Salı, Ocak 26, 2021
tr
Ana Sayfa CUMHURBAŞKANLARI-BAŞBAKANLAR - BAKANLAR - MİLLETVEKİLLERİ ANAP eski Genel Başkanı Mesut Yılmaz: "Karadeniz'de hizmet etmek ve seçmenin gönlünü...

ANAP eski Genel Başkanı Mesut Yılmaz: “Karadeniz’de hizmet etmek ve seçmenin gönlünü almak gerekir”

Haber-Röportaj: İlker ÇAKAN
  Anavatan Partisi eski Genel Başkanı ve eski Başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz uzun bir süreden sonra yaptığı açıklamalarla tekrar siyaset gündemine girdi. Konutunda yaptığım röportajda siyaset kültüründe kendini daha çok geliştirdiğini, ülkenin geleceğine yönelik düşüncelerinde kararlı tutumunu sürdürdüğünü gördüm. Konuşmalarında ülkemiz için kullandığı kelime ve cümleleri özen ve dikkatle seçiyor. Eski Başbakanımız Ahmet Mesut Yılmaz ülkemin geleceği için her türlü fedakarlığa hazırım diyor. Karadeniz’de ve özellikle de Rize’de Mesut Yılmaz’a Karadeniz’linin özel bir sevgisi var. Bu sevginin neden kaynaklandığını sorduğumda ” Karadeniz’in ve Karadeniz insanının özelliklerini bilmek gerekir. Sadece hizmet yaparak Karadeniz’de seçim kazanmak, oy almak mümkün değildir. Karadeniz’de hem hizmet etmek, seçmenin gönlünü kazanmak gerekir. 20 yıldır milletvekilliğim sırasında Rize’lilerin Milletvekili ve temsilcisi olduğumu unutmadım. Şimdi de bunun faydasını görüyorum”diyerek, ülkemizin siyasi, ekonomik, dış politika konularında çarpıcı açıklamalar yaptı. Anavatan Partisi eski Genel Başkanı, eski Başbakanlarımızdan, Rize Bağımsız Milletvekili adayı  Mesut Yılmaz, Türkiye konulu yaptığımız röportajda şunları söyledi;
Birliktelik gerçekleşmedi
  “Türkiye’de seçim öncesi siyasi yapılanma gündeme geldi. Bu çerçevede ANAP ile DYP arasında Demokrat Parti çatısı altında yeni bir siyasi oluşum kurulması söz konusuydu. Ben bu oluşumun gerçekleşmesi için elimden geldiğince destek verdim ve uğraştım.Fakat kamuoyunun da yakından izlediği gibi son anda bu birliktelik gerçekleşmedi. Eğer bu birliktelik gerçekleşseydi muhtemelen Demokrat Parti listesinden bağımsız olarak seçime girecektim. Ama bu birliktelik gerçekleşmeyince bağımsız olarak seçime katılıyorum.Eğer Türkiye’ye yararlı olacağına inandığım siyasi oluşum şu anda gündemde olsaydı, bende bağımsız değil o parti çatısı altında aday olurdum.
Merkez sağda bütünlük sağlanamadı
  Merkez sağda henüz bir bütünlük sağlanamadı.Ümit ediyorum ki Demokrat Parti barajı aşar.Ama barajı aşması demek, merkez sağdaki birlikteliği sağlamak anlamına gelmez. Ondan sonrada başta ANAP olmak üzere çeşitli partilere gönül vermiş olan seçmeni tek bir çatı altında bir araya getirmek için büyük bir uğraşı verilmesi gerektiğine inanıyorum. Ben şahsen meclise girersem en önemli siyasi hedefim bu olacaktır.
Demokrat Partiden aday olmadım
  Demokrat Parti bu birlikteliği sağlayarak seçime girseydi ben aday olacaktım.Ben bunu daha önce açıklamıştım.Bu birliktelik sağlanamadığı için Demokrat partiden aday olmadım.Tabandan seçmenlerimden gelen mesaj, benim bağımsız olarak seçime girmemdi.Ben isteseydim riski göze alıp,Demokrat Parti listesinden aday olabilirdim. Birliktelik sağlanamadığı için bağımsız olarak seçime giriyorum.
Erkan Mumcu kişisel hedefler için siyaset yapan bir siyasetçi
  Erkan Mumcu sadece haksızlığı o dönemde ki Yalvaç Belediye Başkanı Mustafa Bayram’a yapmadı. Seçimlerden kısa bir süre önce partiden istifa etmek suretiyle AKP’ye girmek suretiyle Anavatan Partisini de aracı bırakılmasında çok önemli bir rol oynadı. Ama aynı şeyi AKP’de de yaptı. AKP’de bakanlıktan alınacağını anlayınca partiden ayrıldı. Son olarak da Mehmet Ağar’la görüşmelerinde bir neticeye varamamış olmasını ben geçmişteki bu tecrübeler ışığında normal karşılıyorum. Erkan Mumcu bana göre sadece kişisel hedefler için siyaset yapan bir siyasetçidir. Oysa ki merkez sağı birleştirmek iddiasında olan birisinin herkesi kucaklayan, kapılarını açan bir insan olması lazımdır. Bu açıdan Erkan Mumcu herhalde çok yanlış bir sınav verdi. Siyasi olarak da bunun bedelini ödeyecektir.
Uzlaşma yerine, kutuplaşmayı temsil eden partiler
  Bu seçimin Türkiye’ye istikrarlı bir meclis tablosu getirmeyeceği konusunda kamuoyunda çok yaygın bir görüş var. Bende maalesef bu görüşlere katılıyorum. Çünkü şu anda barajı geçeceği varsayılan partiler genellikle toplumda uzlaşma yerine kutuplaşmayı temsil eden partilerdir. Bu partilerden oluşacak bir meclisin Türkiye’ye istikrar getirmek yerine, Türkiye’de siyasi tansiyonu daha da yükselteceğinden endişe ediyorum. Bu meclis önemli bir takım görevleri yerine getirmekle karşı karşıya kalacaktır. Bunların başında Cumhurbaşkanlığı seçimi geliyor. Eğer Meclis Cumhurbaşkanlığı seçiminde muvaffak olamazsa zaten kendi kendini fesh etmiş olacak, yeniden bir seçime gidilecektir.
Seçimlerden sonra yeni bir seçim gündeme gelebilir
  Ama ben hükümet oluşumunda da bu mecliste çok zorluklar yaşanacağını düşünüyorum. Çünkü barajı geçebilecek partiler arasında eğer bir koalisyon zorunluluğu gündeme gelirse, koalisyon yapacak parti bulmakta, uyumlu bir koalisyon oluşturacak parti bulmakta çok ciddi zorluk olacaktır. Bence seçimlerden sonra yeni bir seçimde gündeme gelebilir. İki yıl sonra belediye seçimleri ile genel seçimlerin birleşmesi de gündeme gelebilir. Belediye seçimlerinden hemen sonra bir erken seçimde gündeme gelebilir. Dolayısıyla bu seçimlerin her türlü ihtimale açık olduğunu düşünüyorum.
Dış politikada inisiyatif kullandıkları alanlarda büyük hatalar
  Meclisin yeni döneminde Cumhurbaşkanlığı adaylığım söz konusu olursa onu değerlendiririm. Bizim başlattığımız; ekonomide ve Avrupa Birliği politikalarını devam ettirmelerini doğru yapmışlardır.Bunun kendileri açısından olumlu sonuçlarını aldılar. Dış politikada inisiyatif kullandıkları alanlarda büyük hatalar yaptıklarını düşünüyorum. Bunların bedelini de özellikle önümüzdeki dönemde ülkenin ödemek durumunda kalacağını düşünüyorum. Ayrıca parti olarak 2002 seçimlerinde kendilerine oy veren geniş kitlenin arzuladığı bir merkez partisi olma, birleştiren bir parti hüviyetini de kazanamadıklarını düşünüyorum. Eğer bu fırsatı daha iyi kullansalardı bu seçimde daha büyük bir çoğunluğa erişmeleri mümkündü. Esasen Türkiye’de tek başına iktidar olan partiler oy çoğunluğu ile iktidara gelmişlerdir ama AKP bu seçimlerde bunun istisnası olacaktır.
Tercihim sayın Başbakanın aday olmasıydı
  Rize’de seçimlerde benim tercihim; Sayın Başbakanın aday olmasıydı.Sayın Başbakan aslen Rize’li olduğunu ifade ediyor. Dolayısıyla tabi olan kendi memleketi Rize’den aday olmasaydı.Tercihini İstanbul’dan yana kullandı. Rize’de eski milletvekillerinin hiçbirini aday göstermemiş olması, tamamen yeni bir aday kadrosu ile seçime girecek olması tamamen kendi takdiridir. Ben AKP’li adaylara, Sayın Bayramoğlu’na ve diğer bütün partililerin adaylarına başarılar diliyorum.
ANAP’ın amblem değişikliğini anlamsız buluyorum   
  ANAP’nin amblem değişikliğini anlamsız buluyorum. Hiçbir katkısı olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki sadece renk değiştirmekle partinin yeni bir kimlik kazanması, yeni bir imaj kazanması söz konusu olmadı. ANAP maalesef Erkan Mumcu’nun başkanlığında genel seçimlere katılamayacak duruma düştü. Bundan büyük üzüntü duyuyorum.
Merkez partisi oluşumu için bütün çabayı göstereceğim
  Önümüzdeki dönemde Türkiye’de toplumu germeğe, tersine yumuşatan, bölmeyen, birleştiren soyut tartışmalar yerine vatandaşların günlük sorunlarına daha çok eğilen bir merkez partisinin ihtiyacının boşluğunun Türkiye’de daha çok hissedileceğini düşünüyorum. Bu ihtiyaca cevap vermek içinde Türkiye’de güçlü bir iktidara aday olacak bir merkez partisinin oluşumu için elimden gelen bütün çabayı göstereceğim.
Karadeniz’de hizmet etmek ve seçmenin gönlünü almak
  Karadeniz’in ve Karadeniz insanının özelliklerini bilmek gerekir. Sadece hizmet yaparak Karadeniz’de seçim kazanmak, oy almak mümkün değildir. Karadeniz’de hem hizmet etmek, seçmenin gönlünü kazanmak gerekir. Benim 20 yıldır milletvekilliğim süresinde, benim çeşitli sorumluluklarıma rağmen(Başbakanlık, parti başkanlığı, bakanlık vs.) hepsinden önce Rize’nin temsilcisi olduğumu, Rizelilerin vekili olduğumu hiçbir zaman unutmadım. Şimdi de bunun faydasını görüyorum.Türkiye’nin zamanında başka yörelerinde bu benim aleyhime kullanıldı ve aleyhime işledi. Rize ile olan gönül bağım 5 yıl meclisin dışında kalmış olmasına rağmen gönül bağım artarak devam ediyor.
Şer güçler için seçim dönemleri en uygun dönemler
  Türkiye’yi istikrarsızlığa sürüklemek isteyen şer güçler için seçim dönemleri en uygun dönemlerdir. Seçim öncesi dönemde bu faaliyetlerin artmış olmasını ülkede yeni bir istikrarsızlık ortamı yaratma çabasına bağlıyorum. Ama Türk halkı bu konuda artık geçmiş tecrübelerin ışığında  bağışıklık kazanmıştır. Acısı ne kadar büyük de olsa herhalde bu oyuna gelmeyecektir. İnanıyorum ki terörle mücadele konusu önümüzdeki seçimde partiler arasında oy meselesi olmaktan ziyade siyaset üstü ulusal bir mesele olarak ele alınır. Seçimlerden sonra da mecliste oluşacak olan yeni mecliste de terörle mücadele konusu bugüne kadar farklı bir anlayıştan farklı bir ulusal bir anlayışla ele alınır.
Askeri harekat Türkiye için büyük riskler taşıyor
  Türkiye 2004 yılında teskereyi ret etmekle kendi çıkarları açısından büyük bir yanlış yapmıştır. Eğer bu tarihte bunu Amerika ile müzakere konusu yapmış olsaydı, herhalde Kuzey Irakta bir güvenlik çemberi oluşturma imkanınız olabilirdi. Bugünkü azan terörün önlenmesi için en etkili tedbir olurdu. Ama bugün itibariyle meseleye baktığımız zaman Irak’ta girişilecek bir askeri harekatın Türkiye için büyük riskler taşıdığını düşünüyorum. Bunun yerine Amerika ile anlaşarak sınırlı bir operasyona Türkiye’nin menfaatleri açısından daha doğru olacağını düşünüyorum. Son zamanlarda Amerikalıların verdiği sinyallerde bunun mümkün olabileceğini ortaya koyuyor. 
Türkiye’nin geleceği aydınlık ve çok potansiyeli olan bir ülke
  Türkiye’nin geleceği aydınlıktır.Türkiye çok potansiyeli olan bir ülkedir.Türkiye bu potansiyele ulaşmak için çok büyük bir dinamizme, genç bir nüfusa sahip olan bir ülkedir. Ama maalesef bizim bu parlak geleceğe ulaşmak için önümüzde çok zorlu bir dönem olduğunu ve bizim kuşağımızın bu dönemin bütün zorluklarıyla buluşmak durumunda kalacağını düşünüyorum.
AB’ye aşırı iştirak isteği ile eşit müzakere mümkün değil
  AKP iktidarı bizim başlattığımız reform sürecini devam ettirmekle doğru yapmıştır. Ama maalesef bunun karşılığında Avrupa Birliği ile pazarlıklarda büyük yanlışlıklar yapılmıştır.Bu da kısmen AKP’nin acemiliğinden kaynaklanmaktadır. Avrupa Birliğinin bugünkü hükümetin Avrupa Birliğine üyelik konusunda çok aşırı bir iştirak içinde olduğunu anlamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu şartlar altında eşit bir müzakere mümkün değildir. Bugün geldiğimiz noktada maalesef Avrupa Birliği ilişkilerimiz yanlış bir rayda ilerlemektedir. Bu ray üzerinde tam üyelik hedeflerine ulaşmak mümkün değildir.Yapılacak iş trenin doğru bir raya oturtulmasıdır. Önümüzdeki dönemde zannediyorum hükümette bu ihtiyacı hissedecektir. Birde yeni bir müzakere zemini yaratmaya çalışacaktır. Bende eğer mecliste olursam, bu konuda hükümete yardımcı olacağım.
Adil olmayan bir büyüme süreci
  AKP hükümeti bizim 2001 krizinden sonra başlattığımız ekonomik programı aynen devam ettirmiştir. IMF ile işbirliğini aynen devam ettirmiştir. Bu sayede de enflasyonda bir düşüş sağlanmıştır. Ekonomide bir büyüme sağlanmıştır. Ama bu politikanın vazgeçilmez ayaklarından birisi bu büyümenin, bu zenginleşmenin orta ve alt kesimlere de yansıtılmasıydı. AKP hükümetinin ciddi hiçbir adım atmadığını düşünüyorum.
Gezdiğim her yerde çok garip bir tablo ile karşılaşıyorum. Rakamlara göre ekonomi büyüyor ama, konuştuğum; esnaf, sanatkar, tüccar, çiftçi, işçi herkes hayatından şikayetçidir. Halbuki büyüyen bir ekonomide, gelişen bir ekonomide herkesin bundan pay alması gerekir. Zannediyorum ki Türkiye’de adil olmayan bir büyüme sürecini yaşıyoruz. Dar bir kitle bu büyümeden aslan payını alıyor. Çok geniş bir kitle bu büyümeden pay alamadığı gibi bazıları kriz döneminden daha kötü durumda olduklarını ifade ediyorlar. Bu anlaşılabilir bir şey değildir. Bu hükümete kendini bir şekilde belli edebilecek bir durumdur.
Türkiye’nin öncelikli sektörü tarım olmalıdır
  Türkiye’de şu anda tarımın sahipsiz olduğunu düşünüyorum.Türkiye’nin Avrupa Birliğine uyum sağlamasının yolu tarım sektörünün yeniden örgütlemesinden geçer. Bu eğer iyi yapılmazsa, hem Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliğini engeller, hem de Türkiye için altından kalkılamayacak   sosyal problemler yaratır. Esasen Türkiye’deki yaşadığımız sosyal sorunların büyük kısmı tarım nedeniyle yaşanan iç göçten kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de ileriye dönük iktidarların önemli sorumluluklarının birisinin Türk tarımının geleceğinin yeniden yapılandırmak olduğunu düşünüyorum. Biz Anavatan Partisi olarak ekonomiyi dışa yönlendirmekte çok büyük adım attık. İhracatta büyük bir atılım yarattık. Alt yapıda büyük bir atılım yarattık. Ama şimdi bana göre aynı atılımı, aynı değişimi tarımda gerçekleştirmenin zamanıdır.Türkiye’nin herhalde en öncelikli sektörü tarım olmalıdır.”          

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here

SON HABERLER

Batum’da Türk iş adamından örnek davranış

Gürcistan-Acara Özerk Cumhuriyetinin turizm şehri Batum'da bir Türk işadamı pandemi sürecinde Gürcistan vatandaşlarına destek olmak amacıyla Batum Türk Ekmek Fabrikasında “Bedava ekmek-maske” dağıtımı başlattı....

F-35 savaş uçağı ve gerçekler

Çok konuşulan F-35’lerin düşük seviye seri üretim aşamasından tam kapasite seri üretim aşamasına geçişi ertelendi, düşük seviye seri üretim devam ediyor. F35 Müşterek Saldırı...

İstanbul’un fethi ve MKE’nin savunma sanayindeki rolü (2)

Harp sanayimizin temeli, Fatih Sultan Mehmet’in inşa ettirdiği Tophane-i Hümayun ile atılmış ve daha sonra bu tesis Kanuni Sultan Süleyman devrinde yabancı ülkelerden getirtilen...

The January 20 tragedy

A wound that has been bleeding in our hearts for 31 years, our unceasing pain, the glorious and heroic chronicle of our people. The...

SON YORUMLAR

error: Content is protected !!