Yunanistan’ın “Türkiyesiz Akdeniz ve Adalar Denizi (Ege) Projesi’nin temel dayanağı kendilerinin kafalarına göre hazırladığı Sevilla Haritası. Hiçbir bilimsel temele ve 1958, 1960, 1982 yıllarında gerçekleştirilen Deniz Hukuku Konferansları kararlarına uymayan, tamamen yalan dolana, rüşvete, çıkarlar üstüne kurulu olarak hazırlatılan bu harita, İspanya’nın Sevilla kentindeki Sevilla Üniversitesinde görev yapan ve Denizcilik coğrafyası alanında uzman Prof. Juan Luis Suarez de Vivero ile Juan Carlos Rodríguez Mateos tarafından hazırlanmıştı.
Harita, adaların “Kıta Sahanlığı” olduğu varsayımına dayanmaktaydı. Hedef de Yunanistan’ın arkasına ABD ve AB’yi alarak Türkiye’nin Adalar Denizi’ne ve Doğu Akdeniz’e çıkışına engel olmak, -Megali İdea doğrultusunda- Batı dünyasının baskısı ile haritayı Türkiye’ye zorla kabul ettirmek ve “Büyük Yunanistan Krallığını” kurma hedefi doğrultusunda kalıcı bir adım daha atmaktı.
Yunanistan böyle bir adım atar da Kıbrıslı Rumlar ve silah zoru ile gasp ettikleri sözde devletleri de atmaz mı? Onlar da adaların ana karanın doğal bir uzantısı olduğu ve haliyle kıta sahanlığına sahip olduğu iddiası ile Sevilla Haritası ile bütünleşen bir Münhasır Ekonomik Bölge haritası yayınladılar. Bu iddiaya dayandırılarak çizilen haritaya göre, Doğu Akdeniz’de Yunan kıta sahanlığı, Meis Adası’ndan Mısır’a doğru Doğu Akdeniz’in ortasına kadar inmekte ve “Kıbrıs Adası’nın bütününün” deniz alanları ile birleşerek Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yetki alanı tamamen gasp edilmekte, Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi ile olan bağı koparılmakta.
Adalar Denizinde ve Doğu Akdeniz’de en uzun kıta sahiline sahip olan Türkiye’nin uluslararası kuruluşlardaki haklı itirazları ve ordusunu oluşturan Deniz, Hava ve Kara kuvvetlerinin çok güçlü olması nedeni ile bölgede sıcak bir çatışma istemeyen ABD ve AB en sonunda bu haritanın “Yok” hükmünde olduğunu açıkladı ve Yunanistan’ın Adalar Denizini ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile birlikte, müştereken Doğu Akdeniz’i gasp etme girişimi son buldu.
Son bulmasına son buldu ama Güney Kıbrıs Rum Yönetimi hala daha, herhangi bir sıcak çatışmada arkasında ABD’nin ve AB’nin duracağını varsayarak horozlanmaktan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Deniz Yetki Alanlarını yok saymaktan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını fütursuzca çiğnemeye devam etmekten çekinmemekte. Ki geçen Pazartesi Kuzey Yarısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve KKTC’nin Deniz Yetki Alanı içine giren 12. Parselde, Güney Kıbrıs Rum Yönetimin yetkilendirdiği Shell ve NewMed Energy Konsorsiyumu adına faaliyet yürüten Chevron şirketi sondaj faaliyeti başlattı. Chevron şirketine ait “Stena Forth” isimli sondaj gemisi 12. parselde doğal gaz miktarının ve kalitesinin teyidi için başlattığı sabitleme çalışmalarını tamamlayarak sondaj çalışmalarına geçecek. Sondaj gemisinin pozisyonu şimdilik 12. parselin güney yarısında, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin ve KKTC’nin Deniz Yetki Alanları içinde değil.
Rumların bu cesareti göstermesinin birkaç nedeni var.
14 Mayıs tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleri sonucunun belirsiz olması ve bunun fırsat olarak görülmesi.
Geçmişteki sondaj faaliyetleri Türk Donanması tarafından engellenirken, son birkaç gemiye herhangi bir engelleme yapılmaması.
12. parselin güney bitişiğinde İsrail’in doğal gaz çıkardığı zengin Leviathan yatağı nedeni ile Rum yönetiminin İsrail ile yaşadığı sorunları, İsrail’e kardan pay vermek taahhüdünde bulunarak çözmüş olması.
Bundan sonrası da Rumların arkalarında ABD, AB ve İsrail’in olduğuna inanarak, eskiden yapmaya çalıştıkları gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin ve KKTC’nin Deniz Yetki Alanlarını gasp etmek olacak…
Tabi bekledikleri tepkiyi görmezlerse…
Zorla el koymak istiyorlar
Kılıçdaroğlu Wall Street Journal’a konuştu: NATO ve AB ile yakınlaşacağız
Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Wall Street Journal’a verdiği röportajda NATO ve AB ile daha yakın ilişkiler kurma sözü verdi. Eğer seçilirse AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara da uyacağını söyleyen Kılıçdaroğlu, “Türkiye, Batı ittifakının üyesi, Putin bunu bilmeli” dedi
Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, ABD merkezli gazete Wall Street Journal’a (WSJ) konuştu. Cumartesi günü gerçekleşen İstanbul mitinginden sonra WSJ muhabirleriyle bir araya gelen Kılıçdaroğlu, seçimleri kazanması halinde Türkiye’yi NATO ve Batı’ya daha da yakınlaştıracağını söyledi. Kılıçdaroğlu ayrıca Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecini de canlandırmayı hedefliyor.
Muhalefet lideri seçimin tarihi bir an olabileceğini belirtti. 2003’ten bu yana ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde iki taraf içinde farklı roller üstlendi. Ankara’yı önemli bir bölgesel güç simsarı haline getirme hedefini ilerletmek için Ukrayna’ya silah satarken Putin ile yakın bir ilişki sürdürmeye çalıştı. Daha önce ABD’nin itirazları üzerine bir Rus hava savunma sistemi satın aldı ve Washington, Rusya’nın Batı yaptırımlarından kaçmasına yardımcı oldukları gerekçesiyle Türk şirket ve kurumlarını yaptırım uygulamakla tehdit etti.
“Batı’nın yaptırım kararlarına uyacağız”
Kılıçdaroğlu, Rusya’daki Türk yatırımlarını sürdüreceğini ancak Rusya’ya yaptırım konusunda Batı’nın kararlarına uyacağını ve Moskova’yı eskisinden daha yalnız bırakacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Türkiye Batı ittifakının ve NATO’nun bir üyesidir ve Putin de bunu çok iyi bilmektedir. Türkiye NATO tarafından alınan kararlara uymak zorundadır” diye konuştu.
Erdoğan, muhafazakar ve dindar seçmenler arasındaki desteği sayesinde yirmi yıldır Türk siyasetine hakim oldu, ancak güç tabanı zayıflıyor. Türkiye’nin zor durumdaki ekonomisi, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma iddiaları ve Şubat ayında meydana gelen ve şehirleri enkaza çeviren depremlerin hükümet tarafından ele alınışına ilişkin endişeler, seçmenlerin hoşnutsuzluğunu artırıyor.
2017 yılında Erdoğan’ın muhaliflerine yönelik baskılarından birini kınamak için başkentten İstanbul’a yaklaşık 420 km bir protesto yürüyüşüne liderlik etti ve 2019’da muhalefet partisinin belediye başkanlığı seçimlerinde ülkenin en büyük iki şehri olan İstanbul ve Ankara’nın kontrolünü kazanmasının ardından siyasi gidişatın değişebileceğine dair işaretler vardı.
Kılıçdaroğlu ayrıca adaylığındaki temel zayıflıklardan biri olarak görülen karizma ve siyasi kurnazlıktan yoksun olduğu yönündeki yaygın algının üstesinden gelmeye çalıştı. Mitinglerine büyük kalabalıklar çeken ve Mart ayında koalisyonunun parçalandığı bir isyanı hızla sona erdiren lider, kampanyasının canlılığıyla bazılarını şaşırttı.
“Kendi ülkelerinde daha iyi koşullarda yaşamalarını istiyoruz”
Kılıçdaroğlu, hayat pahalılığını düşürme, Türkiye’yi parlamenter hükümet sistemine geri döndürme, merkez bankası gibi kurumlara bağımsızlık kazandırma ve siyasi tutukluları serbest bırakma vaatleriyle kampanya yürütüyor. Türkiye’de göçmen karşıtı duyguların yükseldiği bir ortamda, milyonlarca Suriyeli ve Afgan mülteciyi ülkeden çıkarma sözü de vererek insan hakları savunucularının endişelerini artırdı. Erdoğan ayrıca en az bir milyon Suriyeliyi ülkelerine geri gönderme sözü verdi. Kılıçdaroğlu Journal’a yaptığı açıklamada “Irkçılık yapmıyoruz ama bu insanların kendi ülkelerinde daha iyi koşullarda yaşamlarını sürdürmelerini istiyoruz” dedi.
Great Leader Heydar Aliyev’s strategy of national state building
To write the life history of some people, it is necessary to write the history of a nation as a whole. Heydar Aliyev is one of these outstanding people.
Heydar Aliyev’s unparalleled service and honorable leadership in the struggle for independence of Azerbaijan is clear to the whole nation and its effects still remain. Thanks to Heydar Aliyev’s policy, the people of Azerbaijan live and will live in prosperity and well-being. Heydar Aliyev was a far-sighted and decisive politician, and he proved this foresight in the years 1969-1982, when he led the country for the first time. During the first period of our great leader’s leadership – in the late 60s, Azerbaijan was experiencing a period of economic and cultural decline. At that time, precisely with the arrival of Heydar Aliyev, there was a period of rapid rise, development of the national spirit and progress of spirituality in all spheres of social life. In 1969, Heydar Aliyev was elected the secretary of the Central Committee of the Communist Party of Azerbaijan in Azerbaijan, and during this period he defined the paths leading to the future of Azerbaijan. For this reason, this period is
Domestic Policy
In the report of Heydar Aliyev, the first secretary of the Central Committee of the Communist Party of Azerbaijan, to the XXVIII congress of the Republican Party organization (March 10-12, 1971), an in-depth analysis of the situation in the republic was given. A number of serious deficiencies and errors were revealed in the experience of economic and cultural construction, in the selection and deployment of personnel. The internal policy of the Great Leader was multifaceted and covered areas such as industry, science, agriculture, and culture. In 1970-1985, during a historically short period of time, hundreds of plants, factories, and production areas were established throughout the territory of the republic. 213 large industrial enterprises were launched. According to many important production areas, Azerbaijan occupied one of the leading places in the Soviet Union. 350 products produced in Azerbaijan were exported to 65 countries of the world.
In addition, due to Heydar Aliyev’s special attention to the field of education, 800 young people left the country every year. In the late 1970s, at the initiative of Heydar Aliyev, the awarding of the State prize to the four-volume “Modern Azerbaijani language” textbook was the result of great care for the Azerbaijani language, real leadership attention, and filial love.
Foreıgn Polıcy
In the first period of the leadership of Heydar Aliyev, the genius son of the people, he conducted a far-sighted foreign policy as well as a successful domestic policy. During these years, the claims of Armenians to our lands, Karabakh, have also been prevented. Heydar Aliyev first wanted to regulate relations with neighboring states. Therefore, he created economic and political cooperation between the neighboring countries and Azerbaijan. This was one of the important steps in the foreign policy of young Azerbaijan. Today, it can be said with complete certainty that Azerbaijan’s state sovereignty and economic independence, systematically increasing foreign economic relations, and deeper integration into the world economy are based on the potential of the national economy, which was founded in 1970-1985. (Heydar Aliyev) Great leader appointed Azerbaijani personnel to high positions, made radical changes in law enforcement and party bodies. All Dashnak forces that created enmity were involved in the crime.
The second period when Heydar Aliyev led Azerbaijan
The years between the two periods of Heydar Aliyev’s leadership of Azerbaijan were the most severe period of recession and hardship in our history.In particular, the 1990-1993 years of Azerbaijan’s history remained in the memory of the people as the most severe disaster years, the “life or death” period. “The Popular Front regime of Azerbaijan, which had no management skills, faced the danger of destruction, especially the traitors and hypocritical leaders who were sold to Moscow were destroying the country.On October 3, 1993, Heydar Aliyev was elected the President of the Republic of Azerbaijan as a result of a national vote. Since Heydar Aliyev came to power,
Domestic Policy
At the beginning of the 90s of the last century, Azerbaijan was faced with a number of threats, and Heydar Aliyev’s return to power caused radical changes in the country. The establishment of independent state institutions in Azerbaijan, the creation of a democratic, legal state based on international norms, the preservation of our national, spiritual and moral values, the further enrichment of these values with universal ideas, the adoption of our first National Constitution, the formation of a civil society and the determination of a new economic course are precisely the successful solutions. It is the services of our national leader Heydar Aliyev.
During his first presidency, Heydar Aliyev carried out the first reforms in order to create a legal, democratic and secular state. On November 12, 1995, the Constitution of the Republic of Azerbaijan was adopted. Also, the first parliamentary elections were held on November 12 of that year. On February 6, 1996, by order of the President of the Republic of Azerbaijan, Heydar Aliyev, November 12 was declared as the Constitution Day. Starting from that year, November 12 is celebrated as the Constitution Day of the Republic of Azerbaijan.In 1994, declaring the manat as the only means of payment in the country led to curbing inflation. In 1998, the judiciary was reformed and the State Committee on Women’s Issues was established. These steps, especially the adoption of the Constitution, were an important step in building a democratic state and civil society in Azerbaijan. In 1996, the Legal Reforms Committee was established. And for the first time in the East, the death penalty was abolished in Azerbaijan in February 1998. Also, as a result of judicial reform, the Constitutional Court was established. As a result, as a result of all these reforms, the country was brought out of a deep crisis. On October 11, 1998, presidential elections were held in Azerbaijan, and the great leader Heydar Aliyev was re-elected as the President of the Republic of Azerbaijan after receiving 76.1 percent of the votes. With that, the second period of his leadership in Azerbaijan began. Of course, it was not without reason that the people of Azerbaijan renewed their trust in the great leader Heydar Aliyev.
Foregin Policy
On September 20, 1994, the “Agreement of the Century” was signed. With this event, the foundation of Azerbaijan’s new oil strategy was laid. 13 famous oil companies from Azerbaijan, USA, Great Britain, Russia, Turkey, Norway, Japan and Saudi Arabia participated in the “Contract of the Century”. Finally, in 1997, on the basis of this contract, the initial production of oil was started. In 1994, Heydar Aliyev spoke at the 49th session of the UN General Assembly and in 2000 at the last summit of the millennium. GUAM (Georgia, Ukraine, Azerbaijan, Moldova) was established in 1997. Thanks to all these reforms and foresight of Heydar Aliyev, Azerbaijan was accepted as a member of the Council of Europe in 2001.
Our national leader Heydar Aliyev has not remained indifferent to the issue of Nagorno-Karabakh, which is very important for our country. In May 1994, as a result of negotiations conducted by the OSCE and other mediators, a ceasefire was reached between Azerbaijan and In December 1993, Heydar Aliyev’s first official visit to Europe was to France. During the visit, the national leader signed the Paris Charter for Europe and Azerbaijan joined the Paris Charter.As for foreign economic relations, Azerbaijan has become a transit country by implementing the Europe-Caucasus-Asia (TRASEKA) transport corridor project. On the initiative of Heydar Aliyev, the “International Conference dedicated to the restoration of the historical Silk Road” was held in Baku on September 8-9, 1998, with the joint decision of the European Union Commission and the countries participating in the TRASEKA program.
In 2001, agreements were signed with Azerbaijan, Turkey, and Georgia.The goal was to export the country’s gas to the world market through the Baku-Tbilisi-Erzurum gas pipeline. Today, dozens of political parties operate freely in the country. The New Azerbaijan Party, founded by Heydar Aliyev, became the ruling party and the leading political force of the society.
“Heydar Aliyev is one of the very few historical figures whose life and activities provide a basis for giving him the importance of leadership from three perspectives. Heydar Aliyev is one of the very few personalities in history who bore the name of a founding leader, fulfilled the mission of a savior leader, and received the status of a national leader of the people. This became possible thanks to him, when the Azerbaijani people needed development and evolution, Heydar Aliyev fulfilled his mission of construction.”
President of the Republic of Azerbaijan Ilham Aliyev continues the path of Heydar Aliyev. Ilham Aliyev actively participated in the development and continuation of the oil strategy founded by Heydar Aliyev, in the success of this policy in the world, in the preparation of various projects in this field, in the fulfillment of difficult diplomatic tasks and played an important role in the flow of investments to the country.
Ilham Aliyev successfully defends the interests of Azerbaijan in the modern world that is changing every day, in the era of globalization, at international meetings and high-level negotiations. Thanks to the success of his foreign policy, international and regional problems are solved at a higher level. That is why, due to its decisive position, the Azerbaijani Army ended the 30-year occupation. The enemy’s army was defeated and thanks to the “Iron Fist” operation, the Victory Army of Azerbaijan gained victory.
Unconditional removal of Armenian aggressors from Azerbaijani lands and return of more than 1 million refugees to their native lands was the main task of President Ilham Aliyev’s foreign policy. With his wise, determined and courageous policy, the head of the country brought his native people to a historic victory in this field as well! Our President solved the “Nagorno-Karabakh problem”! He removed the claims of the Armenians regarding the status of Nagorno-Karabakh from the agenda and destroyed their “Artsakh” project!
Kılıçdaroğlu 15 Mayıs’ta ilk soruşturma için adres verdi
Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 14 Mayıs seçimleri öncesinde ABD merkezli finans ajansı Bloomberg’e konuştu.
“Erdoğan’ın rakibi borsa ve ekonomi verilerine soruşturma sözü verdi” başlığıyla aktarılan röportajda Kılıçdaroğlu, mevcut hükümetin Türkiye ekonomisinin ve maliyesinin gerçek durumunu örtbas ettiğine, resmi verilerin güvenilir olmadığına işaret etti.
Borsa İstanbul’un soygun aracına dönüştürüldüğünü belirten Kılıçdaroğlu,“Küçük yatırımcının nasıl soyulduğunu biliyorum, bu nedenle ilk soruşturmayı borsada başlatacağız” dedi.
2022 yılında yüzde 196 oranında yükselen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, yılbaşından bu yana ise yüzde 20 değer kaybetti.
“Rakamlar doğru değil”
Cumhurbaşkanı seçimini kazanmaları halinde ekonomide hasarı tespit etmek ve gerçekte ne olup bittiğini anlamak için iki hafta içinde bir komisyon kuracaklarını belirten Kılıçdaroğlu,
“Rakamlar şeffaf değil, doğru değil. Yükümlülüklerimiz, taahhütlerimiz veya gelir ve giderlerimiz hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun verdiği bilgiye göre, bu komisyon ekonomideki gerçek durumun resmini Millet İttifakı’nı oluşturan altı lidere sunacak ve bu veriler daha uzun vadeli planların temelini
oluşturacak.
Kılıçdaroğlu ayrıca, seçimi kazanmaları halinde israfın önlenmesi konusunda kararlar alacaklarını da belirtti.
“Merkez Bankasına güven veren “Başkan”
Bloomberg haberinde, Merkez Bankası’nın bir yılı aşkın süredir herhangi bir doğrudan döviz müdahalesi yaptığına dair resmi açıklama yapmadığını ancak Aralık 2021 ile Nisan 2023 arasında arka kapıdan yaklaşık 177 milyar dolarlık döviz sattığını aktarıldı.
Kılıçdaroğlu, TRT’de TRT’yi ifşa etti
Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TRT’deki propaganda konuşmasında siyasi değerlendirme yapmaksızın sadece mağdur yurttaşların hikayelerini anlattı. Kılıçdaroğlu, “TRT son 7 yılda beni sadece bir kez davet etti. Ben bu kez bana ayrılan süreyi milletin televizyonunda, sesi kısılan, hikayeleri anlatılmayan milyonları bilin diye, gerçekleri duyun diye kullanmak istedim. Çünkü bu seçim onların seçimi. Bu seçimde onlar aday. Ekmeği, suyu, geleceği çalınmış 85 milyon aday. Kaybolan neşesine yeniden kavuşmak isteyen herkes aday. Her birimiz refah, huzur ve adalet hasretiyle, hakça ve insanca yeni bir düzen kurmak için adayız” dedi.
Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Seçim Kanunu uyarınca kendisine tanınmış olan konuşmasını TRT 1 TV’de bu akşam diğer adaylarla birlikte yaptı. İkinci ve son konuşmalar 13 Mayıs’ta yapılacak.
Konuşmasında TRT’yi eleştirerek başlayan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
“TRT her gün suç işliyor”
“Sevgili halkım, TRT siyasal iktidardan bağımsız kamu yayıncılığı yapmak üzere kurulmuştur. Halk doğru, tarafsız ve gerçek habere ulaşsın diye, halk için var. Ancak bugün TRT iktidar partisinin yayın organı haline geldi. Oysa haber alma özgürlüğü temel haklardandır. Bu hak demokratik toplumlarda toplumun doğru bilgi edinmesini sağlar. TRT her gün kendi ilkelerine ve mevzuatına aykırı yayın politikası ile suç işliyor. Halkın vergileri ile ayakta kalmasına rağmen iktidarın güdümünde, iktidarın propagandasını yapıyor. Atanmışlar, taraflı yayıncılıkla halkın haber almak hakkını ihlal ediyor. TRT gerçekleri halktan gizliyor.
“Devletimizin televizyonunun sizden gizlediği gerçekleri anlatacağım”
Peki, TRT sizlerden asıl neyi gizliyor. Bugün, propaganda yapmak için karşınızda değilim. Devletimizin televizyonunun sizden gizlediği gerçekleri anlatacağım. Bana ayrılan zamanı gerçek insanların, gerçek hikayelerini anlatmak için kullanacağım. Bugün onların sesi olacağım. Bugün ben susuyorum, konuşma sırası onlarda. Geçen yıl Ankara’da elektriği kesilen İbrahim’e misafir oldum. İbrahim Bey bana ‘Çocuk Esirgeme Kurumunda büyüdüm, çöp toplayarak geçindim, şimdi simit satıyorum. Elektriğim kesik’ dedi. TRT size faturalarını ödeyemedikleri için, karanlığa mahkum edilen milyonlarca vatandaşımızı gösterdi mi? Göstermedi.
Maden faciasına dikkat çekti
Bartın maden faciasında hayatını kaybeden Rıdvan’ın ailesini ziyaret etmiştim. Oğlu Emrullah’ın keder dolu gözleri bıçak gibi kalbime saplandı. TRT hayatını kaybeden 41 maden işçisinin hikayelerini haber yaptı mı? Yapmadı. Tedbirsizliği, denetimsizliği, hesap verilmeyen aileleri, işçisinin can güvenliğini sağlayamayanları anlattı mı? Anlatmadı.
Şanlıurfa’da iktidar partisi adayının kardeş ve akrabaları tarafından, eşi ve 2 evladı öldürülen, adalet aramak için yılladır nöbet tutan Emine Şenyaşar’a sarıldım. Emine Hanımın bitmeyen gözyaşlarını TRT halkımıza gösterdi mi? Göstermedi.
“Depremzedelerin feryatlarını TRT size anlattı mı?”
8 Şubat’ta Hatay Samandağ’daydım. ‘İçeride annem, abim ve babam var. Ses veriyorlar. Termal kamerada ısı da var. Ama girecek ekipman yok’ diye bize feryat eden gencimizi TRT’nin ekranında gördüğünüz mü? Görmediniz. ‘Devlet nerede, AFAD nerede?’ diye bağıran vatandaşlarımızın görüntüleri yayınlandı mı? Hayır, yayınlanmadı. Ekmeğini çöpten çıkaran, ekmek teknesi gasp edilen kağıt işçilerinin deposuna gittim. Çaylarını içtim. Baver Bey, uğradığı haksızlığı bana anlattı. Çok üzüldüm. Bana ‘Üstümüz kirli olabilir ama içimiz gül bahçesi’ diyen kağıt işçilerinin yaşadıklarını TRT size anlattı mı? Anlatmadı.
Kuddusi Okkır’ı hatırlattı
Ergenekon kumpası ile canına kastedilen Kuddusi Okkır’ın evine gittim. Beni metanetle karşılayan Sabriye Okkır hanımı gördüğünüz mü ekranlarınızda? Görmediniz. ‘Süt veren ineğimi kestirip, kredi ödüyorum’ diyen Meliha Hanımı peki? Onu da görmediniz. TRT halkımıza 73 yaşında Kazdağları’nı savunan Hanife Hanımı, suyunu, toprağını yani yaşamı korumak için can ve başla mücadele eden vatandaşlarımızı gösterdi mi? Göstermedi.
KPSS’de derece yapmasına rağmen atanamayan Salihcan’ın hikayesine yer verdi mi, sözde haberlerinde? Vermedi. Sokakta uyuşturucu torbacıları tarafından Ülkücü hareketin en değerli evlatlarından biri olan ve hunharca katledilen Sinan Ateş’in eşi ve bebeklerini gösterdi mi? Ateş ailesinin hikayesini dinlediniz mi hiç TRT’de? Dinleyemediniz. Gezi Parkı davasında haksız yere hapis yatan şehir plancısı Tayfun Kahraman tutuklandı. Cezaevine girmeden önce kızı Vera’ya son sarılışını gördünüz mü? Görmediniz. Göstermediler.
“Son 7 yılda bir kez davet etti”
TRT son 7 yılda beni sadece bir kez davet etti. Ben bu kez bana ayrılan süreyi milletin televizyonunda, sesi kısılan, hikayeleri anlatılmayan milyonları bilin diye, gerçekleri duyun diye kullanmak istedim. Çünkü bu seçim onların seçimi. Bu seçimde onlar aday. Ekmeği, suyu, geleceği çalınmış 85 milyon aday. Kaybolan neşesine yeniden kavuşmak isteyen herkes aday. Her birimiz refah, huzur ve adalet hasretiyle, hakça ve insanca yeni bir düzen kurmak için adayız. 14 Mayıs’ta sadece bana oy vermeyeceksiniz, adalet arayan herkese oy vereceksiniz. Bu ülkenin onuru ile çalışan ama geçinemeyen insanlarına oy vereceksiniz. Kendiniz, sevdiklerini ve geleceğimiz için oy vereceksiniz. Bu çürük düzeni sizler değiştireceksiniz. Hak ettiğimiz düzeni hep beraber kuracağız. Unutmayın sevgili halkım birleşe birleşe kazanacağız.”
Ortaklık mı, mutlak hakimiyet mi?
Batı dünyası Kıbrıs’ta, gerçekten “Barış”mı istiyor, yoksa barış, demokrasi, insan hakları ve benzeri kulağa hoş gelen sözlerin arkasına saklanıp, adanın tümünü ele geçirip Doğu Akdeniz’e hakim mi olmak istiyor?
Sorunun cevabı belli esasen…
ABD’nin, süslü püslü “Demokrasi getireceğim” sözleri ile saldırdığı Afganistan, Irak ve Suriye’de nelerin yaşandığını ve ne gibi ticari kazanımlar elde edildiğini herkes biliyor.
Örneğin Afganistan dünya üzerinde en fazla lityum madenine sahip ülke, kalitesi de diğer ülkelerdekine kıyasla çok üstün. Çağımızın olmazsa olmaz aygıtları olan mobil cihaz, dizüstü bilgisayar, tablet, telefon, istasyon kurulumu, GPS sistemleri, insansız hava aracı, hassas güdümlü silah, hipersonik silah, uydular hayalet uçak, elektrikli araba bataryası, güneş paneli, rüzgar enerjisi, bilgisayar çipi ve ev aletlerinin neredeyse tümünde kullanılan pillerin yapımı gibi alanlarda lityum kullanıldığı için, çok stratejik bir maden.
Afganistan’da 1978’den bu yana 43 yıldır tarafları değişerek süren ve yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne neden olan savaşın sonunda ABD 2001 yılında Afganistan’a saldırarak sözümona “Demokrasi” getirdi ve güya savaş bitti. Aradan geçen 21 yıldan sonra Taliban Kabil’i ele geçirerek Afganistan’ın yöneticisi oldu. Taliban’ın elinde Lityum madenlerini çıkarak, işleyecek ve pazarlayacak olanaklar ve teknik eleman olmadığından Afganistan’ın Lityum madenlerini ABD çıkarıyor, ham lityumu kullanılabilir hale getiriyor ve dünyaya satıyor. Aynen Suudi Arabistan’ın petrolünü çıkarıp, rafine edip dünyaya pazarlayan ARAMCO, Arap American Company gibi.
Winston Churchill’in 1936 yılında İngiliz Avam Kamarası’nda İngiltere’nin menfaatlerini müzakere ederken sarf ettiği “Bir damla petrol bir damla kandan daha kıymetlidir” sözünün günümüzdeki versiyonu “Bir gram lityum, bir gram kandan daha kıymetlidir” düşüncesine uygun olarak El Kaide’nin 11 Eylül 2001’de New York’taki İkiz Kulelere saldırısından sonra ABD’nin Afganistan’ı işgal etmesi bir tesadüf değil. Tabi, Microsoft’un kurucusu Bill Gates’in işgalden hemen sonra Afganistan’a giderek lityum madenlerinin işletme hakkını alması da…
ABD’nin “Kimyasal Silah üretiliyor” iddiası ile işgal ettiği Irak’taki ve işgal sonrası yatay geçiş yaptığı Suriye’deki durum da pek Afganistan’daki durumdan farklı değil. Irak’ın ve Suriye’nin petrol yataklarının kontrol ve yönetimi ABD’nin eline geçiverdi “demokrasi getireceğim” vaatlerinden sonra.
Şimdi sıra Doğu Akdeniz’deki bakir petrol ve doğalgaz yataklarında. Bu denizaltı zenginliklerinin bir şekilde ABD’nin kontrolü altında girmesi gerekiyor. Kıbrıs adasının, ABD’nin uslu çocuğu -bana göre sömürgesi- olan Avrupa Birliği’nin toprağı olduğu, 1 Mayıs 2004’de Kıbrıslı Rumların sözde devleti, danışıklı bir dövüşten sonra AB’ye üye olarak kabul edilirken yayınlanan “Onuncu Protokol”de yer almakta. Yani direkt olarak AB, endirekt olarak ABD Kıbrıs adasının ve doğal olarak da etrafındaki Münhasır Ekonomik Bölge ile kıta sahanlığının kendi mülkleri olduğunu kayda geçirmişler ve ilan etmişler.
Rumların 24 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs’ın her iki tarafından aynı günde oylanan Annan Planına “Hayır – Oxi” demeleri de tesadüf değil. Rumlar aleni olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilan edildiği 16 Ağustos 1960 tarihinden beridir hep Kıbrıs adasının mutlak sahibi olmak hayali ile yaşadılar, bu yolda da Kıbrıslı Türklere silahlı saldırılar düzenlemek, katliamlar yapmak, Türklerin mallarına el koymak, yağmalamak ve yok etmeye ilaveten soykırım uygulamaktan bile çekinmediler. Akıllarındaki çözüm, adanın mutlak hakimi olmak ve Türklere sadece vatandaşlık hakları vermek, yani azınlık statüsü. Eşitlik, ortaklık, birlikte adayı yönetim gibi bir düşünceleri yok.
Şimdi de 2017’de Crans Montna’da terk ettikleri masaya Türkleri oturtmaya ve adaya mutlak hakim olacaklarını düşündükleri “Federasyon” görüşmelerini başlatmak için etrafta fır dönüyorlar, çalmadık kapı bırakmıyorlar.
Şükür ki, KKTC 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin boş vaatlere karnı tok. Bu yüzden de Rumlar istedikleri kadar kapı kapı gezerek, adanın hakimi olma planlarını, federasyon adı altında yutturmaya çalışsınlar, “Eşit, egemen, uluslararası tanınmış iki devletli çözüm”den başkası masaya konacak gibi durmuyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Yeni Zigana Tüneli bölge kalkınmasının sembolü”
Trabzon-Gümüşhane arasındaki Yeni Zigana Tüneli açıldı. Toplam 29 km. uzunluğundaki çift tünelle Trabzon-Gümüşhane arası 1,5 saatten 40 dakikaya düştü. Bu tünel Trabzon Limanı’nı Orta Anadolu’ya bağlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon Meydan Parkı’nda düzenlenen Yeni Zigana Tüneli’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada şunları söyledi;
“Zigana Tüneli’nin de açılmasıyla şehri, yatırım tutarı 27 milyar lirayı bulan 111 esere kavuşturduk. Zigana Dağı’nı geçilmez olmaktan çıkartan yeni Zigana Tüneli, bölgemizin her alandaki kalkınmasının sembollerinden biri olacaktır. Zigana Tüneli’nin, dünyanın üçüncü, Avrupa’nın ve Türkiye’nin en uzun çift tüplü kara yolu tüneli olarak inşa edildi.
Trabzon ile Gümüşhane arasındaki bu tünelle Karadeniz’i Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya, oradan İran ve Ortadoğu’ya, yani tarihi İpek Yolu’na bağlıyoruz. Bu tünelin tasarımı, projesi, inşası, tamamen kendi mühendislerimize aittir. Zigana Dağı’nı geçilmez olmaktan çıkaran bu tünel, bölgemizin her alandaki kalkınmasının sembollerinden biri olacaktır. Vakitten, akaryakıttan, karbon salınımından sağlayacağı faydalar yanında, Karadeniz limanlarıyla ülkemizin güneyi arasında yeni bir soluk borusu açıyoruz. Karşımızdaki masanın ömrü boyunca yaptığı bütün bu işlerin hepsini üst üste koyun, sonra da onla, yüzle çarpın, emin olun bir Zigana Tüneli etmez. Tünelimizle birlikte Maçka Karahava yolunu da açıyoruz. Yaklaşık 8 milyar 150 milyon liralık bir yatırım olan tünelimiz ile 6 miyar 150 milyon liralık bir yatırım olan Maçka Karahava yolumuzun bölgemize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyorum”
Trabzon’dan yılın ilk 8 ayında 221.268 ton fındık ihraç edildi
Trabzon Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği’nin “Fındık ihraç sezonunun 8 ayında 221 bin 268 ton fındık ihraç edildi” konulu yazılı açıklaması şöyledir;
“2022-23 Fındık ihraç sezonunun 8 aylık döneminde ülkemizden gerçekleştirilen fındık ihracatı hakkında değerlendirmelerde bulunan Doğu Karadeniz Fındık ve Fındık Mamulleri Sektör Komitesi Başkan Yardımcısı Sebahattin Arslantürk; 8 aylık dönemde Ülkemizden 221.268 ton fındık ihraç edildiğini ve karşılığında da 1 Milyar 319 milyon 505 bin 456 dolar döviz girdisi sağlandığını ifade ederek, sezonun bitmesine kalan 4 aylık süre sonunda da ihraç edilecek fındık miktarının 300 bin tonun üzerine çıkacağından ümitli olduklarını belirtti. Yıllık bazda ise 2023 yılının ilk 4 ayında ihraç edilen fındık miktarının da 90.903 ton olduğunu ve sağlanan döviz girdisinin de 579 milyon 607 bin 27 dolar oldu.
1 Eylül 2022 tarihinde başlayan Fındık ihraç sezonunun 8 aylık döneminde Trabzon ilimizden de 80.799 ton karşılığı 488 Milyon 650 bin 588 dolarlık fındık ihraç edildiğini belirten Arslantürk; 8 aylık dönemde toplam fındık ihracatının yüzde 37’lik kısmının Trabzon’dan gerçekleştirildiğini belirtti. 8 aylık dönemde Trabzon’dan 59 ülkeye fındık ihraç edildi.
Fındık ihracatımızın sürdürülebilir boyuta taşınması ve maliyet baskısının üretici üzerinde oluşturduğu olumsuzluklar hakkında değerlendirmelerde bulunan Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Fındık ve Fındık Mamulleri Sektör Komitesi Başkan Yardımcısı Sebahattin Arslantürk; Türkiye tarımın en büyük sorununun üretim maliyetlerinin son yıllarda aşırı artmasının yol açtığı maliyet baskısı olduğunu belirterek, üretim maliyetlerinin yüksek olmasında ölçek büyüklüğünde üretim yapılamamasının en büyük etken olduğunu, özellikle arazi yapılarının miras yoluyla sürekli küçülmesinin birim başına maliyetleri artırarak rekabet gücünü ortadan kaldırdığını ifade etti. Üretim maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle üreticinin bahçelerde yeterli bakımı yapamadığını ve bu durumun özellikle endüstriyel tarım ürünlerinde her yıl üretim, verim ve rekolte düşüşlerine yol açtığına değinen Arslantürk, bu olumsuzluğun son yıllarda fındık üretiminde çok daha ön plana çıktığını ve 740 bin hektarlık alanda üretim sonucu elde edilen ürünün maalesef 700 bin tonlar seviyesinde kaldığını belirtti. Gelişmiş ülkelerin üreticisine ürün başına yaptıkları reel desteklerle birim başına verimi her geçen yıl artırdığına, son yıllarda iklimi uygun bir çok ülkenin fındık üretimine yatırım yaptığına ve dönüm başına ortalama 130 -140 kg düzeyinde ürün alınabilmesine rağmen, ülkemizde arazilerin küçülmesi ve maliyet artışları nedeniyle gerekli bakım yapılamamasına bağlı olarak dönüm başına ortalama verimim 60-70 kg düzeyine düştüğüne vurgu yapan Arslantürk; bu durumun sektör açısından büyük risk teşkil ettiğini, bunun için de ivedilikle bahçe bakımı ve verimi artıracak çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu, desteklerin alan bazlı olarak değil de, üretime yönelik verilmesi gerektiği belirterek, aksi durumda her yıl küresel ısınmanın yol açacağı verim kayıpları da dikkate alındığında sektörün büyük hasar alabileceğini belirtti.
Dünyanın en büyük fındık üreticisi olan ülkemizde, birim başına verimliliğin düşük seviyede olmasının hem üreticinin ve hem de ticaret erbabının kârlılığını olumsuz etkilediğine değinen
Arslantürk; birim alandan daha fazla ve kaliteli ürün elde etmek için verimliliğin ön planda tutulduğu rekabetçi ve sürdürülebilir fındık tarımı politikasına ivedilikle geçiş yapılması gerektiğini ifade etti.
Yeni sezonda fındık rekoltesi hakkında tahminlerde bulunmak için henüz erken olduğunu da belirten Arslantürk, önümüzdeki aylarda hava şartlarına bağlı olarak rekoltenin oluşacağını ifade ederek, rekolteden önce hayati önem taşıyan konunun üretim maliyet artışları olduğunu ve bu durum dikkate alınarak hükümetin üreticiye gerekli destekte bulunması gerektiğini belirtti. Ayrıca, sektörün de kendi içinde adil ticaret kurallarına riayet ederek, finansal üstünlüklerin haksız rekabete yol açacak fiyat politikası oyunlarına dönüşmemesi gerektiğine de vurgu yaptı.”
Deep fake, dark web ve istihbarat servisleri
Cumhurbaşkanı adayı CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu 29 Nisan’da Kayseri mitinginde konuşurken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yönetiminin seçime “on gün kala” girişeceği “en pis işleri bildiğini” öne sürmüştü.
1 Mayıs gecesi “on güne iki gün var” diye başladığı Twitter mesajında doğrudan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve ekibinini “dark web” ve “Cambridge Analytica” maceralarıyla “yabancı istihbarat servislerinin” oyununa düşmemeleri konusunda uyardı.
Altun -yine geç saatlerde- kendi Twitter hesabından Kılıçdaroğlu’nu yardımcıları Çağatay (Özdemir) ve Evren (Başar) ile Bilgi İşlem Daire Başkanı Serhat (Eroğlu) gibi kamu görevlilerini hedef yapmakla suçladı. “Neyin önünü almaya çalıştığınızı çok iyi biliyoruz” cümlesiyle ise adeta Kılıçdaroğlu aleyhine bir siber kampanyadan haberli olduğunu kabul ediyordu.
İletişim Başkanı Altun, kendisinin çok iyi bildiği neyin önünü almak için bu çıkışı yaptığını söylemiyordu.
Üst düzey bir CHP kaynağı ise Kılıçdaroğlu’nun “son on gün” ve “Cambridge Analytica” ile kastedilen siber seçim müdahalelerinin arkasındaki önemli istihbarat bilgilerinin bulunduğunu açıkladı..
CHP’deki “son on gün” istihbaratı
Bu iddiadaki hesaba göre Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na yönelik “son on gün” kampanyası 3 Mayıs ya da 4 Mayıs’ta, yani yarın ya da ertesi gün başlatılacak; seçim 14 Mayıs’ta.
Bir süre önce CHP Genel Merkezine gelmeye başlayan bilgiler ise şöyle:
• Gelen istihbarat bilgilerine göre Erdoğan, İletişim Başkanlığı üzerinden Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyasını yıpratmak amacıyla “deep fake” ve “Cambridge Analytica” benzeri sistemleri birlikte kullanarak “sahte video ve ses kayıtları” üretmek için düğmeye bastı. (Bu kavramların ne demek olduğuna birazdan değineceğim.)
• Bu amaçla bazısı “dark web” üzerinden, yurtdışından çok sayıda “hacker” kiralandı. Muhalefete yönelik “DDoS” saldırılarıyla eleştirel ve muhalif sitelerin engellenmesi, iktidar yanlılarının da öne çıkarılması kampanyası hazırlandı.
• Kampanyanın asıl hedefiyse Kılıçdaroğlu: amaç Kılıçdaroğlu’nu Erdoğan’ın seçim kampanyasında kullanabileceği kişilerle görüşmüş, söylemediği şeyleri söylemiş gibi ses ve görüntü kayıtları üretip bunları hedef internet kullanıcılarına göndererek seçim sonuçlarına müdahale etmek.
CHP’deki istihbarata göre seçime bir hafta, on gün kala devreye alınacak Kılıçdaroğlu’nu karalama kampanyasının özellikle üzerinde durulan hedef zaman dilimiyse ABD seyahati.
Burada önemli olan iddianın ortaya atılması kadar iddianın yayılması için gerekli siber altyapının hazırlanması. Yapay zekâ kullanımı alanındaki gelişmeler bu tür sahte üretimleri kolaylaştırıyor. Ve bu yolla, bazı bilişimcilerin “derin sahtekârlık” olarak Türkçeleştirdiği “deep fake” yöntemleriyle üretilmiş bu ses ve görüntülerin muhalif seçmeni Cumhur İttifakına oy vermese de sandığa gidip Millet ittifakı adayı için oy kullanmaktan caydırmak.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel geçtiğimiz yıl Bilgi teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) internet abonelerinin vatandaşlık numarasından hangi saatte hangi siteyi izlediğine dek bütün kişisel verilerini toplamaya başladığını, bunun da “Cumhuriyet tarihinin en büyük fişleme” operasyonu olduğunu öne sürmüştü.
ABD’de Barack Obama’nın seçim kampanyası sırasında Afrika-Amerikan kullanıcıların izlediği sitelere özellikle Hillary Clinton’u adeta lokantaya bir Afrika-Amerikan müşteri girdiğinde yüzünü buruşturuyormuş gibi gösteren videolar “düşürülmüş”. Türkiye için hayal gücünüzü kullanabilirsiniz.
Deep fake yöntemleriyle “Görevimiz tehlike” filmlerinde olduğu gibi hedef kişiye, istenilen arka planda hiç söylemediği şeyleri söylemiş, görüşmediği kişilerle görüşmüş gösterilebiliyor. Bunun somut örneğini, Rus siber savaşçıların Ukrayna savaşının başında Volodimir Zelenski’ye “Savaşmayacağız” dedirten videosunu yaydıklarında gördük.
Gürcistan Ankara Büyükelçisi Giorgi Janjgava: “Türkiye Gürcistan’ın en büyük yatırımcı ülkesi”
Gürcistan Ankara Büyükelçisi Giorgi Janjgava “Türkiye-Gürcistan ekonomik ilişkileri ve Gürcistan’ın yatırım ortamı verileri” ile ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi;
Türkiye ile Gürcistan arasındaki ticaret cirosu
“Türkiye ve Gürcistan, 2023 yılı için hedef koyduğu 3 milyar dolarlık ticaret hacminin 2.8 milyar dolarlık kısmını şimdiden gerçekleştirdi. Bu rakamların iki ülke arasındaki ilişkilerde nitelik sıçramasına neden olacaktır. İki ülkenin dış ticaretinde ortaklık oranı her geçen yıl artıyor. Buna göre Türkiye ile Gürcistan arasındaki ticaret cirosu, geçtiğimiz yıl bir önceki seneye göre yüzde 30 arttı ve 2.81 milyar dolar oldu. Bu rakamın iki ülke arasındaki en yüksek tarihi endekstir.
Gürcistan, kolay iş yapılabilecek ülkeler sıralamasında
Dünya Bankası 2020 verilerine göre Gürcistan, kolay iş yapılabilecek ülkeler sıralamasında dünyanın 7. ülkesi olarak kayıtlara geçti. Ekonomik Özgürlük Endeksi 2022 verilerine göre Gürcistan, dünyanın en özgür 26. ülkesi olarak yer alıyor. Yolsuzluk Algılama Endeksi 2021 yılı verilerine göre ise Gürcistan, 180 ülke arasında 45. sırada bulunuyor. Ülkede özellikle sanayi alanında doğrudan yatırımcı bulunurken, Türkiye Gürcistan’ın en büyük 7. doğrudan yatırımcı ülkesi konumunda.
Bölgesel enerji projeleri iki ülke için büyük önem taşıyor
Türkiye ile Gürcistan arasındaki ortak yatırımların iki ülke ticaretindeki olumlu yansımasına neden oldu. Ortak yollarla uygulanan Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattı gibi bölgesel enerji projeleri iki ülke için büyük önem taşıyor. Bu konudaki aktif işbirliklerimiz sonuna kadar devam ediyor. Güney Gaz Koridoru projesinin (TANAP ve TAP) uygulanması ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesi de iki ülke için büyük önem arz ediyor Gürcistan, dünyada kolay iş yapılabilecek ülkeler sıralamasındadır.
Demiryolu projesi de iki ülke lojistik işbirliği açısından önemlidir. Bu projelerle sevkiyat süreleri kısaldı.
Demiryolu projesi sevkiyat süresini 35 günden 15-17 güne indiriyor
Demiryolu projesi; Gürcistan ve Azerbaycan sevkiyat süresini 35 günden 15-17 güne indiriyor ve teslimat süresini kısaltıyor. İlk aşamada, projenin kapasitesinin yılda 5 milyon ton kargo olması, sonra 15 milyon tona çıkarılması öngörülüyor. Projenin yılda 1 milyon yolcu taşıması hedefleniyor.
Hidroelektrik santraller açısından önemli bir potansiyel
Gürcistan, özellikle verimli su kaynaklarıyla dikkat çekiyor. Ülkede çok sayıda akarsu bulunuyor. Bu akarsular, taşımacılık için uygun olmamasına rağmen hidroelektrik santraller açısından önemli potansiyeller barındırıyor.
Dünyanın sayılı su kaynaklarına sahip bir ülke
Gürcistan’da 850’den fazla göl, yarısından fazlası termal olmak üzere 2 bin civarında da mineral su kaynağı bulunuyor. Dünyanın sayılı su kaynaklarına sahip olan Gürcistan, bu su kaynaklarının yüzde 10’unu kullanıyor. Ülkede bu alanda önemli iş potansiyeli olduğu kayıtlarda yer alıyor.
Turizm konusunda önemli destinasyonlara ev sahipliği yapıyor
Gürcistan, turizm konusunda önemli destinasyonlara ev sahipliği yapıyor. Özellikle bakir doğası ile doğa turizminin önemli merkezlerinden biri olan ülkede turizm, hizmetler sektöründe liderliği üstleniyor. Ülke ekonomisinin % 51.4’ünü hizmetler oluştururken, sanayi sektörü GSYH’nin % 41.6’sını oluşturuyor. DEİK 2022 Gürcistan Ülke Raporu’na göre ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırımların % 38’i finans sektörüne yapıldı.”










