Perşembe, Nisan 2, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 296

Dünya çevre gününde sosyal çevre kirliliği

0

  Her yıl 5 Haziranda çevre günü kutlanmaktadır. Ne yazık ki bütün güzel söylenen sözlere rağmen çevre sorunları hızla artmaktadır. Bunun altında ciddi bir bilgi ve bilinç yetersizliği olduğu kanısındayım. İnsanın doğayı egemenliğine alma duygusu, yer yüzeyinin her tarafını rant olarak görmesi anlayışını doğurmuştur. İnsanın bencilliği ve çıkar ilişkileri ne yazık ki doğayı olumsuz etkilemektedir. Doğal ve sosyal çevre kirlilikleri iç içe bir bütün olarak bütün insanlığın geleceğini etkilemektedir. Bugün bölgemizde akan kan, gözyaşı ve şiddetin altında çıkar ve bencillikler berberinde yaratığı dolaylı çevre kirliliği ne yazık ki çoğu gözler tarafından görülmemektedir. Irak ve Afganistan’da yaşanan anlamsız savaş sonucu milyonlarca bombanın patlatılması, petrol kuyularının ateşe verilmesi başlı başına birer çevre sorunudur. Son günlerde Meksika Körfezinde meydan gelen BP’nin petrol platformunun çökmesi ile denize yayılan petrolün yarattığı çevre kirliliğinin doğal hayatı tehdit etmesidir.
  Bölge insanlarının bu savaşların etkisi ile yaşam zorlukları yaşarken, Gazzae’da ablukaya alınmış 1.5 milyon insanın açlığa mahkûm edilmesi de bir sosyal ve onun yaratığı doğal çevre sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğumuzun anlamakta zorlandığı bu sosyal çevre sorunları dünyayı adım adım şiddete ve düşmanlıklara götürmektedir. 
 Günümüzde çevre sorunu insan doğa ekseninde yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Ne yazık ki bugün bu anlamda yaşadığımı sorunların büyük çoğunluğu insan faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Yaşananlar insanın kendi geleceğini yok etmemsi için belirli bir bilgi ve bilence erişmesi ve aç gözlülükten uzak yaşamsı gerekiyor. İnsanın kendi bilincine erişmesi sınırlar sorumluk bilinci içinde hareket edecek şekilde eğitilmesi artık kaçınılmaz olmuştur. Ekoloji bilincinin yaşamın her alanında aranır olması gerekir. En azından sorumlu yetkililerin ekoloji bilgisi ve danışmanlarının olması zorunluluk arz etmektedir. İlgileneler için çevre günün önemi ve zorunluluğu aşağıda geniş olarak değerlenebilmiştir.
Çevre sorunu insanın doğaya etki etmesi ile başlamıştır
  İnsanın insan olma süreci ile başlayan ve birisinin diğerinden daha fazla pay almasını sağlayan ve bu uğurda binlerce yıllık yaşamda müşterek oranda yaşama savaşının geldiği nokta olarak görüyorum. Sanayi devrimi ile hızlanan ve XIX yüzyılın ikinci yarısında hızlanan ve insanın ilerlemesi adına başlayan olgu yalnızca insanın insan üzerindeki ağır baskısını değil aynı zamanda sistematik olarak doğanın tahribatını da beraberinde getirmiştir. Küreselleşmenin yarattığı olgu son yüzyılda her türden yağma ve yakıp yıkma ile birbirini izledi: Evet bugün hep birlikte şikâyet ettiğimiz artan çevre kirliliği, tatsız tuzsuz yiyecekler hepsi bir bütünün parçası olarak artan doğa dışı kullanımlarının bir sonucudur. Bu anlamda çevre sorunu insanın doğaya müdahalesi ile başlamıştır.
  İnsanın yaşam yolculuğunda kat ettiği aşamalar özetlendiğinde;
  Mağara yaşamından 104 katlı gökdelenlere,
  Mahrem yerlerini bitki yaprağı ile kapatan yaşamdan günde birkaç defa değişen suit takım    elbiselere,
  Avcılık ve toplayıcılıktan lüks restoranlara,
  Ok fırlatmaktan kıtalar arası balistik füzelere,
  Uçurtmadan uzay gemilerine,
  Öküz ile çekilen kanılardan, saate 500 km hızla giden süper iletken trenlere,
  Saldan modern uçak gemilerine, 
  Uçurtma ile haberleşmeden web ve e-posta ortamına
kadar insanın bilim teknoloji yaratısı tabii olarak bir bedel ödemek zorunda kalmıştır. Bütün bunların sonucu bugün ki dünyanın durumu şöyle özetlenebilir;

  Dünyaya her 20 dakikada 3.500 yeni doğan bebek katılırken bir veya birden fazla hayvan/bitki türü yok olmaktadır. Bu da yılda yaklaşık 27.000 türün kaybedilmesi anlamındadır. Tüm dünyada tatlı su tüketimi her 20 yılda 2 kat artmaktadır. Bu oran nüfus artışının 2 katından daha fazladır. Halen 31 ülke su kıtlığı tehlikesinde olup 1.4 milyar insan temiz içme suyu kaynağından yoksundur. Tüm dünyanın üçte ikisi yetersiz ve dengesiz beslenmektedir (başta A, E vitamini, Fe ve Zn noksanlığı) örneğin dünyanın en zengin ilk üç kişisinin serveti dünya en yoksul 48 ülkesinin ulusal gelirinden fazla. En zengin 225 kişinin toplam serveti dünya nüfusunun yarısının yıllık gelirine eşit. Bu bireylerin oluşturduğu uluslar da böyle. Dünyanın en büyük şirketinin 222’si, ilk 50 şirketin 34’ü ABD’li. Dünyanın en büyük şirketi Amerikan General Elektrik’in sermayesi Türkiye’nin 1998 bütçesinin yaklaşık 4 katı. Dünya nüfusunun % 5’ine sahip ABD dünya kaynaklarının % 40’ını tek başına kullanıyor.
  Bu ve benzeri verilere bütünsel bakıldığında dünyanın bu nüfus artışı ve dengesiz üretim ve dağıtımının sonucu artık kendi kendini götüremediği görülmektedir. İnsanlığın bu kısa tarihinin doğa üzerindeki olumsuz etkileri:
  Sanayi devrimi ve buhar makinesinin keşfedilmesinden bu yana 200, Wright Kardeşlerin ilk uçak deneyi ile başlayan insanın uzaya açılma sevdası ancak 66 yıl sonra gerçekleşmiştir. Ve insanoğlu ateşin icadından bu yana bilim ve teknolojide yaptığı gelişme ve yıkımı, son altmış yılda ikiye katlamış ve teknik deyimle dünya artık bu yükü taşıyamaz duruma gelmiştir. İnsanın son 100 yıllık küçük bir noktasal zaman dilimi içersinde yaşamı için 10 milyar yıllık ömrünün yarısına gelmiş dünya yaşamını alt üst etmesi ve hâlâ da bundan vazgeçmemesinin büyük bir bencillik, aç gözlülük ve haksızlık ile karşı karşıyadır. İnsanlar ve tüm diğer canlılar daha uzun süre yaşamak, ölümlerini geciktirmek için çabalarlar. Bu çabadan insan aklının ve düşüncesinin günümüze getirdiği insan hakları ve sürdürülebilir yaşam kavramları doğmuştur. Yine batıda artan çevresel tehditlere karşı gerek bilim insanları ve gerekse sivil toplum kuruluşları ve gençlik örgütleri hızla harekete geçerek bilimsel ve sosyal tedbirlerin alınmasına önayak
  Doğal çeşitlilik artık yerini tek çeşitliliğe yani mono kültüre bırakmıştır. Toprak daha yoğun işlenmeye ve daha fazla gübre kullanılmaya başlandı; nihayet bu yoğun girdi sonucu sular ve atmosfer kirlendi ve nihayet topraklar da kirlendi. Hızla büyüyen kentler, tropikal ormanların tahribatı, denizlerin ve ırmakların kirlenmesi, ozon tabakasının incelmesi, küresel ısınma ve asit yağmurları artık dünyanın giderek yaşanamaz bir duruma geldiğinin göstergesi olarak kabul edilmektedir. Fakat küreselleşme olgusu bu anlamda doğal ve etkinsel çeşitliliği tehdit ederken tekdüze, donuk bir sistem önermektedir. En tipik örneği son yıllarda dünyayı kasıp kavuran kısırlaştırılmış tohumların bütün dünyada aynı markada satılmasıdır. Bütün bu olumsuzluklar insan tarafından yapılmaktadır. İnsanın insanla savaşımında birbirine üstünlük sağlayamadığı durumlarda ise insan hakları ve sürdürülebilirlik ilkeleri ön plana geçmiştir. 

  İnsan hakları ve sürdürülebilirlik her şeyden önce doğuştan sağlıklı yaşam, eğitim eşitliği, kadın erkek eşitliği, kadınların, çocukların korunması ile başlanmalıdır. Bu nasıl sağlanabilir? Buna yanıt maalesef bugüne kadar başta Birleşmiş Milletler olmak üzere birçok ulusal ve uluslar arası örgütlerin söylemlerinin ötesine geçemedi. Sürdürülebilir kalkınma: ‘Herkesin temel gereksinimlerini ve daha iyi bir hayatla ilgili beklentilerini; gelecek kuşakların da kendi gereksinimlerini karşılayabilme olanaklarını yok etmeden karşılamak olarak’ tanımlanıyor. Temel gereksinimlerimizin karşılanması yaşamı uzattığı ve yaşamın niteliğini arttırdığı doğru. Ancak bu temel gereksinimler nelerdir: İş, barınma, giyim, su ve besin elementleri nasıl sağlanacak herkese nasıl ulaştırılacaktır. Dünyanın kuzeyi hem nüfusu kontrolü, üretim kapasitesi yüksek ve ulaşım hızlı bunun tersine güney yarım kürede nüfus fazla, üretim yetersiz ulaşım ise çağın gerisinde hantal. Bu gün dünyada sürdürülebilir bir yaşam için gerek ulusal ölçe
Dünyayı anlama ve duygusal zekâmız
  Sınırlar koymanın ekolojik sınırlara uygun olması gerektiğini gösteren kanıtlar giderek artıyor. Hava, su, toprak kirleniyor; küresel ısınma son on yılda en fazla düzeyine gelmiş durumda. Dünya giderek ısınıyor, ozon tabakası deliği, asit yağmurları bütün dünyanın tümden artık yaşanılamaz duruma geldiğini göstermektedir. Yer yüzeyini elinde tutan, yaşam bilinci ve felsefesiyle akıllı bir biçimde değerlendirmeye çalışan ve zekâsı yani IQ (Intelligence Quotient)’sü yüksek olan akıllı insanların yaşanılabilir bir dünya için çabaları bundan böyle duygusal zekânın (EQ-emotional Quotient) ekolojik konulardaki uygulamalarına ekolojik zekâları (EcoQ-Ecological Quotient) belirleyecektir. Ya toptan küresel ekolojinin yasalarına uyulacak ya da toptan yok olmaya doğru gidecek. Bakalım hangi zekâmız daha üstün gelecektir. Bu anlamda ekolojik akıl salt her şeye karşı gelmeyi değil ekolojik akıl ile ekonomik aklı ekoloji sınırlarına çekmek ve sürdürülebilir bir kalkınma önermektedir. Salt her şeyi kar güdüsüne ve benmerk
  Albert Schiweitzer’in dediği gibi “Aya ulaşma umutları içerisinde ayaklarının dibinde açan çiçekleri göremeyen insanlardır”. Homo sapiens düşünen insan demektir. Düşünen insan, homo insapiens (düşünmeyen insan) yerine de düşünmelidir. Bizim hedefimiz sadece onlara değil bugünün ve geleceğin kuşaklarına duygusal ekolojik akıllarını kullanmayı öğretmektir. Bu da ancak eğitilmiş toplumlarda mümkün olmaktadır.
Çevre bilinci oluşmadan toprak koruma ve sevgisi gelişmez
  Dünya’da sınırlı miktarda olan tarım topraklarının kent çevrelerinde sürekli arsa olarak görülmesi ve betonlaştırılması uzun zamanda daha büyük çevre sorunları yaratacaktır. Ne yazık ki çoğumuz yediğimiz ekmeği ve diğer gıdalarımızı hazır soframızda buluyoruz ve gıdaların üretildiği toprağın önemini ihmal ediyoruz. Ancak unutmayalım ki insanlığın ortak malı olan toprağın gıda üretim amacından çıkarılıp amaç dışı kullanıldığı zaman insanın yaşayacağı en ciddi çevre sorunu oluşacaktır. Bu anlamda çevre bilincinin önemi yeniden düşünülmek zorundadır. Çevre bilinci ise bir felsefi dünya görüşüdür. Çevre Goethe’nin belirttiği gibi yaşama bütünsel bakabilmekte geçmektedir. Goethe ‘Doğada hiçbir şey tek başına ve yalnız değildir. Doğada her şey; önündeki, ardındaki, üstündeki, altındaki, sağındaki, solundaki şeylerle bağlantılıdır’ diyor. Benzer bir ifade de Kızılderili reisi Seattle’n, 1854’te, kendisinden toprak satın almak isteyen ABD Cumhurbaşkanına yazdığı mektupta görülmektedir. ‘Şu gerçeği iyi biliyorum. 
  Sınırlı doğal kaynaklara sahip dünyamızda artan çevre kirliliği faktörleri artık çevreyi temizlemesini bilen yeni teknolojiler ve politikaları geliştirmek zorundayız. Plansız programsız, basit kar güdüsü ile hareket etmek yerine doğayı ve insanı ön plana alan yaklaşımları sürdürülebilir bir yaklaşımla kullanmak daha akılcı ve zorunludur. Şu ana kadar yok olan ormanların, kirlenen suların ve katledilen toprakların geri gelemeyeceği gerçeğinden hareketle en azından bundan sonrası için, geriye kalanların da yerinde korunması geliştirilmesi sürdürülebilirlik ilkesi içerisinde yaşatılması için gerekli önlemler alınmalıdır. Koruma bilinci ile çevre sorunların ortaya çıkmadan önlenmesi, ekosistemlerin sahip olduğu biotik ve biotik olmayan unsurlarının nitelik ve niceliklerinin korunarak, sürdürülebilir şekilde yaşatılması bütün dünyada çevre faaliyetlerinin temel amacı haline gelmiştir.
Çevre bilinci felsefi bilinçten geçer
  Felsefe, yaşamın anlamı ve nedenini sorgulayan tüm bilimlerin anasıdır. Felsefenin bir ikinci anlamı da ‘Yaşam Felsefesi’nde yatar. Yaşam felsefelerinde ölüm gerçeğini bulundurmayan insanlar kendilerini tanımıyor oldukları gibi dünya üzerindeki diğer yaşamları ve ölümleri de tanımıyor ve onların haklarına saygısızlık ediyorlardır. İnsanlar diğer canlılardan daha uzun süre yaşamak için ölümlerini geciktirme çabalarını sürdürmektedir. Bu çabadan insan aklının ve düşüncesinin günümüze getirdiği insan hakları ve sürdürülebilir yaşam kavramları çevre bilincini doğmuştur. İnsanoğlu bunca çatışmalar sonucu anlamıştır ki dünya üzerindeki yaşamının uzaması ve yaşanılan sürenin huzurlu ve nitelikli geçmesi, bir takım hakları doğuştan tüm insanlara eşit olarak tanımakla sağlanabilir. Ve bunu insanlık anayasası olan insan hakları evrensel bildirgesiyle tüm uluslara kabul ettirmiştir. Maalesef bugün bu haklar kâğıt üzerinde tamam gibi gözüküyor, ama sorun bu hakların bireyin yaşamına nasıl uygulanabildiğinde düğümleniyor? Bir tarafta dünyanın tek efendisi diğer tarafta dünyanın kaç bucak olduğunu bilmeyen Irak halkı.
İnsan ve doğadan yana anlayış çevre bilinci yaratabilir 
  Dünyaya gelen her bireyin bireysel ve toplumsal sorumlulukları vardır. Toplumsal sorumluluklar, aileden başlayarak yaşamın bütün alanlarından ulusal ve küresel sorumluluklara kadar gider; gitmelidir. Birinci ve en temel sorumluluklar, bireysel ve toplumsal yarar ve haklar tarafından belirlenmelidir. Her yurttaşın kendisi ile birlikte diğer canlıların yaşam haklarına da saygı göstermesi beklenir. Her canlı için yaşamın anlamı kendine verilen biyolojik yaşam süresince yaşamaktır. Bireysel sorumluluklarımızı iyi anlayabilmek için insanın kendini tanıması gerekir. İnsan kendini ancak kendini saran gerçekleri bilerek ve öğrenerek tanıyabilir. Yaşamın anlamı ve amacı sadece yaşamak olmamalıdır. Yaşamın anlamını bilmek içinde ölüm bilincine erişmek gerekir. Seneca ” Ey yaşam, senin bunca değerli oluşun ölüm sayesindedir”. Montaigne ise “Sizin bu tadını çıkardığınız varlıkta yaşam kadar ölümün de yeri vardır. Ölüm gerçeğinin bilen insanlarda mülk edinme, para kazanma isteği ve bunun için doğal kaynakları ve kendin
  Burada ki mesaj net ve açık, yeryüzünün ortak malın bir hissedarı olarak birbirimizi motive ederek, biz bilinci ile karşılıklı saygı çerçevesinde bulunduğumuz coğrafyada yaşama şansı bulmak mümkün. İnsanın insan olma sürecinden bugüne kadar getirdiği birikimi içerisinde paylaşımsız, benmerkezciliğin faturası maalesef olağan üstü güzellikleri bazen bir anda yok edebilmektedir. Bugün dünyanın başına gelen bütün bu olumsuzluklar insanın bencilliğinin bir sonucudur. Artan seller, doğanın tahribi, ozon tabakasın delinmesi sonucu oluşan çevresel etkilerin hepsinin altında ben merkezli yönetimlerin büyük etkisi ön plana çıkmaktadır.
Çevre bilinci beylik sözler ile değil gerçek uygulamada gösterilmelidir
  Bu tür günlerde genelde beylik laflar sık kullanılır. Geniş çevresi olanlar çevreyi daha iyi bildiklerini, çevrenin havasını iyi kokladıklarını, çevrelerini korudukları söylerler. Gerçekten haklılar ve kendi çevrelerini çok iyi korudukları için bugün çevre sorununu konuşuyoruz ve yazıyoruz. Çevre bilinci salt yere atılan çöplerin, izmaritin toplatılması değil. Veya yetkili kişilerin herkesin gözünün önünde sigarasının izmaritin ayağının ucu ile söndürmesi ile çevre bilinci sağlanmıyor. Binalara asılan süslü yazılar ile sorun çözülmüyor. Sorun kişilerin kafasında yatmaktadır. Çevre anlayışı tamamen bir eğitim sorunu olup, her şeyden önce insana ve topluma saygı duymaktan geçmektedir. Yere izmarit atmak, tükürmek, her türlü atıkları kimse yokken ortalığa bırakmak bir çevre anlayışı sorundur. Bu bilince erişmiş yetişkin kişiler yaşamın her alanında kendileri kadar toplumun diğer bireylerinin de yaşama hakkı oluğunu kabul eder. Salt benciliği için her şey bana bana deyip çevresini kollayarak gerçek çevre kirliliği.
İnsanın çevreye karşı sorumlulukları
  Maalesef bütün dünyada ben merkezli bencil kişiler küçük çıkarları için her türlü ahlaki değer yargılarını ayaklar altına alabilmesi sonucu bugün artık ahlaksal çevre kirliliği yaşamaktadır. İktidarlarını korumak uğruna nelere peşkeş çekilmedi ki. Devletin ormanını ranta çevirmek için orman yakanından tutunda, fabrika, gemileri, sitelerdeki atıkların denizler ve tatlı sulara bırakılması tamamen bir bencil bilinç meselesidir. Küresel anlamda en yakınımızda Irak savaşı bir çevre felaketi idi. İktidarda kalmak için bütün dünyayı kitle imha silahları var deyip yanıltıp savaş çıkartan güçler savaş sonrası “Böyle bir şey olmayabilir” diyebilmişlerdir. Ancak bu arada bütün Orta Doğu’daki bitki, hayvan ve doğal varlıklar bu savaşta bir çevre felaketi yaşamıştır. Bütün bunların sonucu güzelim insan ruhu da kirlenmiştir. İnsanlar yarına güvensiz ve umutsuz olmuşlardır. Bu insanların çevreyi koruması bu durumda beklenilemez. Kişilerin bencilliği kabul edilir ancak arkasında bıraktığı tahribat daha yıkıcı olmaktadır. 
  Bu sorunların bir daha yaşanmaması biz bilinci ile işe sarılan lider vasıflı kişilerle mümkün olacaktır. Bazı dönemlerde bazı ulusların barış ve huzur içerisinde yaşadıkları bilinir. Tabii buradaki güç liderin kişiliğinde ve olaylara bakış açısından gelmektedir. Fakat tam tersi hareket eden korku salan, ben ne dediysem doğrudur, ben yaptım biti, ben padişahım diğerleri kul mantığının hakim olduğu durumlarda ise iç çatışmaların olduğu ve verimsizliğin artığı belirlenmiştir. İşte sosyal çevre kirliliği o zaman daha tehlikeli duruma gelmektedir.
Bencillik çevre kirliliğinin önemli nedenlerindendir 
  Bugün için çevre sorunu fiziki kirlilikten çok insanın halen anlayamadığı ve tüketim alışkanlığının hızla arttığı kirlilik olarak algılamak gerekir. Ciddi bir açgözlülük, üretmeden tüketmek, az çalışıp çok harcamak, doğal kaynakları bir araç olarak görüp ranta dönüştürmek günümüzün en ciddi çevre sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
  Çevre bilinci ancak gelişmiş kendisi ile barışık, sorumluluk ve sınırla bilinci gelişmiş, öz güveni olan eleştiri ve öz eleştiri yapan yetişmiş insanlar tarafından sağlanır. Eğer eğitim sistemi yetişkin birey oluşturamıyorsa çevre bilinci gelişmez. Olsa olsa, ekipler oluşur, iktidarların etrafında pervane olan kim güçlü ise onun yanında nemalanmak isteyen sosyal çevreler oluşur. O zaman da sürekli kaldırımları değişen, yoları kazılan, asfalt dökülen yollar, dağ gibi çöplüklerden geçinen manzaralar ortaya çıkar.
  Yarın daha büyük acılar yaşamamak için şimdiden doğa ile barışık yaşanabilir bir çevre hepimizin birlikte karar vereceği bir olgudur. Bunu gerçekleştirmek bir yönüyle bizlerin elinde bulunmaktadır. Biraz kendi çıkarımız kadar doğanın ve toplumun çıkarını da dikkate alırsak sanırım şimdikinden kat kat daha az çevre sorunu yaşarız. Gazze ve dünyanın her köşesinde ablukaya alınmış insanların yaşadığı sorunların kalkması ve insanca yaşam dileği ile herkese bizim penceremizden biz bilinci ile selamlar.
 

“Batı Karadeniz Bölümü Ekoturizm Potansiyeli” kitabı

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Karabük Üniversitesi-Safranbolu Meslek Yüksekokulu Turizm ve Otel İşletmeciliği Programı Öğretim Üyelerinden Yard. Doç. Dr. Nuray Türker ve Öğretim Görevlisi Adnan Çetinkaya hazırladıkları  ve yayınlanan “Batı Karadeniz Bölümü Ekoturizm Potansiyeli” adlı kitabı turizm alanında önemli kaynak kitaplardan birisidir. Batı Karadeniz Bölümü Ekoturizmi  adlı kitap toplam 630 sayfa olup, araştırılan konular resimlerle detaylanmış. Kitabın yazarlarından Yard. Doç. Dr. Nuray Türker  bu kitapla ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyor:

 
                                               
                                             “Batı Karadeniz Bölümü Ekoturizm
                                                   Potansiyeli” Kitabı  Yazarı
                                                   Yard. Doç. Dr.Nuray Türker
 
  “TÜBİTAK’ın sağladığı maddi teşvik ve bilimsel katkılarla gerçekleştirilen “Batı Karadeniz Bölümü Ekoturizm  Kaynaklarının Tespit Edilmesi” konulu araştırma projesinin sonuçları üzerinde odaklanmaktadır. Batı Karadeniz Bölümü’nde yer alan; Bartın, Karabük, Zonguldak, Bolu, Düzce, Kastamonu ve Sinop il ve ilçelerinde yapılan arazi çalışmalarında Batı Karadeniz bölümü ekoturizm kaynaklarının envanteri çıkarılmış, belgelenmiş ve bu kaynakların bölgede ekoturizm amaçlı olarak kullanılması üzerinde öneriler sunulmuştur.”
 

Amasra’da yapılan Cumhurbaşkanı ve Başbakan yakma ağaç portreleri

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Bartın-Amasra ilçesi el sanatları dalında yakma ağaç insan portreleri yapımı ile ünlüdür. Şimdiye kadar birçok Cumhurbaşkanı ve başbakanlarımızın yakma ağaç portreleri yapılmıştır.
 
                                  
                                  Bartın-Amasra’da yapılan Cumhurbaşkanı ve
                                          Başbakan yakma ağaç portreleri

Safranbolu’da elektronik rehberli gezi aracı

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Karabük-Safranbolu ülkemizin en önemli kültür turizmi merkezlerinden birisidir. Eski Safranbolu dediğimiz tarihi Safranbolu(Çarşı) yerleşim yeri olarak dağınık ve engebeli bir yapıya sahiptir. Burayı yürüyerek tamamını bir günde gezmek oldukça zor bir yolculuktur. Buna çözüm amacıyla Safranbolu-Çarşı’da elektronik gezi araçları faaliyete devam etmektedir. Bu gezi araçlarıyla gezerken size bu araçtan elektronik olarak size nereyi gezdiğiniz bilgisi verilmektedir.

                                 

 

Amasra’da Osmanlı motifi

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Bartın-Amasra ilçesinde yapılan el sanatlarında bez üzerine işlenen Osmanlı dönemi motifleri dikkat çekmektedir. Dikdörtgen bez üzerine işlenen Osmanlı motifi bezler daha sonra ağaçtan yapılan çay tepsilerine yerleştirilerek piyasada satışa sunuluyor.

 

Safranbolu’da Ali Güllü Osmanlı macunu

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Karabük-Safranbolu ülkemizin en önemli kültür turizmi merkezlerinden olup, yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri olmaktadır. Safranbolu-Çarşı’da çok eski yıllardan bu tarafa yöresel maket bir at arabası üzerinde Osmanlı dönemi kıyafeti ile Osmanlı macunu adında macun satan Safranbolulu Ali Güllü, Safranbolu-Çarşı’yı gezen yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir.

 

Safranbolu’da safrantat lokum markası

0

Haber: İlker ÇAKAN
  Karabük-Safranbolu’da faaliyet gösteren Safrantat lokumlarının yapımına 1967 yılında başlanmıştır. Klasik fındıklı lokum yapılan ilk lokum olup, son 15 yıldır yeni çeşit olarak safran baharatıyla yapılan safranlı lokumludur. Safranbolu lokumunun en büyük özelliği yenirken insanın boğazını yakmamasıdır.
 
                                  
                               Safrantat Lokumları Satış Sorumluları Meryem Çelik-
                                     Hüseyin Kaya ve beş çeşit Safrantat lokumu
 

  Hijyenik ortamda üretilen Safran lokumu yapımında katkı maddesi olarak sadece toz şeker kullanılmaktadır. Bunun yanında da Safranbolu’nun şebeke suyu da lokumun kıvamının tutmasına yardımcı oluyor. Safranbolu’da 5 çeşit özel lokum üretilmektedir. Bunlar; safranlı,çifte kavrulmuş klasik fındıklı lokum, damla sakızlı lokum, güllü lokum.

 

Amasra Kaymakamı Mehmet Yıldız: “Karadeniz’in en güzel noktası Amasra”

0

Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
 Bartın iline bağlı turizm cenneti ve doğa ile denizin buluştuğu, Karadeniz’in güzel gözü Amasra gerçekten insanı hayran bırakacak ülkemizin nadide turizm merkezlerinden birisidir. Ankara’ya en yakın deniz sahili Amasra’dır. Ayrıca Amasra tarihi kimliği ve coğrafi bir konumu itibariyle de önemli bir konuma sahiptir. Amasra Kaymakamı Mehmet Yıldız, ilçenin turizm yönünden gelişmesi için büyük gayret gösteriyor. Kaymakam Mehmet Amasra’nın turizm yönünden daha iyi bir gelmesi için proje üzerine, proje yapıyoruz diyor. Amasra Kaymakamı Mehmet Yıldız; çalışkan, samimi ve içten tavırları, devlet duruşu ile herkesin takdirini kazanmış kaymakamlarımızdan birisidir. Amasra Kaymakamı Mehmet Yıldız, “Amasra ve başarılı bir yönetici” konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;
Eşsiz doğal güzelliği ve 3000 yıllık zengin tarihi “Amasra, eşsiz doğal güzelliği ve 3000 yıllık zengin tarihi ile sadece Batı Karadeniz’in değil, ülkemizin de çok önemli bir turizm merkezidir. Özellikle, Roma, Bizans ve Genovalılardan kalma çok önemli tarihi kalıntılara sahip Amasra, Osmanlı’nın büyük hükümdarı Fatih Sultan Mehmet tarafından “Çeşm-i Cihan” olarak nitelendirilmiştir. Amasra genel olarak yöreye özgü meşhur Amasra salatası  ve her mevsim taze balığıyla bilinen bir şehirdir.Ülkemiz tarihi açıdan dünyanın önde gelen ülkelerindendir. Anadolu’nun her noktası ayrı bir tarihi ve ayrı bir medeniyeti barındırır.bu nedenle tarihi dokusu restore edilip, iyi organize edilirse, tanıtımı iyi yapılırsa ancak tarih ön plana çıkmaktadır. Amasra’da, küçük ama ciddi tarihi eserleri bünyesinde barındıran bir müzemiz mevcuttur. Amasra Kalesi, Roma-Bizans ve Genovalılardan izler taşıyan önemli bir tarihi değerdir. Restore edilmeyi bekleyen Bedesten, Genova Şatosu yine çok önemli yapıtlardan  Fatih Camii, Akropol Amaya tarihinin önemli aktörleridir. Bunları restore edebilirsek, iyi bir tanıtım yapabilirsek, Amasra tarihi ile de ön plana çıkacaktır.                               

Amasra Kaymakamı Mehmet Yıldız                    
Amasra’nın Ankara’ya en yakın deniz olmasıdır

  Amasra’da bu kadar tarihi değerlere, bu eşsiz tabiat güzelliği ve her şeyden öte, deniz faktörü de eklendiğinde; özellikle 3-4 saat uzaklıkta olan Ankara ve İstanbul’dan şehrimize çok yoğun bir turizm hareketi vardır. En önemli nokta Amasra’nın Ankara’ya en yakın deniz olmasıdır. Diğer faktörlerde eklenince, Amasra özellikle hafta sonu ve yaz tatilleri açısından çok yoğun bir taleple karşı karşıyadır.  Kış aylarında 7-8 bin civarında olan nüfusumuz, yaz aylarında 30-40 binlere kadar çıkmaktadır. 2500 yatak kapasitesinin yanında asıl konaklama ev pansiyonculuğu şeklinde gerçekleşmektedir. Özellikle yaz aylarında şehir alt yapısı, bu kalabalık nüfusa yeterli gelmemekte, bu ise trafik ve çöp sorunu gibi ciddi sorunlar doğurabilmektedir.

2.500 civarındaki yatak kapasitesi

  Gerek kaymakamlığımız ve gerekse belediyemiz sürekli uyguladığı yeni tedbirlerle bu sorunları en aza indirmenin gayretindedir. Örneğin trafikte otobüsleri şehrin içine kabul edemiyoruz. Bununla ilgili zaman zaman olumsuz eleştirilerde alıyoruz. Ancak bu tedbirlerin genel olarak yerinde olduğunu belirtebiliriz. Özellikle artan araç yoğunluğunu azaltmak için yeni otopark alanları yaratma çabasındayız. İlçemize gelen konuklarımızın daha rahat gezebilmesi için yeni projeler üzerinde çalışıyoruz. Belediyemiz, gerek araç parkı ve gerekse çalışanlarıyla büyük bir gayretin içindedir. Ev pansiyonculuğunu ayrı tutarsak, 2.500 civarındaki yatak kapasitesinin çok yeterli olmadığı rahatlıkla anlaşılabilir. Ancak 1950’li yıllardan bu yana turizmin içerisinde olan ve kendini yetiştirmiş Amasra’nın sempatik, cana yakın, güler yüzlü insanları gelen konuklar açısından büyük bir memnuniyet yaratmaktadır. Özellikle ilçemizde Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesinin bulunması son yıllarda nitelikli işgücü sunumunu artırmıştır.

                                                                                                           Amasra

Türkiye’de turizm hareketinin başladığı en eski yerleşim birimi

  Amasra Türkiye’de turizm hareketinin başladığı en eski yerleşim birimlerinden bir tanesidir.Bugün ülke turizminin tek ve rakipsiz lokomotifi Antalya’da 1970’lerde başlayan turizm kültürü, Amasra ilçemizde 1950’li yıllara dayanmaktadır.Amasra her dönemde devlet adamları, sançtılar ve akademisyenlerin gözbebeği ve uğrak yeri olmuştur. Daha öncede bahsettiğim gibi, muhteşem doğal güzelliği, eşsiz damak tadı ve masmavi denizi ile Amasra yeşil ile mavinin, tarih ile doğal güzelliğin gizemli cennetidir. Özellikle kısa tatiller için en cazip tatil merkezidir. Özellikle son 10 yılda Amasra’nın marka değeri çok ciddi şekilde yükselmiş, talep inanılmaz ölçüde artmıştır.

  Bunun ilk ve önemli nedeni Amasra’da çekimleri yapılan ve bütün güzellikleri net bir şekilde ortaya koyan “Gönderilmemiş Mektuplar” filmidir. Başrollerini Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın paylaştığı bu film, Amasra turizmi açısından bir dönüm noktasıdır.

                                          

 Amasra Kaymakamı Mehmet Yıldız   
  lköğretim okulu öğrencisiyle

Ünlü Pop Sanatçısı Barış Akarsu’da Amasra’nın tanıtımında çok önemli bir aktör

  Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz ünlü Pop Sanatçısı Barış Akarsu’da Amasra’nın tanıtımında çok önemli bir aktör olmuştur. Amasra ekonomisinin genel olarak en büyük lokomotifi turizmdir. İlçedeki istihdamın çok büyük bir bölümü turizm sektöründedir. Ancak, özellikle köylerimizde  bölgenin genelinde olduğu gibi yoğun bir işsizlik olduğunu, yeterli tarım alanları  ve dolayısıyla  geçim kaynağı bulunmadığını, özellikle köylerimizdeki gençlerin başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlere göç etmekte olduğunu da belirtmeliyiz. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; Amasra ilçesinde yaşayan yaklaşık 15.500 nüfusun, takiben 12.500’ü sosyal güvenlik şemsiyesi altındadır.

ATİM  yaklaşık 1050 personeli ile üretim yapmaktadır

  Amasra ilçe merkezinde halen faaliyetlerini devam ettirmekte olan T.T.K’na bağlı Amasra Taşkömürü İşletme Müessesesi(ATİM) burada önemli bir faktördür. ATİM şu anda yaklaşık 1050 personeli ile üretim yapmaktadır. Oysa 1980’li yıllarda 6500 çalışanı ile bölgenin tek ve rakipsiz istihdam kurumu olmuştur. Bu kurumdan emekli olmuş binlerce Amasralı ilçenin gelir düzeyini yükseltmektedir. İlçenin genel gelir düzeyi Türkiye ortalamasının üzerindedir.

  Özelikle hükümetimizin 2009 yılından bu yana uygulamakta olduğu KÖY-DES  projesi sayesinde ilçemiz genelinde içme suyu olmayan ve yolu asfalt olmayan köyümüz 2010 yılı itibariyle kalmamıştır. KÖY-DES projesi kapsamında çalışmalarımız artık mevcut standartların yükselmesi yönündedir. Bu çalışmalarda başta Bartın Valimiz Sayın İsa Küçük olmak üzere, Milletvekilimiz Sayın Yılmaz Tunç’un, İl Özel İdaremiz ve önceki dönem Amasra Kaymakamlarımızın da büyük katkıları ve emekleri olduklarını belirtmeliyim. Birçok köyümüzde Kaymakamlığımız Köylere Hizmet Götürme Birliğinde kilit parke çalışması yapılmaktadır.

                                         

Amasra Kaymakamı Mehmet Yıldız  HEM kursiyerine belgesini verirken
Kaymakamlarımız turizm konusunda ciddi birikim ve tecrübe sahibidirler

  Bartın Valimiz Sayın İsa Küçük’de uzun yıllar Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden Marmaris ilçesinde kaymakamlık yapmıştır. Tecrübelerinden gerçekten çok istifade ediyoruz. Genel olarak bütün kaymakamlarımız turizm konusunda ciddi birikim ve tecrübe sahibidirler. Ancak Antalya’lı olmanın, orada doğup, büyümüş olmanın ve turizmi uzun yıllardır tanımanın Amasra’da kaymakamlık görevinde bulunduğumuz dönemde çok ciddi avantajlar sağlayacağını değerlendirmek yanlış olmayacaktır.

                                 

Amasra Kaymkamı Mehmet Yıldız halkın içinde
Yönetici ciddi ve aynı zamanda sevecen ve sağduyu içinde olmalıdır

  Kaymakamlık çok önemli ve çok güzel bir görevdir. Başarılı bir yöneticinin tanımını yapacak kadar kendimi tecrübeli hissetmiyorum. Yaklaşık 15 yıldır kaymakamlık mesleğini yapıyorum. Diğer kaymakamlarımız ve valilerimiz, büyüklerimiz bizlerden daha iyi tecrübelere sahiptirler. Yöneticilik konusunda şahsi düşüncem şöyledir; yönetici halkın içinde olmalı ve halkı iyi tanıması gerekir.Yöneticinin ulaşılabilir, devlet adabını almış olması, muhasebe gücünün yüksek olması, karşılaşılan durumlar karşısında serin kanlı olmasıdır. Yöneticiliğin kitabı olmadığı gibi iyi bir yöneticinin tanımı da yoktur. İyi bir yönetici ciddi ve aynı zamanda sevecen ve sağduyu içinde olmalıdır. Yöneticilerin bulunduğu yerleri daha iyi bir yere getirmeleri iyi olur. Programlı ve planlı yöneticilerin revaçta olduğunu düşünüyorum. Normal misyonu, vizyonu ayrıca bir hedefi olmalıdır. Bulunduğumuz yeleri daha iyi bir yere getirmemiz için şahsi planlama yapmamız gerekir. Çok iddialı olmaktan kaçınmak lazımdır. Yapılamayacak hedefleri koymamak, çalışmalarda yılmamak lazımdır. İnsanları sabırla dinlemek ve hepsinden önemlisi sonuna kadar dinlemek gerekir. Bunlar benim yöneticilik hayatında önem verdiğim hususlardır.

                                           

Amasra Kaymakamı Mehmet Yıldız
Amasra, marka değeri çok yüksek bir şehirdir

  Amasra, muhteşem ve doğaüstü bir şehirdir. Fatih Sultan Mehmet Amasra’ya geldiğinde Bakacak Tepesinden bakıp, Lalasına diyor ki Lala Çeşm-i Cihan bumu ola? Dünyanın gözbebeği, gözü burasımıdır? Diyor Karadeniz Bölgesinin tüm sahillerini biliyorum. Karadeniz doğal olarak çok güzeldir. Marka değeri çok yüksek bir şehirdir. Çok yoğun bir talep alan bir şehirdir. Buraya gelmeden önce, burayı ilk defa görsem daha sonra 2-3 haftada bir Amasra’ya gitmeyi düşünürdüm. Bu güzelliğin içerisinde bir yeri ayırt etmek gerekirse çok rahatlıkla söylemek gerekirse, Amasra Kaymakamı olduğum için söylemiyorum, Karadeniz’in en güzel noktası Amasra’dır. Amasra için onlarca proje geliştiriyoruz. Hemen hergün yeni bir proje düşünüyoruz dersem sanırım abartmış olmam. Bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum. Çok ama çok güzel bir ilçemiz var. Allah bize böyle bir ilçede yönetici olmayı nasip etmiş ve atabileceğimiz her yeni adım, sahip olduğumuz güzelliklere güzellik katacak. Bu durumda bize sadece çalışmak ama çok çalışmak düşüyor. Önümüzdeki dönemde çok değerli büyüklerimizin de katkıları ile Amasra’nın mevcut olan yüksek marka değerini, çok daha yukarılara çıkarmayı hedeflediğimizi belirterek sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”

 

Amasya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Hatay Karaman: “Esnaf ve sanatkar ekonomik olarak felç durumdadır”

0

Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN

  Amasya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Hatay Karaman Birliği Başkanı Hatay Karaman, ” Amasya ve Amasya’nın ekonomik ve sosyal durumu ” konulu yaptığım röportajda şunları söyledi;

İnsanların sorunlarını çözme noktasında duyarlı kalıyoruz

  “Dostlarımızdan bizi destekleyenlere teşekkür ediyorum. Bu bir gönül işidir. Başkanlık olarak altıncı döneme girdim ve bu görevde 17 yılı bitirdim. Burada siyasetçilik olmaz. Buraya gelen herkese kucak açacaksınız. Gönülleri feth edeceksiniz. Buraya sizi getiren insanlar sizden sorunlarını, sıkıntılarını kurum ve kuruluşlara karşı korumalarını istiyorlar. Bizde bu hassasiyet ve duyarlılıkla bu insanların sorunlarını çözme noktasında yetkili kişi ve kurumlara iletmekle mükellefiz. İnsanların sorunlarını çözme noktasında duyarlı kalıyoruz. Bundan sonraki tüm siyasi partiler, milletvekilleri, partiler seçim günü kendilerini seçerken bu halkın, toplumun önünde önlerini ilikleyerek gelirler. Milletvekili olduktan sonrada da; kendilerini seçerken bu toplum akıllı oluyor, sivil toplum örgütleri seçimlerine müdahale ederek, sivil toplum örgütleri seçimlerine karışıyorlar. Onun için diyorum ki bu seçimlere karışmasınlar.

Siyasetle gelenler, diyet borcu ile giderler

  Bu halkın, bu memleketin, bu toplum için çözülmesi gereken işlerle uğraşsınlar. Bu nedenle sivil toplum örgütleri bu konuda onlara prim vermez. Bundan dolayı da pirim alamazlar. Ancak onlar şunu istiyorlar. Buraya siyasetle gelenler, diyet borcu ile giderler. Çünkü konuşamazlar. Onun için esnafın sorunlarını burada bir yerlere aktarmazlar. Çünkü sen konuşamazsın, sen orada benim diyetimle otuyorsun derler. Ondan dolayı aracılığınızla tüm siyasi partilere tavsiyem budur ve bu işlere karışmasınlar.

Tarım sanayini unutmamız gerekir

  Amasya bölgesinin ekonomisi tarıma dayalıdır. Sanayileşme yoktur. Memur ve turizm şehri diyemiyoruz. Turizm şehri olma konusunda tüm belediye başkanları ve valilerimizde çaba gösteriyor ama devletimizin de bu konuda müteşebbis olan insanlarımıza destek ve teşvik vermesi yanında özel sektöre de görev düşmektedir. Bunun için Amasyalıları yan yana getirirsek turizmde ön plana çıkabiliriz. Tarım sanayini unutmamız gerekir. Tarımla ilgili yatırımların teşvik edilmesi gerekir. Amasya için turizm çok önemlidir. Amasya’da yetişen meyve sebzemizi yeteri kadar değerlendiremiyoruz. Ayrıca Amasya’nın her tarafında hayvancılığı geliştirmemiz lazımdır.

Esnaf ve sanatkar şu an ekonomik anlamda hakikaten felç durumdadır

  Esnaf ve sanatkar şu an ekonomik olarak hakikaten felç durumdadır. Tüm Amasya’da 9.900 esnafımız var. Şu anda 8.000 tanesi sorunludur. Esnafımızın; SSK, Bağkur,çek,senet,elektrik  gibi sorunları vardır. Bunu sadece küçük esnaf ve sanatkarlar adına söylüyorum. Özellikle devletimizin ve hükümetlerimizin bu alışveriş mağazalarını ve marketleri kesinlikle durdurmaları gerekir.

100 tane bakkal perişan olmuştur

  Şu anda Amasya’da 4 tane büyük alışveriş merkezi vardır. Bunların açılmasıyla 100 tane bakkal perişan olmuştur. Bunların ailelerini de düşündüğümüz zaman durum daha vahimdir. Devletimiz tarafından otomotiv konusunda çok güzel sanayi siteleri yapılmaktadır. Ancak bu sanayi siteleri şu an çok hızlı bir şekilde boşalıyor. Bu sanayi sitelerinin boşalmaması için Türkiye’de en az 30-35 çeşit marka araç vardır. Bunun için alt yapıya önem verilmesi gerekir. Bu nedenle Amasya’da her markadan üçer tane yetkili servis getirelim. Bu konuda günlük ve 15 günlük bakımı yapacak kapasitedeyiz. Bu nedenle ikişer ve üçer tane yetkili servis sistemini getirelim ve küçük sanayi sitelerine koyalım. Böylece işsizliğe katkı yapmış oluruz. Ancak bu yapılmadığı takdirde küçük sanayi sitelerinde boşalma devam edecektir.

Amasya’ya turist günübirlik geliyor

  Amasya’da turizm konusunda çalışmalar devam ediyor.  Amasya’ya turist günübirlik geliyor. Bu nedenle iyi otel ve pansiyonlara ihtiyacımız vardır. Turizmde alt yapı oluşturulursa, bu şehirde turizm olur. Özellikle bu konuda hizmet veren işletmelerimizi de geliştirmemiz gerekir. Amasya’da turistlere yönelik planlı ve programlı geziler düzenlenebilir. Esnafımızı; görüntüsü, hitabetiyle turizme hazırlamamamız gerekir. Bu konuda çalışmalarımız vardır. Bu hizmet sektöründe vücut dilinin karşılıklı iyi kullanılması gerekir. Amasya’da Pazar günü için pazar kararı hariç, Amasya gibi bir yerde eğlence merkezi yasaklanmıştır. Amasya’da ne eğlencesi vardır.

Taksicilerimiz açık alanda hizmet vermektedirler

  Toplumsal hizmet veren taksicilerimiz açık alanda hizmet vermektedirler. Bu durum belediye ve valiliğe iletildiğimizde kanun böyle denilmektedir. Anayasa’nın 173. Maddesinde; “Devlet küçük esnaf ve sanatkârı korur ve destekleyici tedbirleri alır.” denilmektedir. Anayasada bu kadar bir net ifade vardır. Ancak esnaf korunmuyor. Polisevi, Orduevi, Öğretmenevi gibi devletin kurumlarında kendi personelleri dışında dışarıya hizmet veriyorlar. Buralarda vergi, SSK, Bağkur kesintisi yoktur. Bizler bu durumda devletin kurumlarıyla aynı şartlarda hizmet vermemiz mümkün değildir.

Her şehirde yaşamanın bir kuralı ve bedeli vardır

  Amasya’da iki tane caddemiz vardır. Amasya’da park sorunu olduğu için çok sayıda araç bu iki cadde boyunca park etmektedir. Bu nedenle Amasya’da ciddi bir trafik sorunu vardır. Esnafımıza kendi işyerinin önüne arabasını koyuyor diye eleştiri yapıyorlar. Her esnafımızın bir arabası olsa 8.000 araba eder. Diğer insanlar cadde boyunca park etmesinler, esnafımızda kendi iş yerinin önüne aracını park etmez. Bunun için Amasya’ya park şarttır. Otopark yapılmadı sürece ve şehri her tarafa yaşamadığımız müddetçe Amasya’nın trafik yoğunluğunu çözmek zordur.  Amasya Belediyesi tarafından uygulamaya konulan barkomatlı otopark sistemi güzel bir uygulamadır. Her şehirde yaşamanın bir kuralı ve bedeli vardır. Toplumsal yaşamamızda kimse kimseyi rahatsız etmemelidir. Daha önce belediyenin önünde  belediye personelinin kendi özel arabalarından dolayı vatandaş park yeri bulamazken, bugün barkomat sistemi uygulamasından dolayı rahatlıkla yer bulmaktadır.
 
                                               
                                                Amasya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları
                                                      Birliği Başkanı Hatay Karaman
 
Üyelerimizin aidatlarının % 20’si alınmaktadır

  Toplu taşıma araçlarında hizmet veren personelin halkla iletişim konusunda özel kurslara tabi tutulması gerekir. Avrupa’da her mesleğin belli dönemlerde her yıl kazanç vergisi verirken belli bir eğitim ücreti vermektedirler. Bu ücretin yarısı da işletme sahibi tarafından karşılanır. Her yıl on insan eğitimi almak zorundadır. Bu eğitim meslek gruplarına göre değişmektedir. Bu eğitimler; 3-5 saatten başlayıp, 7 günlük eğitimlere kadar devam etmektedir. Bu nedenle her mesleğin ve her kurum ve kuruluşun kurumsallaşması lazımdır. Bunu hızlı bir teknoloji ile takip etmek gerekir.

Siyasiler seçim zamanı elektriği olmayan yere buzdolabı verdiler

  Bu nedenle iletişimi iyi kullanmak gerekir. Üyelerimizin aidatlarının % 20’si alınmaktadır. Aidatlar devlet tarafından otomatik kesilmemektedir. Meslek Odalarımız personellerinin maaşını vermekte sıkıntı çekiyorlar. Siyasiler seçim zamanı elektriği olmayan yere buzdolabı verdiler. Suyu olmayan yere de çamaşır makinesi verdiler. Oyu bu şekilde alanları uyarmak lazımdır.

Taksi dolmuş uygulamasını destekliyorum

  Amasya’da yerleşimin dağınık ve yerleşim yerlerinin yüksek ve mahalle aralarındaki cadde ve sokakların dar olması nedeniyle taksi dolmuş uygulamasını destekliyorum. Oradaki vatandaşı da düşünmek gerektiğini düşünüyorum.  Fakat Amasya’nın coğrafi durumu bellidir. Hangi güzergah ve trafiği rahatlatırsak o bölgelere hizmet yapabiliriz diye düşünmek gerekir. Taksi dolmuşluğu yaparken trafiği çekilmez hale getirmemek gerekir. Ben yıllardan bu tarafa söylüyorum. Marketlerin servis araçları var.

Marketler panelvan araçlarla insan taşıyorlar

  Bu marketler panelvan araçlarla insan taşıyorlar.  Yıllardan bu tarafa bunu belediyemize, valimize, yetkililerimize, trafiğe söylüyoruz ve şimdi yine söylüyorum. Bu araçlarla insanlar evlerine taşınıyor. Bu araçların insan taşıma ruhsatı yoktur. Bu marketler iş yerlerine gelen vatandaşları evlerine götürüyorlar. Bu araçlarda Allah göstermesin bir kaza olsa sonucunu siz düşünün. Piyasada bu servis araçları, halk minibüsünden daha çok geziyorlar. Bunları durdurun diyoruz. Mahalledeki bakkalı da düşünmek lazımdır. Bu nedenle dediğimiz gibi bu tedbirler alındığı zaman Amasya’nın trafiği böyle rahatlar. Bunları hep birlikte düşünerek ortak hareket etmek gerekir. Ama alternatif yolla ve trafik yoğunluğunu bozmadan Amasya’da ihtiyaç olan taksi dolmuşçuluğunu destekliyorum. Ancak aynı cadde üzerinden hizmet verildiği takdirde çok ciddi sıkıntılar olacağını düşünüyorum.

Yerli ve yabancı turizmi canlandırmamız lazımdır

  Amasya Yalıboyunda hizmet veren işletme sahibi arkadaşların çok iyi niyetli, gayretli olduklarını düşünüyoruz ama buradaki kazanç durumlarını kendilerini kurtardıklarını söyleyemem. Buradaki işletmeciliği kalıcı yapmanın tedbirlerini almak gerekir. Bu işletmelerimizden kendilerini geliştirmesi gerekenlerde vardır. Bunun için yerli ve yabancı turizmi canlandırmamız lazımdır. Her yerde olduğu gibi devletimizin rekabet yapmaması gerekir.

Çal Köyünü gördükten sonra ülkeyi tanıdığımı söyleyemem

  Amasya Valiliğinin “65 bin Dev Öğrenci” kampanyası çocuklara bir ruh aşılaması açısından önemlidir. Hakikaten on insanın gelişimini etkilemektedir. Bu kampanya o çocuklara ayrı bir heyecan verecektir. Sayın valimizin ayrıca bir kardeş okul projesi var. Eğitimde şu kadar mesafe aldık diyoruz. Ben bırakın şehri, ülkeyi tanıyorum diyen birisiyim. Ancak açık söylüyorum, bu projeyle şehrimi ben yeni tanıyorum. Bu proje çerçevesinde kurum olarak biz Gümüşhacıköy-Çal Köyü ilkokulunu kardeş okul seçtik. Bu okula gittik. Devletimiz şöyle yaptı, böyle yaptı. Yazık. Yetkililer tanıtım amaçlı okulların açılışlarını gelsinler burada yapsınlar. Çal Köyünü gördükten sonra ülkeyi tanıdığımı söyleyemem. Devletimizin bu konularda çok geri olduğunu gördüm.

Eğitimle ilgili verilen rakamların gerçek olmadığını gördüm

  Bu kadar derslik yaptın. Nerede yaptın kardeşim? Kim yaptı kardeşim. Bunları hep birlikte sorgulamamız lazımdır. Devlet okul yapıyor ama okullarda iyi bir eğitim verilmesi iyi bir için eğitim için gerekli alt hizmeti verilmiyor. Burada tuvaletini yapan çocuk, tuvalet kuyusuna düşçe çocuğun buradan çıkması mümkün değildir. Biz bu okulda ilk bakımı buradan başlattık. Eğitimle ilgili verilen rakamların gerçek olmadığını gördüm. Bugün Amasya il merkezinde Borsa İlköğretim Okuluna gittiğiniz zaman her şey çok güzeldir. Ama dışarıya açıldığınız zaman olay öyle değildir. Büyüklerimizin il merkezine geldiklerinde gezip ve gördükleri yerler buralardır. Şehri ve ülkeyi tanıdığımı söylerdim ama ben şehri tanımadığımı gördüm.”

 

 

 

 

 

 

Dünya çocukları Of Kaymakamlığının misafiri

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Türkçe Öğretimi Derneği (TÜRKÇEDER) tarafından bu yıl 8.si düzenlenen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları için Trabzon’a gelen Türk Cumhuriyetleri, Irak, Bosna Hersek, Filipinler, Mozambik, Nijer, Moldova, Kenya, Almanya ve Gürcistan başta olmak üzere 22 ülkeden gelen 52 öğrenci Of Kaymakamlığı’nın misafiri oldular.

 
                                       
                                         Trabzon-Of Kaymakamı Tuncay Sonel
                                                 dünya çocukları ile birlikte
                                    
  Of’ta Atatürk Bulvarında Of Kaymakamı Tuncay Sonel, daire amirleri ve Belde Belediye Başkanları tarafından çiçeklerle karşılanan öğrenciler, Atatürk Bulvarından Sahil Tesislerine kadar kortej eşliğinde yürüdü. Sahil tesislerinde geçildiğinde halkoyunları gösterisi sürprizi ile karşılanan öğrenciler daha sonra Ali Usta’da yemek yedi. Yemeğin ardından misafir öğrencilerden Filipinli Al Qayyim Mansil ve Ershad Halud burada, içinde ‘Of’ kelimesinin de geçtiği Ofluları memnun eden Hacivat Karagöz oyununu oynadı. Mozambikli Bango Yana ise ‘Ordunun dereleri’ türküsünü söylerken, Kırgız öğrencilerde kolbastı gösterisi ile izleyenleri hayran bıraktı.
 
                                                    
                                                    Dünya Çocukları kolbastı oyunu oynarken
 

  Programda konuşan Trabzon-Of Kaymakamı Tuncay Sonel, dünyanın 22 ülkesinden çocuklarla Türkçe konuşup anlaşmanın mutluluğunu ve aynı zamanda Of adına anlamlı günlerden bir gün yaşadıklarının altını çizdi. Kaymakam Sonel,” Çarşıdan buraya yürürken bir çok ülkeden değerli çocuklarımız, gençlerimizle sohbet ederek geldik. Bizler için bu gün gerçekten güzel bir gün. Çünkü dünyanın dört bir yanından siz değerli çocuklarımızı, gençlerimizi öğretmenlerimizi Of’ta görmek bizi mutlu ediyor. Kalpler ve gönüller sizlerle bir. Birde ortak lisan Türkçe olunca anlaşmak hakikaten çok güzel oluyor. Kenya’sından Nijerya’sından, Almanya’sından, Kırgizistan’dan dünyanın 22 ülkesinden kardeşlerimiz başımızın tacısınız. Ülkenize dönüşte ailenize ve arkadaşlarınıza kucak dolusu sevgi ve selamlarımızı gönderiyoruz. Allah’a emanet olun.”diyerek duygularını dile getirdi.

 
                                              
                                                   Dünya çocuklarından örnek
 
  Of Kaymakamı Tuncay Sonel, ayrıca öğrencilere yöreye özgü çay ve keşan hediye etti. Hediye keşan bandanaları takan kız öğrenciler ve keşan fularları takan erkek öğrencilerle çekilen hatıra fotoğrafının ardından program sona erdi.
 
                                              
                                                   Dünya çocuklarından örnek

 

error: Content is protected !!