Dünyada dengelerin hızla değişmesi, küslerin barışmasına, safların yeniden belirlenmesine yol açacak gibi…Mesela İsrail’in Kariş sahasında gaz arama ve çıkarma işlemlerini tamamlamasından sonra, -bölgede gaz olduğunun kesinlik kazanmasıyla- Lübnan ile İsrail arasındaki siyasi ilişkiler olumlu yönde etkilendi.
Esasen Lübnan ve İsrail arasında yıllardır çatışma olmamasına rağmen halen daha ateşkes anlaşması imzalanmış değildi. İki ülke teknik olarak hâlâ savaş içinde olmalarına rağmen, birbirine bitişik olan deniz yetki alanlarının belirlenmesi konusundaki görüşmeleri kesintili olsa da devam ettirdi.
Lübnan’ın güney sahili ve İsrail’in kuzey sahili açıklarında yer alan Kana ve Kariş sahalarında zengin hidrokarbon yataklarının var olduğunun kesinleşmesi, İsrail’in Kariş bölgesinden fiziken doğalgaz çıkarımına başlaması iki ülke arasındaki gerginliği azalttı. Özellikle Lübnan’ın yıllardır politik ve ekonomik krizle boğuşması, İsrail ile daha iyi ilişkiler içinde olması düşüncesini de tetikledi.
Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları üzerinde fiilen hakkı olmamasına rağmen bunu rakip ülkelere karşı koz olarak kullanmak isteyen ABD fırsatı kaçırmadı ve 2020 yılında arabulucu olarak Lübnan ile İsrail arasındaki anlaşmazlığın arasına girdi. Konuya İngiltere’nin ve Fransa’nın da fiilen katılımı ile 11 Ekim 2022 günü taraflar anlaştılar. (Lübnan siyasetinde ve halkın yaşamında söz sahibi olan Hizbullah’ın da bu konuya sıcak yaklaşması, bu anlaşmayı olumlu etkiledi.)
Bugüne kadar benzeri olmayan bu anlaşmaya göre, Kariş bölgesinin tüm hakları İsrail’e, Kana bölgesinin tüm hakları da Lübnan’a ait olacak. Kana bölgesinin küçük bir kısmının İsrail’in deniz yetki alanı içine girmesi nedeni ile, bölgeden doğalgazı Fransız Total şirketi çıkaracak. Bu şirketin hisselerinin bir kısmına İsrail sahip olacak. İsrail, Kana bölgesinden çıkacak doğalgazdan değil ama Total’ın bu bölgeden elde ettiği kardan pay alacak.
Gelelim Türkiye’ye; Türkiye’nin, 1958 ve 1960 Dünya Deniz Hukuku Konferanslarına göre belirlediği Münhasır Ekonomik Bölgesi konusunda ısrarlı olması Doğu Akdeniz’de yeni bir yapılaşmanın başlangıcını oluşturdu. Bu gelişmeyi de Ukrayna’daki savaş ile İran’daki kriz hızlandırdı.
ABD’nin, İsrail ile Lübnan arasındaki Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) belirleme görüşmelerinde aracı buluculuk yapmış olması nedeni ile Rusya da, Suriye ile Lübnan arasındaki MEB belirleme görüşmelerinde aktif rol almak istemekte.
Doğu Akdeniz’deki yeniden yapılanmanın içinde ABD, Rusya ve Türkiye’nin yer alması, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini (GKRY) bayağı tedirgin etmiş durumda.
Avrupa Birliğinin ekonomik ve siyasi sıkıntılarla boğuşmaya başlaması, küresel ligde küme düşmenin eşiğine sürüklenmiş olması, Yunanistan’ın ve GKRY’nin bölgesel gücünü zayıflattı. Doğu Akdeniz’de varlıklarını ve taleplerini güçlendirmek için İsrail, Mısır, Ürdün ve Lübnan ile kurdukları ittifaklar önemlerini yitirdi.
GKRY’nin tek taraflı ilan ettiği MEB’nin kabul görmemesi ve Yunanistan’ın sinsice hazırlattığı Sevilla Haritasının ABD ve AB tarafından geçersiz ilan edilmesi hem Yunanistan’ı hem de GKRY’i Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin dışına itti, uluslararası arenadaki güçlerini kırdı.
Türkiye’nin Libya ile yaptığı kıta sahanlığı anlaşması, İsrail ve Mısır ile yeniden ilişkilerin normalleşmesi için attığı adımlar Doğu Akdeniz’de başlayan yeni yapılaşmada Türkiye’nin üstünlüğü ortaya koymaya başladı.
Tüm bunlara ilaveten KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatına gözlemci üye olarak kabul edilmesi, Türk Devletleri Teşkilatının sınırlarını Doğu Akdeniz’in ortalarına kadar uzattı. Yunanistan ve GKRY’nin arkasında gerileme dönemine girmiş olan Avrupa Birliği yer alırken, Türkiye ve KKTC’nin arkasında yıldızı yeniden parlamaya başlamış olan Türk Devletleri Teşkilatı var artık. Bölgedeki dengeler Türkiye ve KKTC lehine değişmiş durumda.
Bu yeni gelişme bölgedeki kıyıdaş ülkelerin münhasır ekonomik bölgelerin sınırlarını ve çıkarılacak olan doğalgazın sevkiyat yolunu da etkilemeye başladı.
İsrail, Doğu Akdeniz’de çıkarmaya başladığı doğalgazı Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına göndermeyi gündemine aldı. GKRY, bölgede yalnız ve alternatifsiz kaldığı için bir gün ihraç edebileceği doğalgaz çıkarmayı başarabilirse bunu Türkiye üzerinden göndermek zorunda olduğunun bilincinde. Bu nedenle de Türkiye ile ilişkiler kurmanın yollarını aramaya başladı. Şimdilik tehditle Türkiye’den taviz koparmaya çalışıyor ama günün sonunda kendisi taviz vermek zorunda kalacağını da çok iyi biliyor.
İsrail ile Lübnan’ın imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge sınır mutabakatının, ileriki dönemlerde Türkiye ve KKTC’nin ekonomik bölge komşuları Suriye, Lübnan ve İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge sınır anlaşmaları yapmalarının yolunu açacağı, GKRY’nin de eninde sonunda KKTC ile anlaşma yoluna gitmek ve belli koşullarla da olsa KKTC’yi tanımak zorunda kalacağı kesin.
İsrail-Lübnan Anlaşması ve Doğu Akdeniz’deki yeni yapılanma
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “Orta Koridor’a uluslararası aktörler ilgi gösteriyor”
T.C. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Türkiye-Azerbaycan-Kazakistan Üçlü Dışişleri ve Ulaştırma Bakanları İkinci Toplantısı’na” katılmak üzere 25 Kasım 2022 tarihinde toplantının yapılacağı Kazakistan’nın Hazar Denizi kıyısındaki Mangışlak Yarımadasında bulunan tek liman şehri Aktau’(Aktay)ya gitti. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Türkiye-Kazakistan-Azerbaycan Ulaştırma ve Dışişleri Bakanları 3’lü Toplantısı”nın açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi;
Karabağ’ı dünyaya bağlayan Fuzuli ve Zengilan havaalanlarının açılışını yaptık
“Gürcistan’ın da yer aldığına ve bu durumun bölgesel iş birliği vizyonlarını güçlendirdi. Son dönemde üç gelişmenin jeopolitiği geri getirdi. İlk olarak tedarik zincirlerindeki aksamanın sürdürülebilir ulaştırma bağlantılarının önemini gösterdi, artık arz güvenliğinin en önemli rekabet unsurudur. İkinci olarak Rusya-Ukrayna Savaşı, küresel gıda ve enerji krizine yol açtı. İstanbul Tahıl Anlaşması öncesinde küresel bir gıda krizi kapıdaydı. Üçüncü olarak ABD-Çin gerilimi derinleşiyor. Dünyanın en büyük iki ekonomisinin ayrışmasını telafi edecek mekanizmalara ihtiyaç olduğu ortadadır. Ortaya çıkan bu sınamaların fırsatları da beraberinde getirdi. Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını kurtarmasının, sürdürülebilir arz güvenliği açısından yeni imkanlar sundu. Bu yıl içinde Karabağ’ı dünyaya bağlayan Fuzuli ve Zengilan havaalanlarının açılışını yaptık. Hazirandaki ilk toplantımızın bildirisinde, Zengezur’un önemini vurgulamıştık. Bu bölgenin Orta Doğu ile Kafkasları, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlamak açısından stratejik öneme sahiptir.
KKTC’nin TDT’ye gözlemci üye olmasının, teşkilatın Akdeniz’e erişimini güçlendirdi
Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) bir uluslararası teşkilat olarak kurumsallaşmasının kendileri için yeni iş birliği zemini sağladı. Teşkilat bünyesinde ticari, kültürel, siyasi bütünleşmeyi daha da derinleştireceklerini ve bu kapsamda özellikle ortak alfabe konusundaki çalışmaların önem kazandığı. Semerkant Zirvesi’nde, KKTC’nin TDT’ye gözlemci üye olmasının, teşkilatın Akdeniz’e erişimini güçlendirdi. Zirvede imzaladıkları ulaştırma bağlantılarını güçlendiren anlaşmaların büyük önem taşımaktadır. Kıtalar arası en büyük ticaret akışının Asya ile Avrupa arasında olmaktadır.
Gürcistan’la stratejik ortağız
Edirne’den Katonkaragay’a kadar kuş uçuşu tam 5 bin kilometrelik bir hattı sadece bu masanın etrafındaki 4 ülkeyi katederek geçebilirsiniz. Orta Koridor’a uluslararası aktörler de ilgi gösteriyor. Japonya’nın bu hattı denediğini biliyoruz. ABD’nin Tiflis’te lojistik yatırımları desteklediğini memnuniyetle görüyoruz. Avusturya Federal Demiryolu (ÖBB) şirketi, Danimarka’dan Maersk ve Finlandiya’dan Nurminen gibi taşımacılar, Orta Koridor’u daha fazla kullanmaya başladı. Orta Koridor’da 2022’de taşınan kargo hacminin 2021’in 6 katı olması bekleniyor. Bu fırsattan yararlanmak için ulaştırma ve ticaretin önündeki engelleri kaldırmalıyız. Bu konuda atılacak adımları, ulaştırma bakanlarımız çalışıyor. Enerjide kaynak ve güzergah çeşitlendirilmesinin önemli bir ihtiyaç hali aldı. Hazar gazının Avrupa’ya taşınmasında Azerbaycan’la işbirliği yaptıklarını, Bakü-Tiflis-Ceyhan ile Hazar Havzası’ndan 16 yıldır Azerbaycan, Kazak ve Türkmen petrolü taşınmaktadır. Hepinizle ülke olarak mükemmel ilişkilerimiz var. Şuşa Beyannamesi’yle Azerbaycan’la müttefik olduk. Kazakistan’la ilişkilerimizi bu yıl geliştirilmiş stratejik ortalık seviyesine çıkardık. Gürcistan’la stratejik ortağız. Aramızdaki yakın işbirliği, jeopolitiğin dönüşüyle ortaya çıkan krizleri fırsata çevirmemize imkan sağlıyor. İşbirliğimizi sonuç odaklı olarak ileri taşımalıyız.”
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, toplantı sonrasında düzenlenen basın toplantısında ise şunları söyledi;
Azerbaycan ile ilişkiler müttefiklik seviyesindedir
“ Ev sahipliğinden dolayı Kazak mevkidaşım Muhtar Tileuberdi’ye teşekkür ederim. Gürcistan’ı aralarında görmekten memnun oldum..Kazakistan’daki Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının Kazak vatandaşlar için hayırlı olsun. Türkiye-Kazakistan ilişkilerini “geliştirilmiş stratejik ortaklık” seviyesine çıkardıklarını, iki ülke devlet başkanlarının bu yıl iki devlet ziyareti düzenledik ve 20 anlaşma imzaladık. Azerbaycan ile ilişkilerin müttefiklik seviyesindedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu yıl Azerbaycan’ı iki kez, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in de Türkiye’yi üç kez ziyaret etti.
Gürcistan’a Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti
Gürcistan ile stratejik ortak olduklarını ve Gürcü mevkidaşıyla düzenli temas halinde olduğunu kaydeden Çavuşoğlu, en kısa zamanda yüksek düzeyli stratejik iş birliği konseyi zirvesini Gürcistan’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti marjında gerçekleştirmek istiyoruz. Küresel ve bölgesel gelişmelerin ortaya çıkardığı sınamaları yönetmek, fırsatları lehimize çevirmek gerekir. Haziran ayında başlattığımız üçlü mekanizmanın temel amacı da budur. Pandemi ve Rusya-Ukrayna Savaşı, dünya pazarlarına sürekli erişimin önemini gözler önüne serdi. Bunun için güçlü bir ulaştırma altyapısı şart.
2022-2027 yol haritası’nı hazırladık
Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor’un önemi her geçen gün artıyor. Orta Koridor’da 2022’de taşınan kargo hacminin 2021’in 6 katı olmasının beklendiğini, uluslararası aktörlerin de Orta Koridor’a artan bir ilgi göstermektedir. Asya ve Avrupa arasında artık ticari ve ekonomik etkileşimi sağlayan bir konuma sahip olduklarını, ulaştırma ve ticaretin önündeki engelleri kaldırarak potansiyellerini hayata geçirebileceğiz. Toplantı öncesinde, ulaştırma bakanlarının, Orta Koridor’un altyapısını güçlendirmek amacıyla somut iş birliği unsurları içeren, 2022-2027 yol haritası’nı hazırladık. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, TANAP boru hattı gibi projelerin stratejik nitelikte olduklarını, Türkiye’nin Marmaray, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, 1915 Çanakkale Köprüsü gibi yatırımlarının da stratejik bir vizyonun ürünüdür. Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını kurtarmasının yeni imkanlar sunduğunu, Karabağ’ı dünyaya bağlayan Fuzuli ve Zengilan havalimanlarının açılışını yaptık.
Sınamaların da, fırsatların da bilincindeyiz. Kaybedecek vaktimiz yok
Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Semerkant Zirvesi’nde aramızdaki ulaştırma bağlantılarının ve ticari iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla birçok adım attık. KKTC’nin TDT’ye gözlemci üye olmasıyla teşkilatımız Akdeniz’e erişimini güçlendirdi. TDT bünyesinde benzer adımların devamı gelecek. Sadece ticaret ve ulaştırma alanlarında değil, kültürel ve siyasi konularda da iş birliğimizi daha da derinleştireceğiz. Bu bağlamda, ortak alfabe için yaptığımız çalışmalar ve ortak mirasımızın korumasına yönelik adımlara özel önem veriyoruz. Sınamaların da, fırsatların da bilincindeyiz. Kaybedecek vaktimiz yok. Bugünkü toplantımız da bu anlayışın sonucu. Birlikte somut adımlarla ilerleyeceğiz.”
Kapı
“Kapılar hiç kapanmasın, hep açık kalsın, gönül kapınız açık olsun” Sabah evden çıkarken ve iş yerine girerken ilk karşımıza çıkan bir nesnedir kapı. Kelime anlamını açıklayacak olursak, bir mekâna ya da bir taşıta girip çıkarken mafsallı, menteşeli, sürgülü ya da şimdilerde elektronik düzenekli açılıp kapanabilen, kimi zaman başlangıcı, kimi zaman da bitişi ifade eden bir nesnedir.
Kilitli olduğunda açmak, kilitsiz olduğunda kapamak isteriz. Çoğu zaman dış kapılarda isimler, lakaplar, işaret veya numaralar olur. Bu belirginliklere göre de kapıları buluruz. Şehir yaşamında kapılar, cadde veya sokak adı ile birlikte numarasıyla bulunur. Ancak, köy veya çok eski dönemlerde kapıdaki isim, lakap veya işaretler bulmaya yardımcı olurdu. Kapılara ilk numara verme işleminin 1463 yılında Paris’te uygulanmaya başlandığı söylenir.
Çoğumuzun duyduğu ve bildiği “Postacı kapıyı iki kere çalar.” söylemi, her söyleniş zamanı ve söylenen kişi açısından çok anlamlar ifade edebilir. Sözün söylendiği ortam, mekân ve kişi önemlidir. Kapılar; tutulmak, düşünsel veya maddesel olarak girilmek amaçlı bariyerlerdir.Açılabilir, kapanabilir ve geçilebilir olması kapıya duvardan farklı anlam vermektedir.
Çağımızda bir de akıllı kapılar var ki, onlar daha da farklı, şifreli, parmak izi tanımalı, fotoğraf çekmeli olmaları kapının anlamını daha da değiştirdi. Ancak “kapı gibi” deyimi cümlenin başına geldiğinde anlamı her zaman sağlam ve iyi demektir. Demek ki kapılar sağlamlık belirtisi olarak da kullanılmaktadır. Hele “devlet kapısı” tabiri Osmanlı’da ve Türkiye Cumhuriyeti’nde devlete olan güvenin belirtisi olarak kullanılmakta ve sağlamlığın belirtisi olmaktadır.
En çok kullanılan anlamı geçit olup günde kaç kez geçtiğimizi hatırlamayız bile. Ancak her geçiş bir karar, bir sonuç, bir değişiklik, bir eylem belirtisidir. Hele hele gönül kapısından girmek çok daha anlamlı ve farklı bir duygudur. Kısacası kapı denildiğinde durup düşünmemiz gereken bir durumdur. Bu sihirli kelime her dilde aynı anlamı ifade edip bir eylem, bir karar, bir niyet, kısacası bir fiildir. Kullanıldığında mutlaka önceki durumdan bir farklılık olduğu ve olacağı kesindir.
Kapılar sözün hiç bitmediği ve bitmeyeceği yerlerdir. Özellikle ve sahibi hanımlar için veya evdeki ebeveynler için sokağa açılan ana kapılarda, kapı önü sohbetlerinin anlamı ve tadı da bir başkadır. Kapı önü bazen umutların başladığı, bazen bittiği, hoş geldin, güle güle denilen, karşılanılan ve uğrulanılan yerlerdir.
Gelenek ve göreneklerde kapıyı vurmadan çalmadan giremezsin. Hele bir de bilmecelere geçen yönü vardır ki “Hırsız neyi çalmaz?” sorusunun cevabı, “Kapıyı Çalmaz.” dır. Ancak çalmadan vurmadan girebileceğin kapılar vardır ki bunlar; gönül kapısı, cami kapısı, mescit kapısıdır. Bir de irade dışı, kendi kararın dışı girebileceğin kapılar da vardır ki bunlar; bu dünya kapısı, öteki dünya (ahiret) kapısı, cennet kapısı ki dileğimiz kimse girmesin cehennem kapısı. Ünlü halk ozanı Âşık Veysel, irade dışı girdiğimiz dünya kapısı ve hayat için “İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece.” Deyişiyle oldukça güzel ifade etmiştir. Ünlü şair Yahya Kemal Beyatlı’nın ahret kapısı tarifi ise “Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.” şeklindedir.
Kapılar kullanıldığı yerlerde güvenliği, gizliliği, mahremiyeti ve masumiyeti ifade ederler. Genel olarak bir kapıda kullanılabilecek mütemmim cüzler; kapı kolu, kapı tokmağı, kapı zili, anahtar deliği, kapı kilidi, eşik, sundurma, pervazdır. Bazen de kişinin olayın durumun, hiç bir şey olmadığını ifade eden dış kapının mandalıdır. Hani derler ya dış kapının mandalı bile olamazsın, değilsin deyişi, olumsuzluğu işe yaramazlığı ve gereksizliği özlüce ifade etmektir.
Bir başka açıdan, kapı denince özgürlük, mülkiyet, güvenlik dolayısıyla emniyet akla geliyor. Emniyet dediğimizde bizce, Emniyet Teşkilatı mensuplarınca ve de vatandaşlarca ilk akla gelen birim, kurum, kuruluş emniyet teşkilatı yani polis olmaktadır. İşte kapı bir yerde bizler için vatandaş için polisi ifade ediyor ya da çağrıştırıyor.
“Karakol kapısı, adalete açılan ilk kapıdır.” cümlesi de polisi huzur kapısı olarak ifade etmektedir. Hani atalarımız demiş ya “Kapının önünü temiz tut, kapını açık bırakma, kapını sağlam kilitle, komşunu hırsız tutma, gönül kapını açık tut, dost kapısı eksik olmasın, kapıkulu, kapıdan içeri adım atma, her kapının ardında o vardır.” deyimleri oldukça farklı anlamlar ifade etmektedir. Ancak, her zaman anlı anlamı ifade eden deyişlerde vardır ki bunlarda belirtildiği gibi “devlet kapısı, kapı gibi vb.” söylemlerdir. Aslında kapı, çoğu zaman önemini anlamını fark ettirmez veya fark etmeyiz.
İşte bu durumlar rahat, huzurlu ve güvende olduğumuz zamanlardır. Kapının çok anlam ifade etmediği zamanlarda polise çok iş düşmez, emniyet teşkilatı sosyal görevlerini yaparlar. Kapının anlam ifade etmediği veya çok gerekli olduğu zamanlarda polis devreye girer ve üzerine düşen güvenlik ve huzuru sağlama görevi getirir. Sözün özü, mutlu, güvenli ve huzurlu hâllerde kapının açık veya kapalı olması çok anlam ifade eden bir şey değildir. Toplumun ve güvenlik teşkilatlarının ana isteği kapılara güvenlik için çok gerek duyulmaması, kapının güvenliği için çelik kapıya, özel güvenliğe, bekçiye ve diğer korumalara ihtiyaç duyulmaması geçmiş dönemlerde kapıyı kilitlemek bile akla gelmediği söylenmektedir.
Geçmiş dönemlerde komşular arası ilişkilerin iyi olduğunda ve “Komşu koşunun külüne muhtaçtır.” Atasözünden de anlaşılacağı üzere, bu girift ilişkiler kapıların kilitlenmemesini gerektiriyordu. Hatta evde olmayan komşu kapısını kilitlemiyordu ki, komşusunun bir ihtiyacı olduğunda girip içeri alsın diye. Bugün ise bırakın kapıyı açık bırakmayı birkaç kilitli çelik kapılar, kanatlı kapıların ve ahşap kapıların yerini aldı. Hele hele kapalı kapılar ardındaki gizlilik ve masumiyet başkaları tarafından kapı sahibinin rızası hilafına gizliliği yok edilir aşikâr hale getirilirse hiç de arzu edilmeyen durumlar ortaya çıkıyor ve özgürlükler kişi hak ve hürriyetleri özellikle haberleşme hürriyeti yok ediliyor.
Son zamanlarda üzerinde çok tartışmalar yapılan birçok yazılar yazılan ve gündemde devamlı üst sıralarda bulunan bu konu ayrıca bir yazı ile ele alınabilir. İnsan hak ve
hürriyetlerine çok önem verilen çağımızda özellikle haberleşme hürriyetinde oldukça çok ihlaller yapılıyor, buradaki kapılar yok sayılıyor ve insanlar bu hürriyetini sağlamak için oldukça farklı önlemler almaya, zaman ve emek israfı yapmak zorunda kalıyorlar. Geçmişi düşündüğümüzde kilide bile gerek olmayan ahşap kapılar bugün oldukça sağlam 3–4 tane şifreli kilidi olan çelik kapılar şekline getirilse de eski güveni vermiyor, teknik geliştikçe insanların lehine olduğu kadar aleyhine de kullanılabiliyor. Oysaki ilimin, bilimin ve teknolojinin gelişmesi insanlığın lehine kullanmak içindir. Ne kadar önlem alınırsa alınsın, kapılar ne kadar sağlam kilitlenirse kilitlensin eski tadı ve güveni vermediği bir gerçek olarak ortadadır.
Her gün girip çıktığımız, günde kaç kez kullandığımızı bilmediğimiz, ömrümüz boyunca ne kadar kullandığımızı da hiç hesap etmediğimiz kapı; bir gün kapıdan çıkarken aklıma geliverdi ve bu yazıyı yazmak durumunda kaldım. Sizler de bu yazıyı okuduğunuzda kapı hakkındaki düşüncelerinizi ve kapının soyut ve somut anlamlarını bir kez daha düşünerek zihninizi yoklayın ve her zor durumda nasıl bir çıkış kapısı bulduğunuzu düşünerek kendinize saygı duyun. Dost kapısının eksik olmaması, hiçbir kapının yüzümüze kapanmaması, bir kapının kapandığında diğer kapının açılması ve hep gönül kapılarının açık kalması ve kapımızı kapattığımızda her şeyin güvende olduğu inancının çok daha fazla olduğu günler dileğiyle.
Batum’a dünyanın en hızlı büyüyen turizm destinasyonu ödülü
Arap yarımadasının güneydoğu köşesinde yer alan Umman bu yıl dünya seyahat ödüllerine ev sahipliği yaptı. Umman; kuzeyinde ve kuzeybatısında Birleşik Arap Emirlikleri, güneyinde ve doğusunda Umman Denizi, batısında Suudi Arabistan, güneybatısında ise Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti ile komşudur. Gürcistan’ın Batum şehri bu yıl ilk kez dünyanın en hızlı büyüyen turizm destinasyonu adaylığını kazandı. Batum, dünyanın en hızlı büyüyen turizm destinasyonu unvanını kazanmak için Fransa, Japonya, Kolombiya, Meksika, Laos, Uruguay, Bulgaristan, Kuzey İrlanda gibi ülkelerin şehirleriyle yarıştı. Dünyanın önde gelen turistik destinasyonları arasında Batum ilk sırada yer aldı. Umman’ın başkenti Maskat’ta düzenlenen ödüllere 100’den fazla ülkeden 500 delegenin katıldığı etkinlik birçok ülkede canlı ve canlı olarak yayınlandı.


Gürcistan-Umman arasında yatırım ve turizm konularında işbirliği toplantısı
Uluslararası turizm destinasyon ödülleri yarışması nedeniyle Umman’a giden Gürcistan-Acara Özerk Cumhuriyeti Maliye ve Ekonomi Bakanı Jaba Phutkaradze ile Acara Turizm Daire Başkanı Tinatin Zoidze Şeyh Khalid Ahmed Amur Al-Shaksi ile yatırım ve turizm konularını içeren bir toplantı gerçekleştirdiler. Toplantıda Şeyh Khalid Ahmed Amur Al-Shaksi otelcilik ve gayrimenkul sektöründe Gürcistan’da projeler gerçekleştirmek istediğini belirtti.
Gürcistan heyeti ile Umman Meclisi üyesi ve danışmanıyla yapılan sohbet toplantısının verimli geçtiği öğrenildi. Umman bu yıl Dünya Seyahat Ödülleri’ne ev sahipliği yaptı. Batum bu yıl ilk kez dünyanın en hızlı büyüyen turizm destinasyonu adaylığını kazandı.


TBMM CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’e Amasya’da yoğun ilgi
TBMM CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel; CHP Amasya İl Başkanlığı’nın düzenlediği program gereği 17 Kasım 20022 Perşembe günü Amasya’ya geldi. TBMM CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel Amasya şehir merkezinde esnafları ziyaret etti. Daha sonra Amasya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Murat Kırlangıç’ı ziyaret etti. Daha sonra Amasya TSO’nın toplantı salonunda; Türkiye’nin yeni gündemi olan konular ile Amasya ile ilgili basın toplantısı düzenledi. Aynı gün akşam Amasya merkezde bulunan büyük bir salonunda yaklaşık bin kişinin katıldığı yemekli toplantıda salonda bulunanlara hitaben bir konuşma yaptı. Burada partili üye ve delegelere hitaben yaptığı konuşmada 2023 yılı Haziran ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleriyle ilgili olarak değerlendirmelerde bulundu.
Amasya şehir merkezi esnaf ziyareti sırasında ve aynı günü akşam düzenlenen yemekli toplantı öncesi ve sonrası TBMM CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel yoğun ilgi gördü.Yemekli toplantı sonunda toplantıya katılanlar TBMM CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’le hatıra fotoğrafı çektirmek için yoğun ilgi gösterek adeta fotoğraf çektirmek için birbirleriyle yarıştılar.
CHP Amasya İl Başkanı Av. Turgay Sevindi’nin düzenlediği TBMM CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in Amasya ziyareti programına; Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer, Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Tokat Milletvekili Kadim Durmaz, Amasya eski Milletvekilleri Ramis Topal, Samsun Milletvekili Kemal Zeybek, CHP Amasya il, merkez ilçe ve ilçe başkanları, Gümüşhacıköy Belediye Başkanı Zehra Özyol, Çorum-Mecitözü Belediye Başkanı Veli Aylaz’da katıldı.
CHP Amasya İl Başkanlığınca düzenlenen birlik,beraberlik ve dayanışma yemeğine; millet ittifakına da dahil siyasi partilerin il başkanları ile bu partilerin il yönetim kurulu üyeleri, Amasya eski Milletvekili Avni Erdemir katıldı.Misafir olarak olarak katılanlarda yoğunluktaydı. TBMM CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel Amasya ziyareti programı sonrası CHP Çorum ve Tokat İl Başkanlıkları tarafından düzenlenen programlara da katıldığı öğrenildi. 

























KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatına üyeliği
Son elli yıldır gündemde olan Kıbrıs sorunu, Rumların ve Yunanlıların iddia ettiği gibi 1974 yılında başlamadı, Türkiye, adayı işgal etmedi. Rumların ve Yunanlıların yanıltıcı kara propagandası sanki de Türkiye Kıbrıs adasını hiçbir neden yokken 1974 yılında işgal etmiş gibi göstermeye çalışıyor ama gerçekler hiçte böyle değil. Kıbrıs sorununu anlamak için gerçekleri iyi bilmek gerekiyor, tabi niyet varsa…
Ben 1950-1960 yılları arasında Rumların Enosis ülküsünü hayata geçirmek için Kıbrıs adasında estirdikleri terörü ve yaptıkları katliamları anlatmayı bir başka zamana erteleyip, 1974’e uzanan süreci kısaca özetleyeyim;
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 yılında, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların “Kurucu Toplumlar” ortaklığı ile kuruldu. Anayasa’da Ermeniler, Maronitler ve Latinler azınlık statüsünde yer alırken, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, yöneticiler olarak yer aldı. Türkler sayıca Rumlardan daha az olduklarından, Rumların tek başlarına aldıkları kararlarla baskıcı ve kısıtlayıcı yöntemlerle adayı tek başlarına yönetememeleri, adayı Yunanistan’a bağlayamamaları için Kıbrıslı Türklerin yönetim ve karar mekanizması içinde, her aşamada veto hakları bulunmaktaydı.
Kıbrıslı Rumlar süreç içinde anayasanın, Kıbrıslı Türklere yönetimde ve egemenlikte ortaklık hakkı vermesinden çok rahatsız oldular. Adayı tek başlarına yönetebilmek ve ilk fırsatta Yunanistan’a bağlamak için, Anayasa’da Kıbrıslı Türklere ortaklık hakkı veren “13 maddeyi iptal etme” girişimleri başlattılar.
Önce Kıbrıslı Türklere Anayasa’da Kıbrıslı Türklere ortaklık hakkı veren 13 maddenin iptal edilmesi teklifini yaptılar. Kıbrıslı Türker bu teklifi reddince, teklifi bu kez garantör ülke Türkiye’ye götürdüler. Türkiye de bu teklifi reddedince, anayasal değişikliği silah zoru ile yapmanın yolunu seçtiler. Kıbrıslı Türkleri topluca imha etmek için Yunanistan’dan gönderilen subayların yardımı ve planlaması ile “Akritas” isimli bir silahlı saldırı planı yaptılar. 21 Aralık 1963 günü de bu planı yürürlüğe koyarak, Kıbrıs adasında çoğunluğu küçük köylerde yaşayan Kıbrıslı Türklere saldırarak katliamlar yapmaya başladılar. Yunanistan, 1 Ocak 1964 tarihinde, Kıbrıslı Türklerin imha edilmesine katkı koymak amacı ile uluslararası kurallara aykırı olarak Kıbrıs adasına 20 bin kişilik bir Yunan Tümeni gönderdi. Kıbrıslı Türkler de kendilerini savunmak için birlik olup elden geldiğince Rum saldırılarına karşı koymaya çalıştılar. 1964 yılının ilk yarısında, Kıbrıslı Türkleri imha planı içeriğince birçok Türk köyü yakıldı yıkıldı, Kıbrıslı Türkler öldürüldü, mallarına, evlerine, tarlalarına, canlı hayvanlarına ve zahirelerine el konuldu. 1967 yılındaki büyük saldırıdan sonra Türkiye’nin ağırlığını koymasıyla biraz geri adım attılarsa da, Kıbrıslı Türklerin sosyal, ekonomik esareti ve korkuları 1974’e kadar devam etti.
Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios ile Yunanistan’da iktidarda olan Albaylar Cuntasının arası bozulunca Yunanistan, Makarios’u devirmek için 15 Temmuz 1974 tarihinde askeri bir darbe yaptı. Darbeciler Kıbrıs Cumhuriyetini lağvetti ve adına “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti” dedikleri yeni bir devleti ilan ettiler. Sonra da bu devleti Yunanistan’a ilhak ettiklerini açıkladılar.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yıkılıp, Kıbrıs adasında yeni bir devletin ilan edilmesi ve Kıbrıs adasının Yunanistan’a ilhak edildiğinin açıklanması, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına ve uluslararası hukuka aykırı olduğundan Türkiye, garantör ülke sıfatı ile Kıbrıs Cumhuriyetini hayata geçirmek için 1974 yılında müdahalede bulundu.
İşte Rumların ve Yunanlıların, “Türkiye adayı işgal etti” suçlamalarının perde arkası aynen bu şekilde. Suçlama tamamen hayal ürünü ve kendi yaptıklarını örtme çabasından öteye değil.
Türkiye’nin 1974 yılındaki haklı ve meşru müdahalesinden sonra, Kıbrıslı Rumların saldırılarından korunmak için Kıbrıslı Türkler adanın kuzey bölgesine göç etti ve kendi yönetimlerini kurdular. 1975 yılında Kıbrıs’ta Rumlarla birlikte ve ortaklaşa bir “Federal Devlet” kurulması amacı ile “Kıbrıs Türk Federe Devleti” ilan edildi. 1977 yılında başlayan ikinci etap müzakereler, Kıbrıslı Rumların adaya tek başlarına hakim olmak arzuları nedeni ile 6 yıl boyunca hiçbir sonuç vermeyince Kıbrıslı Türkler 1983 yılında, Kıbrıs müzakerelerine eşit statüde devam etmek için “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni (KKTC) ilan ettiler.
Türkiye’nin meşru müdahalesinin- Rum tezleriyle eşdeş bir şekilde- işgal olduğunu savunan (başta, ABD ve Avrupa Birliği olmak üzere) Batı dünyası, Kıbrıslı Türkleri tanımak yerine cezalandırmayı seçtiler. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde aldıkları insanlık dışı kararlarla Kıbrıslı Türkleri dünyadan izole ettiler, dünya devletleri ile bağlarını kopardılar ve Rumların idaresi altına sokmak için elden geleni yaptılar. Aradan 48 yıl geçmiş olmasına rağmen halen daha Kıbrıslı Türklerin dünya ile bağları kopuktur. Direkt uçuşlar yoktur. Ticari, ekonomik, kültürel, eğitimsel, sportif ve politik her tür bağlantıları engellenmiş durumdadır.
Şükür ki, aradan 59 yıl geçtikten sonra uluslararası bir topluluk olan, “Türk Devletleri Teşkilatı” Kıbrıslı Türkleri, kendi kurdukları devletlerinin adı ile gözlemci statüsünde olsa bile üyeliğe kabul etmiştir.
İşin kötü tarafı, “İnsan hakları, demokrasi ve özgürlükler”in bayrak taşıyıcısı olmakla övünen ABD, Avrupa Birliği, Kıbrıslı Rumlar ve Yunanların, Kıbrıslı Türklerin Türk Devletleri Teşkilatına üyeliğini iptal ettirmek ve bozmak için elden geleni yapıyor olmalarıdır.
Bu üyelik, dünyaya açılan bir kapı olması nedeni ile Kıbrıslı Türkler için çok önemlidir. Kıbrıslı Türklerin artık yalnız olmadıklarını, arkalarında toplam 1 trilyon doları aşkın hizmet ve mal üreten, 170 milyonluk nüfusa sahip üyesi bulunan, askerî ve siyasi açıdan tek ülke hâline gelmek adımlarını atan Türk Devletleri Teşkilatı’nın olduğunu göstermektedir.
Batı dünyasının sıkıntısı da budur. Hiçbir zaman ve koşulda artık, Doğu Akdeniz’de tek başlarına hakimiyet kuramayacakları, mevcut petrol ve doğalgaz yataklarına sahip olamayacakları endişesi ile hem Türkiye’ye saldırmakta, hem de KKTC’nin görünür olmasından duydukları rahatsızlığı gizlememekteler.
Ki, Batı dünyasındaki “insan hakları, özgürlük ve eşitlik kavramının” hangi değer ve seviyede olduğunu, İngiltere Başbakanı Churchill’in “bir damla petrol, bir damla insan kanından daha değerlidir” sözü net bir şekilde açıklıyor.
Tabi Batının esas niyetini de…













