Çarşamba, Nisan 1, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 49

Gürcistan Karate Federasyonu’nun Acara Şampiyonası-Haberci Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlker Çakan’ın Karate Diplomaları

0

Gürcistan-Acara Özerk Cumhuriyeti Khelvachauri Belediyesi Kapalı Spor Salonunda Gürcistan Karate Federasyonu tarafından 11 Mart 2023 Cumartesi günü çoçuklar ve gençler Karate Şampiyonası düzenlendi. Khelvachauri Belediye Başkanı Zaza Diasamidze’nin desteğiyle düzenlenen yarışmaya çok sayıda sporcu katıldı.Yarışmalarda dereceye giren sporculara ödül olarak madalya ve sertifiklar verildi. Müsabakalardaki çocukların heyacanı ve kazanma heyecanı görülmeye değerdi.
Yapılan bu şampiyonaya sporcuların aileleri de yoğun ilgi gösterdi.Yarışmalara hakem heyeti olarak: Gürcistan Karate Federasyonu Başkanı Mamuka Kurashvili, Gürcistan Karate Federasyonu Başkan Yardımcısı Gocha Surmanidze, Karate Federasyonu Genel Sekreteri Irmari Sara hazır bulundu. Gürcistan Shotokan Karate Federasyonu Başkanı Mamuka Kurashvili tarafından; Gürcistan Karate Federasyonu Basın Danışmanı ve Gürcistan Karate Federasyonu Onursal Üyesi-Türkiye-Gürcistan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlker Çakan’a Gürcistan Karate Federasyonu Başkanı Mamuka Kurashvili tarafından  Karate Diploması ve madalya verildi.


Dünya Shotokan Karate Federasyonu İlker Çakan 1.Dan Karate Diploması


Dünya Karate Federasyonu (WKF)İlker Çakan Karate Diploması


Gürcistan Karate Federasyonu İlker Çakan Karate Diploma ve Madalyası

İsveçler’in Aşık Veysel merakı

0

İsveç Stockholm Görme Engelliler Müzesi, Saynskadades Müzesi, Sivas Şarkışla Aşık Veysel Müzesi ile ortak yürütülen proje çerçe-vesinde Şarkışla Kaymakamı ve Sivas Müze Müdürü Ayşegül Canan Aydın ve beraberindeki heyet Stockholm’e oradan Malmö’ye oradan da Kopenhag’a görev amaçlı gelmişlerdi. Söz konusu heyet yaptıkları görüşme ve incelemelerde oldukça güzel bilgiler ve belgeler edinmişti. Müze müdürü Ayşegül Hanım daha önce benim tanıdığım Ankara Vakıflar Bölge Müdürlüğünde çalışan Fatoş Özgül’ün (Emniyet Mü-dürü Hacı Özgül’ün eşi) arkadaşı olup ben Ankara’da Genel Müdür Yardımcısı olarak görevli iken Sivas Müze Müdürlüğüne naklen geç-mişti. Bu nedenle bu AB projesi kapsamında geldikleri konu ile ilgili hem beni tanıdığı hem de benim Sivaslı ve Aşık Veysel hayranı ol-mam nedeniyle bana da bilgi ve belge sundu. Özellikle benim çok kullandığım ve bu nedenle görme engelliler dernek başkanlığından teşekkür aldığım şu sözü hep aklımda tutmuşumdur: “Engelli olmak başarıya engel değildir. Örnek Aşık Veysel, Aşık Veysel kör olmasam çoban olurdum. Kör oldum ozan oldum…” Hem de dünya ozanı olmuş. Bu nedenle ve Aşık Veysel’in başarısının olağanüstü olduğundan hareketle bu proje benim oldukça ilgimi çekti. Bu projeyle ilgili 8-9 Mayıs 2012 tarihleri arasında İsveç ve Danimarka’ya gelen proje ekibinin çalışmaları hakkında gazetede yer alan haber aynen şöyledir:
(* Sivas Müze Müdürlüğü ve İsveç’in Stockholm kentindeki Synskadades Müzesi ortaklığında yürütülen “Müzeler Arası Kültür İttifakı Projesi” kapsamında, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyündeki Aşık Veysel Müzesi, görme engellilerin de gezebileceği şekilde düzenlenecek. Sivas Müze Müdürü Ayşegül Canan Aydın, AB projesi kapsamında Sivas Valiliği’nin de desteğiyle yenileme çalışma-ları yapacaklarının belirterek görme engellilerin de müzeyi gezebilme-sini hedeflediklerini kaydetti. Aşık Veysel Müzesi’nin İsveç’teki proje ortağının Görme Engelliler Müzesi ve Görme Engelliler Federasyonu olduğunu ifade eden Aydın, bu müzedeki tarihi masalar, mutfak malzemeleri ve haritaların hepsinin kabartmalı, engellilerin anlayabileceği şekilde yapıldığını ve açık teşhir şeklinde konulduğunu söyledi. Proje kapsamında 8 kişilik bir ekiple 2 hafta boyunca İsveç’te müzecilik eğitimi alacaklarını ve Stockholm Görme Engelliler Müzesi’ndeki çalışmaları Sivas’ta Aşık Veysel Müzesi’ne uyarlayacaklarını ifade eden Aydın, görme engelliler ile müze ilişkisini kurmak istediklerini söyledi.

Amasya Kılıçdaroğlu Gönüllüleri Koordinasyon toplantısı

0

Amasya Kılıçdaroğlu Gönüllüleri Koordinasyon toplantısı Amasya Ticaret ve Sanayi Odası toplantı salonunda gerçekleşti. Toplantıya; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başdanışmanları; Dr. Recep Cengiz, Av. Ahmet Nazif Yücel ve Danışman Ramazan Kubat, CHP Amasya Amasya İl Başkanı Av.Turgay Sevindi,  Kemal Kılıçdaroğlu Gönüllüleri Meslek Örgütleri Amasya İl Koordinatörü Arslan Gökalp, CHP Amasya merkez ilçe başkanı ve diğer ilçe başkanları, CHP Amasya Milletvekili aday adayları, Millet İttifakı siyasi partilerin il başkanları ve CHP Amasya il- ilçe teşkilatının diğer yöneticileri katıldı. Toplantıda 14 Mayıs 2023 Pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleri ile ilgili olarak istişare toplantısı yapıldı. Toplantıya yaklaşık 200 kişi katıldı.
Amasya Kemal Kılıçdaroğlu Gönüllüleri Meslek Örgütleri Amasya İl Koordinatörü Arslan Gökalp konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi;
“25 Haziran 2022 tarihinde genel başkanımız Sn.. Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında Ankara’da yapılan Kemal Kılıçdaroğlu Gönüllüleri Meslek Örgütlenmeleri toplantısında Amasya Koordinatörü olarak görevlendirildim. Almış olduğumuz görevin sorumluluğu ve heyacanı ile ilimizde ve ilçelerimizde toplantılar yaparak ilçe koordinatörü arkadaşlarımızı belirledik. Bu arkadaşlarımızla her ilçede meslekler ve gönüllü temsilcileri belirledik. Parti ayırımı yapmaksızın her kesimi kucaklayan insanlara ulaşmaya çalıştık, kısa sürede büyük bir çoğunluğa ulaşmaya çalıştık. İnsanların bundan büyük bir memnuniyet duyduğuna tanık olduk. Kar topağı gibi her geçen gün büyüdük ve dostluklar kurduk. Bu çalışma ekibimizi heyacanlandırdı ve motive etti. Bu günkü toplantı bunun bir yansıması idi.”

       Kemal Kılıçdaroğlu Gönüllüleri Amasya İl Koordinatörü Arslan Gökalp

Eşsiz güzellik “Yanartaş”

0

Yerel halk yanar diyor kısaca. Birçok kaynaklarda da Yanartaş diye geçiyor. Ama mitolojik dönemlere dayandığı efsanesi bambaşka bir dünya ya götürüyor bizleri. Chimera; Güney Antalya’nın dünyaca bilinen bir öyküsüdür. Bizim yeterince önemini kavrayamadığımız bir öykü belki de.
Chimera: Yunan mitolojisinde, tek vücutta birden fazla canlının uzuvlarına sahip, ağzından ateş püskürten bir canavardır. Bu canavarın bir başı keçi bir başı aslan, gövdesi aslan, kuyruğu yılan olarak tanımlanır. Ana hatları ve sonucu itibari ile öykü aynı olsa da, detaylarında farklılıklar gösteren iki ayrı öykü vardır efsaneye dair. En doğrusunu bulmak tarih araştırmacılarının işidir. Benim anlatmak istediğim günümüzdeki yetersizlikler.
Ephyra kralı Glaukos’un oğlu Hipponoes, bir av partisinde yanlışlıkla kardeşi Belleros’u öldürür. Belleros’u yiyen anlamına gelen, Bellerophontes adını alır. Ephyra’dan sürülen Bellerophontes, Argos kralına sığınır. Kendisine sığınan bu genci öldürmeyi kendisine yakıştıramayan Argos kralı onu Likya kralına gönderir.
Likya Kralı acınacak haldeki bu genci öldürmek istemez. Onu Olympos dağında yaşayan aslan ve keçi başlı, aslan gövdeli, yılan kuyruklu ağzından alevler saçan canavar Chimera ile dövüşmeye gönderir. Bellerophontes, Pegassos adlı kanatlı atına binerek, Chimera ile dövüşmeye gider. Chimera saldırıya geçerken, Bellerophontes; Pegasossos ile havalanır yere inerken, mızrağı ile canavarı yedi kat yerin dibine gömer. Chimera; o gün bu gündür yerin yedi kat dibinden alevler saçmaya devam eder.
Bir başka söylenceye göre, Ephyra Kıralının oğlu Hipponus, bir gün avlanırken yanlışlıkla kardeşi Belleron’u öldürmüş. O günden sonra Hipponus’a, Belloron’u yiyen anlamında Bellerophon adını takmışlar. Bellerophon yaşadığı bu talihsiz olaydan sonra, Tiryns kralı Proitos’a sığınır. Kral Proitos’un güzel karısı Ante, yakışıklı kahraman Bellerophon’a aşık olur. Yiğit ve kahraman delikanlı kralın karısının bu aşkına karşılık vermez. Aşkına karşılık bulamayan Ante kocasını, Bellerophon’a karşı kışkırtır. O’nu öldürmesini ister. Kral çok kızmasına rağmen, elini konuğunun kanına bulamak istemez. Bir pusula yazar ve Bellerophon’un elin tutuşturarak, hısımı olan Lykia kralı Lobetes’e gönderir. Pusulada, delikanlının kraliçeye sarkıntılık ettiği ve bu nedenle öldürülmesi gerektiği yazılıdır. Her şeyden habersiz Bellerophon, Lykia’nın başkenti olan Xantos daki kralın sarayına ulaşır. Kral Lobates konuğunu karşılar ve dokuz gün dokuz gece ağırlar. Onuncu gün kral, damadı Proitos’dan gelen mektubu ister. Mektubu okuyan kral konuğunun öldürülmesi gerektiğini anlar ama elini kana bulamak istemez. Bellerophon’u Lykia ülkesinde dehşet saçan, Olympos dağının eteklerinde yaşayan Chimeria canavarına gönderir.
Canavar ile tek başına savaşamayacağını anlayan Bellerophon, tanrılardan yardım ister. Tanrılar, bu genç savaşçıya Pegasus’u gönderir. Pegasus kanatları olup uçabilen bir attır. Atın üzerinde kendisine doğru doludizgin Bellerephon’un geldiğini gören canavar doğuya doğru kaçmaya başlar. Karşıdan denizin göründüğü bir yamaçta Bellerephon, Chimeria’yı mızrağı ile öldürür. Chimeria son nefesinde ağzından alevler saçar. İşte o günden bu yana olimpos’un yamaçlarında yüz yıllardır yanan alevler Chimeria’nın ağzından saçtığı alevlerdir.
Bellerophontes’in zaferini kutlamak için Olympos’da bir yarış düzenlenir. Yarışçılar Chimeria’nın alevleri ile meşalelerini tutuşturup Akdeniz kıyısındaki Oliympos kentine doğru koşarlar. Böylece farklı spor dallarında düzenlenen yarışmaların sembolü haline gelen Olimpiyat Meşalelerinin ilk ateşi yakılmış olur.
Çıralı’nın günümüzde bilinen hikâyeleri bu şekilde anlatılıyor. Bölgemize gelen turistlerin ilgi odağı durumundaki Yanartaş’ın kıymetini, Yanartaş’ın üzerinde tasarruf sahibi olan Milli Parklar biliyor mu diye soracak olursanız maalesef bilmiyor. Yanartaş’a çıkmak için yaklaşık yarım saat civarında yürürsünüz. Sürekli yokuş yukarı tırmanırsınız. Yollara taşlardan basamaklar oluşturulmaya çalışılmış ama basamağın birinin yüksekliği elli altmış santimetre yüksekliğinde, bir diğerinin yüksekliği yirmi santimetre civarında. Elli altmış santimetre yüksekliğinde bir basamağa çıkabilecek bir canlı yaptırmış olmalı bu basamakları. Yukarıya tırmanırken bazı yerlerde taş döşendiğini görürsünüz. O taşlar hiç döşenmese daha iyiymiş. Bazı ziyaretçiler ya çıkarken kayıp düşüyor ya da inerken düşüp sakatlanıyor. Yapılan tek doğru iş belirli mesafelere konan çöp kovaları. Bu çöp kovaları sayesinde tırmanış patikasının etrafı çöplük olmaktan kurtarılmış.
Yanartaş’a gündüz tırmanıyorsanız daha az sorun yaşıyorsunuz. Gece tırmanıyorsanız işiniz çok daha zor. Zaten Yanartaş’ın güzelliği de gece kendini gösteriyor. Bu nedenledir ki, alevlerin yeryüzü ile buluştuğu yamaçlar sabaha kadar turist kaynardı. Son gelinen yıla kadar. Milli Park yıllık kesilen bilet tutarı miktarında bir ihale bedeli belirleyip buranın işletmesini ihale ile kiraya veriyordu. Buranın işletmesini yapan esnaf arkadaş Milli Park’a ödediği kira bedelini çıkarabilmek için ailecek vardiyalı yirmi dört saat çalışıyorlardı. Bu işi yıllarca sürdürdüler ama hep kendilerinden ekonomik değerleri eksilterek. En sonunda ekonomik açıdan dayanacak güçleri kalmadı. İki bin yirmi yılında ihaleye girmediler, Yanartaş’ın işletmesini Milli Park kendisi yapmaya başladı. Günümüzdeki durumunu bilmiyorum.
İki bin yirmi yılı yaz ayında misafirlerim gelmişti. Akşam Yanartaş’a çıkaracağımı, spor giyinmelerini tembih ettim. Akşam yemeğinden sonra araçlar ile yukarıya tırmanma yolunun başlangıcı olan bilet satış noktasına vardık biletlerimizi aldık. Peşimizden bir gurup öğrenci geldi bilet satış noktasına. Öğrencilerden bir tanesinin sırtında sırt çantası vardı. Milli Park görevlisi sırt çantası ile yukarıya çıkamayacağını söyledi öğrenciye. Aralarında tartışma çıktı. Görevli baktı öğrenciye laf yetiştiremiyor; “Yukarıya çıkmak zaten saat yirmi ikiden sonra yasak, beni daha çok kızdırırsan seni yukarı göndermem.” diye tehdit etti. Saatte yirmi bir otuz civarında. Öğrenciler yukarı çıkmaktan vazgeçip geri döndüler.
Son yıl Yanartaş’a gelen ziyaretçilere toplamda ne kadar bilet kesildi bilmiyorum ama tahmin ediyorum ki en kötümser bir tahminle beş yüz bini geçiyordur. Ziyarete gelen yerli veya yabancı turist ile kavga edeceğinize, o giriş kapısına vardiyalı görevli çalıştırmak çok mu zor. Eğer oraya tahsis edeceğiniz görevlilerin parası biletten çıkmıyorsa, ihaleye verirken o rakamları kiralayana nasıl dayatıyorsunuz. Dahası saat yirmi ikiden sonra yukarı çıkış yasağı ne saçmalıktır. Yanartaş’ın güzelliği zaten gece saat yirmi ikiden sonra ortaya çıkıyor. Bölgeye gelen turistler özellikle akşam yirmi ikiden sonra Yanartaş’a çıkıyor. Gündüz çok fazla rağbet görmüyor.
Bölge sit alanı olabilir. Yasal olarak tırmanma patikasını çok fazla onaramazsınız belki ancak mevcut durumunu daha da iyileştirebilirsiniz. Beton basamaklar dökün demiyorum. Basamak yükseklikleri eşit olan yine taş toprak ile çok az harç kullanarak düzgün basamaklar oluşturun. Zirve ile başlangıç noktası arasındaki yüksekliği ölçüp tırmanışı eşit basamaklara bölmek çok zor olmasa gerek. Eğer yapılabiliyorsa kısa mesafede de olsa düz yürüyüş bantları oluşturun.
Gece Yanara çıkanlar genelde ellerindeki telefonun ışığı ile yukarı çıkıp iniyor. Patika yolu bilenler veya nasıl olduğunu öğrenenler önceden yanlarına küçük LED el fenerleri alarak patikadan tırmanıyor. Tırmanma patikasının dağdan tarafına voltajı düşük, güneş enerjili yerden aydınlatmalı bir ışıklandırma sistemi yapmak çok mu imkânsız. Yazdıklarımın yapılamaması için bir neden varsa bir tabelaya yazın girişe asın. Ziyarete gelen herkes de bilsin. Biz de bilelim.
Milli Park! Yıllardır Yanartaş tan para kazanıyorsun. Bir yıllık kazancını da oranın çıkış patikasının iyileştirilmesine harca. Ziyaretçiler de verdiği paranın karşılığını alabilsinler. Kayıp düşüp sakatlanacaklarına, sağ salim çıkıp inebilsinler.
Türkiye’de eşi benzeri olmayan bir doğa güzellik Yanartaş. Bir benzerinin Atina civarında olduğu söyleniyor, hatta yapay olduğunu falan duymuştum. Gidip görmedim. Ama daha mütevazı olanı Azerbaycan Bakü yakınlarında var. Toprak bir tepenin en alt yamacında düzlük ile yamacın eğiminin başladığı belirli bir bölgede topraktan çıkıp kendiliğinden yanan alevleri görüyorsunuz. Doğalgaz olduğunu anlamak çok zor değil. Çünkü yakın civarlarında petrol sondajları var. Ana yolda seyahat ederken görebiliyorsunuz.
Petrol ülkesi olmadığımız halde doğanın bize sunduğu, Anadolu’nun eşsiz değerlerinden sadece birisi olan ve bölge turizmine katkısı tartışılamayacak Yanartaş’ın daha da bakıma ihtiyacı var. Çıkış yolunun düzenlenmeye ihtiyacı var. Bu güne kadar görülmeyen bu eksiklik en kısa zamanda giderilir umarım.

Rumların umudu AB’de

0

1960’lı yıllarda, Kıbrıs adasında Türklerden daha çok nüfusa sahip oldukları için kendilerini Kıbrıs’ın aslanları ilan eden, astıkları astık, kestikleri kestik, pervasızca Kıbrıs Türküne katliam ve soykırım uygulayan Rumlar, Kıbrıs konusunda yalnız kalmış görünüyor. Umutlarını, hayallerini, geleceklerini ve Kıbrıs adasının sahibi olmak hayallerini bağladıkları güçlü dağlara arka arkaya karlar yağmış aradan geçen 60 yıl içinde.
Dönemin Rum lideri Makarios’un 1977 yılında yaptığı “Müzakereleri binbir bahane ile ipe un sererek, Türkiye’nin ekonomik siyasi ve askeri açıdan zayıf düşeceği güne kadar uzatacağız, o gün Türkiye’nin arkasına bir tekme de biz vurup adadan ve garantörlükten atacağız ve adanın tek hakimi olacağız” vasiyetini, ondan sonra makama oturan Kyprioanu yerine getirdi.
Kyprioanu’dan sonra makama seçilen Yorgo Vasiliu, iş adamı olduğu için kısa yoldan çözüme gitmeyi ve Türklerin eşit ortaklık haklarına sahip olduğu Gali Fikirler dizisinin altına imza atmaya yeltenince, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi’nin Aforoz tehdidi, Rum Ulusal Konseyinin de vetosu ile karşılaşınca vazgeçti.
Vasiliu sonrası başa geçen Glafkos Klerides, kurt bir siyasetçi olduğundan hayallerin, varsayımların peşine düşmedi. Koltuğa oturduktan çok kısa bir müddet sonra Avrupa Birliğine (AB) üye olma ve AB’nin yardımı ile Kıbrıs adasının hakimiyetini ele geçirme hedefini kendine rehber aldı, stratejisini de belirleyip yürürlüğe koydu.
AB’nin “Sorunlu devletler, sorun çözülene kadar AB üyeliğine kabul edilemez” kuralını ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının amir maddesi olan “Kıbrıs Cumhuriyeti, garantörlerinin tümünün üye olmadığı bir birlikteliğe üye olamaz” engelini nasıl aşacağını kara kara düşünürken Almanya’nın periferik ülkeleri AB üyesi yapma girişimi ekmeklerine yağ sürdü. Yunanistan “Ya Kıbrıs Cumhuriyeti üye kabul edilir, ya da ben genişlemeyi durdururum” tehdidini masaya koyunca, Hristiyan Birliği olan AB, Rumları 2004 yılında üyeliğe kabul etmek zorunda kaldı.
1992 yılında Klerides’in başlattığı AB’ye üyelik süreci bir sonraki Rum lider Tassos Papadopulos döneminde üyelikle sonuçlandı. Rumlar AB’yi arkalarında hissetmeye başlayınca horozlanmaları, efelenmeleri de artmaya, kendilerini dokunulmaz hissetmeye başladı.
Adanın çevresindeki denizlerin kendilerinin olduğunu iddia edip -Türkiye’nin haklarını yok sayarak- araştırmalar başlattılar. Akıllarınca komşu ülkelerle Türkiye karşıtı ittifaklar kurup, Türkiye’yi bölgeden koparma ve kendi kıyılarına hapsetme girişimleri başlattılar. Türkiye’nin kıta sahanlığı haklarını yok sayıp, sözde bölgesel müttefikleri ile birlikte kendilerine ait olmayan bölgeden çıkaracaklarını ümit ettikleri doğalgazı EastMed diye adlandırdıkları proje ile AB’ye göndermenin hayallerini kurmaya başladılar.
Yunanistan’ın siyasi entrika ile Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de sözde Sevilla Haritası ile kabul ettirmeye çalıştığı egemenlik hakları, tüm bu horozlanmanın üstüne tüy dikti.
Yeni seçilen Rum lider Hristodulidis, müzakere tarihine göz atmış ve Türkiye’nin bölgesel bir güç olduğu, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların uğruna AB’nin ve ABD’nin, Türkiye’yi karşılarına almak istemediği gerçeğine vakıf olmuş olacak ki, “Kıbrıs sorunun çözümü Brüksel’in elinde” açıklaması yaptı.
Şimdi, bırakın anaları Yunanistan ile birlikte Türkiye’ye kafa tutmayı, yanlarında AB olsa bile karşı duramayacaklarını çok iyi biliyorlar.
Bu nedenle de, AB’den, ABD’den, BM’den, siyasi yardım dileniyorlar, Türkiye’ye baskı yapmaları için yalvarıyorlar.

İklim değişikliği ve kuraklık

0

Küresel iklim değişikliğinin sebep olduğu önemli olaylardan biri de kuraklıktır. Kuraklık, azalan yağışlar ve artan sıcaklıklar nedeniyle oluşan, tüm doğal kaynakları etkileyen ve su varlığını tehdit eden bununla beraber, önemli ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri olan doğal afet türüdür. Azalan yağışlar ve artan sıcaklıklar kuraklığın sürekliliğini ve olası olumsuz etkilerini arttırmaktadır.
Bu nedenle, günümüzde; dünyada ve ülkemizde, karşılaştığımız küresel ölçekte en büyük sorunlardan birisi olan kuraklık, bugün gelinen nokta itibariyle fiziksel ve doğal çevre, kent yaşamı, kalkınma ve ekonomi, teknoloji, tarım ve gıda, temiz su ve sağlık olmak üzere hayatımızın her aşamasını etkilemektedir. Kuraklık ile mücadele süreci, bu afetin çok yavaş başlaması aylar ve hatta yıllar boyu çok geniş alanları etkilemesi sebebiyle diğer doğal afetlere göre çok daha zordur. Etki derecesi, süresi ve zamanının tahmin edilmesi son derece zor olan kuraklığın etkileri, insan faaliyetleri ile de yakın ilişkilidir. Kuraklık başlangıç ve bitiminin belirlenmesinin güçlüğü nedeniyle diğer doğal afetlerden farklıdır.
Yavaş yavaş kuvvetini artırır ve olay sona erdikten yıllar sonra bile etkisini devam ettirebilir. Kuraklığın etkileri genellikle ilk olarak tarımda görülür ve yavaş yavaş diğer suya bağımlı sektörlere yayılır. Tarım sektöründe kuraklığın anlamı, diğer sektörlerden daha farklıdır. Çünkü bitkiler için yıl içerisinde yağan toplam yağıştan çok, büyüme dönemlerinde bitki kök bölgesinde var olan su daha önemlidir. Dolayısı ile bitkilerin çıkış ve gelişme döneminde ihtiyaç duydukları suyun toprakta bulunamaması, tarımsal kuraklık olarak adlandırılmaktadır. Ülkemizin, küresel ısınmanın muhtemel etkileri açısından, risk grubu ülkeler arasında yer aldığı, gelecekte özellikle Akdeniz ve İçanadolu bölgelerimizin iklim değişikliğinden daha çok etkileneceği tahmin edilmektedir.
Tarımsal kuraklığın olumsuz etkilerini azaltmak, kuraklık olmadan önceki dönemlerde alınacak tedbirler ve kuraklığın yaşandığı dönemlerde yapılacak doğru planlamalarla mümkündür. Bu nedenle, kent planlamada ve sürdürülebilir afet yönetimi süreçlerinin ortak öznesi durumunda olan iklim değişikliği ve tarım sektörü etkileşimi politika ve stratejilerin geliştirilmesi sürecinde öncelik verilmesi gereken konulardan biridir. Ülkemiz bağlamında yola çıkarsak, gerek iklim değişikliği konusuna gerekse sonuçları konusunda politikaların ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Bireysel olarak su tüketimine yönelik farkındalığın artırılması ve su kullanımına yönelik özellikle yerel yönetimlerden başlayarak daha sonra ülke politikasına dönüşecek önlemlerin alınması ve bunların gerekli yasal yaptırımlarla dönüştürülmesi önem arz etmektedir. “Su Hayattır” iki kelimden oluşan bu tanım ne kadar önemli bir gerçeği hiç lafı uzatmadan bize sunmaktadır. Dünya üzerindeki tüm medeniyetler su kenarlarında veya suya en yakın bölgelerde konumlanmıştır. Zengin ülke toprakları dediğimiz alanlar öncelikle doğal maden kaynaklarından ziyade su potansiyeline göre değer görmüştür.
Bu denli yaşamın ana parçası olan suyun kaynağı yağışalardır. Özellikle yer altı sularının oluşumuna neden olan kar yağışlardır. Mevsiminde alınması gereken kar ve yağmur yağışı yeterli düzeyde olmaz ise bundan ilk etkilenecek olan bitkisel ve hayvansal üretim sektörüdür. Buda direk olarak bizlerin öncelikli içme suyuna ve buna bağlı olarak gıdaya erişimi noktasında sıkıntıların baş göstermesine neden olacaktır.
O nedenle kış aylarında “havalar ne güzel tıpkı yaz gibi” derken bir kez değil bin kez oturup düşünelim. Deprem, kuraklık, yanardağ patlaması, tusunami ve buna benzer doğa olaylarının tanımlamaları ve insanoğlunu etkileyeceği alanlar farklı olabilir ama gerekli tedbirler alınmazsa hepsinin sonucu aynıdır. İnsanoğlu için FELAKETTİR…

ITB Berlin 2023 Uluslararası Turizm Fuarı-Gürcistan: “Sınırsız misafirperverlik”

0

ITB Berlin 2023 Uluslararası Turizm Fuarı, ITB 2023, 7-9 Mart tarihlerinde Berlin’de yapılacak. ITB Berlin 2023 Uluslararası Turizm Fuarı Gürcistan Başbakanı Irakli Gharibashvili tarafından açılacak. Gürcistan, Berlin turizm fuarında ev sahibi ülke olarak kendini tanıtacak. 50 yılı aşkın bir süredir ITB adı, sanal, yüz yüze veya hibrit formatta, yılın 365 günü endüstri bilgisi, ağ oluşturma ve trend belirleyen etkinlikler için dünya çapında bir isim olmuştur.Uluslararası turizm dünyası her yıl Mart ayında en büyük seyahat fuarı olan ITB Berlin’de bir araya gelir .
Berlin Uluslararası Turizm Fuarının açılış törenine; Gürcistan Başbakanı Irakli Gharibashvili Almanya Şansölye Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Robert Habeck, Berlin Belediye Başkanı Franziska Giff , Yönetmen Dirk Fohmann, Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü Genel Sekreteri Zurab Pololikashvili ile Dünya Ticaret ve Turizm Konseyi Başkanı Julia Simpson katılacak.


Gürcistan’ın ana konsepti “Sınırsız misafirperverlik”
Gala açılışında; Gürcü şarap kültüründen modern avangart sanata kadar Gürcü kültürü ve etnik çeşitliliği sunulacak. Açılış gösterisinde, Gürcü sanatının başyapıtlarını ve çeşitli türleri içeriyor. Etno caz, şan ve elektronik müzik sunulacak. Festival konserinde dünyaca ünlü Gürcü Ulusal Balesi Sukhishvili seyirciler önünde sahne alacak. Altı bölümden oluşan gösteride bale dansçılarıyla birlikte Rustavi topluluğu geleneksel çok sesli şarkıları seslendirecek, Gürcistan Ulusal Senfoni Orkestrası ve yönetmeni Nikoloz Racheveli izleyicilere sunacak. Gala açılışında dünyaca ünlü opera soprano Nino Machaidze, virtüöz piyanist Dudana Mazmanishvili, kemancı Lisa Batiashvili, besteci Dato Evgenidze ve müzisyen Nika Machaidze yer alacak.
Dünyanın önde gelen uluslararası Turizm Fuarı 7-9 Mart tarihlerinde Berlin’de yapılacak.
Berlin turizm fuarında, Gürcistan Ulusal Turizm İdaresi ile Acara Turizm ve Tatil Köyleri Departmanı, Tiflis Belediye Binası, turizm dernekleri, destinasyon yönetimi organizasyonları. 44 tur operatörü ve 23 otel ile birlikte toplam 80 kuruluş ve firma sunulmaktadır.


ITB Berlin 1966’dan beri düzenleniyor. 2019 yılında, küresel salgından önce ITB Berlin, 181 ülkeden 10.000 katılımcıyı ağırladı. Sergi 160.000 ziyaretçi aldı ve 5.000 medya temsilcisi tarafından görüntülendi.
ITB berlin 2023 6 მარტს, ბერლინში ოფიციალურად გაიხსნება და მას საქართველოს პრემიერ-მინისტრი ირაკლი ღარიბაშვილი გახსნის – ინფორმაციას ამის შესახებ ITB Berlin-ის ოფიციალური გვერდი ავრცელებს.
ბერლინში, საერთაშორისო ტურისტული გამოფენის დაწყებამდე ერთი დღით ადრე საზეიმო გახსნის ცერემონიალში საქართველოს პრემიერ-მინისტრთან ერთად მონაწილეობას მიიღებენ: გერმანიის ვიცე-კანცლერი და ეკონომიკური საქმეების მინისტრი რობერტ ჰაბეკი, ბერლინის მერი ფრანცისკა გიფი და ბერლინის გამოფენის დირექტორი დირკ ფოჰმანი. საზეიმო ცერემონიალს გაეროს მსოფლიო ტურიზმის ორგანიზაციის გენერალური მდივანი ზურაბ პოლოლიკაშვილი და მსოფლიო ვაჭრობისა და ტურიზმის საბჭოს პრეზიდენტი ჯულია სიმფსონი დაესწრებიან.
გამოფენაზე საქართველოს მთავარი კონცეფციაა „უსაზღვრო სტუმარმასპინძლობა“.
გალა გახსნაზე ქართული ღვინის კულტურიდან თანამედროვე ავანგარდულ ხელოვნებამდე წარმოდგენილი იქნება საქართველოს კულტურა და ეთნიკური მრავალფეროვნება. გახსნის შოუ ქართული ხელოვნების შედევრებსა და სხვადასხვა ტიპის ჟანრს მოიცავს. წარმოდგენილი იქნება ეთნო ჯაზი, სიმღერით და ელექტრო მუსიკით. საზეიმო კონცერტზე მაყურებლის წინაშე წარდგება მსოფლიოში ცნობილი ქართული ეროვნული ბალეტი სუხიშვილები. შოუ 6 ნაწილისგან შედგება და აქ ბალეტის მოცეკვავეებთან ერთად აუდიტორიის წინაშე ანსამბლი რუსთავი ტრადიციული პოლიფონიური სიმღერებით, საქართველოს ეროვნული სიმფონიური ორკესტრი და მისი ხელმძღვანელი ნიკოლოზ რაჭველი წარდგებიან. გალა გახსნაზე მსოფლიოში ცნობილი ოპერის სოპრანო ნინო მაჩაიძე, ვირტუოზი პიანისტი დუდანა მაზმანიშვილი, მევიოლინე ლიზა ბათიაშვილი, კომპოზიტორი დათო ევგენიძე და მუსიკოსი ნიკა მაჩაიძე მიიღებენ მონაწილეობას.
მსოფლიოს წამყვანი საერთაშორისო ტურისტული გამოფენა ბერლინში 7-9 მარტს გაიმართება.
ბერლინის ტურისტულ გამოფენაზე საქართველოს ტურიზმის ეროვნული ადმინისტრაცია აჭარის ტურიზმისა და კურორტების დეპარტამენტთან, თბილისის მერიასთან, ტურისტულ ასოციაციებთან, დანიშნულების ადგილის მართვის ორგანიზაციებთან. 44 ტუროპერატორთან და 23 სასტუმროსთან, ჯამში 80-მდე ორგანიზაციასთან და კომპანიასთან ერთად არის წარდგენილი.
ITB Berlin 1966 წლიდან იმართება. 2019 წელს, მსოფლიო პანდემიამდე ITB Berlin-მა მსოფლიოს 181 ქვეყნიდან გამოფენის 10 ათას მონაწილეს უმასპინძლა. გამოფენას 160 ათასი სტუმარი ჰყავდა და მედიის 5000-მდე წარმომადგენელი აშუქებდა.
Dünyanın en büyük turizm fuarlarından biri olan ITB Berlin, sosyal platformlarında Gürcistan ile ilgili bir yazı yayınladı
“Dünyanın en güzel yerlerini gezmeyi hayal ediyorsanız ve bu yıl için henüz bir gezi planı yapmadıysanız, sizinle bir sır paylaşacağız: Hiç Gürcistan’ın başkentine gittiniz mi?” Güzel parkları, şelaleleri ve müzeleri, iyi restoranları ve tabii ki büyüyen bir gece kulübü manzarası olan bir şehir. Tiflis’in sunabileceği çok şey var, bu şehir seyahatinizin unutulmaz olacağını garanti ediyor.”
6 Mart’tan itibaren Gürcistan, Berlin turizm fuarında ev sahibi ülke olarak kendini tanıtacak.
Berlin Turizm Fuarı, Facebook kullanıcılarına Gürcistan hakkında daha fazla bilgi almak için fuara katılmalarını tavsiye ediyor.
„თუ ოცნებობთ მსოფლიოს ულამაზესი ადგილების მონახულებაზე და წლევანდელი სამოგზაურო გეგმა ჯერ კიდევ არ შეგიდგენიათ, ჩვენ გაგიზიარებთ ერთ საიდუმლოს: ყოფილხართ ოდესმე საქართველოს დედაქალაქში? ეს არის ქალაქი ულამაზესი პარკებით, ჩანჩქერებით და მუზეუმებით, კარგი რესტორნებითა და რა თქმა უნდა, მზარდი ღამის კლუბებით. თბილისს გაცილებით ბევრი რამ შეუძლია შემოგთავაზოთ, ეს ქალაქი გარანტიას გაძლევთ, რომ თქვენი მოგზაურობა დასამახსოვრებელი იქნება“,-წერს ITB Berlin.
6 მარტიდან საქართველო ბერლინის ტურისტულ გამოფენაზე მასპინძელი ქვეყნის სტატუსით წარდგება.
ბერლინის ტურისტული გამოფენა Facebook მომხმარებელს საქართველოს შესახებ მეტი ინფორმაციის მისაღებად გამოფენაზე დასწრებას ურჩევს.
Dünyanın önde gelen turizm fuarı ITB Berlin, sosyal platformlarında Bakhmaro hakkında bir gönderi yayınladı
“Deniz seviyesinden 1900 metre yükseklikte bulunan Bakhmaro, bulutların arkasındaki köy olarak anılıyor. Bu güzel yerleşim hakkında daha fazla bilgi edinmek ister misiniz? Eşsiz kültürüyle bu yıl ITB Berlin’in resmi ev sahibi olan Gürcistan’ı keşfedin.
6 Mart’tan itibaren Gürcistan, Berlin turizm fuarında ev sahibi ülke olarak kendini tanıtacak.
მსოფლიოს წამყვანი ტურისტული გამოფენა ITB Berlin საკუთარ სოციალურ პლატფორმებზე ბახმაროს შესახებ პოსტს აქვეყნებს
„ზღვის დონიდან 1900 მეტრზე მდებარე ბახმაროს ღრუბლებს მიღმა სოფელს ეძახიან. გსურთ უფრო მეტი გაიგოთ ამ მშვენიერი დასახლების შესახებ? შეისწავლეთ საქართველო თავისი უნიკალური კულტურით, ქვეყანა რომელიც წელს ITB Berlin-ის ოფიციალური მასპინძელია.
6 მარტიდან საქართველო ბერლინის ტურისტულ გამოფენაზე მასპინძელი ქვეყნის სტატუსით წარდგება.

Biz nasıl bir milletiz

0

Batı dünyasının ünlü tarihçileri “Dünya tarihinden Türkleri çıkarırsanız geriye tarih diye bir şey kalmaz” derler. Çok doğrudur. Aslında bu açıklamanın akademik tanımlaması, insanoğlunun yaşadıklarının önceleri sözlü ve ezbere dayalı, sonra da yazılı olarak kayda geçirilmesi ile başlayan tarihi süreç içinde Türklerin doğal felaketler, hastalıklar veya savaşlar karşısında tek yumruk haline geldikleri ve yok olmadıklarıdır.
Üniversiteye ilk başladığım yıl, hocalarımdan bir tanesi Amerikalı Cizvit papazıydı. Hayatımda ilk defa bir Cizvit papazı ile karşılaşmıştım. Benim Türk olduğumu öğrenince birkaç hafta sonra “Sen Türk’sün, farklı meziyetleri olan milletin üyesisin” diyerek elime yaklaşık on sayfadan oluşan bir yazı tutuşturdu. “Oku ve bak biz sizi nasıl tanıyoruz” dedi.
Matematik hocam olan papazın elime tutuşturduğu evrakları okumaya başladım. Öncelikle mecburiyetten okumaya başladığım evraklar gittikçe ilgimi çekiyordu.
Elime tutuşturulan kağıtlar, ABD ordusundaki araştırmacılar tarafından yazılmış, 1950-53 yılları arasında yer alan Kore Savaşı ile ilgili bir araştırma raporuydu ve bu savaşta yer almış, kod adı olan “Şimal Yıldızı” olan bir Tugaya aitti.
Rapor özellikle “ABD ordusundaki kayıpların, Şimal Yıldızı adlı tugayın kayıplarından neden daha fazla olduğu” ile ilgiliydi.
Raporun sonuç kısmı beni çok etkilemişti.
Sonuç bölümünde özetle “ABD ordusunun yaralı askerleri, hastaneye yeni bir yaralı asker gelince onu dışlamakta ve yardımcı olmamaktaydılar. Buna karşın Şimal Yıldızı adlı tugaya ait seferi hastaneye tugayın yaralı bir askeri gelince diğer yaralılar hemen onu aralarına alıyorlar, yemiyorlar yediriyorlar, içmiyorlar içiriyorlar, ilacını tam saatinde verip, her tür temizliğini yapıyorlar, hayatta kalabilmesi için de elden geleni yapıyorlardı” diyordu rapor.
Anladığınız üzere “Şimal Yıldızı”, Türk ordusuna ait kahraman tugayın kod adıydı.
Kore savaşının üzerinden çok uzun zaman, çok nesil geçti ancak yabancıların Türkler hakkındaki bu değerlendirmeleri değişmedi. Kyodo News muhabiri Hiromi Yasui Türk halkının depremden sonraki dayanışmasına hayran kaldığını söyleyince anımsadım bu raporu. Hiromi Yasui “Türk halkı sorunlar karşısında birbirlerine sarılıp işbirliği yapıyorlar, mükemmel bir dayanışma içine giriyorlar. Biz buna pek sahip değiliz. Türk insanının bu noktasını takip etmeliyiz.” dedi samimiyetle ve içtenlikle.
Arada kendi aramızda didişsek de Türk milleti olarak sadece kendimizin değil, dünyanın da kabul ettiği en önemli özelliklerimiz, yardımseverliğimiz, konukseverliğimiz, affediciliğimiz ve savaş gibi, afet gibi olağandışı olaylarda milletçe tek vücut, tel yumruk olabilmemiz.
Millet olarak bu özelliklerimizin temelinde birbirimize duyduğumuz sevgi ve yardımlaşma kültürümüze ilaveten mücadeleci ruhumuz, genlerimizdeki yenilmeme, yok olmama ve var olma isteği yatar. Tarihimiz bunun en güzel örnekleri ile doludur.
Örneklerde görüldüğü gibi bunu biz söylemiyoruz. Bizi gözlemleyen yabancılar söylüyor.
Eminim ki bizde bu özellikler var olduğu sürece deprem yaralarımızı da en kısa sürede saracağız…

MTA Türkiye yeni diri deprem fay haritasını yayınladı

0

Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü MTA tarafından yeni diri fay haritası yayımlandı
Maden Teknik Arama Genel Müdürlüğü (MTA), diri fat hatları haritası üzerinde bölgeleri inceliyor. Buna göre, 5,5 ve üzerinde deprem üretebilecek olan 45 ilde 110 ilçeyi kapsayan 485 fayın riskli durumda olduğu belirlendi.
Yeni MTA diri fay hatları haritasına göre, en aktif diri fay, Tokat Niksar’dan çıkarak Amasya, Kastamonu, Karabük ve Bolu’yu geçiyor, Adapazarı’na kadar ulaşıyor. Adapazarı Akyazı’dan çıkan bir başka fay da, İzmit Körfezi’ne kadar uzanıyor. En son 1912’de kırılan Tekirdağ fayı da Şarköy’de karaya çıkıyor, buradan da Saros Körfezi’ne ulaşıyor. Bursa’nın güneydoğusundan gelen çok sayıda diri fay, kentin kuzeybatısına kadar uzanıyor.
Deprem haritasına göre; Çınarcık, Mecitözü-Sungurlu ve Ecemiş de, Türkiye’nin diri fay hatları arasında bulunuyor. Erzincan’da 1939’da 7.9 büyüklüğünde deprem üreten fay da, kentin doğusundan başlayarak, Amasya’nın batısına kadar uzanıyor. Muş Varto, Bingöl Karlıova ve 1975’te 6.6 büyüklüğünde depreme neden olan Lice fayları da haritada bulunuyor. Ege’de de özellikle Gediz deltası altındaki diri fay büyüklüğü ile dikkati çekiyor. Bu fay, Sarıgöl’den Salihli’nin doğusuna kadar uzanıyor.
Diri fay nedir?
Diri fay veya aktif fay, tarihsel olarak incelendiğinde daha önce deprem oluşturmuş ve yeniden deprem yaratma ihtimalinin kuvvetli olduğu tüm faylara teknik bir jeoloji terimi. Yer kabuğundaki çeşitli ölçekteki kayma yüzeyleri, fay olarak isimlendirilir. Fay hattı canlılıkları sadece yazılı tarihsel kataloglardan değil aynı zamanda tarihi yapıları etkileyen faylanma işaretlerinden de anlaşılabilir.
Yeni MTA diri fay haritasına göre deprem riski taşıyan ilçeler listesi
Adıyaman- Gölbaşı
Afyon- Çay, Dinar, Kızılören, Sandıklı
Ankara- Şereflikoçhisar
Antalya- Demre
Aydın- Bozdoğan, Germencik, İncirliova, Koçarlı, Köşk, Kuşadası, Nazilli, Söke, Sultanhisar, Yenipazar
Balıkesir- Gönen, Manyaz
Batman-Kozluk
Düzce- Çilimli, Cumayeri, Gölyaka, Gümüşova, Kaynaşlı
Elazığ- Palu, Sivrice
Erzincan- Üzümlü
Eskişehir- İnönü
Antep – İslahiye
Hakkari- Şemdinli
Hatay- Erzin, Hassa, Kırıkhan, Payas
Isparta- Eğirdir, Senirkent, Uluborlu
İzmir- Kemalpaşa, Seferihisar, Tire
Kahramanmaraş- Nurhak, Türkoğlu
Kayseri- Talas, Yeşilhisar
Kırıkkale- Keskin
Kırşehir- Akpınar, Mucur
Kocaeli- Başiskele, Derince, Gölcük, Kartepe
Konya- Akşehir, Altınekin, Doğanhisar, Ilgın
Kütahya- Gediz, Simav
Malatya- Akçadağ
Manisa- Ahmetli, Alaşehir, Gölmarmara, Kırkağaç, Salihli, Sarıgöl, Soma, Turgutlu
Mersin- Çamlıyayla, Mut
Muğla- Menteşe, Milas
Muş- Korkut, Varto
Niğde- Altunhisar, Bor
Osmaniye- Düziçi, Toprakkale
Sakarya- Akyazı, Arifiye, Ferizli, Hendek, Karapürçek, Sapanca
Urfa-Bozova
Siirt- Eruh
Şırnak- Beytüşşebap
Sivas- Altınyayla, Yıldızeli
Tokat- Niksar, Pazar, Reşadiye
Van- Çaldıran, Özalp
Yalova- Altınova, Çınarcık
İstanbul ve Ankara’da diri fay yok
MTA diri fay hatları haritası verilerine göre en uzun diri fay Kuzey Anadolu hattı, İstanbul ve Ankara’da ise diri fay görünmüyor. Ancak İstanbul ve Ankara yakınlarında bulunan diri fay hatları bu illerde de risk teşkil ediyor.
Özellikle uzmanlar İstanbul depremi için zamanın yaklaştığını vurguluyor. İstanbul deprem haritasına göre Orta Marmara diri fay hattı içerisinde bir deprem riski bulunuyor.
Türkiye yeni diri fay haritasına göre birinci derece riskli bölgeler
İzmir, Balıkesir, Manisa, Muğla, Aydın, Denizli, Isparta, Uşak, Bursa, Bilecik, Yalova, Sakarya, Düzce, Kocaeli, Kırşehir, Bolu, Karabük, Hatay, Bartın, Çankırı, Tokat, Amasya, Çanakkale, Erzincan, Tunceli, Bingöl, Muş, Hakkari, Osmaniye, Kırıkkale, Siirt.
Türkiye yeni diri fay haritasına göre ikinci derece riskli bölgeler
Tekirdağ, İstanbul, Bitlis, Kahramanmaraş, Van, Adıyaman, Şırnak, Zonguldak, Afyon, Samsun, Antalya, Erzurum, Kars, Ardahan, Batman, Iğdır, Elazığ, Diyarbakır, Adana, Eskişehir, Malatya, Kütahya, Çankırı, Uşak, Ağrı, Çorum.
Türkiye yeni diri fay haritasına göre üçüncü derece riskli bölgeler
Eskişehir, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Sinop, İstanbul, Kastamonu’yu, Ordu, Samsun, Giresun, Artvin, Şanlıurfa, Mardin, Kilis, Adana, Gaziantep’in de bazı bölgeleri ve Kahramanmaraş, Sivas, Gümüşhane, Bayburt, Kayseri, Yozgat, Çorum, Ankara, Konya, Mersin ve Nevşehir.
Türkiye yeni diri fay haritasına göre az riskli bölgeler
Türkiye Deprem Haritasına göre deprem riskinin en az olduğu dördüncü ve beşinci grupta yer alan iller ise Sinop, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Kırklareli, Ankara, Edirne, Adana, Nevşehir, Niğde, Aksaray, Konya ve Karaman’dır.
Doğu Anadolu fay hattı
Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki 2 depremin daha güney batıya doğru fay hatları için yeni stres yüklediği yorumları yapıldı.
Nitekim 20 Şubat 2023’te saat 20:04’de 3 dakika arayla Hatay’ın Defne ve Samandağ ilçelerinde 6,4 ve 5,8 büyüklüğünde iki şiddetli deprem meydana geldi.
1509 büyük İstanbul depremi
Marmara Bölgesi’nde Kuzey Anadolu Fay hattı ile beraber oluşan depremler dikkat çekiyor. Bu büyük fay hattının uzantısı olan Orta Marmara diri fayı bölgede risk teşkil ediyor.
1509 İstanbul depremi 10 Eylül 1509 tarihinde merkez üssü Marmara Denizi’nin kuzeydoğusu olan 7.2 şiddetinde olduğu tahmin edilen deprem olarak kayıtlara geçti. deprem olarak kayıtlara geçti.
1766 İstanbul depremi
1766 İstanbul depremi, Marmara Denizi’nin doğusunda 22 Mayıs 1766 Perşembe sabahı olmuş gerçekleşmiş jeologların ve deprem bilimcilerin ifadesiyle çok büyük bir depremdir.
Bu İstanbul depremi Kocaeli’nden Tekirdağ’a kadar uzanan geniş bir alanda etkili oldu. Marmara kıyılarında Tsunami yarattığı kayıtlara geçen deprem, büyük hasarlara yol açmıştır. 4.000’den fazla kişi öldüğü tahmin ediliyor.
Bu İstanbul depremi sonucunda Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentinde 4.000 ila 13.000 arasında kişi hayatını kaybetti. Yine bu büyük depremde 10.000’den fazla kişi yaralandı, yaklaşık da 1.070 hane yıkıldı ve binlerce yapı ağır hasar aldı.
İstanbul’da 250 yılda bir büyük deprem riski artıyor
Kronolojik olarak İstanbul deprem tarihi incelendiğinde son 500 yılda 2 büyük deprem göze çarpıyor. Gölcük depremi ve Düzce depremi İstanbul depremi olarak sayılmıyor.
7 şiddetinin üzerinde büyük depremlerin Orta Marmara diri fay hattı ile İstanbul depremi oluşmasının yaklaşık 250 yılda bir olması göze çarpıyor. Deprem uzmanları son büyük İstanbul depremi 1766 yılında gerçekleştiği dikkate alındığında, Orta Marmara fay hattı için yeni bir deprem riskinin arttığını ifade ediyor.

error: Content is protected !!