Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ‘tan Irak’a ticari diplomasi atağı
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat Türkiye ile Irak arasındaki ikili ticaret ilişkilerini geliştirmek amacıyla resmi heyetle birlikte Irak’ın başkenti Bağdat’a ticari diplomasi atağı başlattı.. Irak ziyaretinde; Cumhurbaşkanı Abdul Latif Rashid, Irak Başbakanı Muhammed Şiya El Sudani, Irak Başbakan Yardımcısı ve Planlama Bakanı Muhammed Ali Temim, Irak Ticaret Bakanı Atir Davut Selman, Irak İmar, İskan, Belediyeler ve Kamu İşleri Bakanı Bengin Rekani, Irak Ulaştırma Bakanı Sayın Muheybis Acimi El-Sadavi’yi ziyaret ederek iki ülke arasındaki ticaretin gelişmesi konusunda görüşmelerde bulundu. İki ülkenin resmi heyetleri de iki ülke arasındaki ticaretin gelişmesine katkı yapacak görüşmelerde bulundu. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın Irak’ın başkenti Bağdat’ta devlet yetklileriyle yaptığı görüşmeler sonucu yaptığı açıklamalar şöyledir;
“Irak ziyaretimizde, heyetimle birlikte Irak Cumhurbaşkanı Sayın Abdul Latif Rashid tarafından kabul edildik. Cumhurbaşkanı Rashid, Irak’ın imar ve ihyasında önemli rol oynayan firmalarımızı Irak’ın yeni projelerinde görmek istediklerini, Türkiye’nin Irak’ın en önemli ortaklarından olduğunu, firmalarımızı Irak’ın tüm bölgelerinde desteklemeye devam edeceklerini ifade etti.
Ziyarette, Irak ile olan ticaretimizi çeşitlendirerek artırmak ve Irak’ta müteahhitlik projelerinde firmalarımızın daha fazla yer almasını sağlamak hususlarındaki önceliklerimizi ifade ettik. Sayın Cumhurbaşkanına Türkiye ve Irak arasında daha güçlü bir ortaklık için karşılıklı olarak çalışmaya devam edeceğimizi belirttik.”
“Irak Başbakanı Sayın Muhammed Şiya El Sudani ile verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Bölgemiz için stratejik önemi haiz Kalkınma Yolu Projesi bağlamında yakın bir iş birliği halinde çalışmayı arzuladığımızı ve başta müteahhitlik sektörümüz olmak üzere Irak’ın gelişimine katkı sağlayacak tüm projelerde firmalarımızın aktif rol oynamaya hazır olduğunu ifade ettik.
Sayın Başbakanın çalışma izinleri, vizeler, bankacılık, sınır kapıları ve ithalat uygulamaları dahil firmalarımızın ticaret ve yatırım süreçlerine ilişkin her konuda kolaylaştırıcı adımları hayata geçirmek üzere kararlılığı bizleri son derece memnun etti. Firmalarımız da görüşmede işbirliği taleplerini bizzat Başbakan Sudani’ye aktarma fırsatı buldu.
Sayın Başbakana firmalarımıza güveni ve iş insanlarımızın sorunlarının çözümüne ilişkin güçlü iradesi, ticari ilişkilerimizin güçlendirilmesine dönük destekleri ve göstermiş oldukları misafirperverlik için teşekkür ediyoruz.”
“Irak Başbakan Yardımcısı ve Planlama Bakanı Sayın Muhammed Ali Temim ile ikili bir görüşme gerçekleştirerek başladık.
Ülkemizin önde gelen iş dünyası temsilcilerinin de katılımlarıyla gerçekleştirdiğimiz ziyaretimiz kapsamında, karşılıklı yatırımları ve ticaret hacmimizi daha da güçlendirmeye yönelik atılabilecek somut adımları ele aldık, gümrükler, ithalat ve standardizasyon alanındaki beklentilerimizi aktarma fırsatı bulduk. Ayrıca, Irak’ın altyapı ve üstyapısının inşasında, Irak’ın planladığı yeni şehirler ve yeni bölgelerin imarında müteahhitlerimizin sağlayabileceği katkılar hakkında da görüş alışverişinde bulunduk.
Dost ve kardeş Irak ile ticaret, yatırımlar, müteahhitlik ve lojistik başta olmak üzere her alanda iliskilerimizi çok daha üst seviyelere çıkaracağız.”

“Irak Ticaret Bakanı Sayın Atir Davut Selman ile bir araya geldik.
İş dünyası temsilcilerimizin de hazır bulunduğu toplantıda, 2022 yılında Türkiye-Irak arasındaki ticaret hacmimizin rekor düzeye ulaşmasından, Irak’ta ticaret, yatırım ve müteahhitlik sektörlerinde lider ülke olmaktan duyduğumuz memnuniyeti dile getirdik.
Ticaret hacmimizi daha da artırmaya ve firmalarımızın karşılaştığı sorulanlara çözüm üretmeye yönelik planlı bir çalışma yürütmek ve özel sektörlerimizi daha yakın diyaloğa teşvik etme konularında mutabık kaldık.
Önümüzdeki dönemde de ikili ilişkilerimizde yakalanan ivmenin artarak devam etmesi için karşılıklı ziyaretlerimizi sıklaştıracağız.”

“Irak İmar, İskan, Belediyeler ve Kamu İşleri Bakanı Sayın Bengin Rekani ile ikili görüşme ve akabinde iş dünyası temsilcilerinin de katılımıyla Yuvarlak Masa Toplantısı gerçekleştirdik.
Son derece verimli geçen görüşmelerimizde Bakan Rekani’nin firmalarımızın Irak’ta bugüne kadar gerçekleştirdikleri projelerdeki başarılarının takdir etmesi bizleri memnun etti. Toplantılarımızda, iş dünyası temsilcilerimiz de ve Irak’ın kalkınmasına yönelik yeni projelere de katkı vermek istediklerini ifade ettiler.
Firmalarımız Irak’ın alt ve üst yapı projeleri başta olmak üzere Irak’ta ihtiyaç olduğu düşünülen yol, konut, enerji başta olmak üzere tüm altyapı ve üst yapı projelerinde aktif rol almak için işbirliğine hazır. Irak’ın onaylanan 3 yıllık bütçesinde yatırımlara ayrılan payın büyüklüğü firmalarımıza önemli fırsatlar sunuyor. Görüşmemizde Iraklı Bakan kardeşim Rekani’nin önümüzdeki günlerde somut projeler ile ilgili müteahhit firmalarımızla biraraya gelmesi konusunda da anlaştık.
Irak’ın imar ve iskanında ülkemiz firmaları bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çok güçlü.”


“Irak Ulaştırma Bakanı Sayın Muheybis Acimi El-Sadavi ile bir araya geldik.
Görüşmede, Ankara Deklarasyonunda da uzlaşıldığı üzere, Kalkınma Yolu Projesinin başarıyla hayata geçirilmesi hususunda kritik konumda olan Irak ve Türkiye işbirliğini artırmak noktasında anlaştık. Iraklı Bakan El-Sadavi’ye proje kapsamındaki demir yolu ve otoyolların yapımı sürecinde ortak projeler üretmemizin büyük önem arz ettiğini ve bu muazzam projenin hayata geçirilme sürecinde firmalarımızın katkı sağlayabileceğini ilettik.
Bu hattın inşası ve ülkelerimiz arasında yeni sınır kapılarıyla desteklenecek alternatif geçiş noktaları ile Asya ve Avrupa arasında kurulacak yeni ulaştırma koridorunda Türkiye ve Irak kilit öneme sahip olacaktır.
Görüşmede ayrıca transit geçişler için yasal altyapısını tamamlayan ve TIR Sözleşmesi’ni yürürlüğe koymaya hazırlanan Irak’a hertürlü teknik desteği sağlayabileceğimizi ve tecrübe paylaşacağımızı ifade ettik.
Irak Ulaştırma Bakanı El-Sadavi’nin tüm bu konularda bizimle tam bir işbirliği içinde olduğunu görmek bizleri son derece memnun etti.”
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın Bağdat Türkiye Maarif Vakfı ziyareti
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat Türkiye ile Irak arasındaki ikili ticaret ilişkilerini geliştirmek amacıyla resmi heyetle birlikte Irak’ın başkenti Bağdat’a ticari diplomasi atağı başlattı. Resmi ziyaretlerinin ardından Irak’taki faaliyetlerine 2017 yılında başlayan Türkiye Maarif Vakfı’nın(TMV) Bağdat kampüsünü ziyaret ederek yetkililerden bilgi aldı. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ziyaret sonra yaptığı açıklamada şunları söyledi;
“Irak’ın 3 vilayetinde yaklaşık 3.050 öğrencisi ve çift dilli eğitim programı ile hizmetlerine devam eden TMV faaliyetleri hakkında bilgi aldık. Vakfın yetiştirdiği öğrencilerden Türkiye ve Irak arasında çok önemli işlere imza atacak liderler çıkacağına olan inancım tamdır.”

Yavuz Sultan Selim Köprüsü 7 yaşında
Üzerinden raylı sistem geçecek şekilde projelendirilen dünyanın en uzun, Türkiye’nin ise en prestijli projelerinden biri olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü 7 yaşında. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün çevre dostu olması özelliği ile ön plana çıktığını söyledi.
Bakan Uraloğlu, “Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile zamandan 3,3 milyar lira, yakıttan ise 155 milyon lira olmak üzere toplam 3 milyar 455 milyon lira tasarruf sağlandı. 18 bin ton karbon emisyonu azaltıldı. Köprü sayesinde İstanbul trafiği çok önemli oranda rahatlatıldı.” dedi.
Yavuz Sultan Köprüsü, iki kıtayı birbirine bağlayarak, 7 yıldır ülke ekonomisine sağladığı katkının yanı sıra, artan trafiğin hem akışını kolaylaştırıyor hem de trafiği İstanbul’un yerleşim bölgelerinin dışına çıkartıyor.
Köprünün, İstanbul’un kuzeyinde yer alan İstanbul Havalimanı’na hızlı ve güvenli ulaşım sağladığını da vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Yavuz Sultan Selim Köprüsü modern tasarımı, estetik yapısı ve en gelişmiş malzeme ve mühendislik teknikleriyle inşa edildi. Ülkemizin sembol projelerinden biri olarak öne çıktı. Köprü yoğun ve sürekli bir ulaşım akışına hizmet ediyor.” diye konuştu.
Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Kuzey Marmara Otoyolu Projesi kapsamında inşa edildi. Karadeniz ağzında bulunan bu köprü, Avrupa yakasında Sarıyer ilçesinin Garipçe yerleşim birimi ile Anadolu yakasında Beykoz ilçesinin Poyrazköy yerleşimi arasında konumlanıyor. Köprü, ileri teknoloji ve uzmanlığın bir araya getirildiği bir çalışma sonucu ortaya çıktı. Yerel zemin koşulları, faylanma, tarihsel depremler ve diğer faktörlerde göz önüne alınarak elde edilen verilerle deprem etkileri belirlendi ve deprem tasarımı bu verilerin ışığında ulusal ve uluslararası şartnamelerde belirlenen esaslar dâhilinde yapıldı. Bin 408 metrelik ana açıklığa sahip Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün toplam boyu, kenar açıklıkları ile birlikte 2 bin 164 metreye ulaşmakta. 26 Ağustos 2016 tarihinde hizmete giren Yavuz Sultan Selim Köprüsü, 59 metre genişliğe sahip ve üzerinden demiryolu geçecek şekilde projelendirilen dünyanın en uzun köprüsü konumunda bulunuyor. Köprünün kule yüksekliği ise 330 metre.

Esnaf Planlaması (Enflasyonu)
Yazan: Bolat ÜNSAL
Esnaf, Arapçadan dilimize girmiş bir sözcük. Anlamına gelince: Kendi emeğini ve küçük ölçekli sermayesini kullanan, yanında az sayıda işçi çalıştıran, küçük sermaye veya zanaat sahibi demektir. Arapçada farklı iki daha değişik anlamı var ki, konumuzun dışında, bizim yurttaşlarımızın gelenek ve görenekleri ile zaten bağdaşmaz. Çünkü biz asil bir ulusuz.
Bana! “Esnaflık nedir?” diye soracak olursanız, otuz dokuz yıllık tecrübeme dayanarak; paranla ve malınla rezil olma sanatı diye cevap verebilirim. Neden bu cümleyi kurduğumu ilerleyen satırlar içinde bulacaksınız. İş adamı ile esnaflık arasındaki fark nedir diyorsanız! Esnaf işinin başında durarak işini yürüten, iş adamı, işinin başında durmadan da işini yürütebilendir.
Esnaf ve esnaflık anlayışımız, yaklaşık son sekiz yüz yıl içersinde gerek devletlerin kuruluşunda, gerek toplumların yapılanmasında önemli bir yer tutmuştur. Bu günkü esnaf ve sanatkâr teşkilatlarının yapılanmasının temeli de, Ahiliğe ve Ahi Evran’a dayanır.
Ahilik: Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesi ile kurulan, esnaf dayanışma teşkilatıdır. Amacı: Yurttaşlarımızın zanaat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek dallarında ekonomik ve ahlaki açıdan yetişmesini sağlamaktır. Kendi kural ve kurulları olan bir teşkilattır. Doğruluğun, kardeşliğin, dayanışmanın, ahlakın birleştiği sosyal ekonomik ve kültürel bir yapılanmadır. Ahlak temel esastır. Eğer yeni yetişen kuşakları ahlaktan yoksun yetiştirirseniz, verdiğiniz onca eğitim ve öğrenim boşa gider. Bu nedenledir ki, dinlerin de temel dayanağı ahlaktır.
Ahilik kavramı son yıllarda daha da değer kazanmış ve önemi anlaşılmıştır. Bu nedenledir ki resmi kutlama programları kapsamına alınmıştır. Anma programlarında görsel olarak anlatılan ahilik gelenek ve görenekleri, döneminde sistemin ne kadar sağlıklı çalıştığını da göstermektedir aslında bize. O dönemlerde yapılan şed kuşanma törenlerini, bu gün çıraklık eğitim merkezlerinin verdiği ustalık belgesi olarak yorumlamak mümkündür. Bu konunun içeriğine daha sonra değineceğim. Esnaflık bu kadar eğitim ve öğrenim gerektiren ekonomik bir dal iken nasıl oldu da, günümüzde herkesin kolaylıkla yapabildiği bir iş koluna dönüştü? Sebepleri ne olursa olsun esnaf tanımlamasının yeniden yapılması kaçınılmazdır.
Türkiye de en kolay yapılabilen ticari faaliyet esnaflık sanıyorum. Yüksek öğrenim görüp üst düzey bir yönetici olmak zordur mesela. Ya da uzun yıllar eğitim gerektiren meslekler vardır, doktorluk, mühendislik, benzeri gibi, bu tür işlerde serbest meslek sahibi olmak da zordur. Devlet memuru olmak bir dizi uğraşlar gerektirir. Eğitimi var, sınavı var, ataması var, atandığınız yerde uyum süreci ve tecrübe kazanma zorunluluğunuz var. Zanaatkâr olmak; önce saydıklarım kadar olmasa da, onun da zorlukları var. Gerçi şimdilerde çıraklık, kalfalık ve ustalık anlayışı değişti ama yakın zamana kadar bir zanaat öğrenmek için yıllarınızı harcıyordunuz. Yıllarca çıraklık, yıllarca kalfalık yapıyordunuz. Öyle kolay kolay usta demezler bir zanaatkâra. Esnaf olacak yaşa geldiğinizde küçümsenemeyecek bir yolu geride bırakmışsınızdır. Deneyimleriniz, fikirleriniz ve öngörüleriniz oluşmuştur ki bu nedenle usta olmuşsunuzdur.
Esnaflığın dışında hangi iş kolu olursa olsun çok uzun soluklu mücadeleyi gerektiriyor para kazanmaya başlamak için. Oysa esnaflık, zor olan meslek dalları olsa da, en kısa yoldan para kazanmaya başlayabileceğiniz sektör. Bünyesinde birçok değişik iş kolunu barındırması da sanıyorum bireylerin daha çok ilgisini çekiyor ve iştahını kabartıyor.
Uzun soluklu eğitim ve öğrenim sürecinden geçmeden hayata atılanların yanı sıra, bir de gençliğinde şansı yaver gitmiş devlet dairelerinde iş bulmuş veya kurumsal firmalarda çalışmaya başlamış ve çalıştıkları kurumlardan emekli olmuş yurttaşlarımızın da rağbet ettiği geçim kaynağıdır esnaflık. Yirmi beş yıl, otuz yıl çalışır, aldığı emeklilik ikramiyesini küçücük dükkânına sermaye yapar ömrünün geri kalanında hem bir uğraşısı olur hem de geçim sıkıntısı çekmez. Bu düşünceler doğrultusunda, işi yürütüp yürütemeyeceğini düşünmeden dalar bir işin içine esnaf adayımız.
Bir başka kitlenin daha hedefidir esnaflık. Gerek eğitimli, gerek eğitimsiz işsizler ordusu mensuplarının da umut kapısıdır aslında. Kendince çizdiği yol haritası doğrultusunda başlar çalışmaya. İster adına ticaret deyin, isterseniz küçük esnaf deyin. Ama gerçek olan umudu kırık bir insanın hayata tutunma çabasıdır aslında sonuç.
Yaklaşık otuz yıl önce benimsediğimiz serbest piyasa ekonomisi rekabet içerir. Bu rekabet normalde toplam kaliteyi yükseltmeyi amaçlar. Ayakta kalan kalır. Ayakta kalamayan, sistem içersinde kendisine bir yer edinir. Ya da yok olmaya mahkûmdur. Argo bir deyimle tam bir kurtlar sofrası. Bu sistem kapitalizme göre normaldir. Ancak bizim ahilik ve esnaflık anlayışımıza göre de terstir. Çünkü bizim ahilik esnaflık anlayışımız; sosyal ve ekonomik anlayışa, ahlaklı ticari kazanca dayanır. Çünkü bizim ahilik anlayışımız dayanışma içeriklidir. Ticari yaşamda birbirimizi yok etmek bizim kültürümüzde yoktur aslında.
Bu nedenledir ki! Hepinizin bildiği öyküyü tekrarlamakta yarar görüyorum. Söylenceye göre: “Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’u fethetmeye hazırlandığı dönemlerde, yurttaşlarının durumunu görmek maksadı ile kılık kıyafet değiştirerek çarşıya iner. Sabah erken saatlerde yanına aldığı veziri ile çarşıda dolaşan Fatih, girdiği ilk dükkândan birkaç ürün ister. Dükkân sahibi kendisini tanımamaktır. Fatih’in istediği ürünlerden sadece birisini verir. Sultan diğer istediği ürünleri neden hazırlamadığını sorduğunda; esnafın verdiği cevap ilginçtir. “Efendim, ben sabah siftahımı yaptım. Komşum dükkânını yeni açmıştır. Siftah yapmadı. Diğer isteklerinizi de ondan alınız, o da siftah yapsın.” Fatih bir başka dükkâna girer. Yine birkaç ürün ister. Dükkânına girdiği esnaf yine sadece bir ürün hazırlar takdim eder. Sultan aynı soruyu yine sorar. “Diğer ürünleri neden hazırlamadın?” yine aynı cevabı alır. Günün erken saatlerinde hangi dükkâna girdiyse, aynı davranış ile karşılaşan Fatih, tarihe yazılan o cümlesini kurar. “Ben bu esnaf ile değil İstanbul’u, dünyayı fethederim.”
Fatih Sultan Mehmet Han’dan, beş yüz altmış beş yıl sonra o esnafları tanıdım, bir bir konuştum ben. Beş yüz altmış beş yıl önce dünyada yoktum. O esnaflar Ahilik kültürlerini bunca yıldır yaşatmışlar ki, sadece üç beş yıl önce konuştuk tanıştık o esnaflarla. Genel kurullarda üyelerimize çam sakızı çoban armağanı niteliğinde hediyeler takdim ediyoruz. Yine bir genel kurul toplantısı öncesi vermeyi düşündüğümüz hediye’yi en uygun fiyata nereden alabileceğimizi araştırırken, yolumuz Buldan’a düştü. Aslında daha önceden belirlediğimiz bir satıcı vardı, piyasaya göre de çok uygun fiyat vermişti. Ama nedense birden bire çarşıda dolaşıp fiyat araştırması yapmak düştü aklıma. Rast gele bir dükkâna girdik sabahın erken saatleri. İstediğimiz ürünü söyledik. Dükkân sahibi, miktarı ve bir başkasından fiyat alıp almadığımızı sordu. Miktarı söyledik, hayır fiyat almadık dedik. Benim rakamım bu, siz yine de diğer arkadaşlardan da fiyat alın, arada ufak tefek farklar olursa yardımcı oluruz yeniden bekleriz diyerek uğurladı bizi. Dükkânına girdiğimiz bir başka esnaf ile benzer konuşmaları yaptık. O da fiyat alıp almadığımızı sordu. Biz cevap vermekte karasız kalınca, “Rahat olun kim olduğunu merak ettim, gerçi bizim burada yanlış esnaf olmaz ama yine de bileyim.” Biz fiyat aldığımız dükkânı söyleyince, esnaf arkadaşın verdiği cevap tam bir örnek davranış niteliğindeydi. “ O da çok düzgün bir esnaftır. Malında asla hile hurda olmaz. Dürüsttür. Güvenle alış veriş yapabilirsiniz. Ama ben şu sebeplerden dolayı aynı nitelikteki malı, ondan birkaç lira daha ucuza verebilirim.” O gün kaç dükkâna girdiysek, hiçbir esnaf hiçbir esnafı kötülemedi. Her esnaf gerekçesini söyleyerek, birbirini kötülemeden, birbirini yücelterek fiyat rekabeti yaptı. Ahilik kültürünü günümüze taşıyan Anadolu esnafı idi bu tanıdığım esnaf kitlesi. Bir de günümüzde, bazı bölgelerde üç beş lira daha fazla para kazanmak uğruna komşusunu, meslektaşını kötüleyen esnaf kitlesini düşünün. Bu davranışı sergileyenler; komşusunu kötülerken aynı zamanda kendilerini de kötülediklerinin ne yazık ki farkında değiller. Sen komşunu kötülerken aynı zamanda bölgeyi kötülüyorsun. Sen bölgeyi kötülerken aynı zamanda, ilini, ülkeni kötülüyorsun. Umarım bu yanlışın en kısa zamanda farkına varır insanlarımız.
Serbest piyasa ekonomisi rekabet diyor, Ahilik kültürü dayanışma diyor. İşte esas sorun iki kavram arasında sıkışıp kalmamızdan kaynaklanıyor sanıyorum. Birde vasıfsız esnaf olanlar zorlaştırıyor işimizi. Çıraklıktan yetişen zanaatkârlar belirli ilke ve prensipleri edinirler. Bir esnaf yanında çalışanlar da adap erkân öğrenirler dükkân açtığında öğrendiğini uygular. Ama bodoslama esnaflığa dalanların sonuçlarını tam kestiremiyorum. Fikrimi soruyorsanız, özümüze dönelim diyorum. Yani dayanışma diyorum. Çünkü savaş sonu olmayan bir kavram. Hangi uğraşıdan galip ayrılabilirsiniz, hangi mücadeleden mağlup ayrılabilirsiniz bunu tayin edemezsiniz. Bu gerçeği tayin eden gerçek, sizin çizdiğiniz yoldur. Bu yol haritası da esnaf planlamasından geçiyor.
Esnaf enflasyonu, cümlesini ilk telaffuz eden insanım. İki bin on iki, ya da on üç yılı esnaf planlamasını anlatmaya başladım. Devlet ihtiyacı olan meslek mensuplarını, ihtiyaç olan kurumlara, ihtiyaçları doğrultusunda personel alır. Kaç doktor atayacak, kaç öğretmen, kaç polis atayacak önceden belirler. Yani plan program vardır. Yakın tarihte bazı meslek dallarında da sınırlamalar getirildi. Mesela ticari taksilerde sınırlama var. Toplu taşıma araçlarında sınırlama var. Her aklı esen taksicilik, dolmuşçuluk, otobüsçülük yapamıyor. Ama herkes esnaflık yapabiliyor. Üstelik dip dibe aynı meslek dallarında zanaatını icra edebiliyor ve ya aynı ürünleri yan yana dükkânlarda satabiliyorlar. Hal böyle olunca da hiç kimsenin mutlu olamadığı ticari bir tablo çıkıyor ortaya.
Şehirlerin imar planları yapılırken, planlanan yapılardan; şehirde, ilçede, mahallede kaç kişilik nüfusun yaşayacağı belli. Bu nüfusun hangi meslekten kaç esnafa ihtiyacı olabileceğini de bulmak zor olmasa gerek. Turizm bölgelerinde yatak sayılarını da göz önünde bulundurarak, ticari alanlar bu doğrultuda imar planlarına konarak kalıcı planlamalar yapılabilir. Bu planlamalar yapılırken, işyerlerini ruhsatlandırırken, aynı mesleği sürdüren veya aynı işi yapan esnafların yan yana gelmeyeceği bir şablon oluşturulur. Bu yöntemle ticari yaşam sürebilir.
Mevcut düzende esnaf planlaması yapmanın yolu; mevcut plan üzerinde şablon çalışması yapılır. Yani hangi dükkânda hangi işin yapılacağı bir şablon üzerinde belirlenir. Herhangi bir dükkânın kiracısının tahliyesi durumunda, yeni kiracıya şablon da belirlenen mesleği yapabileceği söylenir. Zaman içersinde planlama olması gerektiği şekle dönüşür. Bu bir geçiş sürecidir. Elbette sorunlar yaşanacaktır ama akılcı ve anlayışlı bir yaklaşımla çözülemeyecek sorun yoktur.
Söz konusu planlamaları: O ilin veya ilçenin mülki amiri başkanlığında; kentlerin idari ve mesleki yöneticileri, toplum temsilcilerinin içersinde bulunduğu bir komisyon yapmalıdır. Çünkü ilçelerin ve illerin durumunu ve yapılanmasını en iyi içersinde yaşayanlar bilir. Geniş tabanlı bir karar mekanizmasının alacağı kararların hem toplum birlikteliğini sağlamada, hem de alınan kararların uygulanmasında sonuca daha etkili gideceği bir gerçektir.
Bu anlattığım esnaf planlaması modeline Esnaf Odaları Birliği olarak, dönemim birlik başkanı Abdullah Sevimçok’un da konuya sahip çıkması ile, dönemin iktidar partisi milletvekili Sadık Badak bey’in çabaları ile çok ciddi çalışmalar yaptık. Birliğimiz başkanlarının katıldığı, çalışmaların ve yol haritasının değerlendirildiği toplantılar yaptık. Esnaf Planlamasını kanun taslağı durumuna getirttik. Ama bu kanun taslağı parkende ticaret yasası ile meclisten geçmedi. Yasa taslağının içersinden çıkarıldı. Böylece, gelişmiş ülkelerin yıllardır uyguladığı esnaf planlamasına biz ülke olarak başlangıç yapamadık.
Aradan geçen zaman bizim haklı olduğumuzu gösterdi. Şimdilerde sohbet ettiğimiz esnafların birçoğu esnaf planlaması diyor. Yan yana aynı işi yapan işletmelerin olmaması gerektiğinden bahsediyor. Esnaf planlaması düşüncesini daha çok dile getirmeliyiz. Mevcut ticari alanların meslek tasniflerinin planlanmasının ve dondurulmasının gerekliliğini, daha çok yetkililere anlatmalıyız. Yeni imar planı yapılacak bölgelerde, bu hususlar göz önünde bulundurularak imar planlarının yapılmasını daha çok anlatmalıyız. Sorunlarda hemfikirsek, çözümlerinde de aynı görüşü paylaşıyorsak, sorunlarımızı gündemde tutarak yetkililerin dikkatini çekebiliriz. Konuya duyarlılıklarını sağlayabiliriz. Kolay olmayacak belki ama başarabildiğimizde mutlu bir ticari tablo ortaya çıkacak diye düşünüyorum.
Kopenhag kriterleri
Kopenhag Kriterleri Kopenhag Emniyet Müşavirliği için ve orada çalışan herkes için önemli olup Kopenhag diyince ilk akla gelendir. Bu nedenle Kopenhag Kriterleri hakkında aşağıdaki özet bilgileri vermek istiyorum:
22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği’nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir. Bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanmıştır.
Siyasi kriter
Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarını güvence altına alan kurumların varlığı.
Ekonomik kriter
İşleyen ve aynı zamanda birlik içinde rekabetçi baskılara ve diğer serbest piyasa güçlerine dayanabilecek bir serbest piyasa ekonomisi-nin varlığı.
Topluluk ve Mevzuatın Benimsenmesi
Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine bağlı kalmak üze-re üyelik için gerekli yükümlülükleri yerine getirebilme kapasitesine sahip olmak.
Avrupa Birliği 1993 Kopenhag Zirvesi’nde Kabul Edilen Tüm Üyelik Kıstasları
Siyasi Kıstas: Ülkede demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına ve azınlık haklarına saygıyı teminat altına alan istikrarlı kurumların varlığı.
Ekonomik Kıstas: (1) İstikrarlı piyasa ekonomisinin mevcudiyeti; (2) Başta AB olmak üzere dış dünya rekabetine dayanma kapasitesi.
Uyum Kıstası: Siyasi Birlik ile Ekonomik ve Parasal Birlik de da-hil olmak üzere, AB’nin müktesebatına uyum kapasitesi.
Kopenhag kriterleri
Aday ülkeler:
Demokrasiyi,
Hukukun üstünlüğünü,
İnsan Haklarını,
Azınlıklara saygı gösterilmesi ve korunmasını,
İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığını ve Birlik içinde piyasa güçleri ve rekabetçi baskı ile baş edebilecek kapasiteyi garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmalıdır.
Üyelik, aday ülkenin siyasal, ekonomik ve parasal birliğin hedef-lerine katılma da dahil olmak üzere üyelik yükümlülüğünü üstlenme yeteneğine sahip olmasını da öngörür.
Birliğin, Avrupa’nın entegrasyonu momentumunu muhafaza ederken, yeni üyeleri özümseme kapasitede birlik ve aday ülkeleri için önemlidir.
Kopenhag emniyet müşavirliği görevi dolayısıyla Kopenhag Kri-terlerini de bilmek ve mümkün olduğunca uygulamak zorunlu hale geliyordu. Telefonla veya yüz yüze konuştuğumuz birçok arkadaş Kopenhag Kriterlerinden söz ediyor, ne olduğunu soruyor veya ko-nuyla ilgili bir takım görüşlerini iletiyordu. Sohbet sonunda benim onlara sık sık verdiğim cevap şöyleydi: “Kopenhag’da olmamdan dolayı Kopenhag Kriterlerini kendi açımdan uygulamaya çalışıyorum. Ancak Kopenhag Emniyet Müşavirliği görevim 2012 yılı Eylül ayında sona erdiğinde Danimarka’dan Türkiye’ye dönerken Danimarka’nın Dani’sini burada bırakıp Marka’sını Türkiye’ye getireceğim dediğimde herkes çok gülüyor ve inşallah diyordu. Şimdi hala Danimarka’nın Dani’si orada kaldı Marka’sını buraya getirdim” diye cevap veriyorum. Sırası gelmişken Daniska’nın da Danimar-ka’nın Danca karşılığı Danishco’dan geldiğini ve çok çeşitli rivayetler olduğunu bizde de Daniska’nın iyi anlamına (ala) geldiğini belirtmek istiyorum. Oysaki Danimarkalıların Daniska’nın iyi anlamına geldiğine dair bir bilgilerinin de olmadığını özellikle belirtiyorum.
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat: “Sürdürülebilir ihracat artışı ve dış ticaret dengesi”
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) “Ekonomiyi Yeniden Yapılandırmaya Yönelik İstişareler ve Orta Vadeli Program (OVP) Öncesi Süreçte Sanayi-İhracat Dünyamızın Sorunları ve Çözüm Önerilerini Değerlendirmek” konulu 2023 yılı Ağustos ayı meclis toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi;
İSO’nun Türkiye’nin en büyük sanayi odasıdır
“Madencilikten elektroniğe, tekstilden gıda ürünlerine kadar çok geniş bir yelpazede faaliyet gösteren İSO’nun Türkiye’nin en büyük sanayi odasıdır. İSO üyesi firmaların, Türkiye sanayi üretiminin yaklaşık üçte birini gerçekleştirmektedir. Ekonominin ve ticaretin dinamikleri hızla dönüşmektedir. Küresel trendleri yakalamak, hatta trend belirleyen ülke olmak, üretimde sürdürülebilirliği sağlamak, katma değerli ihracatı artırmak ve ülkenin prestijini daha yüksek seviyelere çıkarmak için herkese sorumluluklar düşmektedir.
Üretime, imalata, bilgi ekonomisine, teknolojiye dayalı bir ekonomi
Dünyayla rekabet edebilecek bir güce ulaşmanın ancak ve ancak üretime, imalata, bilgi ekonomisine, teknolojiye dayalı bir ekonomiyle mümkün olmaktadır. Bu doğrultuda, hükümet olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye’nin kalkınması için var güçleriyle çalışmaya devam edeceğiz. Gelişmiş ülkelerin sıkılaştırıcı para politikaları, yüksek enflasyon ile birlikte azalan talep, jeopolitik gerilimlerin gıda başta olmak üzere emtia fiyatlarını tetiklemesinin küresel resesyon endişelerini artırmakta, küresel ticareti de yavaşlatmaktadır. Küresel ekonomideki bu kırılgan seyir nedeniyle uluslararası kuruluşların büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmektedir.
Etkin, hızlı ve güvenli bir gümrük anlayışı
Türkiye ekonomisinin ise küresel düzeyde yaşanan tüm bu olumsuzluklara ve büyük deprem felaketine rağmen son 11 çeyreklik kesintisiz büyüme performansını sürdürmüştür.
Eylül ayının ilk yarısı içerisinde açıklaması planlanan OVP’nin ise ekonominin yeni çıpası olacaktır “Sürdürülebilir ihracat artışı ve dış ticaret dengesi”, “Etkin, hızlı ve güvenli bir gümrük anlayışı”, “Adil, rekabetçi ve istikrarlı bir iç ticaret ortamı” ilkeleri ışığında Türkiye’nin gelişmesi ve büyümesi için çalışmaya devam etmekteyiz. İhracatta katma değeri yüksek, yüksek teknolojili ürünlere odaklandık. İhracat süreçlerini dijitalleşme, AR-GE, inovasyon ve markalaşma faaliyetleriyle destekliyoruz. Türkiye son 20 yılda ihracatta
başarı yakaladı. 2002 yılında 14 milyar dolar olan hizmet ihracatımız, 2022 yılında tam 6,5 kat artışla 90,5 milyar dolara ulaşmıştır. Cumhuriyetimizin 100. yılında da inşallah 120 milyar dolar hizmet ihracatına ulaşmayı hedefliyoruz. Ticaret Bakanlığı olarak, ihracatta ortaya koydukları hedeflere ulaşmak için ihracatçılara önemli destekler sunduk.

İhracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştırmak için çalışıyoruz
İhracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştırmak, finansman imkanlarını genişletmek için Bakanlık olarak var gücümüzle çalışıyoruz. İGE AŞ tarafından bugüne kadar 10 bini aşkın ihracatçımıza 40,5 milyar TL’lik kefalet sağlanmış olup 2023 sonu itibarıyla 90 milyar TL’lik krediye kefalet sağlanmasını hedefliyoruz. Eximbank vasıtasıyla da ihracatçılarımıza 2022 yılında 45 milyar dolar, 2023 yılı ilk 7 ayında toplam 22,6 milyar dolar destek sağlanmıştır. Bununla da kalmayarak, Eximbank’ın sermayesi 6,8 milyar TL artırılmış ve önümüzdeki dönemde ihracatçılarımıza daha fazla kredi verme imkanı sağlanmıştır. Yani yüzde 40 sermaye artışıyla sağladığımız bu 6,8 milyar lira, çarpan etkisiyle en az 70 milyar liralık kaynak olmuş oldu. Eximbank’ın kaynakları artınca finansman imkanları bakımından özel bankalar da kendilerini yarışa girmeye mecbur hissetti. Son 10 yıldır kamu bankaları harika işler yaptı. Türkiye ekonomisinin finansman ihtiyaçlarını destekleme ve mega projelerin desteklenmesi noktasında bütün imkanlarını kullandılar. Özel bankalar da artık bu rekabetin içerisinde olurlar.
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına uygun şekilde, ticaret politikası
Bakanlığın sağlamış olduğu desteklerin yanı sıra Merkez Bankası’nın da ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla son dönemde aldığı kararları memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Bakanlık olarak 2023 yılında İstanbul için halihazırda 1,7 milyar liralık ihracata yönelik devlet yardımı sağlanmıştır. İstanbul Sanayi Odası özelinde ise Oda tarafından 5 adet tamamlanmış URGE projesi ile bir adet aktif URGE projesini destekledik. Bakanlık olarak üretimi ve ihracatı desteklerken yerli üreticileri ithalat kaynaklı zarar ve tehditlere karşı, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına uygun şekilde, ticaret politikası savunma araçlarıyla korumayı sürdürmekteyiz. Bu çerçevede, 65 ürün grubunda damping ve sübvansiyona karşı önlem, 9 ürün grubunda korunma önlemi, 17 ürün grubunda önlemlerin etkisiz kılınmasına karşı önlem ve 148 ürün grubunda ise gözetim önlemi uyguladık.
Yeni dönemde 5 adet serbest ticaret bölgesini de hizmete alacağız
Serbest bölgelerin; yabancı yatırımların ülkeye çekilmesi ve ihracata yönelik üretim kapasitesinin geliştirilmesi hedefi doğrultusunda önemli enstrümandır. 19 adet Serbest Bölgemiz bulunmakta. İnşallah yeni dönemde 5 adet serbest ticaret bölgesini de hizmete alacağız. Hükümet olarak, ihracatçılarımıza yeni pazarlar açmak için Avrupa Birliği’nin (AB) Serbest Ticaret Anlaşması (STA) yaptığı ülkelerle de biz kendi menfaatlerimizi de önceleyerek STA’lar yapmaya devam ediyoruz.
‘2028 İhracat Tanıtım ve Pazarlama Vizyonu”
Ticaret diplomasisi, en önemli enstrümanlarından biridir. Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde ikili temaslar gerçekleştirdik, ayrıca yine yakın zamanda AB, Birleşik Krallık, Mısır, Azerbaycan ve Bulgaristan’dan muhataplarla dış ticaretin geliştirilmesi kapsamında görüşmelerde bulunduk. Ülkemizin küresel hizmet ihracatından aldığı payı yüzde 2,1’e yükseltmeyi amaçlıyoruz. ‘2028 İhracat Tanıtım ve Pazarlama Vizyonu” ile yepyeni proje ve faaliyetleri hep birlikte hayata geçirmek arzusundayız. Ülkemizin küresel mal ihracatından aldığı payı yüzde 1,2’ye, küresel hizmet ihracatından aldığı payı yüzde 2,1’e yükseltmeyi amaçlıyoruz.
Yüksek teknolojili ürün ihracatını artıracağız
Yüksek ve orta-yüksek teknolojili ürün ihracatımızın payını mevcut yüzde 36’dan yüzde 50’ye yükselteceğiz. KOBİ’lerin ihracattaki payını yüzde 26’dan yüzde 40’a çıkartmayı, Türkiye e-ihracat platformu ve e-kolay ihracat platformu gibi kanallarla e-ihracatın toplam ihracattaki payını yüzde 1,5’ten yüzde 10’a yükseltmeyi hedefliyoruz. Yüksek teknolojili ürün ihracatını artıracağız. Üreticimizi, sanayicimizi, çiftçimizi ithalat baskısına ve haksız rekabete karşı daha etkin bir şekilde koruyacağız. Geçen yıl uygulamaya konulan Uzak Ülkeler Stratejisi’ne ilave olarak, geçen aylarda kamuoyuyla paylaştıkları İslam Ülkeleri İhracat Geliştirme Stratejisi doğrultusunda ihracat pazarlarını çeşitlendirmeyi ve geleneksel pazarlarda da Türkiye’nin payını artırmayı hedefliyoruz.”
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat : “Özel bankalar yatırımı, üretimi ve ihracatı finanse edecek”
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) Ağustos meclis toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi;
2023 yılı ilk 7 ayında toplam 22,6 milyar dolar destek sağladık
“Son derece geniş kapsamlı ve faydalı olan desteklerimiz çerçevesinde, ihracata hazırlık aşamasından pazarlamaya, tasarımdan küresel firmalara tedarikçi olmaya, tanıtımdan fuar katılımlarına, yurtdışı dağıtım kanalları oluşturmaktan küresel marka olmaya kadar ihracatın her aşamasına, ihracatçımızın her adımına destek veriyoruz. İhracatçıları finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman imkânlarını genişletmek için bakanlık olarak var gücümüzle çalışıyoruz. Bu kapsamda, İGE A.Ş tarafından bugüne kadar 10 bini aşkın ihracatçıya 40,5 milyar TL’lik kefalet sağlandı, 2023 yılı sonu itibarıyla da 90 milyar TL’lik krediye kefalet sağlanmasını hedefliyoruz. Yanı sıra Eximbank vasıtasıyla da ihracatçılara 2022 yılında 45 milyar dolar, 2023 yılı ilk 7 ayında toplam 22,6 milyar dolar destek sağladıklarını, bununla da kalmayarak, Eximbank’ın sermayesini 6,8 milyar TL artırıldı. Bu adımdan sonra özel bankaların ihracatçıları arayarak daha düşük faizli ticari kredi tekliflerinde bulunmaya başladı.
Yüzde 48-49 ticari kredi faizi talepleri yüzde 25’e indi
Sermaye artışına yönelik önemli bir etkisi oldu ve sanayici arkadaşlarımız söyledi: ‘Eximbank bizi arayıp kredi musluklarımız açıldı, yeni kredilerimiz var’ dediği andan itibaren özel bankalar bize telefon açmaya başladılar. Bir gün önce yüzde 48-49 ticari kredi faizi talep ederlerken, bize yüzde 25’lere kadar kredi vermeye hazır olduklarını söylemeye başladılar. İşte Eximbank’ın kaynakları artınca ticari finansman imkanları bakımından özel bankalar da kendilerini yarışa girmeye mecbur hissetmeye başladılar.
Yatırımı, üretimi ve ihracatı finanse eden bir bankacılık
Son 10 yıldır kamu bankaları harika işler yaptı, Türkiye ekonomisini finanse etme noktasında ve büyük mega projelerin gerçekleştirilmesi anlamında bütün imkanlarını kullandılar. Özel bankalar da artık bu yarışa girmeye mecburlar. Nitekim önümüzdeki aydan itibaren artık sadece tüketimi finanse eden değil, aynı zamanda yatırımı, üretimi ve ihracatı finanse eden bir bankacılığa dönmeye mecburlar. Başka da çareleri olmadığını görecekler. Hazine ve Maliye Bakanlığı, BDDK ve diğer kurumlar vasıtasıyla ticari kredi alanındaki rekabet sonucu, özel bankaların da kaynaklarının üretime doğru akmaya başladığını inşallah hep beraber göreceğiz.’
Kıbrıs’ı ikiye ayıran çizgi: “Yeşil Hat ve Pile-Yiğitler Yolu”
İngiliz generalin 1963’te kalemle çizdiği ve Birleşmiş Milletler’in (BM) kontrolünde yer alan 180 kilometrelik ‘Yeşil Hat’, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Pile-Yiğitler Yolu Projesi’ne başlamasının ardından yeniden gündemde.
Akdeniz’deki stratejik konumu nedeniyle Kıbrıs Adası’nın kontrolü, tarih boyunca farklı imparatorluklar ve devletler arasında el değiştirdi.Osmanlı İmparatorluğu, 1571’de Ada’yı Venediklilerden aldı ve 307 yıl boyunca burada hakimiyetini sürdürdü. Kıbrıs’ın yönetimi, 1878’de hükümranlık hakkı Osmanlı İmparatorluğu’nda kalmak kaydıyla İngiltere’ye devredildi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere’nin ayrı saflarda yer almasının da bir sonucu olarak İngiltere, 1914’te tek taraflı kararla Ada’yı ilhak etti. Türkiye, Ada üzerindeki İngiliz egemenliğini Lozan Antlaşması ile 1923’te tanıdı.
Ada’da 18. yüzyıl başlarına kadar Türk nüfusunun sayısı Rumlardan daha çoktu. Tarımla meşgul olan Türklerin elindeki toprak miktarı da Rumlarınkinden fazlaydı. Kıbrıslı Rumlar, 1931’den itibaren Yunanistan ile birleşme taleplerini yoğunlaştırdı. Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleştirilerek tamamen “Helen” adası haline getirilmesi şeklinde özetlenebilecek olan “Enosis” kampanyasına, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hız verildi.
Yunanistan, 1954’te Kıbrıs sorununu BM’ye götürme kararı aldı. Yunanistan, 1954-1958 yıllarında “self-determinasyon” amacıyla BM’ye yaptığı çeşitli başvurularda bir başarı sağlayamadı. Bu arada Yunanistan’dan gelen Albay Grivas, 1955 yılında terör örgütü EOKA’yı kurdu ve Ada’daki şiddet eylemleri giderek arttı.
Kıbrıslı Türkler, 1955-1958 yıllarında 33 karma köyü terk etmek zorunda kaldı. İngiltere, bu durumda 1956’da sadece Rumların değil, aynı ölçüde Kıbrıslı Türklerin de “self determinasyon” hakkının bulunduğunu ve bu çerçevede taksim talebinin de geçerli bir seçenek oluşturduğunu açıkladı.
Enosis’e karşı kendi örgütlenme çalışmalarına başlayan Kıbrıslı Türkler, gelişmelere paralel olarak “taksim” görüşünü geliştirdi.Yunanistan’ın BM’den tek taraflı “self-determinasyon”, Enosis lehinde bir karar elde edememesi, Kıbrıslı Türklerin Enosis’e karşı direnişleri ve Türkiye’nin kendilerini desteklemekteki kararlılığı, Ankara ile Atina arasında müzakerelerin başlatılmasının önünü açtı.
Türkiye ile Yunanistan, 11 Şubat 1959’da Zürih’te anlaşmaya vardı. Londra’da İngiltere’nin ve Kıbrıs’taki iki toplumun liderlerinin onayı alındı. Bu şekilde ortaya çıkan Zürih ve Londra anlaşmaları bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı, toplumsal alanda otonomi ve çözümün Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından etkin garantisi ilkelerine dayanıyordu.
“Kıbrıs Cumhuriyeti”, Ada’nın iki halkı arasında ortaklık temeline dayandırılan uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960’ta kuruldu. Ancak Rumlar, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin yapısını, Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından dışlamaya, izole etmeye, Ada’daki varlıklarını sona erdirmeye ve nihayet Yunanistan ile birleşme yolunu açmaya yönelik olarak değiştirme girişimlerine başladı.
Kıbrıs Rum tarafı, 21 Aralık 1963’te Kıbrıs Türk toplumuna karşı kapsamlı ve sistematik saldırılara geçti. Rumların Kıbrıs Türklerinin imhası veya Ada’dan atılmasını öngören “Akritas Planı”nı uygulaması sonucu 30.000 Kıbrıslı Türk, 103 köyü terk etmek zorunda kaldı. Dolayısıyla “Kıbrıs Cumhuriyeti,” Kıbrıslı Rumların 1963’te tek taraflı olarak güç kullanımıyla anayasayı feshetmelerinden sonra ortadan kalktı.
Rumların Kıbrıslı Türklere karşı başlattığı ve “Kanlı Noel” olarak bilinen saldırıların ardından 27 Aralık 1963’te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’den oluşan 3 garantör ülkenin askerlerinin yer aldığı “Barış Koruma Kuvveti” oluşturuldu.
O dönemde İngiltere’nin Kıbrıs’ta bulunan güçlerinin komutanı General Peter Young, Kıbrıslı Türkler ve Rumları birbirinden ayırarak bir ateşkes hattı oluşturmak için 30 Aralık 1963’te yeşil kalemle Ada’yı ikiye bölen bir çizgi çizdi. Bu çizgi, “Yeşil Hat” olarak tarihe geçti.
Yaklaşık 180 kilometre uzunluğa ve 346 kilometrekare alana sahip Yeşil Hat’ın son hali, Türkiye’nin 1974’te düzenlediği Kıbrıs Barış Harekatı’nda büyük oranda bugünkü halini aldı.
Ada’yı ikiye bölen hattın kuzeyinde Türkler, güneyinde de Rumlar yaşıyor. Hattın eni Lefkoşa şehrinde birkaç metreye kadar düşerken bazı bölgelerde de 7 kilometreye kadar çıkıyor. Ada topraklarının yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturan bu hattın büyük bir bölümü, 1964’ten bu yana BM Barış Gücü’nün kontrolünde yer alıyor.
Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasındaki olası şiddet olaylarının önüne geçmek amacıyla konuşlandırılan BM Barış Gücü’nün misyonu, Kıbrıs Barış Harekatı sonrası daha da genişletildi. BM denetiminde silahsızlandırılmış bir tampon bölge olan Yeşil Hat’ta 4 köy bulunuyor. Yeşil Hat’ta yaklaşık 10 bin kişi ikamet ediyor veya çalışıyor.
BM kontrolünde bulunan Yeşil Hat üzerinde kurulu Pile köyü, Türkler ve Rumların ortak yaşadığı karma köy olarak biliniyor. Özel bir duruma ve statüye sahip Pile köyü, Türk ve Rum 2 muhtar tarafından eş güdüm içinde yönetiliyor ve köyün güvenliği BM tarafından sağlanıyor.
KKTC ve GKRY yasalarının birlikte geçerli olduğu Pile, Kıbrıs’ta Yeşil Hat üzerinde bulunan 4 köyden biri olmasına rağmen Türkler ve Rumların birlikte yaşamalarından dolayı önem taşıyor. Bu köyde yaklaşık 500 Kıbrıs Türkü ve 1200 Rum’un yaşadığı belirtiliyor. Yeşil Hat’ta yer alan diğer 3 köy olan Kiracıköy, Denya ve Troulloi’de ise Rumlar ikamet ediyor.
Türkiye dünyada en yüksek enflasyonda 10.sırada
Dünya genelinde en yüksek enflasyona sahip olan ülkeler açıklandı. En yüksek enflasyona sahip olan ülkelerin sıralamasında ise şaşırtan ülkeler yer aldı. Türkiye’deki resmi verilere göre açıklanan enflasyon oranı yıllık yüzde 50.51 olarak gerçekleşti. Türkiye bu enflasyon oranıyla Avrupa’da en yüksek enflasyona sahip ülke oldu. Dünya genelinde en yüksek enflasyon sahip 10’uncu ülke konumunda bulunan Türkiye, G20 ülkeleri arasında da en yüksek enflasyona sahip 2’nci ülke oldu. Akademisyenlerin ve ekonomistlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), yıllık enflasyonu yüzde 121.51 olarak açıkladı. Türkiye’yi yüzde 25.9’luk enflasyon oranıyla Moldova, yüzde 25.4’lük enflasyon oranıyla Macaristan takip etti. Ukrayna ise yüzde 24.9 enflasyon oranıyla, Avrupa’da en yüksek enflasyona sahip dördüncü ülke oldu.
Avrupa’da en yüksek enflasyona sahip 10 ülke: 1- Türkiye % 50.51 2- Moldova % 25.9 3- Macaristan % 25.4 4- Ukrayna % 24.95- Letonya % 20.3 6- Litvanya % 18.7 7- Estonya % 17.68- Makedonya % 16.7 9- Çekya % 16.7 10- Polonya % 16.2
Türkiye, en yüksek enflasyona sahip ülkeler arasında dünyada da 10’uncu sırada yer aldı.
Dünyada en yüksek enflasyona sahip ülke yüzde 190 oranıyla Lübnan oldu. Lübnan’ı, yüzde 156 ile Venezuela, yüzde 139 ile Suriye, yüzde 102 ile Arjantin takip etti.
Dünyada en yüksek enflasyona sahip 10 ülke: 1- Lübnan % 190 2- Venezuela % 156
3- Suriye % 139 4- Arjantin % 102 5- Zimbabwe % 87.6 6- Sudan % 63.3 7- Surinam % 58 8- İran % 53.49- Gana % 52.8 10- Türkiye % 50.51
Türkiye, G20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyona sahip ikinci ülke oldu. Arjantin yüzde 102 ile ilk sırada yer aldı. İkinci sırada yüzde 50.51 oranıyla Türkiye, yüzde 11 oranıyla Rusya üçüncü sırada oldu.
G20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyona sahip 10 ülke: 1- Arjantin % 102 2- Türkiye % 50.51 3- Rusya % 11 4- Birleşik Krallık % 10.4 5- Avustralya % 7.8 6- İtalya % 7.7 7- Meksika % 7.62 8- Almanya % 7.4 9- Güney Afrika % 7 10- Hindistan % 6.44.













