinde Ermenistan`ın teslim olması anlamına gelen ve Azerbaycan`ın taleplerinin yer aldığı ateşkes bildirisinin imzalanması ile Dağlık Karabağ`a komşu olan ve Ermenistan işğalindeki yedi rayon kayıtsız şartsız tam olarak Ermeni askerlerinden ve bu rayonlara Azerbaycan`ın izni olmadan yerleştirilmiş sivillerden arındırıldı.
Ayrıca Azerbaycan için büyük öneme sahip Şuşa şehri başta olmakla Dağlık Karabağ bölgesinin bazı yerleşim alanları Azerbaycan`ın kontrolüne geçti ve Ermeni unsurlardan arındırıldı. İmzalanan “Üçlü Bildiri”ye göre Dağlık Karabağ`ın geri kalan kısmında bulunan Ermenistan askerleri bölgeyi terk edecek ve bölge silahlı unsurlardan tamamen arındırılacak. Bu süreçte Rus barış gücü önemli görevler üstlenecek, barış sürecinin denetimin ise Türk-Rus ortak askeri komuta merkezinin denetiminde olacak.
Savaştan zaferle ayrılan Azerbaycan ve bu savaşta onu bir dakika bile yalnız bırakmayan Türkiye ise her zaman olduğu gibi bundan sonra da kendi halklarının ve bölge halklarının rifahı namine oluşan yeni jeopolitik ve jeoekonomik durumdan en çok fayda sağlayacak ülkeler olacaklar. Bu iki ülkenin işbirliği ile gerçekleşen tüm projelerden, önceki projelerde olduğu gibi bölge halkları da kazançlı çıkacaklar.
İkinci Karabağ Savaşı’nda yaklaşık 30 yıldır Ermenistan işgali altında olan topraklarını özgürlüğe kavuşturduğu için 10 Aralık’ta zafer töreni düzenledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geniş katılımlı bir heyetle katıldığı bu törenin onur konuğuydu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tören esnasında ve basın toplantısında yaptığı konuşmalar, yeni dönemde Türkiye’nin bölgeye yönelik yaklaşımına ilişkin önemli mesajlar içermekte. Bu mesajlar Azerbaycan’a, Ermenistan’a, bölgeye ve üçüncü aktörlere yönelik olmak üzere dört boyutta ele alınabilir. Azerbaycan açısından bakıldığında, Türkiye’nin yeni dönemde Azerbaycan’a desteğinin artarak devam edeceği görülmekte. İlişkilerin derinleşeceğinin ve genişleyeceğinin önemli bir göstergesi olarak beş anlaşma imzalandı. Bu sayede örneğin yakın zamanda pasaport yerine kimlikle karşılıklı ziyaretleri mümkün hale gelecek ve iletişim-medya alanında stratejik işbirliği yapılacak. Ayrıca özgürleştirilen bölgelerin yeniden inşasında Türkiye’nin etkili bir rol oynayacağı görülmekte.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Bunlar her birimizin hayatındaki en mutlu anlar. İkinci Karabağ Savaşı, Azerbaycan’ın şanlı zaferi olarak tarihe geçecek. Tüm halkımız zaferin kazanılmasında birlik ve beraberlik sergiledi. Zafer, askerlerimizin profesyonelliği ve kahramanlığı sayesinde elde edildi.”

T.C. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay- Gürcistan Başbakan Yardımcısı David Zalkaliani görüşmesi

0

Gürcistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı David Zalkaliani, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile bir araya geldi. Toplantıya; Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da katıldı. T.C. Cumurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, David Zalkaliani’yi yeniden atanması nedeniyle tebrik etti; hem kendisine hem de yeni Gürcistan Hükümeti’ne başarılar dileyerek, Gürcistan Başbakanını Türkiye’yi ziyaret etmeye davet etti. Görüşmede iki ülke; önemli, stratejik projeleri etkin bir şekilde uygulamanın yanı sıra ikili ilişkileri daha da geliştirmek için aktif işbirliği yapmaya hazır olduklarını ifade ederek Gürcistan-Türkiye stratejik ortaklığının tüm boyutlarını konuştular. Gürcistan Dışişleri Bakanı David Zalkaliani, küresel salgın sırasında Gürcistan’a gösterilen destek için Türkiye’ye ‘e teşekkür etti. İki ülke; bu boyutta aktif işbirliğini sürdürmeye hazır olduklarını ifade ettiler. Görüşmede iki ülke bölgedeki mevcut durum üzerinde de görüştüler.

საქართველოს ვიცე-პრემიერი, საგარეო საქმეთა მინისტრი დავით ზალკალიანი თურქეთის ვიცე-პრეზიდენტს, ფუათ ოქთაისს შეხვდა.შეხვედრას ესწრებოდა თურქეთის საგარეო საქმეთა მინისტრი – მევლუთ ჩავუშოღლუ. ვიცე-პრეზიდენტმა, დავით ზალკალიანს მიულოცა თანამდრბობაზე დანიშვნა; წარმატებები უსურვა, როგორც მას, ასევე საქართველოს მთავრობას და პრემიერ მინისტრი თურქეთში ვიზიტით მიიწვია.
მხარეებმა მიმოიხილეს საქართველო-თურქეთის სტრატეგიული თანამშრომლობის ყველა მიმართულება და გამოთქვეს მზადყოფნა აქტიურად ითანამშრომლონე ორმხრივი ურთიერთობების განსავითარებლად, ასევე სტრატეგიული მნიშვნელობის პროექტების ეფექტიანი განხორციელების მიმართულებით. საგარეო საქმეთა მინისტრმა მადლობა გადაუხადა თურქეთს გლობალური პანდემიის დროს საქართველოს დახმარებისთვის. მხარეებმა გამოთქვეს მზადყოფნა მომავალშიც აქტიურად ითანამშრომლონ ამ მიმართულებით. შეხვედრის დროს, მხარეებმა ასევე მიმოიხილეს რეგიონში არსებული ვითარება.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu-Gürcistan Dışişleri Bakanı David Zalkaliani görüşmesi

0

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Gürcistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı David Zalkaliani’yle Ankara’da bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından, her iki Bakan ortak bir basın toplantısı düzenledi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Gürcistan ile diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 100. yılını kutladığımızı, bölgesel stratejik işbirliği projeleri geliştirdiğimizi, Gürcistan’ın birinci ticaret ortağı olduğumuzu, ikili ticaret hacminde hedefimizin 3 milyar ABD Doları olduğunu ve Gürcistan’a Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünde (NATO) güçlü desteğimizin süreceğini kaydetti.

Türkiye’ye giriş yapacak kişilerin PCR testleri

0

Türkiye Tiflis Büyükelçiliği’nin “ Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da dahil olmak üzere kara, hava ve deniz yolu ile Türkiye’ye giriş yapacak kişiler” konulu yazılı duyurusu şöyledir;
Sağlık Bakanlığımız tarafından, ülkemizdeki Kovid-19 vakalarının kontrolünü sağlamak amacıyla;
-Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da dahil olmak üzere kara, hava ve deniz yolu ile Türkiye’ye giriş yapacak kişilerin son 72 saatte temin edilmiş PCR test sonuçlarını hudut makamlarımıza ibraz etmesi gerektiği,
-Negatif PCR test sonucu ibraz etmeyen kişilerin uçaklara alınmayacağı, kara veya deniz yoluyla giriş yapmaları halinde de beyan ettikleri adreste karantinaya alınacakları,
-PCR test sonucu ibraz etmeyip, konaklayacak yeri de olmadığını beyan edenlerin İl Sağlık Müdürlüklerimizce belirlenecek mekanlarda karantinaya alınacaklarının bildirildiği hakkında eski tarihli duyurularımızla vatandaşlarımıza bilgi sunulmuştu.
Yukarıda kayıtlı uygulama 15 Nisan 2021 tarihine kadar devam edecektir.
Vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur.”

İstanbul’un fethi ve MKE’nin savunma sanayindeki rolü “1976-1982 tarihi hamlesinde Milli Harp Sanayimiz”(5)

0

MKE Kurumu hakkında bilgi
İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethinden sonra, Türkler tarafından bu şehirde kurulmuş bulunan Askeri Fabrikalar, zamanla bazı değişikliklere uğrayarak bünyesini ve ismini değiştirmiş, ilk zamanlarda Tophane Amirliği, Tanzimat devrinde Tophanei Amire Müşirliği daha sonra Tophane-i Amire Nazırlığı, Meşrutiyet devrinde İmalatı Harbiye Müdiriyeti Umumiyesi isimleri altında hizmet etmiştir. Cumhuriyet devrinde ise, 1921 yılından 1950 yılına kadar Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü olarak Milli Savunma ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışmıştır.
Askeri Fabrikaların daha da geliştirilerek modern ordu ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir duruma getirilmesi ve daha rantabl çalışabilmesi için 8 Mart 1950 tarihli 5591 sayılı kanunla bir İktisadi Devlet Teşekkülü olarak Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu adı altında yeniden teşkilatlandırılmıştır.
Bugün, yaptığı imalat dolayısıyla yurdumuzda ki sınai kuruluşlar arasında özel bir yeri olan kurumun, özellikle yurt savunması için mühimmat grubu fabrikalarında, Milli Savunma ihtiyaçlarımızı gidermeye çalışırken, yurt ekonomisinin kalkınması yönünden de önemli hizmetlerde bulunmakta, makine, malzeme ve kimya grubu fabrikalarında sivil sektörün ihtiyaçlarını karşılayacak çeşitli sınai mamulleri imal etmektedir.
Askeri fabrikaların Anadolu’ya nakli
İstanbul’da toplanmış bulunan ve Osmanlı Ordusuna yüzyıllarca hizmet etmiş bulunan askeri fabrikaların Balkan Harbini müteakip (1913) İmparatorluğun içinde zor koşullar dikkate alınarak ilgililerce Anadolu’ya nakli fikri ortaya atılmış, fakat birinci dünya savaşının başlaması (1914) bu konuda teşebbüse geçilmesine mani olmuştur.
1 inci Dünya Savaşı’ndan yenik olarak çıkan Osmanlı hükümeti galip devletlerle Mondros (1918) ve Sevr (1920) antlaşmalarını imzalamak mecburiyetinde kalınca antlaşmaların getirdiği ağır hükümler sonucu bütün askeri fabrikalar kapatılmış. Bakırköy, Zeytinburnu, Kayağaç ve Tophane fabrikaları gibi Askeri Fabrikalar ticari amaçla imalata başlamışlardır.
Kurtuluş Savaşı’nda Askeri Fabrikalar
Anadolu’da Askeri Fabrikaların kuruluşu Atatürk’ün Anadolu’ya geçmesi (1919) ve Milli Mücadeleye girişilmesiyle başlamıştır. Atatürk’ün Milli Mücadelenin başarılması için silah tamiri ile cephane ve harp malzemesi imali işlerinin Anadolu’da yapılması gerektiğini belirtmesi üzerine, işgal altındaki İstanbul’da Askeri Fabrikalardan kaçırılan makine ve ustalarla 1920 yılında evvela doğu cephesinde, Erzurum’da, sonradan silah tamirhanesi haline getirilecek olan bir iş ocağı, daha sonra Garp Cephesinde Eskişehir’de bir top tamirhanesi ile Ankara’da istasyon civarında bir tüfek tamirhanesi kurulmuştur.
1921 yılı ocak ayı içinde Ankara’da Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü kurulmuş ve askeri imalat yapan bütün fabrikalar bu umum müdürlük adı altında yeniden teşkilatlandırılmıştır. Böylece Milli Mücadele döneminde Erzurum, Eskişehir, Ankara, Keskin ve Konya’da kurulan tamirhaneler ile Ankara’da Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü’nün kurulması, harp sanayimizin Anadolu’ya nakli hususunda ki düşünceleri gerçekleştirmiştir.
Cumhuriyet Devrinde Askeri Fabrikalar
Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması üzerine, yapılan Lozan Barışından sonra (1924) Ankara’da temelleri atılan silah tamirhanelerinin tevsii ile diğer Askeri Fabrikaların kesin olarak Anadolu’da kurulması işi öncelikle ele alınmış, yapılan araştırmalardan sonra en elverişli yerin Kızılırmak kenarındaki Kırık Köyü (Kırıkkale) olduğu tespit edilmiştir.
Ankara’da 1921 yılında kurulan silah tamirhanesi ve marangoz atölyelerinden sonra, 1923 yılında yine Ankara’da Fişek Fabrikası 1925 yılında Kırıkkale’de Topçu Mühimmat Fabrikası, 1926 yılında Kuvvet Merkezi ile Pirinç Döküm ve Haddehanesi, 1930 yılında Ankara’da Kapsül ve İmla Fabrikası ile Kırıkkale’de Çelik Döküm Haddehanesi, 1937 yılında Kırıkkale’de Nitroselülozlu Barut Fabrikası, Top Fabrikası ve Dişli Fabrikaların temelleri atılmıştır.
İstanbul’da İnhisarlar Vekaletine ailt olan Av ve Rövelver Fişekleri Fabrikası 1929 yılında, yine inhisarlar vekaleti tarafından Elmadağ’da kurulmuş bulunan Barut Fabrikası 1934 yılında Askeri Fabrikalara devir edilmiş, ayrıca Kızılay tarafından 1935 yılında yaptırılan Mamak’ta ki Gazmaske Fabrikası da 1943 yılında evvela Milli Savunma Bakanlığı Gaz Komutanlığına ve 1944 yılında da askeri fabrikalara intikal ettirilmiştir.
Türk Hava Kurumu tarafından 1942 yılında Etimesgut’ta kurulan Uçak ve Motor Fabrikası, 1952 yılında kurumumuza devredilmiş, 1971 yılından itibaren de Tekstik Makinaları Fabrikası adı altında tekstil makinaları imalatı yapmaktadır.
Fabrikalarımız ve üretimleri
1950 yılında Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü’nden devralınan fabrikalar zaman zaman tevsiata tabi tutulmuş, yeni ilave edilen fabrika ve tesisler hizmete girmiştir. Kurumumuzun bugün mevcut olan fabrikalarında imal edilmekte olan mamüller fabrikalar itibariyle aşağıda gösterilmiştir.
-Mühimmat Fabrikası : Savunma için ağır silah mühimmatı.
-Gazi Fişek Fabrikası- Savunma için hafif silah mühimmatı.
-Makine Sanayii Müessesesi: Çay işleme makinaları, vagonetler, çelik konstrüksiyon barakalar, demir ve çelik konstrüksiyon işleri, grayder, skreyper, kompresör, yol silindiri, sondaj makinaları, galvanizli dikenli teller ve hat telleri.
-Top ve Otomotiv Sanayii Müessesesi: Tornalar, frezeler, planyalar, matkaplar, zeytinyağı üretimi makinaları, pik ve sfero dökümler, dişliler, dişli kutuları.
-Silah ve Tüfek Fabrikası: Çeşitli hafif ve ağır silahlar.
-Tekstil Makinaları Fabrikası: Dokuma tezgahları, iplik eğirme ve iplik büyük makinaları, treyler.
-Gazmaske Fabrikası: Monofaze ve trifaze elektrik sayaçları, ampermetreler, pülverizatör ve atomizörler, gaz ve toz maskeleri, alkali patron ve süzgeçler, madeni anodik kaplama işleri, aktif kömürler.
-Elmadağ Barut Fabrikası: Muhtelif asit ve patlayıcı maddeler.
-Kırıkkale Barut Fabrikası: Muhtelif av ve mühimmat barutları ile yağlı boya, tiner ve laklar, nitroseliiloz.
-Kapsül ve İmla Fabrikası: Dinamit kapsülleri, av ve mühimmat kapsülleri, proteknik mamuller.
-Avfişeği Fabrikası: Av kovanı, saçma ve kurşunlar, av ve şevrotin fişekleri.
-Çelik Fabrikası: Alaşımlı ve alaşımsız makine yapı çelikleri, alaşımsız yüksek karbonlu takım çelikleri, sıcak iş, soğuk iş takım çelikleri, paslanmaz çelikler, semantasyon çelikleri, yay ve oto makası çelikleri, otomat çelikleri, çelik döküm türleri, kalibreli soğuk çekilmiş çelikler, grayder bıçakları, kalıpta sıcak işlenmiş çelik taslaklar, dökme taslak çeşitleri, bandaj ve monobloklar.
-Çelik Çekme Boru Fabrikası: Özel nitelikte çelik çekme borular.
-Pirinç Fabrikası: elektrolitik katod bakırı, elektrolitik bakır iletkenler, bakır levha, şerit, çubuk boru, profiller, pirinç levha, şerit çubuk ve profiller, bronz takoz ve çubuklar kondanse boru ve ayarlar.
-Antalya Pil Fabrikası: Özel nitelikte kuru piller.
-Marangoz Fabrikası: Kayın, kavak ve çam kontrplaklar ve kontratablalar, bete tablalar, çeşitli doğrama ve ambalaj işleri, prefabrik konutlar.
-İnşaat ve Kazı Makinaları Fabrikası: Çeşitli inşaat ve kazı makinaları.
-Kuvvet Merkezi: Kırıkkale’de ki fabrikalarımızın enerji su ihtiyacını karşılar.
İlk deneyimi İstanbul’un fethi için döktürülen toplarla başlayan MKE Kurumu bugün tarihinden aldığı güç ve modern teknolojisi ile savunma sanayisinin en güvenilir desteğidi.
(Devamı gelecek yazımda….)

Şeytana pabuçu ters giydirme sanatı..

0

Günümüzde ki gelinen nokta!
Geçenlerde bir dost meclisinde sohbet esnasında konu siyasete geldi. Şahsımın bir türlü beceremediği veya bir başka değişle “Yağmur nereye yağarsa tarlasını oraya çekmek…” hiçte bana göre değil. Ama hayat işte biz Elif gibi dosdoğru olalım diye kendimizi yıpratırken. Birilerinin pirim yapmak adına siyasetten anladığını kısaca bir kısasla özetleyeyim…
Günümüz siyasetine örnek;
Yahudi asıllı bir Rus, uzun uğraşılar sonucu İsrail’e göçme iznini alır. Çıkışta, Ruslar bagajını denetlerken elbiselerin arasında Lenin’in büstünü bulurlar…
– Bu nedir?
Yahudi:
– “Bu nedir?” sorusu yanlıştır yoldaş! “Bu kimdir?” demeniz gerekirdi! Bu Lenin’dir, sosyalizmin temellerini atan, Rus halkına iyilikler getirendir. Ben de bunu bereketli günlerin anısı diye yanıma aldım…
Etkilenmiştir Rus görevli:
-Tamam, geçebilirsiniz!
Tel Aviv havaalanında gümrük memuru büstü görür ve sorar:
-Bu nedir?
Yahudi:
– “Bu nedir?” sorusu yanlıştır Paşam! “Bu kimdir?” demeniz gerekirdi! Bu Lenin’dir. Bu deli cani yüzünden Rusya’yı terk etmek zorunda kaldım! Yanıma aldım ki, her gün suratına tükürüp lanet okuyayım!
Etkilenmiştir İsrailli görevli:
-Tamam, geçebilirsiniz!
Adam evine gelir, büstü büfenin üstüne koyar, gelişi nedeniyle de
akrabalarına davet verir. Yeğenlerden biri sorar: “Bu kimdir?”
Yahudi:
– “Bu kimdir?” sorusu yanlıştır kuzum! “Bu nedir?” demen gerekirdi! Bu, on kilogram, yirmi dört ayar altın, vergisiz, gümrüksüz, üstelik KDV’siz servettir!!!
Evet,
Siyaset, aynı şeyi herkese farklı anlatarak inandırma sanatıdır…
Kalınız Sağlıcakla…

Khojaly genocide: the bloodiest massacre of the XX century

0

Among human rights violations, genocide is considered the most brutal and inhumane. Genocide is the deliberate destruction of a group because of its religious, political and ethnic diversity. The biggest difference between this crime and other crimes against humanity is that it is aimed at the complete annihilation of any ethnic group. It is no coincidence that the English version of the word “genocide” is a combination of the Greek word “genos” meaning “race, nation” and “cide” meaning “killing” in Latin. When we look back into history, we see that different peoples have been subjected to persecution, massacres and genocides at different times. One of the most horrific genocides in the history of mankind was the Khojaly genocide committed by Armenians against Azerbaijanis. Although the Karabakh problem has been on the agenda since 1988, it is a historical issue that has its roots in the Russian Revolution of 1905.At the heart of the problem is the territorial claims of the Armenians over Karabakh, the land of ancient Azerbaijan, settled here by the Russians.Due to these allegations, Azerbaijani Turks have repeatedly been subjected to Armenian vandalism. There is a great need for a systematic study of Armenia’s territorial claims and military aggression against Azerbaijan in the second half of the 1980s, as well as its policy of ethnic cleansing and genocide against Azerbaijanis. This problem has been studied by scientists and specialists so far, and a number of different scientific works and monographs have been written.
The Azerbaijani people, who were subjected to genocide by Armenians in different periods of history, faced another such tragedy in February 1992 in Khojaly. The Khojaly genocide, one of the most tragic pages of our recent history, has been forever engraved in the blood memory of our people. Unfortunately, the city of Khojaly went down in history as the Khojaly tragedy. With its unprecedented brutality, cruelty and murder facts, and its own scale and methods, this tragedy revealed the character of Armenians in the world and in the face of history with its all clarity. Yes, the Khojaly tragedy is a symbol of murder and cruelty in the world.
In general, the Khojaly genocide against the Azerbaijani people is an act of savagery in human history with its unimaginable cruelty and inhumane methods of torture. This genocide is also a historic crime against all mankind.
The massacres committed by Armenians in Karabakh, Zangazur and Shusha after Baku in 1905-1906 continued successively, with the First Baku Massacre on February 6, 1905, the Nakhchivan Massacre on May 5, 1905, Ravan massacre on May 23, 1905, Ajmiadzin massacre on June 3, 1905, Jabrayil massacre on June 13, 1905, Shusha massacres on July 12, 1905 and August 16, 1905, Second Baku massacre on August 20, 1905, September 26, 1905 The Javanshir massacre continued with the Ganja massacre on November 18, 1905, the Tbilissi massacre on November 24, 1905, the Gazakh massacre on January 22, 1906, and the Zangazur massacre on July 29, 1906. According to the Armenian historian S. Zavaryan, during these massacres, a total of 75 Turkish-Muslim villages were burned and destroyed, including 12 in Shusha, 15 in Javanshir, 5 in Jabrayil and 43 in Zangazur. In 1906, more than 200 villages and settlements were looted in Yerevan, Ganja and other regions, and their inhabitants were killed. In Karabakh alone, 158 Turkish villages were destroyed and thousands of Turks were killed. Not content with all these massacres, the Armenians committed another horrible genocide a few years later, the March 31 genocide, which revealed their vandal identities.
“Armenians killed all Muslims without mercy, without mentioning children or infants.The streets of Baku were almost filled with naked women’s bodies and severed heads. …the bodies of the children were thrown to the dogs”
In this massacre, in which people were nailed to the walls, the dismembered bodies of 57 women were found in just one place. Elsewhere, a room was found where the removed eyes, severed ears and noses were collected.
According to the “Bakinksiy Rabochiy” newspaper, more than 17,000 people were killed in Baku in three days.
Along with Baku, bloody massacres were committed in other areas as well. Dozens of Turkish villages were burned, destroyed and hundreds looted in Zangazur, Goychay, Karabakh, Ganja, Gyumri and Uchkilsa districts. In addition, the atrocities committed in Baku were repeated in Shamakhi, Salyan, Kurdamir, Guba and Lankaran.
There are also a number of local sources related to the massacres committed by Armenians against Azerbaijani Turks. However, the main issue is the recognition of these horrible crimes by Armenian sources. According to Armenian and Russian sources, five hundred thousand Azerbaijani Turks were subjected to genocide in Armenia between 1918 and 1920.
Since the beginning of the 20th century, Armenians, who wanted to annex Nagorno-Karabakh, claiming that it belonged to them, were concerned about the growing number of Turks in the area. Since 1987, Armenian attacks on the area have intensified. The aim of the attacks was to expel the Azerbaijani Turks from the region.
In all the places occupied by the Armenians, both civilian Armenians and soldiers committed provocations, looting and crimes against the Turks. The support of the Soviet government and its silence in the face of their crimes gave the Armenians the courage to continue their inhumane actions without hesitation. From August and September 1990, their crimes against Azerbaijani Turks became direct and borderless.
The night of February 25-26, 1992 entered the history of the Azerbaijani people as the Khojaly tragedy. In violation of all international law, the Armenian armed forces committed an act of genocide against Azerbaijanis by attacking the sleeping city with the participation of personnel of the 366th motorized infantry regiment of the former Soviet army stationed in Khankendi. The city of Khojaly, as a strategically important territory in the Nagorno-Karabakh region of Azerbaijan, was hindering the Armenian occupation plans. Because Khojaly was located 10 km south-east of Khankendi, between Aghdam-Shusha and Askeran-Khankendi roads. One of the reasons for the growing importance of the city was the location of the only airport of Nagorno-Karabakh in Khojaly. Therefore, the main goal of the Armenian armed forces was to control the Askeran-Khankendi road passing through Khojaly and to seize the airport in Khojaly.
At such a time, the geographical and strategic position of Khojaly was very important for the Armenian armed forces. Thus, Khojaly had a strategic position on the roads of Agdam, Shusha, Askeran. The location of the only airport in Karabakh here, as well as the passage of the railway through it, increased the strategic importance of the city. The road connecting Karabakh with Armenia also passed through Khojaly. The settlement of Turks in such an important region was literally unacceptable for Armenia.
Khojaly was also a city that welcomed Azerbaijanis who were forcibly expelled from Armenia, a historical Turkic land, as a result of the policy of genocide and deportation pursued by Armenians against Azerbaijani Turks at various times. In the late 1980s, when Armenians started land claims, negative attitudes and pressure on Azerbaijani families living in Khankendi resulted in their forced eviction from the city. Thus, the families expelled from Khankendi also began to live in Khojaly.
Khojaly has been under blockade since October 1991.. Khojaly has been under blockade since October 1991. On October 30, communication with the city by land was cut off, leaving the helicopter as the only means of transport. The last helicopter left for Khojaly on January 28, 1992. The only transport connection with the city was cut off after a civilian helicopter was shot down over Shusha, killing 40 people.
Electricity supply to the city has been suspended since January 2. Since the second half of February, Khojaly has been under siege by Armenian armed forces, attacked daily with artillery and machine guns.
According to the information of that time, an armed group of about 515 people, 3 “Alazan” missiles, 10 armored vehicles, 3 infantry armored vehicles and several tanks were placedin the Armenian-populated villages such as Dashcheshme, Mehdikend, Ballyja, Hasanabat, Piramaki, Noraguh and Mirzajan, which surround Khojaly on four sides.
Khojaly resident Nabiyev Niftali Ibad oglu said about the situation in Khojaly at that time: “As Khojaly was fired upon by Armenians with various weapons, the locals were always in fear. Due to the closure of the road, no transportation was carried out in the last 3-4 months. As a result, Khojaly was completely enslaved”.
On the night of February 25-26, 1992, Armenian armed forces bombing Khojaly, with the support of the 366th Motorized Infantry Regiment of the former Soviet Union, laid siege to the city from three sides. The city came under heavy fire from helicopters and heavy armored vehicles on February 25 at around 10 p.m. After two hours of firing from Alazan-type anti-aircraft guns, troops entered the city with tanks and artillery. During the attack, soldiers of the 366th Regiment moved from the direction of Khankendi, Russian-Armenian armed forces in the rear and more than a thousand armed bandits from the direction of Askeran.
Khojaly’s defense against the attack was very limited. The city’s defense consisted mainly of local defense army equipped with hunting weapons, police and soldiers of the national armed forces. In addition, the Khojaly people, concerned about the massacres of Turks in Karabakh, set up a local defense unit of 150 people on 15 November 1991. But this union also had limited capabilities and light weapons. The reason for this was the decision of the Soviet leader Mikhail Gorbachev on July 25, 1990 to collect all weapons, including hunting weapons in the hands of the civilian population in Karabakh, as in all regions of Azerbaijan. Thus, both the local population and the formed local defense unit did not have enough weapons. In such circumstances, it was almost impossible to defend Khojaly from any attack.
The remaining 2,500 Azerbaijanis in the besieged city had to leave the city, hoping to reach the center of Aghdam, a neighboring region inhabited by Azerbaijanis. However, most people did not achieve this goal. Because the Armenian armed forces and the soldiers of the motorized regiment, who destroyed the city, followed the people who were trying to escape to save their lives and killed them mercilessly. The main goals of the Armenian armed forces were to destroy the Khojaly region, to evacuate the Askeran-Khankendi road passing through this area and to seize the airport.
As the attack on Khojaly was from three directions, the people had to flee in the direction of Askeran. But later it turned out to be a trap.Near the village of Nakhchivanik, the unarmed people were cut off by Armenians and shelled.
Ramin Hasanov, who was only 10 years old at the time of the attack on Khojaly, describes what happened on that terrible night: “On the night of February 25-26, 1992, at around 11 o’clock, the Armenian and Russian armed forces besieged Khojaly. I was sleeping in clothes at that time. My mother said that Armenians attacked. We ran with the crowd to the basements of concrete houses and stayed there for several hours. Someone shouted that the city was on fire. Armenians were destroying the city. We left the basement and ran to the river. Looking back, we saw that Armenians were shooting unarmed people. We crossed the river and took refuge in the forests and mountains”.
Unarmed people trying to escape were either killed or taken captive by Armenians. Most of the people weakened in the snowy valleys and forests were brutally killed by Armenian militants in the Askeran-Nakhchivanik plain. Armenian militants tortured the people they killed, peeled off their scalps, cut off body parts, pulled out the eyes of babies, tore the bellies of pregnant women, buried or burned the men alive. On February 28, a group of people, including members of the national press, were flown by helicopter to the town of Khojaly, where the tragedy took place. Terrified by what they saw, journalists said there were bodies everywhere.
The scene that emerged after that horror in Khojaly on February 26, 1992 was also described by foreign media representatives. “New York Times” reporter Thomas Golz said: “What we saw in Khojaly was absolutely terrible. It was as if I was in hell. There were human corpses everywhere. I do not believe that people can do such a thing. Most of the bodies were in terrible condition. There was a body I saw that is still in front of my eyes. A pregnant woman’s abdomen was torn and her baby was removed”.
Another journalist, who witnessed the shocking scene, described the events in Khojaly in the following words: “Through pictures and videos, I announced to the whole world that 1,300 Azerbaijani Turks were killed by Armenian gangs in one day. The Khojaly massacre was an inexplicable atrocity.The then leadership and Ayaz Mutallibov tried to hide the incident from the public for four days. All of Azerbaijan was shocked by what happened. Many of those who managed to escape the Armenian knives and bullets – women, children and the elderly had their feet frozen when they managed to cross the snowy mountains and reach Agdam. Some had their legs amputated due to gangrene. It was as if the Armenians had committed all kinds of atrocities in order to intimidate.…The dead bodies were lined up in a 12-kilometer forest between Khojaly and Agdam”.
That night, the Armenians tortured the Azerbaijani Turks, which is difficult to describe and imagine, and committed one of the most horrible crimes in the history of mankind.
According to official statistics, 613 Azerbaijani Turks, including 63 children, 106 women and 70 elderly people, were brutally killed during the Khojaly genocide. 56 of them were burnt alive, more than 1,000 people, including 76 children, were disabled as a result of severe injuries. 8 families were completely destroyed, 25 children lost both parents, and 130 children lost one of their parents. 1275 people were tortured and taken prisoner by Armenians. According to some witnesses, the death toll has exceeded 1,300.
Armenians also ignored the Geneva Convention with their atrocities. Nevertheless, the developed Western powers and the world powers ignored the massacre and no sanctions were imposed on the forces that carried out the massacre.
The events in Khojaly are recognized as “genocide” by Mexico, Hungary, Pakistan, Colombia, the Czech Republic, Bosnia and Herzegovina, Honduras, Peru, Sudan and the Organization of Islamic Cooperation.
Bringing the Khojaly genocide, one of the most horrific genocides in the history of mankind, to the world and its recognition by more countries has always been one of the priority issues for the Republic of Azerbaijan. Work and campaigns in this direction are still ongoing.
Armenian vandalism, reflected in various pages of history, has manifested itself in recent history too. Thus, during the 44-day war, which began on September 27, 2020 and resulted in the liberation of our ancient land of Karabakh, the Armenians once again revealed their terrorist identities by targeting the civilian population. In fact, this was not surprising for the people of Azerbaijan, who witnessed the killing of civilians and children even during the ceasefire, in other words, were aware of the nature of the enemy.
According to official data, during the 44-day war, 94 civilians were killed, 414 were injured, 512 civilian objects, 3410 houses and 120 apartment buildings were damaged by the Armenian army’s shelling of civilian settlements. Today, the souls of all our martyrs who died for Karabakh, all the civilians who fell victim to the Armenian atrocities, including the residents of Khojaly, are happy. Because our Karabakh has already been liberated from the enemy’s footsteps and occupation.
After that, the main task of every Azerbaijani is to convey to the world all the examples of Armenian savagery, including the historical realities, the Khojaly genocide, the terror of Barda and Ganja, and to pass this information on to future generations. Undoubtedly, the children of the land of fire, distinguished by their patriotism, courage and devotion to the national ideology, will be able to cope with this moral task.
The true nature of this terrible genocide, which took place in front of the eyes of the whole world, was revealed only after national leader Heydar Aliyev returned to political power in 1993. In February 1994, the National Assembly of the Republic of Azerbaijan gave a political and legal assessment to the Khojaly genocide.
In his address to the people of Azerbaijan on the occasion of the 10th anniversary of the Khojaly genocide on February 25, 2002, national leader Heydar Aliyev outlined the historical and political essence of this brutal massacre: “The Khojaly tragedy is a continuation and the bloodiest page of the policy of ethnic cleansing and genocide carried out by Armenian chauvinist-nationalists against Azerbaijanis for almost 200 years”.
At present, exposing the perpetrators of this genocide and informing the international community has been identified as one of the main directions of Azerbaijan’s foreign policy. As a result of the successful foreign policy of President of the Republic of Azerbaijan Ilham Aliyev, documents adopted by a number of international organizations have already indicated Armenia as an aggressor state. Steps have been taken to convey the truth about Khojaly to the world, to spread it in the international arena, as well as to give an objective assessment to this genocide.
The exhibition of photos and children’s drawings “Victims of Aggression” organized in Brussels on February 26, 2007 at the initiative of the Heydar Aliyev Foundation is a continuation of the work to convey these truths to the international community. In order to convey the truth about the genocide to the world community, the Foundation held commemorative ceremonies on February 19-26 of the same year in Istanbul and 25 other provinces of Turkey as part of the “Khojaly Week” program of events. In addition, the scientific conference “Khojaly genocide and the realities of 1915” held in Berlin on February 14, 2008 was extremely important in promoting the Khojaly tragedy in the international arena. With the support of the Heydar Aliyev Foundation, the anniversary of the Khojaly tragedy was celebrated in 2010 in more than 100 places around the world. A series of events dedicated to the genocide are carried out on the basis of propaganda materials prepared by the foundation. At present, commemorative events organized by the Heydar Aliyev Foundation on a large scale in different countries and aimed at spreading the truth of the tragedy is successfully continued within the framework of the Youth Forum for Cooperation and Dialogue (OIC GF) of the Organization of the Islamic Conference (now called the Organization of Islamic Cooperation) by Representation in the Russian Federation headed by Leyla Aliyeva.
The Khojaly tragedy is an international crime that stands in line with the world genocides and reveals the essence of Armenian terrorism as a whole. Much work must be done to convey this fact to the world and to future generations who are the destiny of Azerbaijan. The world must accept the Khojaly genocide along with such tragedies as Khatin and Nagasaki.
Armenian terrorism and genocide committed against our people must be studied and passed on to future generations. In fact, like a number of important issues related to our destiny, we are too late to bring to the attention of the whole world the acts of genocide committed against us for centuries, to pass these tragedies on to future generations, to introduce them our friends and enemies, to dispel Armenian myths.
But a lot has been done in this direction in recent years. National leader Heydar Aliyev signed a decree “On the genocide of Azerbaijanis” in 1998, bringing the crimes committed against the Azerbaijani people for centuries to the center of public and political thought.
As stated in this decree, “an ideological basis for slander and military aggression against the morale, national pride and self-esteem of the Azerbaijani people has been prepared, historical facts have been distorted and public opinion has been confused because the policy of genocide against our people has not found its political and legal value. The falsified Armenian history was raised to the level of state policy in order to create a basis for the growth of young Armenians in a chauvinistic spirit. Our new generation, brought up in the spirit of Azerbaijani literature and culture, which serves great humanist ideals, has been persecuted by extremist Armenian ideology.
Undoubtedly, the best way to prevent all this is to put aside unnecessary and harmful humility, to convey everything to our people, as well as to the whole world.
The truth about the Khojaly genocide, which is part of the policy of ethnic cleansing pursued by Armenian chauvinist circles against Azerbaijanis in the XIX-XX centuries, must be conveyed to the world community and foreign parliaments and this extremely serious war crime against the Azerbaijani people and humanity in general must receive its legal and political assessment at the international level.
We believe that this day is not far away. As a result of the policy pursued by the Azerbaijani state under the leadership of President Ilham Aliyev, our territories were liberated from occupation, and the murderers received their deserved punishment.
The Patriotic War, which began on September 27 under the leadership of Supreme Commander-in-Chief Ilham Aliyev, ended in a glorious victory. During the 44-day military operations, the Azerbaijani Army achieved a great victory, destroying the armed forces established by Armenia for 30 years. Every day of these 44 days is our glorious history.
President of the Republic of Azerbaijan, Supreme Commander-in-Chief Mr. İlham Aliyev: “Azerbaijan has restored justice, international law, stopped the occupation, the expression “Nagorno-Karabakh conflict” no longer exist”. Under the leadership of President Ilham Aliyev, in 44 days, Azerbaijan has achieved a victory that became legendary.
Months and years will pass, this war will not be forgotten. Books and textbooks will be written, and every Azerbaijani who took part in this war will be remembered as a hero. The next glorious page of the great military-political history of Azerbaijan has been written. A historic mission has been completed and the Karabakh problem has been resolved within the territorial integrity of our country in accordance with the requirements of international law. We are grateful to our victorious Supreme Commander-in-Chief, the brave Azerbaijani Army, and our brave sons who gave their lives for the Motherland!
Azerbaijan has once again proved that its unity is unshakable and eternal, both on the front lines and in the information war.

Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi 25 Şubat 2021

0

Gürcistan-Acara Özerk Cumhuriyetinin başkenti Batum’da 05.07.2011 tarihinden itibaren yayın hayatına başlayan ve yayın hayatının onuncu yılına giren, Türkiye temsilciliğini de Habergünebakış Sitesinin yaptığı(www.habergünebakis.com) Karadeniz Bölgesinin Türkçe-Gürcüce dilinde onbeş günlük olarak yayınlanan tek gazetesi olan ve Gürcistan-Batum, Artvin, Rize, Trabzon, Giresun’un Ordu, Samsun illerinde dağıtımı yapılan uluslararası “Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi”nin 87. sayısı çıktı. Kuşe kağıda baskılı, onbeşgünlük tirajı 4.000 ve 8-4 sayfa renkli olarak yayınlanmaktadır.

Tunceli’deki sevgi seli Ordu’da da devam ediyor

0

Gönül adamı ve ekol Ordu Valisi Tuncay Sonel Türkiye’de halka dayalı kamu yönetiminde herkesin örnek alması, yaptığı uygulamalardan ders çıkartılması gereken, Türkiye örneği bir mülki idare amiri ve yöneticidir.. Halka dayalı yönetimde mutlaka başarılı olmak için Vali Tuncay Sonel’i izlemek gerekir. Gerçekten halka dayalı, gönülden bir yönetim anlayışını gördüğünüzde duygulanmamak mümkün değildir. Vali Tuncay Sonel’e Tunceli’deki sevgi seli Ordu’da da devam ediyor. Ordu halkı; devlet-vatandaş işbirliğini sağladığı ve halka karşı yakın ve samimi ilgisinden dolayı Vali Tuncay Sonel’e teşekkür ediyorlar ve takdirlerini belirtiyorlar. Bu nedenle halka dayalı yönetimde başarılı olmak için mutlaka Ordu Valisi Tuncay Sonel’i iyi tanımak gerekir. Türkiye’de halka dayalı yönetimde başarıyı zirveye taşımıştır. Ordu Valisi Tuncay Sonel’i halka dayalı kamu yönetimindeki başarısından dolayı kendisini tebrik ve takdir ederek sizlere tanıtmaya çalışalım dedim;

Devletin her zaman sıcak şefkatini ve sıcaklığını göstermiştir
Çalıştığı yörelerde yetim ve öksüz çocukları tespit ederek, onlara mektup yazmıştır “Eğer anneniz veya babanız hayatta olsaydı, özlemini çektiğiniz, annenizden ve babanızdan almasını istediğiniz şey ne olurdu ?”sorusu üzerine tüm yetim ve öksüzlerin isteklerini yerine getirmiş ve onları böylece kayıt altına alarak, devletin her zaman sıcak şefkatini ve sıcaklığını göstermiştir. Yol yaparsınız, bina da yaparsınız ama siz eğer en uzak köy ya da mezradaki yetim ve öksüzü unutursanız, ona sahip çıkmazsanız, yaptığınız diğer işlerin hiçbir önemi yoktur diyerek bu konudaki hassasiyetini her ortamda dile getirmiştir.Tatlı dil, güler yüz masasıyla da hükümet konağına gelen vatandaşların, kamu hizmetlerinden daha etkin ve verimli faydalanabilmesi için her görev yerinde “Tatlı dil, güler yüz masası oluşturmuştur. Her fırsatta da güler yüzün ve tatlı dilin sermayesinin olmadığını ve vatandaşa böyle davranılması gerektiğini belirtmiştir.

Şanlıurfa- Birecik’te görev yaparken lastik ayakkabıya son projesini başlatmış
Özellikle Şanlıurfa- Birecik’te görev yaparken köy gezilerinde yırtık lastik ayakkabı ve çorapsız öğrencileri kış soğuğunda okula gelmelerinden dolayı etkilenerek lastik ayakkabıya son projesini başlatmış ve böylece 10.000 çocuğa 10.000 çift ayakkabı ve ayakkabı rengine uyumlu 10.000 çift çorap dağıtarak onlara devletin sıcaklığını göstermiştir. Çalıştığı yörelerde köylerden ilçe merkezine liseye gelen ve öğle yemeği sıkıntısı çeken gençlere düzenli olarak her gün dört çeşit ücretsiz öğle yemeği sunmuştur.Yeşil kuşak projesi ile de özellikle yöre ve ülke ekonomisine katkı sağlamak, köy yollarının çift taraflı yeşillendirilmesiyle görüntü güzelliğinin sağlanması için çalıştığı bölgelerin toprak yapısına uygun yüz binlerce fidan (ceviz, zeytin gibi) dikilmiştir
Cumhuriyetle yaşıt vatandaşların hatırlanması projesi
Oku kitabını, altınını projesiyle Trabzon-Of ilçe genelindeki tüm okullarda en çok kitap okuyan öğrencilere düzenli bir şekilde altın ve kitap ödülleri verilmiştir. Öğretmenleri aracılığıyla tespit edilen öğrencilerle ilgili yapılan programa her ay kendi alanlarında başarılı olmuş ünlü simalarla davet edilmiştir. Tayfun Talipoğlu, Savaş Ay, Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara, Rasim Özdenören, Ferdi Tayfur, Ediz Hun bunlardan bazılarıdır. Trabzon-Of ilçesinde Cumhuriyetle yaşıt vatandaşların hatırlanması projesi ile cumhuriyetle yaşıt dedeler ve nineler tespit edilmiş, onların evlerine ziyaretler yapılmış, onlara çeşitli armağanlar vererek onları şehit aileleri ve gazilerle yemekte buluşturmuştur.


Hatırlanmak bir gün değil her gün sakat ve özürlü vatandaşlar projesi
Gonca güllerimiz solmasın projesi ile okul öncesi eğitimin önemine binaen çalıştığı yerlerde bu konuya büyük önem vermiş, yeni anasınıfları açılmış, özellikle anneleri işin içine katarak onlara teşvik edici yüzlerce beyaz eşya dağıtmış ,bu çalışmada başarılı olan öğretmenler yurtdışı gezisi ile ödüllendirilmiş ve böylece büyük gelişmeler sağlamıştır.Trobzon-Of ilçesinde dört ay öncesine kadar %53 olan okul öncesi eğitim oranı bu çalışmalarla %93’e çıkmıştır. Hatırlanmak bir gün değil her gün projesi ile sakat ve özürlü vatandaşlarımızın sadece 3 Aralık Dünya Özürlüler Gününde değil, yılın 365 günü hatırlanması ve ilgi gösterilmesi gerektiğini belirterek, yine yüzlerce engelliye ulaşılmış ve onların tedavilerine başlanmıştır. Son iki ayda bu çalışmayı Trabzon-Of’ta da yaparak ilçe genelindeki 575 engelliye ulaşmıştır.


Tunceli’de güzel çalışmalar oluyor. Huzur içerisinde yaşıyoruz
Tunceli Valisi görev yaptığı dönemde yoğun girişimleri sonucu Tunceli’ye yatırımcılar gelmeye başladı. Bu girişimlrrin sonucu özel bir giyim markası şehirde incelemelerde bulundu. Yapılan çalışmaların ardından giyim markası Tunceli’de tekstil atölyesinde açmaya karar verdi. Tunceli Vali Tuncay Sonel’in başarılı çalışmaları sonucu Tunceli’de 400 kadın 29 Ekim 2017 tarihinde açılan tekstil atölyesinde çalışmaya başladı. Çalışan kadınlarla da Vali Tuncay Sonel’e desteklerinden dolayı teşekkür çiçeği verdiler. Atölyenin açılması nedeniyle Tuncelili kadınlar şunları söylediler; ” Burada evimizin yanı sıra hem şehrimize hem de ülkemize katkı sağlayacağız.Tunceli’de güzel çalışmalar oluyor. Huzur içerisinde yaşıyoruz. Şehrin en büyük problemlerinden birisi istihdam alanlarıydı, o alanlarda böylelikle oluşturuluyor. Tunceli için çalışmalarından dolayı Valimiz ve Belediye Başkanımız Tuncay Sonel’e teşekkür ederiz.”Tunceli’de devlet- vatandaş işbirliğini en üst seviyeye çıkardı. Tunceli’de yaptığı örnek çalışmalarla örnek bir turizm şehri haline getirdi. Vali Tuncay Sonel halka kurduğu iyi yakın ilgi sayesinde vatandaşların sevgisini kazanarak gönül adamı vali olarak anılmaktadır.
Emeği ile ekmeklerini kazanan esnaflarımız, bizim baş tacımızdır
Ordu’da görev başladığı günden itibarende, ilimizde yaptıkları üretimle, sağladıkları istihdamla, yarattıkları katma değerle, ilimizin ve ülkemizin ekonomisine önemli katkıları olan sanayi kuruluşlarını, işletmeleri ve esnafları her fırsatta ziyaret etmektedir.Eskipazar Mahallesinde bulunan Ata Sanayi Sitesine gelişinde, Ata Sanayi Kooperatifi Başkanı Ahmet Kovancı ve Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından karşılanan Vali Tuncay Sonel, 8 blok ve 256 dükkandan oluşan sitedeki esnafların tamamını ziyaret etti.Esnafların karşılaştığı sorun, sıkıntı ve kendisine ilettiği talepleri de dinleyen Vali Sonel, “Sanayi esnafımız gerçek emekçilerimizdir. Emeği ile ekmeklerini kazanan bu esnaflarımız, bizim baş tacımızdır. Onların karşılaştığı sorunları, sıkıntıları gidermek, taleplerini yerine getirmek, bizim öncelikli görevimizdir” diye konuştu.
Yaklaşık 600 vatandaşımıza iş, aş sağlayan bu sanayi sitemiz
Ordu Valisi Tuncay Sonel’i dükkanlarında gören bazı esnaflar şaşkınlıklarını gizleyemeyerek, “Sanayi sitemizde ilk defa bir vali gördük. Sizleri burada görmekten çok mutlu olduk. Bizleri ziyaret ederek, halimizi, hatırımızı sormanız bizleri çok duygulandırdı. Allah sizden razı olsun. Ayaklarınıza sağlık” diyerek, duygularını dile getirdiler.1982 yılından buyana sanayi sitesinde esnaflık yaptığını belirten kaporta ustası Ali Aydın, “Bir sanayi sitesinde ilk defa vali görüyorum. Bunca yıllık sanayi esnafıyım, bir valinin sanayi sitesine gelerek, tek tek esnafları gezdiğine ve hatırını sorduğuna şahit oluyorum. Bu inanılır gibi değil” diye konuştu. Kooperatif Başkanı Ahmet Kovancı’dan, sanayi sitesinin sorun, sıkıntı ve taleplerini dinleyen Vali Tuncay Sonel, “Ata Sanayi Sitemizdeki esnaflarımızın huzuru, rahatı için ne gerekiyorsa yapacağız. Yaklaşık 600 vatandaşımıza iş, aş sağlayan bu sanayi sitemizin sorunlarını en kısa sürede gidereceğiz” şeklinde konuştu.

Balıkçı esnafının ekmek mücadelesine yakından tanık oldu
Kumbaşı Balıkçı Barınağı içinde yer alan ve Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen Balık Hali’nde, balık komisyoncuları ile balıkçı esnafı arasında her sabah saat 05.00’de yapılan balık mezatına katılan Vali Tuncay Sonel, balıkçı esnafının ekmek mücadelesine yakından tanık oldu.
Sabah saat 05.00’te başlayan balık mezatına katılmak, rızkını kazanacağı balığı alabilmek için sabahın erken saatlerinde Balık Hali’ne gelen balıkçı esnafı, Vali Tuncay Sonel’i karşılarında görünce hem şaşırdılar, hem de mutlu oldular.
Sizin derdiniz, bizim derdimizdir. Kapımız sizlere her daim açıktır
Balıkçıların karşılaştığı sorun, sıkıntı ve taleplerini de dinleyen Vali Sonel, “Sabahın bu saatlerinde ekmeğinin, rızkının peşinde olan balıkçı esnafımız, bizim baş tacımızdır. İstedim ki sizlerle birlikte bu ortamı paylaşayım. Sizler, evinize ekmek götürmek için sabahın erken saatlerinde burada rızkınızı arıyorsunuz. Balığın durumuna göre bazen seviniyorsunuz, bazen de üzülüyorsunuz. Sizin derdiniz, bizim derdimizdir. Kapımız sizlere her daim açıktır. Bize düşen ne varsa seve seve yapmaya hazırız” diye konuştu. Sabahın alacakaranlığında Vali Tuncay Sonel’i karşılarında gören balıkçı esnafı ise, “Bunca yıllık esnafız, hayatımızda ilk defa balıkçı halinde bir vali görüyoruz. Bizi çok şaşırttınız Sayın Valim. Sizleri çok yakından takip ediyoruz. Güzel işler, güzel çalışmalar yapıyorsunuz. Ama buraya geleceğiniz hiç aklımıza gelmedi. Bizleri çok mutlu ettiniz. Allah sizden razı olsun. Sabahın bu saatinde yaptığınız bu ziyaret, bize verdiğiniz değeri gösterir. Allah ne muradınız varsa versin” diyerek, duygularını dile getirdiler.


Devlet-vatandaş işbirliği ile bugüne kadar 37 okul binasının yapımı
Ordu Valisi Tuncay Sonel’in, Ordu’da göreve başladığı günden itibaren eğitim alanında ihtiyaç duyulan okul binalarının Ordu’ya kazandırılması çabaları devam ediyor.Bir yandan depreme karşı dayanıksız ve riskli okul binalarının yıkılacak olması, bir yandan tekli eğitime geçebilmek için gerekli olan okul binalarının devlet-vatandaş işbirliği ile Ordu’ya kazandırılması için yoğun çaba sarf eden ve kısa sürede 41 okul binası yapımını hedefleyen Vali Tuncay Sonel, bu hedefine bir adım daha yaklaştı. Devlet-vatandaş işbirliği ile bugüne kadar 37 okul binasının yapımını Ordu’ya kazandıran Vali Tuncay Sonel, 38’inci okulun yapım protokolüne de imza attı.


Yetim ve öksüzü unutursanız, yaptığınız diğer işlerin hiçbir önemi yoktur
Görev yaptığı her yerde yetim ve öksüz çocuklarımıza ayrı bir önem veren, devletin şefkat elini çocuklara uzatan Vali Tuncay Sonel, Ordu genelinde tespit ettirdiği 2 Bin 112 yetim ve öksüz çocuğa birer mektup gönderdi. Vali Sonel, mektubunun sonuna da, “Eğer, annen ya da baban hayatta olsaydı özlemini çektiğin, annenden veya babandan isteyeceğin şey ne olurdu? Bunu da bana yazarsan çok memnun olacağım’ diye yazarak, çocuklardan isteklerini öğrendi. 2 Bin 112 yetim ve öksüz çocuğumuzdan gelen mektupları okurken kimi zaman hüzünlenen, kimi zaman da tebessüm eden Vali Tuncay Sonel, bilgisayar, bisiklet, telefon,tablet, genç odası, televizyon, çamaşır makinası, oyuncak,gitar, kitap seti ve yavru köpek gibi birçok talepleri olan çocukların isteklerini, hayallerini hayırseverlerin de desteğiyle yerine getirdi. Çocuklardan gelen istekler karşısında duygularını dile getiren Vali Tuncay Sonel, yetim ve öksüz evlatlarımızdan gelen mektupları okurken bazen hüzünlendiğini, bazen de tebessüm ettiğini belirterek, ”Yol yaparız, bina da yaparız ama siz eğer en uzak mahalledeki yetim ve öksüzü unutursanız, onlara sahip çıkmazsanız, yaptığınız diğer işlerin hiçbir önemi yoktur“ dedi.
Devlet-vatandaş işbirliğiyle güzel memleketimizin güzel insanlarına hizmet etmek
Vatandaş rahat olmalı, devletin güler yüzü ve şefkati vatandaşa gösterilmeli, esnaflar ayrım yapılmadan her fırsatta ziyaret edilmeli, vatandaşın acı gününde taziyesine gidilmeli, mutlu gününde ise mutluluğu paylaşılmalı, çocukla çocuk, büyükle büyük olunmalıdır. Türkiye’de örnek yönetim anlayışı sergileyen, gönül adamı, devlete ve millete hizmet etmeyi kendine ilke edinen, hizmet etmede üstün performans sergileyen, çalışkan Ordu Valisi Tuncay Sonel şöyle diyor;
“İşte böylesine güzel topraklarda, yüreğimizdeki sevdamız olan büyük ve güçlü Türkiye aşkıyla, biz duygusu, ekip çalışması ve devlet-vatandaş işbirliğiyle güzel memleketimizin güzel insanlarına hizmet etmenin onurunu ve mutluluğunun yaşıyoruz ve yaşayacağız.”

error: Content is protected !!