Pazar, Nisan 5, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 75

Amasya Üniversitesi Merzifon yerleşkesinde ağaç dikme etkinliği

0

Amasya Üniversitesi; Merzifon İktisadi İdari Bilimler Fakültesi ile Merzifon Meslek Yüksekokulu akademik, idari personeli, öğrencileri ve dış paydaşları Merzifon yerleşkesinde ağaç dikimi etkinliği düzenledi. Amasya Üniversitesi Rektörlüğü’nün konuyla ilgili olarak yaptığı açıklama şöyledir; “Merzifon İktisadi İdari Bilimler Fakültesi ile Merzifon Meslek Yüksekokulu akademik, idari personeli, öğrencileri ile dış paydaşları birlikte fidan dikimi etkinliği gerçekleştirdi. Doğaya sadece ağaç dikerek değil var olan yeşil alanlar korunarak saygı duyulur. İnsana ve doğaya saygılı bireyler yetiştirmek Amasya Üniversitesinin görevleri arasında olduğunu düşünüyoruz. Etkinlikte emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.”

Gürcistan-Kaspi Levan Dzamukashvili Karate Turnuvası

0

Gürcistan’ın Kaspi şehrinde bugün Gürcistan’ın farklı bölgelerinden 260 sporcunun katıldığı “Levan Dzamukashvili Karate Turnuvası” düzenlendi. Gürcistan Karate Federasyonu Başkanı Kakha Basilia, gelecek yıl için planlanan bu turnuva için Karate Kulübü “Kaspi”nin kurucusu Alexander Mandzulashvili’ye 5000 GEL’lik bir kupon verdi. Kaspi Gürcistan’ın Şida Kartli Bölgesinde bulunan bir şehirdir. Bölge olarak Kura Nehri yakınında bulunur ve Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e 48 km. uzaklıktadır.
დღეს, კასპის მუნიციპალიტეტში გაიმართა ლევან ძამუკაშვილის სახელიბის ტურნირი კარატეში, სადაც მონაწილეობა მიიღო საქართველოს სხვადასხვა კუთხის წარმომადგენელმა 260-მა სპორტსმენმა. საქართველოს კარატეს ეროვნული ფედერაციის პრეზიდენტმა, კახა ბასილიამ კარატეს კლუბი “კასპის” დამფუძნებელს, ალექსანდრე მანძულაშვილს გადასცა მომავალი წელს დაგეგმილი ტურნირისთვის 5000 ლარიანი ვაუჩერი.

Vatikan’ın gözü Kıbrıs’ta

0

Kıbrıs Rum Yönetimi, Türk ordusunu tek bir kurşun atmadan adadan atma ülküsüyle bir zamanlar savunmasız ve silahsız Kıbrıslı Türklere saldırırken, Türk olmaktan başka hiçbir suçu olmayan masum kardeşlerimizi kitleler halinde kurşuna dizip şehit ederken, bir amacı vardı: Kıbrıs adasının tümünü ele geçirmek. Ne var ki kendini aslan zanneden ama Barış Harekatında Mehmetçiğin önünden fareler gibi kaçarak sığınacak delik arayan Rum Milli Muhafız Ordusu, (RMMO) ne kadar silahlanırsa silahlansın buna gücünün yetmeyeceğini çok iyi biliyor.
Hatırlayınız; Rum Yönetimi Başkanı Glafkos Klerides 1992 yılında Avrupa Birliğine katılım başvurusunu yaparken “Arkamıza AB’yi alacağız ve Türkleri adadan atacağız” açıklamasını yapmıştı ancak aradan geçen 29 yılda Avrupa Birliği, üye devletler olan Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetiminin bütün baskılarına ve “Veto” tehditlerine rağmen, bunların uğruna Türkiye’yi karşısına almadı, almak istemedi.
Barış Harekatından hemen sonra Helen (Yunan) lobisinin çalışmaları ve ABD Helenlerinin Kapitol (ABD Meclisi) temsilcileri olan Menendez, Bisbirakis ve Joe Biden’in ortaklaşa sundukları “Türkiye’ye silah ambargosu” kararı 1975 yılında uygulamaya konduysa da ABD’nin çıkarlarına zarar verdiği gerekçesi ile 2 yıl sonra, Carter döneminde kaldırıldı. O gün, bu gündür ABD, kerhen Yunan lobisinin yanında gözüküyor ama Kıbrıs sorunu nedeni ile de Türkiye’ye karşı cephe almaktan hep kaçınıyor.
Kıbrıs Rum Yönetimi, AB’den, ABD’den ve yeni müttefiklerinden beklediği ilgi ve desteği bulamayınca yeni arayışlar içine girdi ve şimdi de Doğu Akdeniz’de kendine yeni müttefikler bulmayı, Türkiye’ye karşı bir cephe oluşturmayı denemeye başladı. Yanına İsrail, Mısır ve Ürdün’ü alıp aklınca Türkiye’yi sıkıştırmaya ve Kıbrıs konusunda taviz koparmaya çalıştı ama bu ülkelerin Türkiye’den uzun vadeli siyasi, ekonomik ve askeri çıkarları daha ağır basınca zoraki Kıbrıs Rum Yönetiminin yanında durmağa başladılar.
Gelelim Papa’nın ziyaretine; Kıbrıs Rum liderliği Hristiyanların dini lideri olan Papa’yı Güney Kıbrıs’a davet ederek, Vatikan Devleti ile ilişkilerini arttırmayı deniyor. Vatikan Devleti’nden Kıbrıs Rum Yönetimi topraklarında Büyükelçilik açması çağrısına, Vatikan Devletinin olumlu yanıt vermesi sonrasında dünyalar Rum lider Anastasiadis’in oldu. Hemen Bakanlar Kurulunu toplayıp, Vatikan Büyükelçilik binasının yapımı için Lefkoşa’nın güneyindeki (Türkçe okunuşu) “Eğlence” olan bölgede Vatikan Devletine arazi bağışında bulundu. Binanın yapımı tamamlanınca Baf Kapısı karşısında bulunan Papalık Temsilciliği ve Papa’nın Temsilcisi, Vatikan Büyükelçiliğinde, Büyükelçi olarak görevini devam ettirecek.
Bunun meali şu; Kıbrıs Rum Yönetimi aklınca tüm Hristiyan devletleri yanına almayı ve desteklerini kazanarak Türkleri Kıbrıs adasından atmayı, korsanca bir yöntemle ilan ettikleri ve kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri Münhasır Ekonomik Bölgeye (MEB) sahip olmayı planlıyor.
Aklıma bir dönem Katoliklerin (Papa’nın temsil ettiği Hristiyanlar) Ortodokslardan (Fener Patriğinin temsil ettiği Hristiyanlar) ölümüne nefret ettikleri geliyor…
Vatikan Devleti, Türkiye’yi Ortodokslara değişir mi, şüphelerim var…

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Amasya gezisi

0

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener 4 Aralık 2021 Cumartesi günü 16.00’da Amasya il merkezinde Yavuz Selim meydanında halka hitap eden bir konuşma yaptı. Daha sonra İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Amasya Kocacık Çarsısında esnaf gezisi ziyareti yaparak, onların düşüncelerini dinledi. İYİ  Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Amasya gezisine Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Koray Aydın ile Mali İşler Başkanı ve Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır’da katıldı

Amasya Valisi Mustafa Masatlı: “Amasya’da 500 hafız yetiştirmenin sevinci”

0

Amasya Valisi Mustafa Masatlı, Amasya genelinde hafızlık eğitimlerini başarıyla tamamlayan 500 hafız için düzenlenen, Hafızlık İcazet merasimine katıldı. Burada bir konuşma yapan Vali Mustafa Masatlı şunları söyledi;“Hafızlık eğitimlerini başarıyla tamamlayarak icazet almaya hak kazanan Kuran-ı Kerim aşığı gençlerimizi tebrik ediyorum. Hafızlığınız mübarek olsun. Asırlardır Türk İslam tarihine şahitlik eden, alimler, mutasavvıflar ve hafızlar şehri Amasya’mızda Kur’an ahlakı üzerine yetişmiş 500 gencimizin hafızlık icazetlerine hep birlikte şahitlik ediyoruz.
Kur’an-ı Kerim Yüce Mevla’mızın, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (SAV) zatında tüm insanlığa gönderdiği en önemli rehber ve yol göstericidir. Dinimizin yanı sıra güzel ahlak, örnek aile yaşantısı, miras hukuku ve sosyal hayattaki kurallarımız gibi sayısız insani değeri de Kur’an-ı Kerim bizlere öğretmektedir. Bu sebeple, Yüce Allah’ımızın evrensel mesajlarını insanlığa ulaştıran Kur’an-ı Kerim’i okumak, anlamak ve yaşamımızın her anında uygulamak, iyi bir insan ve halis bir mümin olmanın olmazsa olmazıdır. İslam’la şereflendikten sonra milletimiz de, Kur’an ahlakına ve Peygamberimizin sünnetine sıkı şekilde sarılmış ve özellikle de Kur’an-ı Kerim’i ezberlemeye yani hafızlığa büyük önem vermiştir.
Bizim geleneğimiz de Kur’an-ı Kerim okuyana ve özellikle de hıfz edene büyük bir hürmet gösterilmektedir. Zira yüce kitabımız içerdiği mesajlar ile kalplerimizi yumuşatmakta, gönüllerimizi sevgi ile doldurmakta ve bizlere dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını göstermektedir. Bizim anlayışımızda bir evde Kur’an okunuyorsa, orada bereket ve rahmet vardır. Bu hafız kardeşlerimiz de, rahmet ve bereketin hanelerimizde, şehirlerimizde, Ülkemizde ve İslam Coğrafyasında eksik olmaması için inşallah ömürleri boyunca Kur’an-ı Kerim okuyacaklar ve nice hafızların yetişmesine vesile olacaklardır. Bu ahlak ve anlayışla çocuklarımızı milli ve manevi değerlerimize bağlı olarak yetiştirdiğimizde Milletimizin ve devletimizin geleceğine de hizmet etmiş oluyoruz. Amasya’mızın köklü tarihi boyunca buradaki Medreselerde Kur’an ilmi tahsil olundu. Böylece Milletimizin maneviyatını oluşturan bu ahlak ve terbiye yüzyıllar sonra bizlere miras kaldı.
Amasyalıların Kuran’a hizmet için aşkla, şevkle gayret göstermesi, bizleri ayrıca bahtiyar etmektedir. Bu gayretin sonucunda bugün 500 kardeşimiz icazet belgelerini alacak ve Kuran’ı Kerim’in vaat ettiği, öğütlediği hayat nizamına sahip olarak milletimize ve tüm insanlığa hizmet etmeye devam edeceklerdir. Cenab-ı Allah’ın Kuran’ı Kerim’de Enfal Suresinde buyurduğu gibi: “Müminler o kimselerdir ki, Allah’ın adı anıldığında yürekleri titrer. Allah’ın ayetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca Rablerine güvenirler.”
İşte bu ayetlerden öğüt alarak, bu ayetlerin manasını derinden tefekkür ederek, bundan sonraki süreçte de Amasyalı hemşerilerimin Kuran’ı Kerim için çalışacaklarına, O’nu hayat rehberi bilerek, O’nun ahlak ve edebini yaşamlarında hakim kılacaklarına inandığımı da buradan ifade etmek istiyorum. Bu duygularla insanlık için hidayet kaynağı, inananlar için hayat rehberi, gönüllere şifa, ruhlara ferahlık veren, sözlerin en güzeli Kuran’ı Kerim’i ezberleyerek, icazet almaya hak kazanan kardeşlerimi, onları yetiştiren anne ve babalarını ve onlardan ilimlerini esirgemeyen hocalarını tebrik ediyor, hepinizi sevgi ve hürmetle selamlıyorum. Bu güzelliğe şahitlik etmemize vesile olduğunuz için Allah sizlerden razı olsun.”
Konuşmaların ardından icazet almaya hak kazanan hafızların icazet merasimi gerçekleştirilerek, hafızlık belgeleri verildi. Daha sonra hafızlar tarafından Kur’an-ı Kerim okundu. Program Reis-ül Kurra Mustafa Demirkan’ın yaptığı dua ve genç hafızalara hediyelerin verilmesiyle son buldu.

Koronavirüs hastalığı (COVID-19)

0
Coronavirus.

Yeni Koronavirüs Hastalığı (Covid-19), ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde Aralık 2019 ayının sonlarında solunum yolu belirtileri (ateş, öksürük, nefes darlığı) gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüstür. Salgın başlangıçta bu bölgedeki deniz ürünleri ve hayvan pazarında bulunanlarda tespit edilmiştir. Daha sonra insandan insana bulaşarak Vuhan başta olmak üzere Hubei eyaletindeki diğer şehirlere ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer eyaletlerine ve diğer dünya ülkelerine yayılmıştır.
“Sadece birkaç ay öncesinde, dünyanın içinden geçmekte olduğu muazzam değişimi hiç kimse tahmin edemezdi. Hâlihazırda, tek bir milleti dahi teğet geçmeyen Covid-19 milyonlarca insana bulaştı ve şimdiye kadar yüzbinlerce can aldı. Bunun yanı sıra, uluslararası ve yurtiçi insan etkileşimi neredeyse tamamen durdu. Türkiye de dahil olmak üzere, bazı ülkeler pandemi eğrisini aşağı doğru çekmeyi başarmış olsa da, maalesef toplam aktif vaka sayısı artmaya devam ediyor. Şu veya bu şekilde, Covid-19 her birimizin hayatına tesir etti ve aklımıza gelen her şeyi etkiledi. Bütün ülkeler bu sürece dahil ve küresel işbirliğine şimdi her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Gerçekten, pandemi uluslararası sistemdeki bazı ciddi eksiklikleri ortaya çıkarırken, virüse karşı ortak mücadelemizi kesintiye uğratacak tartışmaları erteleyerek, bu kritik zamanı krizin üstesinden gelmek için birlikte çalışarak kullanmak zorundayız. Zaman, farklılıklarımızı bir kenara bırakma ve kafa kafaya vererek, hepimizin iyiliği için rekabet yerine işbirliğine odaklanma zamanıdır.”
Covid-19 krizinin üç temel etkisi ortaya çıkmıştır. Birincisi, küresel düzende meydana gelmiştir. Koronavirüs, pandemiye karşı mücadele edebilecek kurumları güçlendirmek suretiyle çok taraflı işbirliğinin iyileştirilmesini zorunlu kalmıştır. Krizden en çok etkilenen az gelişmiş ülkelere yardım etmek için, başta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) olmak üzere, ticaretin sürdürülmesini sağlayan kuruluşlara ve uluslararası finansman kurumlarına gereksinim duyulmaktadır. Covid-19 dikkatleri bir kez daha küreselleşme karşıtı tartışmalara çekmiştir. Bazıları bu krizin, devletleri daha savunmasız bir konuma sürükleyen küreselleşmenin sonucu olduğuna inanmaktadır. Bununla birlikte, küreselleşme karşıtlığı bu krizden önce de var olan siyasi bir tercihtir. Pandemi ve sonuçlarına karşı mücadele etmek için çok taraflı kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulacaktır.
Salgının ikinci etkisi, AB’nin yönetim tarzı ve bütünleşme süreci üzerinde görülmektedir. Kriz Avrupa yönetim mekanizmalarının güçlü ve zayıf yanlarını ortaya çıkarmıştır. Avrupa’da yetkiler, devletlerin elinde olmasına rağmen yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya adem-i merkeziyetçiliğe dayalı çok katmanlı bir hükümet sistemi içinde kullanılmaktadır. Bu durum devletlerin etkisiz veya savunmasız görünmelerine yol açabilmektedir. Bu yüzden, kriz birçok AB ülkesi için ekonomik ve sosyal açıdan gerileme riski oluşturmanın yanı sıra, Avrupa kurumlarının etkinliğinin ve krize karşı koyma mücadelesinde devletlere yardım etme kapasitelerinin sorgulanmasına da neden olmaktadır.
Covid-19’un üçüncü etkisi iç siyaset üzerinde olacaktır. Pandemiye karşı mücadelede otoriter rejimlerin demokrasilerden daha etkili olup olmadığı tartışması, ABD ve Birleşik Krallık dahil olmak üzere birçok demokrasinin salgına geciken müdahalesi sonucunda, Çin ve diğer otoriter devletler tarafından demokrasinin eksiklerine ve uyguladıkları otoriter önlemlerin başarısına ilişkin söylemlerini dile getirmek için kullanılmaktadır. Ancak, demokrasilerin otoriter sistemlere kıyasla daha zayıf ve daha az etkili olduğu doğru değildir. Tayvan, Japonya veya Güney Kore gibi demokratik ülkeler, vatandaşlarının özgürlüklerinden ödün vermeden Koronavirüs’e karşı etkili bir şekilde mücadele edilebileceğini kanıtlamışlardır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Koronavirüs pandemisine karşı mücadelesinde ilk aşamayı başarılı biçimde tamamlayarak ikinci aşamaya geçti. Bu dönem, “yeni normal”e kademeli dönüş sürecini başlatan “kontrollü sosyal hayat” olarak nitelendirilebilir. Karşı karşıya olduğumuz meydan okumanın boyutu ve şu ana kadarki başarı hikâyemiz, Türkiye’nin kurumsal ve operasyonel yeteneklerinin açık bir kanıtıdır. Türkiye’nin kapsayıcı sağlık sistemi, donanımlı hastaneleri ve yetkin sağlık çalışanları pandeminin başarılı biçimde üstesinden gelinmesinde etkili oldu.
Covid-19/ Koronavirüs pandemisi etrafındaki
Anlatıların ve dezenformasyonun kısa değerlendirilmesi
Bilgi çarpıtma, yanlış bilgiler dünya çapında çoğalmaya devam ediyor ve kamu güvenliği, sağlık ve etkili kriz iletişimi için zararlı sonuçlar doğurmaktadır. Bu bağlamda, çok farklı yanlış ve yanıltıcı haber biçimlerinin yanı sıra diğer bilgi hileli yönlendirme biçimlerini ayırt etmek önemlidir.
Örneğin, AB üye devletleri ve komşu bölgelerde, yabancı devlet kontrolündeki medya ve sosyal medya kanalları da dâhil olmak üzere AB ve ortakları hakkında yanlış sağlık bilgilerini ve dezenformasyonu teşvik eden koordineli kampanyalar yürütmektedir.
Covid-19 ile ilgili dezenformasyon, propaganda ve diğer faaliyetler
Farklı yanlış bilgilerin, yanıltıcı haberlerin ve diğer hileli yönlendirme ve çarpıtma biçimlerinin çoğalmasını da gördük. Halk sağlığı üzerindeki vahim etkilerine rağmen, Rusya ve daha az ölçüde Çin de dahil olmak üzere çeşitli hükümetlerden resmi ve devlet destekli kaynaklar, hem AB’deki kamu kitlelerinde hem de daha geniş mahallerde komplo anlatılarını ve dezenformasyonlarını yaygın olarak hedeflemeye devam ettiler.
Covid-19/Coronavirus ile ilgili komplo teorileri ve yanlış veya yanıltıcı içerikler sosyal medya platformlarında yaygın olarak çoğalmaya devam ediyor. Avaaz sivil toplum örgütü, beş Avrupa dili ve Arapça’yı kapsayan bir analizde, “milyonlarca facebook kullanıcısının hala koronavirüs hakkında büyük ölçekte zararlı yanlış bilgi üretme riskiyle karşı karşıya olduğunu” ortaya koydu.
EAS Stratcom, Çekçe, Almanca, Rusça ve Ukraynaca dahil olmak üzere dokuz AB ve AB dışı dilde ek bir analiz yaptı. Tüm dillerde, yanlış veya son derece yanıltıcı içerik, yerel bilgi kontrolörleri tarafından tespit edilmiş olsa bile viral olmaya devam emektedir. Toplu erişim rakamlarını hesaplamak imkânsız olsa da, ilgili içeriğin analiz edilen dil alanlarında milyonlarca kullanıcıya ulaştığını söylemek mümkündür.
Covid-19/Coronavirus ile ilgili yanıltıcı haber ve anlatıların halk sağlığı ve resmi kriz iletişimi üzerindeki etkisine dair paylaşımlar. 6 ülkedeki insanların üçte biri (Arjantin, Almanya, Güney Kore, İspanya, İngiltere ve ABD) son bir hafta içinde (15 Nisan’a kadar) sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarında Covid-19 hakkında “çok fazla” yanlış veya yanıltıcı bilgi gördüklerini söylüyor. İngiltere vatandaşlarının üçte biri votkanın el dezenfektanı olarak kullanılabileceğine inanıyor.
BBC’de yer alan bir habere göre, İran’ın Fars eyaletinde, alkol içmenin bireyleri virüse yakalanmaktan korumaya yardımcı olduğunu yönündeki asılsız bir iddia ile insanların koronavirüsten korunmaya çalışırken, endüstriyel güçte alkol içtikten sonra hayatlarını kaybettiği açıklanmıştır.
Covid-19’un yayılmasını kolaylaştırdığı iddia edilen 5G telekomünikasyon direkleri hakkındaki komplo teorileri, Hollanda, Belçika ve İngiltere’de çeşitli yerlerde telekomünikasyon personelinin vandalizmine ve kötüye kullanılmasına yol açtı. Artan rakamlar Berlin’de düzenli olarak “aşı çalışmalarını” protesto etmek ve Covid-19’un “basit bir gripten başka bir şey olmadığını” iddia etmek için yasadışı mitingler düzenliyor.
Covid-19/Koronavirüs krizi etrafında aşılar hakkında yanlış mesajlar vermek için benzer sömürücü çabalar görüyoruz. Bunlar genellikle hükümetlerin sosyal kontrolü sağlamak için zorla toplu aşılama ve nanoçipimplantasyonu uygulayacağını veya aşıların etkisiz veya düpedüz zararlı olduğunu iddia eden aşırı komplo teorilerini içerir.
Aşağıda bazı örnekler verilmiştir:
Covid-19 aşı yerine geleneksel tıpla tedavi edilebilir.
Pandemiden sonra, toksinler ve DNA değiştiren proteinlerle küresel bir aşılama programı hayatta kalan sayısal yoğunluk ve dağılımını etkileyebilir. Koronavirüs pandemisi aşı aracılığıyla mutlak sosyal kontrol sağlamak için kullanılabilir.Aşılar iyileştirmez; üretimleri yeni dünya düzeni gündeminin bir parçasıdır. Covid-19, zorla aşılama ve çipler yoluyla nüfusun tamamen kontrol edilebilir.
Özellikle ilgili ve kötü niyetli bir dezenformasyon kategorisi, Covid-19 / Coronavirus için sahte tedaviler veya tedaviler hakkındaki iddialarla ilgilidir.
Örnekler:
Sık el yıkama sizi Covid-19’dan korumaz.
Covid-19’u test etmeden tedavi etmek için hidroksiklorokin kullanarak kaybedecek bir şeyimiz yok.
Çinko koronavirüs öldürmeye yardımcı olabilir.
BigPharma ile işbirliği içinde batı medyası, Çin’de C vitamini ile Covid-19’un başarılı tedavisini görmezden geliyor.
Sağlıkla ilgili bir dezenformasyon kategorisi pandemiyi küçümsemeye çalışarak, örneğin ölüm oranının abartıldığını söyleyerek bunun bir aldatmaca olduğunu öne sürmeye çalışır. Bu mesajlar sık sık, vatandaşları üzerinde yersiz bir güç ve kontrol uygulamak için salgını bahane ettiklerini iddia ederek kurumlara ve hükümetlere olan güveni sarsmaya çalışıyor.
Örnekler:
Koronavirüs salgını ülkeleri faşist hijyen diktatörlüğüne dönüştürmek için abartılıyor.
Hükümetler koronavirüsün ölü sayısını abartmak için rakamlarla uğraşıyor.
Covid-19 krizi medya tarafından üretiliyor.
Covid-19 nedeniyle fazladan birinin ölüp ölmeyeceğini söylemek için henüz çok erken.
Koronavirüs ölüm rakamları önemsiz
Türkiye’de tespit edilen hesaplar arasında son dönemde dünyayı etkisi altına alan ve çok sayıda insanın ölümüne sebep olan, Türkiye’de de görülen Koronavirüs(Covid-19) ile ilgili olarak; algı ve provokasyon amacıyla gerçek dışı görüntü ve ses dosyalarını sahte hesaplar üzerinden yaymak suretiyle kamuoyunu endişeye düşürmeye, toplumu korku ve paniğe sevk etmeye, kişi ya da kurumları toplum nezdinde hedef göstermeye yönelik hesaplar tespit edilmiş ve gereken adli işlemler yapılmıştır.

Svalbard Küresel Tohum Deposu

0

Norveç ve Kuzey Kutbu arasındaki Kuzey Kutup Dairesi’nin yukarısındaki bir adada buzlu Plataberget Dağı’nın derinliklerinde, insanlığın geleceği için hayati öneme sahip bir kaynak bulunmaktadır. Bu kaynak Kömür, petrol ya da değerli mineraller değil, tohumlardır.
Norveç’te bir depoda dünyadaki bütün bitki tohumlarını muhafaza etmeyi amaçlayan bir projedir. Norveç’in Longyearbyen şehrinde, projesi 1983 yılından itibaren hazırlanmaya başlanan Nükleer patlamalara dayanıklı olarak tasarlanan depo’nun inşaatına 2006 yılında başlanmış, 2008’de yapımı tamamlanmış ve yaklaşık Dokuzmilyon dolara mal olmuştur. İnşaat mühendisi William George, kasanın tasarımı ile projenin yöneticisi olarak görev almıştır. Projeyi planlanandan sekiz ay önce teslim ettiğinde, diğer tarım projeleri hakkında kendisinden danışmanlık yapması da istenmiş ve o zamandan beri Orta Doğu, Avrupa, Hindistan, Meksika ve daha birçok projede yer almıştır. Norveç’in kuzeyinde Kuzey Kutbu’na yaklaşık 1300 kilometre uzaklıktaki bu yer, kumtaşı bir dağa 100 metre mesafede 130 metre aşağıya inşa edilen tohum kasası 2008 yılında faaliyete geçmiştir.
Svalbard Global Tohum Kasasında, doğal afet, hastalık veya savaş gibi dünya mahsullerine bir şey olması durumunda korumak için dünya çapında tarım ürünlerinden bitki tohumları yer almaktadır. Esasen, dünyanın en büyük tarımsal biyo çeşitlilik koleksiyonunu tutan büyük bir emanet kasasıdır. Kasa’ya Norveç ladin ve bir İskoç çamı orman ağacı türleri tohumlarının ilk teslimatta alınmıştır. Dünya çapındaki orman ağacı türlerinin genetik çeşitliliği, iklim değişikliği ve orman yönetimi faaliyetlerinin büyük orman ağacı türleri için önemli bir dizi faktörden etkilenmektedir. Popülasyonların parçalanması, tarıma zararlılar ve hastalıklar farklı öneme sahip diğer faktörlerdir.
Küresel Tohum Kasası, kıyamet veya küresel bir felaket durumunda kullanılmak üzere oluşturulan tohum rezervi “kıyamet günü” kasası olarak adlandırılmıştır. Dünyada her gün büyük ve küçük kıyametler yaşanıyor. Genetik materyal dünyanın her yerinde kayboluyor,” diyor CropTrust’ın Genel Müdürü Marie Haga.tesisin girişinin yakınında, karlı manzaraya karşı sert bir şekilde dışarı çıkan dikdörtgen bir beton kama, kıyamet günü takma adına uygun bir biçimde ürkütücü bir şekilde inşa edildiği görünüyor. Svalbard’ın kasanın yeri olarak seçilmesi uzaklığı içindir. “Yeryüzünde savaş ve terörün olduğu yerlerden, belki de başka yerlerde korktuğunuz her şeyden uzakta. Güvenli bir yerde yer almaktadır,” diyor kasanın günlük işleyişini denetleyen yönetici BenteNaeverdal.
Norveç hükümeti tarafından desteklenen proje, ABD, İngiltere, Almanya, İsviçre ve Kanada’nın devlet fonlarından yıllık yaklaşık 125 -150 bin dolar mali destek aktarılmaktadır. Olası bir küresel afet halinde yeryüzündeki bitki türlerinin korunarak yeniden ekilebilmelerine olanak sağlamayı amaçlamaktadır. Depoda yaklaşık Dörtmilyon adet tohum korunmaktadır. Depodaki havanın sıcaklığı tohumların en uzun süre korunabileceği sıcaklık olarak tespit edilen – 18 dereceye sabitlenmiştir. Ancak kıyamet günü kasası da iklim değişikliğinin yarattığı küresel ısınma tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. 2016 yılında eriyen buzulların neden olduğu sel, ambarın giriş tünelini kullanılamaz hale getirmiştir. Norveç hükümeti, yaşanan sorunların tekrarlanmasına engel olmak ve tohum deposunu geliştirerek daha korunaklı hale getirmek için 13 milyon dolarlık bir bütçe ayırmıştır. Kasa sıcaklık sensörleriyle donatılarak ısınmaya karşı, soğutma sisteminin devreye girmesi için ek soğutma sistemi de kurularak, tüm dünyanın tarımsal taban koleksiyonlarına sahip kasa dış etkilerden korunur hale getirilmiştir.
Tohumlar hareket ettirilebilir raflarda saklanarak, tohumun bilimsel isimleri ve barkodları da görünür ve okunur şekilde hazırlanmıştır. Tohum kasasında genetiği değiştirilmiş tohumların depoya konulmamış olması bilim adamlarının modifikasyon hakkında bir fikri olduğu için değil, orijinal örneklerinin korunması hedeflenmiştir. Svalbard kasası, sadece tohum eklemek veya geri almak için yılda iki kez açılmaktadır. Bu kasada zamanı geldiğinde bir gün hayvan dokularının da saklanabileceği söylenmektedir.
Kıyamet Günü Deposu, gelecek nesillerin “iklim değişikliği ve nüfus artışının zorluklarının üstesinden gelme” ihtiyacı duyması durumunda, bugün mevcut olan her önemli ürün çeşidini temsil eden milyonlarca tohumu güvence altına almayı amaçlamakla beraber, her zaman kıyamet gününe hazırlanmak olmadığı, doğal sorunlara karşı tohumların depolanması gerektiği belirtilmiştir. Bu doğrultuda “Etiyopya kuraklık yaşadıysa ve bazı ürünlerini kaybettiyse, kasadan tohum alabileceği ve arazilerini ekebileceği, ürün almaya başlayabileceklerini belirtmektedirler. Küresel Bitki Tohumu Kasası, yerel bir gen bankasının kaybedilmesi durumunda bitki genetik mirasını korumak olan Nuh’un Gemisi olarak tanımlanıyor. Suriye iç savaşı, 2015 yılında Svalbard Dünya Tohum Kasası’nda depolanan tohumların ilk kez kullanılmasına neden olmuştur. Saklanan tohumlar Suriye’de Halep yakınlarındaki kurak alanda Tarım Araştırmaları Merkezi’ne ait tohum bankasının zarar görmesiyle kullanılmış, ekilen tohumlardan yetiştirilen yeni tohumlar Kıyamet Günü Kasasına geri iade edilmiştir
Yapılan bir basın açıklamasında, İsviçre hükümetinin tarım araştırma merkezi Agroskop, Norveç’te yıldönümü kutlamalarına katılan 23 gen bankası arasında olduğu,İsviçre hükümeti,Agroscopenında diğer gen bankaları gibi bitki genetik çeşitliliğini korumak için Svalbard Global Seed Vault ile işbirliği kapsamında, 14.03.2018 tarihinde dünyanın dört bir yanından bir milyondan fazla tohum çeşidinin mükerrer olarak depolandığı, Küresel Bitki Tohumu Kasası’na onuncu yıldönümünde 719 bitki örneği içeren iki sandık gönderdiği belirtilmiştir. Alüminyum paketlerde korunan numunelerde eski ve yeni buğday çeşitlerinden tohumlar, triticale (buğday ve çavdar melezi), yulaf, çavdar, arpa ve spelt bulunuyordu. Ayrıca, Svalbard mağazasını zenginleştiren ilk İsviçre tıbbi ve aromatik bitkileri olan iki adaçayı çeşidi ve bir İtalyan maydanozunun bulunduğu açıklanarak, İsviçre’nin Agroscope Gen Bankası’nın bir asırdan daha eski olduğu ve 120 yıl önce toplanan çeşitlerin hala korunmuş olduğu belirtilmiştir.

İskandinav konsorsiyumu tohumları kasaya ilk girenler olmakla birlikte, gelecekteki girişlere diğer ülkelerinde katkıda bulunulacağı, Svalbard kasasına gelen tohumlar arasında Soya fasulyesi, arpa, mercimek, sorgum ve ABD Tarım Bakanlığı (USDA) yetkililerinin katkıda bulunduğu buğday örneklerinin yanı sıra Africa Rice’den yaklaşık 2.500 pirinç örneklerinin de yer aldığı belirtilmektedir.
Kıyamet Günü kasası, 2019 yılından beri ilk önemli güncellemesini yapmaya başladı. Son yapılan geliştirme çalışmalarından sonra önümüzdeki günlerde 36 farklı gruptan alınmış 60 binden fazla tohum örneği depoda saklanmaya başlanmıştır. Sürdürülebilir tarım ve türlerin korunması için kritik öneme sahip tohum deposu, şimdilerde iklim değişikliği karşısında önemli bir rol üstleniyor.
Bir gelişmeye göre kâr amacı gütmeyen bu oluşuma Tayland, ABD ve İrlanda’daki tarım departmanlarından katkı sağlandığı, ayrıca Kosta Rika, Etiyopya ve Lübnan’daki üniversiteler ve araştırma merkezlerinin de katkı sağladığı edinilen bilgiler arasındadır. Aslında birçok ülkenin, kendi tohumları için gen bankası kurma çalışmaları yapıyor. Ancak herhangi bir şekilde kendi depolarında bir sorun ile karşılaşma ihtimaline karşı ülkeler, tohumlarını yedek olarak bu tip merkezlere de gönderdikleri, şu an için dünya genelinde iki bine yakın bu ve buna benzer gen bankası olduğu bilgisi bulunmaktadır.
Öncelikli tehdit iklim değişikliği, şu an için öncelikli kaygılarının iklim değişikliği olduğunu vurgulayan uluslararası kar amacı gütmeyen kuruluş CropTrust başkanı HannesDempewolf, bu tip depoların farklı çalışmalara da imkân sağlayacağını belirterek, bu ve buna benzer tohum deposu olarak görev yapan oluşumların türlerin korunmasını sağlayacağı gibi, ilerleyen dönemlerde yeni türlerin oluşturulmasında da önemli bir rol oynayabileceğini ifade etmiştir. Hiç şüphesiz depolanan tohumlar arasında öncelikli olarak farklı mısır çeşitleri kendini gösteriyor. Yapılan açıklamalara göre dünyanın farklı noktalarında yer alan çeşitli mısır tohumlarını depolayan bu tesisler, ayrıca tarihin korunması adına da ek bir görev üstlenmiş oluyor.
Svalbard’ın kasanın yerinin seçilmesinin uzaklığı dışında, yapılan bir araştırmaya da değinmek faydalı olacaktır.
Kışın yirmidört saat karanlık ve kutup ayılarının sürekli tehdidiyle uğraşmanın yanı sıra, Norveç’in uzak Longyearbyen kasabasında yaşayan 2.000 kişi de çok garip bir yasaya uymak zorunda: Orada ölmek yasa dışı. Norveç anakarası ile Kuzey Kutbu arasında Norveç’in Svalbard takımadalarında yer alan Longyearbyen, o kadar soğuktur ki, yerel halkın soğuk hava nedeniyle mezarlıkta cesetlerin çürümediğini keşfettiği 1950’den beri orada ölmek yasa dışıdır.Aslında, bilim adamları 1918 grip salgınında, 1998’de ölenlerin cesetlerini mezardan açtıklarında, ölümcül virüsün canlı örneklerini almayı başarmışlar. Çoğunlukla Cole madencilerinin yaşadığı yerel halk, cesetlerin çürümediğini tespit ettikten sonra yayılabilecek hastalıkların önüne geçmek için daha fazla insanın yerel mezarlığa gömülmesini yasadışı hale getirdi.
Beş milyon kadar tohum çeşidini barındırmak için inşa edilmiş, en aşırı koşullarda, büyük bir felaketin güvendiğimiz bitkileri yok etmesi durumunda, kasanın küresel tarım için bir kıyamet günü” deposu olarak hareket etmesi amaçlanmıştır. Ancak bu, çeşitliliğin bugün zaten var olan tehditlerden korunmasında temel rol oynuyor.” “Bitkiler her zaman adapte olmuşlardır. Buğday Orta Doğu’da doğuyor ve şimdi tüm dünyada yetiştiriliyor, ancak buğdayın Orta Doğu’dan Kanada gibi bir yere taşınması binlerce yıl almıştır. Günümüzde temel sorun, iklim değişikliğinin bitkilerin adapte olduğundan daha hızlı gerçekleşiyor olmasıdır.” “Gen bankaları müze değildir,”
“Mahsullerimizi geliştirmek veya doğrudan tarımda kullanılmak üzere yetiştiriciler ve çiftçiler tarafından kullanılacak malzemelerin korunduğu yerlerdir.” Ve Svalbard bu rasyonel sistemde çok önemli de olsa sadece bir unsurdur.

Karadeniz Bölgesinde en büyük ihracat Trabzon’dan

0

Trabzon Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği(DKİB)’nin “Karadeniz Bölgesinden Rusya Federasyonu’na en fazla ihracatı Trabzon ili gerçekleştiriyor”konulu yazılı açıklaması şöyledir; “Yılın ilk 10 ayında Karadeniz Bölgesinden Rusya Federasyonu’na 276 milyon 21 Bin 832 $ tutarında ihracat gerçekleşmiş olup, 10 aylık dönemde Bölgeden Rusya Federasyonu’na yapılan ihracatta %38 oranında artış yaşanmıştır. Karadeniz Bölgesi illerinden Rusya Federasyonu’na en fazla ihracat yapılan il olarak Trabzon’dan Ocak-Ekim döneminde Rusya’ya 148 milyon 223 bin 900 $ tutarında ihracat gerçekleştirilmiş ve %27 oranında ihracat artışı yaşanmıştır. Karadeniz Bölgesinden Rusya’ya yapılan ihracatta birinci sırada yer alan Trabzon ili toplamda Karadeniz Bölgesi’nden Rusya’ya yapılan ihracatın % 54’lük kısmını tek başın gerçekleştirmekte olup, Trabzon ilinin bu başarısı yaklaşık 30 yıldır devam etmektedir.
Ülkemizden de yılın ilk 10 ayında Rusya Federasyonu’na yapılan ihracatta % 33 oranındaki artışla 4 milyar 222 milyon 446 bin 231 $ olarak gerçekleşmiştir.
Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Kalyoncu; 2021 yılı ilk 10 ayında Karadeniz Bölgesinden Rusya Federasyonu’na yapılan ihracatın artış trendini sürdürdüğüne değinerek, aynı dönemde Karadeniz Bölgesinden Rusya’ya en fazla ihracatı Trabzon ilinden gerçekleştiğini ve Trabzon ilinin toplam ihracatın % 54 lük kısmını tek başına gerçekleştirdiğini belirtti.
Trabzon ilinden Rusya Federasyonu’na en fazla ihraç edilen ürünlerin yaş meyve sebze ürünleri, fındık ve balık olduğunun altını çizen Kalyoncu, bu ürünler yanında son yıllarda inşaat malzemeleri, makine aksamı ve tüketim ürünleri ihracatının da her geçen gün gelişme gösterdiğini belirtti.
Trabzon ili yanında Rize ilimizden de son yıllarda Rusya’ya yapılan ihracatta önemli artış kaydedildiğini ve Rize ilinin bölgeden Rusya’ya en çok ihracat gerçekleştiren 3’üncü il konumuna yükseldiğini belirten Kalyoncu; ülkemizden Rusya Federasyonu’na en fazla işlenmiş alabalık ihraç edilen ilin de Rize olduğunu ifade etti.
Gerek ürün çeşitliği ve gerekse hacim olarak bölgeden Rusya Federasyonu’na yapılan ihracatın yılı artış trendi ile kapatacağından ümitli olduklarını ifade eden DKİB Başkanı Saffet Kalyoncu, önümüzdeki dönemde de hedef pazarımız olan Rusya Federasyonu’na ihracatımızın daha üst noktalara ulaşması için ticarette yaşanan sorunların çözüme kavuşturulmasının çok önemli olduğunu ve bu sorunların çözümü ile ikili ticaretin karşılıklı olarak hedef konulan rakamlara kısa sürede ulaşacağını belirtti.”

Amasya kuru soğan üreticilerine müjde. Toplantıda ihracat girişimi önerisi

0

Amasya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulunun Amasya’nın Suluova ilçesinde “Kuru soğan” konulu düzenlediği toplantı sonucu yaptığı yazılı açıklama şöyledir;
“ Kuru soğan üreticilerinin ciddi sorunlar yaşadığını belirten İl Koordinasyon Kurulu Başkan Vkl. Sn. Adnan Öksüz ; “ Planlı üretim yapılmaması ve bu yıl yaşanan rekoltedeki artış, geçen yılki ihracattaki kapanmayla yaşanan pazar kaybı, çiftçilerimizin kuru soğanının elinde kalmasına sebep oldu. Kuraklığın yıkıcı etkileri ve başta gübre olmak üzere , girdi fiyatlarının anormal artışı tarımsal üretimi olumsuz etkiledi ”dedi.
Amasya İl Koordinasyon Kurulu Başkan Vkl. Sn. Adnan Öksüzsoğan üreticilerinin yaşadığı sorunlara dikkat çekerek yaptığı basın açıklamasında , “Yerel ve Ulusal Basınımızın güzide temsilcileri, davetimize katıldığınız için teşekkür ederiz. Bilindiği üzere konumuz soğan.
Bizler ne Devlete ne Hükümete muhalif değiliz. Bilinmesini isteriz ki biz siyaset üstü bir kurumuz. Ne hükümetle, ne de başka bir siyasi parti ile sıkıntımız yoktur. Tek derdimiz ülkemizin gıda ihtiyacını üretip, ülkemizin müreffeh ve yaşanabilir bir ülke olmasını istiyoruz. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de küresel ısınma ile birlikte büyük bir kuraklık yaşanmaktadır.
Bundan ülkemiz ve bölgemiz nasibini almıştır. Buna bağlı olarak çiftçilerimiz, pahalılığa , kuraklığa ve pandemi süresine rağmen gıda üretimine devam ediyor. Ülkenin gıda ihtiyacını bir an olsun durmadan, dinlenmeden, her şeye rağmen karşılamak için var gücü ile çalışmaktadır. Ülkemizde günlük soğan ihtiyacına bakıldığında 1.700 – 2.000 ton soğan tüketilmektedir. Bölgemizde bu yıl ki üretim 200 bin ton üzeri seyretmektedir. Diğer illere bakıldığında 2 milyon tonu geçmektedir. Buda gösteriyor ki ülkenin ihtiyacı olan 2.000 ton x200 gün olarak hesaplandığında 400 bin ton harcama ihtimali mevcuttur. Bu durumda 1.5 milyon ton soğan fazlası ivedilikle ihracat edilmesi şart olmuştur. Aksi taktirde dökülecek soğan da 750 – 800 milyon gibi bir maddi kayba uğranması, ülke ekonomisine ve bölgemiz çiftçisine geriye dönülmesi imkansız bir hasar oluşturacaktır.
Ülkemiz çeşitli dünya devletlerinde Büyükelçilik, ticaret ataşeliği gibi kurumlara milyonlarca finansman aktarıp, bu kurumları oralarda istihdam etmektedir. Bu vesile ile ivedilikle ticaret ataşeliğimizin devreye girip, hangi ülkeye soğan ihtiyacı var ise ihracat edilmesi için girişimlerde bulunmaları zaruri olmuştur.
Bu bağlamda İlimize bakıldığında; Suluova 14.870 ton, Merzifon 90.000 ton, Gümüşhacıköy 56.000 ton, Göynücek 10.000 ton ve Amasya da 35.000 ton toplamda 205.870 ton soğan üretilmiştir. Çiftçilerimiz işçilik maliyetini dahi karşılamadığı için bazı bölgelerde ürünleri tarlada bekletiyor. Bazı bölgelerde ise tarladaki soğanlar çiftçilerimiz tarafından sürülmeye başlandı. Dönüme üretim maliyeti 1 ton / TL olan soğan 30 kuruşa kadar düşmüştür. Tabloda görüldüğü gibi mevcut hali ile bile geriye dönüşü çok zor olan bir zarar meydana gelmiştir. Üreticilerimizin yaşadığı sorunlar dikkate alınarak, pazarlama sorunlarının çözümüne katkı sağlaması açısından kuru soğan için ihracat desteği verilmesi ve ivedilikle ihracat edilmesi büyük önem arz ediyor.
İhracatta kaybedilen pazarların kazanılması, piyasadaki belirsizlik ve düşük fiyatlar için Devletimizin bu konu ile ilgili çalışma yapacağına inancım tamdır.” Düzenlenen basın açıklamasına; Suluova Ziraat Odası Başkanı Adnan Öksüz, Merzifon Ziraat Odası Başkanı Erkan Aktaş, Gümüşhacıköy Ziraat Odası Başkanı  Mehmet Canıbek, Göynücek Ziraat Odası Başkanı Erdoğan Bayburtlu, Taşova Ziraat Odası Başkanı Hasan Dikmen katıldı.

Dünyada hoş bir seda bırakıp giden babam Prof. Dr. Hakkı Atun

0

Rahmetlik Babam Prof. Dr. İbrahim Hakkı Atun bundan tam 12 sene evvel ebediyete göç etti. Kendisi gitti ama kurucusu olduğu Van 100. Yıl Üniversitesi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Elazığ Veteriner Enstitüsü, Pendik Veteriner Enstitüsü gibi bilim yuvaları, KKTC’nin Üniversiteler adası olmasının fikrini ortaya atması ve adadaki eğitim kıvılcımını çakması gibi eserleri bu dünyada kaldı. Belli ki uzun bir müddet daha kalmaya da devam edecek.
Herkesin babası kendine kıymetli ve özel ancak benim babam yokluk yıllarının Kıbrıs’ında, canını dişine takarak tek başına yollara düşmüş bir adam…
Karpaz’ın Ergazi (Ovgoroz) köyünde 1 Ocak 1916 sabahı,zorlu koşulların hüküm sürdüğü yıllarda doğmuş babam… Hayata tutunmayı başaramamış 12 kardeşten, hayatta kalabilenlerin 2’ncisi… Sonradan 3 kardeşi daha olmuş. Hepsi de erkek…
Babası, Karpaz bölgesinin imamı ve hocası olan, rahmetlik dedem Mehmet Rifat Efendi. Annesi ise ev hanımı rahmetlik Ayşe nenem. Evleri dönemin yapı sistemine göre güzel inşa edilmiş, tavanı mertek üzerine tahta kaplama, onun üzerine de ince bir betonun döküldüğünü düşündüğüm büyükçe bir ev. Bahçesinde içinde bir kere yıkanma şansını elde ettiğim kocaman bir küp, ayrı bir binada samanlık ve ayrı bir kümes. Çocukluk yıllarımda kümesteki tavuklar ve horozlar benim arkadaşımdı. Çok iyi anlaşırdım onlarla. Küçükbaş hayvanların barındığı ağıl tam olarak neredeydi hiç hatırlamıyorum. Sayısını hatırlayamadığım kadar zeytin ve harup ağacı ile içinde arpa ve buğdayın yetiştiği, yanından derenin de geçtiği dönümlerce de tarla vardı. Kantara’dan akmaya başlayan dere, dedemin tarlasının yanından geçerdi. Yazın çalıdan siciler (eşek arısı) için ölümcül bir silah hazırlar, sici avına çıkardık dere kenarında. İngiliz Sömürge yönetimi sici başına 2 kuruş verirdi o dönemlerde. İki tane siciye bir tane Kit Kat çikolata alırdık rahmetlik Mustafa amcamın dükkanından. İyi paraydı bakır bir kuruşlar o dönemde.
Babam, Lefkoşa’daki İslam Lisesinde öğretim görüyordu. Anlattığına göre iyi bir öğrenciydi. Liseyi birincilikle bitirdiğini söylerdi hep bana. Kıbrıs Türk’ü olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin yatılı bursunu kazanıp üniversite eğitimi için Kıbrıs’tan çıkıp Türkiye’ye gittiği yıl 1936. Yol ve ilk aylardaki geçim parasını karşılamak için, dedem ve nenem birkaç tane küçükbaş hayvan satarak cebine üç beş kuruş koymuşlar ve dualarla Larnaka’dan babamı yolcu etmişler. Uzun bir gemi yolculuğu, sonra da kara trenle Ankara’ya ulaşmaya başarmış babam bu çetin yolculuğun sonunda. Gemi, köy rammisi (otobüsü) gibi, her durağa uğradığından Türkiye’ye haftalar sonra varabilmiş.
Şansa bakın ki Ankara Üniversitesi’nde eğitime başlayan babam, Atatürk ile karşılaşma şansına sahip olmuş, hem de birkaç kez. Yatılı okul dışındaki yaşam giderlerini karşılayabilmek için çeşitli işler yapmış. İkinci Dünya savaşı çıkınca Türk Silahlı kuvvetlerinde teğmen olarak Edirne’de, Bursa’da ve Kırıkkale’de görev almış. Savaş bitince ABD’nin açtığı burs sınavlarını kazanarak ABD’ye gitmiş ve yüksek lisansını orada tamamlamış.
Kısa bir müddet sonra ünlü Squibb firması Laboratuvar şefi olan babam, “Amerika’da kal bizde çalış” önerisi ile yüksek bir maaşlı iş teklifinde bulunmuş. Babamın “yatılı okudum Türkiye Cumhuriyeti devletine borcum var” demesi üzerine “biz borcunu sonuna kadar öderiz, merak etme” yanıtını almışsa da “Ben ABD’de kalırsam benden sonra Türkiye’de üniversite tahsili yapmak isteyen Kıbrıslı Türklere beni bahane edip belki bir daha burs vermezler” düşüncesi ile bu teklifi nazikçe geri çevirmiş ve Türkiye’ye geri dönmüş. Bu dönüş başarı basamaklarının da kapısını açmış babama.
Türkiye’ye geri döndükten sonra, 1952 yılında sonradan adı “Elazığ Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsü”nü (EVKAE) olarak değiştirilmiş olan “Elazığ Bakteriyoloji ve Seroloji Enstitüsü”nü sıfırdan kurmuş babam. EVKA Enstitüsü kurulduğu günden itibaren Doğu Anadolu’nun, daha doğrusu Ortadoğu’nun en önemli araştırma enstitüsü olmuş. Halen daha bu sıfatı gururla taşımakta.
O dönemde birkaç parça laboratuvar aletinin uluslararası patentini de almış babam. Bunlardan en ünlüsü “Atun pensi.” Doğu Anadolu’ya en önemli armağanlarından bir tanesi de Türkiye’ye özgü “Şap” hastalığının doğru teşhisi ve enstitüde gerekli aşılarının üretilmesi. O dönemde bir ilk olmuş Türkiye Cumhuriyeti’nde aşı üretmek, özellikle de Şap (Antrax) aşısı.
Elazığ’dan sonra tayini “İstanbul, Pendik Veteriner Enstitüsüne” çıkınca bu sefer fırsat bu fırsat deyip “İstanbul Tıp Fakültesine” öğrenci olarak yazılmış ve tıp eğitimine başlamış. Hocası bile şaşkınlıktan dilini yutmuş, kemikleri, doğru ve eksiksiz tanımlamasından dolayı…
Bir sonraki aşamada, kariyerindeki başarısından ve araştırmacı olmasından dolayı Ankara’ya tayini çıkmış, Ziraat Bakanlığı şube müdürü olarak. Tanıdığı yok, hiç kimsesi yok, politikaya hiç bulaşmamış, hiçbir siyasiyi tanımıyor ama basamakları da çalışkanlığı ile ardı ardına tırmanıyor rahmetlik babam.Babamın tahsil ve başarılarını duyanİngiliz Sömürge Yönetimi davet gönderip, ısrarcı olunca 1950’li yıllarda Kıbrıs’la mesleki ilişkisi başlamış babamın. Kıbrıs’taki bir salgın hastalık nedeni ile adaya çağrılan babam önce Lefkoşa’daki Laboratuvarın başına getirilmiş, sonra da adanın tüm ilçelerinde görev yapmaya başlamış.
Kıbrıs’tan sonraki görev yeri Irak. Irak’taki General Kasım hükümeti Türkiye’den ve Dünya Sağlık Teşkilatı’ndan salgın hastalık uzmanı isteyince babama Irak yolu gözükmüş ve babamın tayini Irak’a, Bağdat Üniversitesine çıkmış.Üniversite Laboratuvarının ve Patoloji bölümünün başkanı olmuş. Irak’ı kasıp kavuran bir hastalığın tam teşhisini koyması ve Fransa’daki Pastör Enstitüsü ile iş birliği içinde aşısını üretmesi kendisine tüm kapıları açmış Irak’ta. Ünlü bir kişi haline gelmiş.
Ankara’da Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın kurduğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi babamın peşine düşmüş. Dünya Sağlık Teşkilatı tayinini Hindistan’a çıkarmasına rağmen Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın “ününüz sizden evvel buraya ulaştı. Yarın Patoloji bölümünün başkanı olarak görevinize başlıyorsunuz, odanız hazırlanmıştır” diyerek Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nedavet etmesinden sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde göreve başlamış babam.
20 Temmuz 1974 tarihinde başlayan Mutlu Barış Harekatında babam Kıbrıs’tadır. Tıp eğitimindeki bilgilerini kullanarak Mağusa hastanesinde yaralıların tedavisine gönüllü olarak koşar. Mutlu Barış Harekatı’nda arşiv niteliği taşıyacak birçok değerli fotoğraflar çeker ve Mağusa’da yaşanan olayları ölümsüzleştirir.
Mutlu Barış Harekatı sonrasında Ankara’ya dönüşünde Kıbrıs Türk Kültür Derneği’nin Ankara’daki Genel Sekreteri olarak 1975 yılının ilkbaharında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit’le Kıbrıs’ta oluşturulan Türk bölgesinin geleceği ile ilgili görüşmeler başlatır. 1975 yılının Eylül ayında Başbakan Ecevit’e bir yazı göndererek KKTC’de kurulacak sanayinin üniversitelerden oluşacağını söyler ve KKTC’nin üniversiteler ülkesi olması için çalışmaların hemen başlatılmasını talep eder. Babamın ısrarlı girişimleri sonucunda önce Yüksek Teknoloji Enstitüsü, sonra da Doğu Akdeniz Üniversitesi kurulur ve babam Prof. Dr. Hakkı Atun, “Kıbrıs adasının üniversiteler adası olmasının fikir babası” olarak kayda geçer ve “üniversitelerin kurucu babası” olarak anılmaya başlanır.
Patoloji bölümündeki başarıları kendisine Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesinin (kurucu) Dekanlığını getirir. Birkaç yıl sonra da dönemin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kendisini “Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi”ni kurmakla görevlendirir. Yüksek Öğrenim Kurumu’nun (YÖK) kararından sonra Van Üniversitesini kurmak için yola çıkar ve Doğu Anadolu’nun en iyi üniversitesi olan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ni kurarak Kurucu Rektörü olur. Emekliliği sonrasında KKTC’ye dönen babam, birkaç yıl sonra1988 yılında Cemaat Meclisi’nin üst katında ilk açılış konuşmasını yaptığı “Yakın Doğu Üniversitesi”nin Rektörlüğüne atanır.
Başarıları yurt dışında da dikkat çeker ve babam Prof. Dr. Hakkı Atun 1988 yılının sonunda yayınlanan “Dünya Bilim Adamları” biyografisinde hakkı ile yerini alır…
Başarılarla dolu yaşamı 2009 yılının 13 Kasım’ında yatağında gece uyurken sessizce son bulur. Vefalı sevenlerinin katıldığı görkemli bir törenle Gazimağusa’da ebedi istirahatgahına defnedilir.
Allah’ın rahmeti üzerinden hiç eksik olmasın, mekanı Cennet’te nurlar içinde yatsın babam.

 

error: Content is protected !!