Bu zor günlerde yaşamını kaybeden tüm insanlarımıza rahmet, yakınlarını kaybedenlere acil şifalar ve sabırlar diliyorum.
D vitamini yağda eriyen önemli bir vitamindir. Bu vitamini yakından tanımak için sizlere bazı bilgileri hatırlatmak istedim. Öncelikle vitamin D içeren besin sayısı azdır. Sadece %10- 20 gibi bir kısmı gıdalar ile alınır. Kalan önemli bir kısmı ise (%80-90) UVB ışınları etkisiyle ciltte sentezlenir. Sentez için cilde direkt güneş ışını teması gereklidir. Güneş ışınlarının dünya yüzeyine ulaştığı açıya Zenith açısı denir. D vitamini sentezinde güneş ışınlarının geldiği bu açı dahi öneme sahiptir. Ülkemizin bulunduğu enlemde vitamin D sentezi Mayıs-Kasım ayları arasında gerçekleşir. Uygun ışın açısı saat 10.00-15.00 arasında olduğundan, D vitamini sentezi için özellikle bu saatlerde güneşe çıkılması önerilmektedir. Bazen ben güneşe çıkıyorum neden D vitaminim halen düşük sorularıyla karşılaşıyoruz. Burada doğru saatte doğru sürede güneşlenme önem kazanıyor. Güneşlenmenin D vitamini düzeylerine etkisi oldukça çok araştırılmıştır.
Yaz aylarında uygun saatlerde tüm vücudun güneş ışığı ile minimal eritem dozu (MED) oluşturacak (ciltte hafif pembelik) şekilde karşılaşması (~1 MED) durumunda, deride, oral alınan yaklaşık 20.000 IU vitamin D dozuna eşdeğer düzeyde vitamin D sentezi gerçekleşir. Sadece el, kol ve bacakların güneşe maruz kalması (~0.5 MED) durumu ise yaklaşık 3000 IU vitamin D sentezi sağlar. Cilt rengi açık olan bir insanda minimal eritem dozuna 15 dakikada ulaşılabilirken, koyu ciltli bir kişide bu süre 3-4 kat daha uzun olabilir. Bu arada cilt kanserinden korunmak amaçlı kullanılan güneş koruma krem, sprey veya sütlerinin de kullanıldığını hatırlatmakta yarar var. Faktör düzeyi 15 veya üzerindeki güneş koruyucu kremlerin kullanılmasının %99 oranında güneş ışınlarının deriye ulaşmasını engellediği bilinmektedir. Ayrıca cam ve tül arkasından güneşlenme de vitamin D sentezini engeller.
D vitamini düzeyinin normal sınırları nedir?
Vitamin D durumunu değerlendirmek için serum 25 hidroksi (OH) vitamin D düzeyi ölçülmelidir. Serum 25(OH) vitamin D düzeyi: >20 ng/ml durumunda kemik sağlığı için yeterli vitamin D düzeyi, 10-20 ng/ml vitamin D yetersizliği, 10 ng/ml’nin (25 nmol/L) altındaki düzey ise eksiklik olarak kabul etmektedir. Sosyal medyada D vitamini düzeyleri ile farklı değerler ile karşılaşılmış olabilir. Ancak Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği, osteoporoz ve kemik çalışma grubunun önerileri şu şekildedir;
* 25(OH) D düzeyinin: ¬ 20 ng/ml’nin üzerindeki (50 nmol/L) düzeyi kemik sağlığı için yeterli, ¬
* 30-50 ng/ml (75-125 nmol/L) arasındaki düzeyi kemik dışı etkileri için yeterli, ¬
*10-20 ng/ml (25-50 nmol/L) arasındaki düzeyi vitamin D yetmezliği, ¬
*10 ng/ml (25 nmol/L) olmasını ise vitamin D eksikliği olarak kabul etmektedir.
Bu düzeylerin önemlidir, çünkü D vitamini yağ dokuda erir bir vitamin olduğu için yüksek düzeyleri ile toksik etkiler yani zehirlenme bulguları gelişebilir.
Unutulmamalıdır ki, 25(OH) D düzeyi >100 ng/ml (>250 nmol/L) olan ve önemli miktarda kalsiyum tüketen kişilerde vitamin D toksisitesi (zehirlenme) riski artmışken, 25(OH) D düzeyi >150 ng/ml olduğu durumlarda vitamin D zehirlenmesinden bahsedilmektedir. Yani kontrolsüz yüksek doz D vitamini kullanmak sağlığınıza zarar verebilir.
D vitamini azalmasının nedenleri ?
D vitamini eksikliği tüm dünya için yaygın bir problemdir. Dünyada yaklaşık 1 milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu tahmin edilmektedir. Bu kadar yaygın olmasında pek çok etken suçlanmaktadır. Örneğin, deride vitamin D sentezi kuzey enlemlerde ve yaşla birlikte azalmaktadır. Çalışmalarda vitamin D durumu farklı ülkelerde, hatta aynı ülkenin farklı bölgelerinde bile farklı olduğu görülmektedir. Örneğin, Amerika ve Avrupa’dayaşlı erkek ve kadınların %40 ile %100’ünde vitamin D eksikliği olduğu bildirilmiştir. Ülkemize baktığımzda da vitamin D eksikliğinin yaygın olduğu görülmektedir. Nedenler arasında, besinlerle yetersiz alım, yetersiz güneş ışığı maruziyeti (kuzey enlemler, hava kirliliği, koyu cilt, güneş koruyucu kullanımı, kapalı giyim tarzı…), mide- barsak ameliyatları ve kronik hastalıkları, karaciğer veya pankreas yetersizliği, ilaçlar, doğumsal nadir hastalıklar sayılmaktadır.
D vitamini eksikliği neler yapabilir ?
Klinik bulgular vitamin D eksikliğinin derecesi ve süresine bağlıdır. Çoğu hastada hiçbir yakınma veya bulgu yoktur. Hatta çoğu hastada kan tahlilleri de normal saptanır. Uzun sürelieksiklikte bazı kan değerleri anormal bulunabilir. Ağır ve uzamış vitamin D eksikliğinde ise, kemik mineral yoğunluğunda azalma, osteomalazi, yaygın kemik-kas ağrısı, kemik hassasiyeti, kas güçsüzlüğü, yürüme zorluğu ve kırıklar gelişebilir.
D vitamini tedavisi varmıdır?
Daha önce bahsettiğimiz gibi D vitamininde zehirlenmeye izin vermeden, eksiklik yerine konulmalıdır. Önerilen dozlar yaş, cins ve ek hastalıklara göre farklılık gösterebilir.
Örneğin, 19-70 yaş arası kemikleri korumak için minimum günlük D vitamini (kolekalsiferol) önerisi 600 IU, 71 yaş ve üstü için 800 IU’dir. Yaşlılarda ve vitamin D eksikliği yönünden diğer riskli kişilerde daha yüksek günlük D vitamini dozu gerekebilir. Bu nedenle, 65 yaş ve üzerindeki erişkinlerde kırık riskini azaltmak için daha yüksek vitamin D dozları (800-1000 IU/gün) önerilmektedir. Ayrıca, D vitamini ile birlikte yeterli kalsiyum alımı sağlanmalıdır (19-70 yaș: 1000 mg/gün, >70 yaş: 1200 mg/gün). Tedavide daha etkin olması ve tedaviyi standardize etmek açısından D3 kullanımı tercih edilmelidir. Tedavide akılda tutulması gereken bir detayda, D vitaminin emilimi besinlerden etkilenmemektedir.
D vitamini alan hastalarda, çok sık kan tahlili yaptırmak gerekli değildir. Bu konudaki öneri, tedavinin başlangıcından 8 hafta sonra serum 25(OH) D düzeyi ölçülmelidir. Sonucuna göre tedavinin devamı veya idame dozuna geçilmesi yönünden karar verilmelidir.
Herkese sağlıklı bir yaşam dilerim.
D vitamini hakkında bilinmesi gerekenler
Gürcistan Başbakanı Irakli Garibashvili’nin Türkiye ziyareti
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Gürcistan Başbakanı Irakli Garibashvili’yi kabul etti. Gürcistan Başbakanı Irakli Garibashvili, Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a geçmiş olsun dileklerini sundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Irakli Garibashvili’yi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi giriş kapısında karşıladı. Tarihte kurulan 16 Türk devletini temsil eden bayraklar ve askerlerin de yer aldığı karşılamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Gürcistan Başbakanı Garibashvilii, merdivenlerde Türkiye ve Gürcistan bayrakları önünde gazetecilere poz verdi. Basına kapalı gerçekleştirilen kabul, 1 saat 20 dakika sürdü.
Gürcistan Başbakanı Irakli Garibashvili’nin Hatay ziyareti
Gürcistan Cumhuriyeti Başbakanı Irakli Garibashvili, Gürcistan İçişleri Bakanı Vakhtang Gomelauri, Devlet Güvenlik Servisi Başkanı Grigol Liluashvili birlikte Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesi merkezli 7,7 büyüklüğünde 6 Şubat Pazartesi günü; Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Malatya, Kilis ve Adana illerinde meydana gelen deprem nedeniyle Hatay Afet Koordinasyon Merkezi’ni ziyaret ettiler. Ziyaret sırasında Gürcistan Başbakanı Irakli Garibashvili’yi; İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez karşıladı. Gürcistan Başbakanı Irakli Garibashvili’nin Hatay Afet Koordinasyon Merkezi ziyaretine Gürcistan Ankara Büyükelçisi Giorgi Janjgava’da katıldı.
Pandemi sürecinin endüstriyel üretim üzerine etkileri: OECD ülkeleri üzerine bir inceleme
Araştırma, Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi İstatisitk Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr.Reşat Kasap’ın danışmanlığında araştırmacı olarak; Ayfer Aleyna Ulutaş, Beyda Karazehir ve Muhammed Duhan Akpunar ile birlikte yapılmıştır.
Bu araştırmada ortaya konan problem ve hipotez aşağıdaki gibi ifade edilmiştir:
OECD ülkelerinin pandemi öncesi ve pandemi sonrası endüstriyel üretim indeksi değişmiş midir?
OECD ülkelerinin pandemi öncesi ve pandemi sonrası endüstriyel üretim indeksi değişmiştir.
Araştırma içinde bulunan ülkeler için en kapsamlı verileri toplanacak kaynakları elde etmede TÜİK, OECD, Merkez Bankası, Euro stat, DSÖ, ISI gibi kaynaklarından yararlanılmıştır.
Çalışmada kullanılan tanımlar ise şöyledir:
Pandemi: Bir hastalığın veya enfeksiyon etkeninin ülkelerde, kıtalarda, hatta tüm dünya gibi çok geniş bir alanda yayılım göstermesi (Sağlık Bakanlığı, Covid-19 Bilgilendirme Platformu).
Covid-19: Yeni Koronavirüs Hastalığı (Covid-19) ilk olarak Çin’in Wuhan Eyaleti’nde Aralık ayının sonlarında solunum yolu belirtileri (ateş, öksürük, nefes darlığı) gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüstür (Sağlık Bakanlığı, Covid-19 Bilgilendirme Platformu).
OECD: Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü bazen de İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı uluslararası bir ekonomi örgütüdür (“List of OECD Member countries – Ratification of the Convention on the OECD”).
OECD ülkeleri endüstriyel üretim indeksi açıdan diğer ülkelere göre daha gelişmiştir. Bu açıdan pandemiden OECD ülkelerinin daha az etkilendiği düşünüldüğünden bu konunun böyle olup olmadığı bu çalışmada incelenmiştir.
Verilerini elde edebildiğimiz tüm kurucu OECD ülkeleri: Türkiye, ABD, Avusturya, Kanada, Fransa, Hollanda, Lüksemburg, Almanya, İtalya, İngiltere, Belçika, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İsviçre, İsveç, İspanya, İzlanda, Norveç, Portekiz.
Endüstriyel üretim indeksi değişimi (%), Ocak 2018’den Mart 2022’ye kadar olan veriler kullanılmıştır.
Yaptığımız literatür taraması sonucunda dünyanın yeni bir salgınla mücadele ettiği bu dönemde ekonomik ve finansal açıdan tüm ülkelerin düşüş içinde olduğu açıktır. Bu araştırma projesinde bizim amacımız pandemideki son gelişmelerle birlikte bu ekonomik düşüşte değişim olmuş mu? ve 2022 yılında bu düşüşler devam edecek mi? Sorularına cevap bulmak.
COVID-19 pandemisi, Aralık 2019’da başlamış, Çin’in Hubei bölgesinin başkenti olan Vuhan kökenli SARS-CoV-2 olarak adlandırılan yeni bir korona virüsün neden olduğu pandemidir. İlerleyen zamanlarda Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te yer alan çeşitli ülkelere yayılmış olan salgın, 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edildi.
OECD, 14 Aralık 1960 tarihinde imzalanan Paris Sözleşmesi’ne dayanılarak, 1961’de kurulmuştur ve savaş yıkıntıları içindeki Avrupa’nın Marshall Planı çerçevesinde yeniden yapılandırılması amacıyla 1948 yılında kurulan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün (OEEC) doğrudan mirasçısıdır. Üyelerinin büyük bir bölümü Avrupa Birliği ve İUT üyeleridir, çoğunluğu da gözlemci üyelerdir. OECD ülkeleri sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerden oluşmaktadır. [3]
Bu araştırmada 20 kurucu OECD ülkelerini ekonomik ve finansal yönden incelemek amaçlandı.
Problemimizi test etmek amacıyla belirli ekonomik, finansal, sağlık vb.veriler elde edildi. Veri bulma sürecinde bazı veriler yıllık ve bazı veriler de aylık olarak bulundu. Aylık olarak bulunan veriler zaman serileri analizi yöntemleri ile test edildi.
Verilerimizi hazır verilerden elde ettik. Hazır olan verileri belirli yıllar aralığında tablo haline getirdik. Bu verileri ülkelerin resmi internet sitelerinden, tüik, data OECD, OECD resmî sitesi vb. elde ettik ve ilgilendiğimiz yıllar aralığında düzenledik.
4.3 Zaman serisi analizi
4.3.1 Üstel düzgünleştirme yöntemi
•İlk olarak Brown(1959), Holt(1957) ve Winters (1960) tarafından geliştirilmiştir.
•Üstel düzgünleştirme yöntemlerinde öngörüler zaman serisinin geçmiş gözlemlerinin ağırlıklı ortalaması hesaplanarak elde edilir.
•Üstel Düzgünleştirme Yöntemleri Üstel düzgünleştirme geçmiş gözlemlerin ağırlıklı ortalamasını alarak yapılır. T anından geriye gittikçe ağırlıklar üstel olarak azalır. Başka bir ifadeyle, T anına yaklaştıkça gözlemlerin ağırlıkları üstel olarak artar.
•Bu yönteme basit denmesinin nedeni, trend ve mevsimselliğin olmadığı veriler için uygun bir yöntem olmasıdır. Başka bir deyişle, verinin ortalamada durağan olduğunu varsayar.
4.3.2 Arıma
Birçok zaman serisi doğrusal ilişkinin yanında doğrusal olmayan ilişkilerde içermektedir. ARIMA modelleri zaman serisindeki doğrusal ilişkiyi iyi bir şekilde modellerken, doğrusal olmayan ilişkileri modellemede yetersiz kalmaktadır. Yapay sinir ağları ise hem doğrusal hem de doğrusal olmayan ilişkileri modelleyebilmesine karşın, her veri seti için aynı etkinlikte sonuçlar sağlayamamaktadır. Melez modeller zaman serilerindeki doğrusal ve doğrusal olmayan bileşenlerin ayrı ayrı modellenmesi prensibine dayanır. Bir zaman serisi eşitlik 5’ de gösterildiği gibi doğrusal ve doğrusal olmayan bileşenlerin toplamı şeklinde ifade edilebilir.[7]
AR, MA ve ARMA modellerinin hepsi de ARIMA ailesinin birer üyesidir.
•AR(p) ifadesi p. dereceden otoregresif bir modeli tanımlar.
•MA(q) ifadesi, q. dereceden bir hareketli ortalamalar modelini ifade eder
•ARMA(p,q) Bu model, AR(p) and MA(q) modellerinin bir birleşimidir
4.3.3 Mevsimsellik ve Trend
Trend Serinin zaman içinde doğrusal artan veya azalan davranışıdır. Bir eğilim artan (yukarı), azalan (aşağı) veya yatay (durağan) olabilir.
Mevsimsellik Bir yıllık bir süre içinde sabit zaman aralıklarında yinelenen bir model gösteren bir Zaman Serisine mevsimsel model veya mevsimsellik denir. Mevsimsel kalıplar, birçok zaman serisi türünde görülebilir. Örneğin, ısıtma maliyetleriniz yazın düşer, kışın yükselir. Şirketlerin envanterlerini, çalışanlarını ve diğer birçok önemli şeyi düzgün bir şekilde yönetmek için mevsimselliği anlamaları gerekir.[8]
5.2 Veri
Verilerimizi hazır veri olarak kullanmayı tercih ettik. Bu verileri elde ederken ülkelerin resmi sitelerinden, OECD nin verilerini paylaştığı siteden, Dünya Sağlık Örgütünün resmi sitesinden, WorldBank ın veri paylaşım sitesinden ve pandemi öncesi ve sonrası için istatistiksel bilgileri içeren sitelerden yararlandık.
Verilerimizi iki türlü analizle yaptık. Aylık verileri Zamana Serisi Analiziyle test ederken, yıllık verileri Çok Değişkenli Analizle test ettik.
Verilerimizi elde ettikten sonra Excel de toparladık ve verileri Excel ortamından SPSS sistemine girdik. Yukarıda belirtilen test istatistikleri yapıldıktan sonra analiz çıktılarımızı elde ettik.
Yapılan bu çalışmadan pandeminin OECD ülkeleri üzerindeki ekonomik ve finansal etkilerin inceledik.
H0: OECD ülkelerinin pandemi öncesi ve pandemi sonrası endüstriyel üretim indeksi oranı değişmiştir.
H1: OECD ülkelerinin pandemi öncesi ve pandemi sonrası endüstriyel üretim indeksi oranı değişmemiştir.
H0 yokluk hipotezini test etmek için çok değişkenli analiz sonuçlarına bakıldığında OECD ülkelerinin pandemi öncesi ve pandemi sonrası endüstriyel üretim indeksi oranlarının değiştiği apaçık görülmektedir.
Beklenmedik anda tüm ülkelerin hazırlıksız yakalandığı bu pandemide ekonomik açıdan ülkelerin nasıl etkilendiğini araştırmayı amaçladık ve bu amaç doğrultusunda bulunan verilere gerekli analizleri yaptık. Pandemi genel olarak ülkeleri ekonomik yönden olumsuz etkilemiştir. Bu ekonomik etki diğer değişkenleri de etkilemiştir. Ekonomik gelişmişlik gösteren ülkelerin 2022 tahmin değerlerine baktığımızda daha hızlı toparlandığını görmekteyiz.
Sağlık alanında gelişmiş ülkelerin ölüm oranları diğer ülkelere göre daha azdır. Bu gelişmişlik aşılama oranında da diğer ülkelerden önde olduklarını gösterir.

Aylık endüstriyel üretim endeksi değişkeninde elde edilen kestirimler açısından en uygun modeller belirlenmiştir. Tabloya göre Türkiye, Danimarka, Yunanistan ve İsviçre Winters’ Additive modeline uygundur. ABD, Avusturya, Kanada, Hollanda, Lüksemburg, Almanya, İtalya, İngiltere, İrlanda, İsveç, Norveç, İspanya ve Portekiz Simple Seasonal modeline uygundur. Belçika ve Fransa ise ARIMA modeline uygun görülür.


Grafiklere bakıldığında endüstriyel üretim endeksinin Türkiye’de Ocak 2018’den Mart 2020 ye kadar fazla değişim göstermediği fakat Nisan 2020 de keskin bir düşüş yaşandığı, sonrasında belirgin olarak artmaya başladığı söylenebilir. Diğer ülkeler için de aynı yorumlar yapılabilir.

2023 yılına ait kestirim değerleri ise; Ocak:155.03, Şubat:156.78, Mart:155.31, Nisan:146.38, Mayıs:150.81, Haziran:153.43, Temmuz:156.83, Ağustos:158.86, Eylül:158.31, Ekim:157.91, Kasım:159.6410.28, Aralık:160.91oldu.
KAYNAKLAR:
[1] OECD Ekonomik Görünüm Raporu (2018-Doğruluk Payı) (Cavlak, H./ Gaziantep University Journal of Social Sciences 2020 Special Issue 143-168)
[2] Cohen, MS; Hellmann, N; Levy, JA; DeCock, K; Lange, J (Nisan 2008). “The spread, treatment, and prevention of HIV-1: evolution of a global pandemic”. The Journal of Clinical Investigation. 118 (4). ss. 1244-54. doi:10.1172/JCI34706. PMC 2276790 $2. PMID 18382737.
[3] Küskü, F. “II. Abdülhamid Pandemi ile Nasıl Başa Çıkmıştı? / How did Abdul Hamid II Cope With The Pandemic?”. Uluslararası Kapadokya Salgın Dönemleri Kongresi.
[4] Box G.E.P., Jenkins G.M., Reinsel G.C., 1994, Time Series Analysis; Forecasting and Control, 3rd Edition, Prentice Hall, Englewood Cliff, New Jersey.
[5] Lorr, M.: Cluster Analysis for Social Scientists, Jossey-Bass Publishers, London, 1983.
[6] Ulutaş, A.A.; Karazehir, B. ve Akpunar, M.D., Pandemi Sürecinin Ekonomik Ve Finansal Etkileri: Oecd Ülkeleri Üzerine Bir İnceleme, Gazi Üniversitesi, Fen Fakültesi, İstatistik Bölümü Araştırma Projesi, Danışman: Prof.Dr.Reşat Kasap, Ankara, Haziran 2022.
[7] https://www.tuik.gov.tr/
[8] https://ec.europa.eu/eurostat/web/main/home
[9] https://www.isi-web.org/
[10] https://saglik.gov.tr/
[11] https://www.tcmb.gov.tr/
[12] https://data.oecd.org/
[13] https://stats.oecd.org/
[14] https://data.worldbank.org/
[15] https://countryeconomy.com/
Savaşlar ve depremler
1963-1974 yılları arasında Kıbrıs’ta tam bir soykırım yaşadık.
Hristiyan olmadığımız için 1963 yılında BM’den bizlere atılan kötü bir kazık ve Rumların kalleşçe uluslararası siyasi bir ayak oyunu ile eli kanlı papaz Makarios’un başında olduğu yönetim, Kıbrıs adasının tek tanınan resmi hükümeti olarak adaya hakim ve egemen oldu.
Bizler Kıbrıslı Türklere karşı Makarios hükümetinin astığı astık, kestiği kestikti. Yolda, belde, tarlada, çarşıda, pazarda, bankada, mağazada veya herhangi bir yerde yakaladığı Kıbrıslı Türkleri ensesine kurşun sıkıp, içi kireç dolu kuyulara atmış olan hiçbir Rumun mahkemeye çıkarıldığını ve cezalandırıldığını duymadım, görmedim, işitmedim ve Rum gazetelerinde de benzeri bir haberi okumadım.
Bu soykırım dönemi yılları içinde üniversiteyi bitirip adaya döner dönmez gönüllü mücahit oldum. Boyumun- kilomun uygun olması nedeni ile komando bölüğüne verildim. Mağusa’daki ilk iki aylık temel eğitimden sonra daha da zorlusu için bir aylık eğitim için gönderildiğim St. Hilarion’da canımı çıkardılar desem yeri var. Karavana ve yemek yoktu. Biz bulduğumuzu yemek zorundaydık ama sabah ve akşam sıcak çayımız vardı.
Terhis olduktan sonra mücahitliğimin bittiğini sanmıştım ama iki gece evde kalırken, üçüncü gece Sancak Karargah binasında (Bölge komuta merkezi) nöbete girmeye başladım. Rumların silahlı saldırılarına karşı koyabilecek 18-65 yaş arası erkek sayısı az olduğundan tam zamanlı mücahitliğimiz bittikten sonra yarı zamanlı olarak mücahitliğim devam etti Barış Harekatına kadar.
10 Temmuz 1974 gecesi yayınlanan bir emirle sarı alarm ilan edildi. Birkaç saat içinde mükemmel bir organizasyonla silahlarımızı aldık, mevzilerimizi hazırladık, donandık ve savaşa hazır hale geldik. 15 Temmuz sabahı Yunanistan’daki Albaylar Cuntası Makarios’a karşı darbe yapınca da kırmızı alarm ilan edildi. Bizler de önlemlerimizi arttırdık, adeta mermileri namluya sürdük ve eller tetikte beklemeye başladık.
20 Temmuz 1974 sabahı Mehmetçik, bizleri Rumların boyunduruğundan ve adayı enosisten kurtarmak amaçlı Girne kıyılarından adamıza ayak basınca korkunç bir savaş başladı. 15 Ağustos akşamüstü Mağusa’da Mehmetçikle kucaklaşınca artık savaş bitmiş, zafer bizim olmuştu. Rumlardan kurtulmuş, topraklarımızda özgür ve egemen olmuştuk.
Bunları niçin mi anlattım.
“Mağusa Mağusa olalı böyle acı görmedi” dediğimizde bize “küvetteki çocukları unuttunuz galiba” diyenlere cevap olsun diye…
Ne küvetteki şehitlerimizi unuttuk, ne uğradığımız katliamları, ne de kayıplarımızı…
Lakin biz savaşta, düşmanımızın kim olduğunu, elindeki silahları, asker sayısını ve nerede olduğunu çok iyi biliyorduk. Savaşın başında Rumların lehine olan güç dengesi süreç içinde Türklerin lehine dönünce, savaştan zaferle çıkan biz olunca üzüntülerimiz acılarımız bir nebze de olsa dindi.
Ama deprem bambaşka bir olay. En hazırlıksız, en beklenmedik, en gafil avlandığımız…
İnsani mücadele ile karşı koymanın, güç dengesini lehimize çevirmenin olanaksız olduğu, kazananın olmadığı bir ölüm kalım hesaplaşması, çaresizlik…
Ortada savaşacağın biri yok, düşman yok. Kestiremiyorsun, kaçamıyorsun ve en kötüsü de korunamıyorsun.
Şimdi anladınız mı acımızın neden bu denli büyük olduğunu?
Çevre bilinci
Bu dünyadaki en vahşi yaratık insandır. Hiçbir canlı kendisine zarar vermeyene dokunmaz. Ama insan her canlıya her nesneye saldırır. Her şeyi tahrip eder, canlı cansız karşısına çıkan her şeyi yok eder. İnsanın dışındaki canlı türlerinin yaşadığımız dünyayı kirletmek gibi sorunu da yoktur. Ama insan dünyayı cehenneme çeviren tek varlıktır. Bununla da kalmaz dünyanın kendisini yenileyebilecek döngüsel sistemine de müdahale eder. Fırsat vermez doğaya, açtığı hasarı doğa kendisi telafi etsin. Fırsat vermez doğaya kendi yaralarını kendi tedavi etsin.
İnsanlar bu dünyanın sadece kendileri için yaratıldığını düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Bu dünya bizim olduğu kadar da hayvanlar âleminindir. Bu dünya bizim olduğu kadar da bitkiler âleminindir. Kendi varlığımızı sürdürebilmek için, diğer canlıları yok sayamayız. Saymamalıyız. Sayarsak günün birinde bedelini fazlası ile öderiz. Biz hayatımızı sürdürebilmek için her şeyi kendimize hak görmeye devam ettiğimiz sürece, gün gelecek, günümüzdeki dünyayı bile çok arayacağız bu gidişle.
Dünya hızla kirleniyor. Kara parçaları kirleniyor. Denizler kirleniyor. Gökyüzü kirleniyor. Yer altı kaynaklarımız kirleniyor. İnsanın erişemeyeceğini sandığınız dağ başlarında, ıssız ormanların içersinde veya hiç ummadığınız herhangi bir coğrafyada mutlaka bir insan izine rastlarsınız. Ya bir pet veya cam şişe atmıştır. Ya da herhangi bir tüketim maddesinin ambalajını atmıştır. Üstelik doğada çözülmesi çok çok uzun yıllar alan ambalaj atıklarıdır doğaya bırakılanlar. Kimisi de alüminyum içecek kutularını atar sağa sola, özellikle yol kenarlarına. Atma diye uyarsanız hemen savunması hazırdır. “Garibanlar topluyor harçlıklarını çıkarıyor. Bu teneke kutulardan geçimlerini sağlayanlar var.” Bu cevap karşısında neredeyse sizinde teneke kutuları yol kenarlarına atasınız gelir.
Bir de şişeleri atmakla kalmayıp, sağa sola çarpıp kıranlar var. En kötü canavar onlar. Hiç düşünmeden ormanlık alanlarda kırdıkları şişeler, aşırı sıcağın olduğu güney bölgelerinde birer çakmağa veya kibrite dönüşmekte ve orman yangınlarına sebebiyet vermektedir. Çıkan yangınlarda birçok canlının yaşamı son bulmaktadır. Bir de yanan bölgelerin yeniden yeşillenmesinin yıllar aldığını düşünürsek, aptalca bir davranışın nelere mal olduğunu sanıyorum anlamak daha kolay olur.
Hafta sonları ailecek gidilen deniz kenarlarındaki mesire yerlerimiz ne yazık ki bir çöplükten farksız. Eğlenmek, dinlenmek için gittiğimiz deniz kenarlarını, denetimsiz sahilleri çöplüğe çevirmekte oldukça hünerliyizdir. Yeriz içeriz midemize doldurabildiklerimiz bizimle eve geri döner çoğu zaman, yiyip içemediğimizi de oturduğumuz çevreye bırakır geliriz. Sanki bizden sonra bir başkası oraya gelip oturmayacak. Sanki birilerinin görevi bizim çöplüğe çevirdiğimiz mesire alanlarını temizlemek. Kendimiz kirletiriz ama gittiğimiz bir yerde çöp bulduğumuz zaman da kızarız.
Bir de çekirdek çitletip de kabuğunu deniz kenarlarında kumların çakılların içine atıp dönenler var. Çakılın içersinde şişe kırıp cam parçalarını bırakanlar var. Bunları özellikle kırıp bırakıyorsanız derdiniz ne. Kazara kırıldıysa neden cam parçalarını tek tek toplayıp çöpe atmıyorsunuz. Çitlettiğiniz çekirdeklerin kabuklarını başka bir çöp poşetinde toplayıp eve dönünce çöpe atmak çok mu imkânsız. Mesire alanlarına yanınızda fazladan bir çöp poşeti daha götürmek çok mu maliyetli geliyor. Çöpünüzü çöp torbasına toplayıp getirip çöp bidonlarına atmak çok mu olanaksızdır.
Birisi gelip çöp kovasını sizin yaşam alanınıza boşatsa kızarsınız değil mi? O halde siz çöplerinizi başka canlıların yaşam alanlarına neden bırakıyorsunuz? Yediğiniz çekirdeklerin kabuğunu halınızın üstüne atıyor musunuz? Ya da karpuz kabuğunu mutfakta seramiğin üstüne atar mısınız? Veya sigaranızın izmaritini yatak odanızın sağına soluna fiske ile fırlatmıyorsunuz?
Kıssadan hisse
İstanbul Ankara arası uçuşta vekilin birisi Uçakta yanında oturan genç kıza;
-Ben profesörüm, yolumuz uzun, çabuk bitmesi ve bir şeyler öğrenmek için konuşmak ister misin?
Kız okuduğu kitaptan yavaşça kaldırmış başını;
-Ne hakkında konuşacağız, ve ne öğreneceğim hocam sizden?…
-Ne bileyim; her şey… Küresel ısınma, çevre, hayvan hakları, doğayı koruma. Ekonomi, devlet yönetimi, dış politika, kadın-erkek ayrımcılığı, yolculuk vb…
-Tamam, demiş genç kız. Gerçekten ilginç konular bunlar öğrenmek isterim ama önce bir şey soracağım.
Gülümsemiş Profesör;
-Sor bakalım, demiş babacan bir tavırla…
Kız tane tane;
-Bir eşek, bir inek, bir keçi; üçü de beslenmek için yalnızca ot yer değil mi?
-Evet, demiş Profesör gülerek; Yalnızca ot yerler.
Kız kaşlarını kaldırmış;
-Ama eşek kestane gibi, inek kayısı marmelatı gibi, keçi ise siyah zeytin gibi sıçar… Neden acaba?
Profesör kaşlarını kaldırmış ve
-Çok ilginç, bilmiyordum, demiş…
-İşte, demiş genç kız;
-Bir boktan anlamıyorsunuz, kalkmış bana küresel ısınma,doğa, çevre,hayvan hakları bilgisi vereceksiniz,salaklara saklayın siz bu masalları.Ancak Konyalıya 3G dendiğinde ne anlarsın diye sorduklarında “Gar gış kıyamet ya da geçi goyun guzu” dediklerini biliyorum.İyi uçuşlar hocam….!
Bilgi tekildir; cehalet çoğuldur. Bilge azdır; cahil çoktur.
Bilgeler yalnızdır; cahiller güruhtur. Bilgi zordur; cehalet kolaydır.
Bilge dinler; cahil konuşur. Bilge var olanı gözlemler ve anlatır; Cahil kurgular ve varsayar.
Bilgi derindir; cehalet sığdır. Bilgi kazanılır; cehalet bulaşır.
Bilge yaratır; cahil yok eder. Bilge iyileştirir; cahil öldürür.
Bilgi zordur ama hayatı kolaylaştırır; Cehalet kolaydır ama hayatı zorlaştırır.
Bilgi pahalı görünür ama hayata bereket kazandırır; cehalet ucuzdur ama hayatı yoksullaştırır.
Bilge sessizdir, cahil yaygaracıdır. Bu sebeple cahilin sesi bilgenin sesini bastırır….
Cehalet gelirken bedava gelir, Giderken her şeyi götürür!
Özbekistanlı Ünlü Sanatçı Shohjahon Jo’rayev’den “Derdin, derdim oldu bugün Türkiye” klibi
Özbekistanlı Ünlü Şarkıcı Shohjahon Jo’rayev, Özbek Şair Bobur Bobomurod’un “Derdin, derdim oldu bugün Türkiye” şiirini bestelediği klibiyle Türkiye’ye başsağlığı diledi. Kahramanmaraş’ta 6 Şubat’ta meydana gelen ve şu ana kadar 41bin 20 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan depremlerin ardından Türkiye’ye maddi ve manevi destek gelmeye devam ediyor.
Özbekistanlı ünlü sanatçı Shohjahon Jorayev, Özbek şair Bobur Bobomurod’un “Derdin derdim oldu, Türkiye” şiirini besteleyerek klibini sosyal medya hesabından paylaştı. Jurayev paylaşımında “Hep başınız sağ olsun kardeşim, dostum. Düşmandan, afetten çaresizlikten Allah’ım korusun tüm felaketten. Sana gelen bana gelendir Türkiye, derdin derdim oldu bugün Türkiye” sözleriyle son bulan eserle Türkiye’de yaşanan depremlerden duyduğu acıyı ifade etmek istediğini belirterek Türk halkına başsağlığı diledi.Jurayev’in hazırladığı klipte şu sözlere yer aldı:”Ah, sana gelen bana gelendir Türkiye Derdin derdim oldu bugün, TürkiyeBazen de hayatta yorulduğum oldu.Hoşnutluk dileyerek kucağına geldim.Kendine kalbimi açtığım oldu.Sana gelen bana gelendir, Türkiye Derdin derdim oldu bugün, Türkiye Güzel toprağında gezdiğim vardı.Mavi denizinde yüzdüğüm vardı.Seni kendim gibi bildiğim vardı.Sana gelen bana gelendir Türkiye Derdin derdim bugün Türkiye.Aslında bu deprem kalplerde oldu. Aklım sende kaldı hasrete daldım.Gözüm gözün açık yerde buldu.Sana gelen bana gelendir Türkiye.Hep başınız sağ olsun kardeşim, dostum. Düşmandan, afetten, çaresizlikten, Allah’ım korusun tüm felaketten.Sana gelen bana gelendir Türkiye Derdin derdim oldu bugün Türkiye.”
Geleceğimizin önderlerini kaybettik
En acı yazımı yazıyorum bugün.
Türkiye’de yaşanan deprem felaketi anavatanımızı olduğu gibi biz Kıbrıslı Türkleri de tarifsiz acılara garketti.
Anavatan’da kaybettiğimiz on binlerce soydaşımızla birlikte yitirdiğimiz canlarımıza ağlıyoruz şimdi.
Özgürlüğümüzü kazandığımız 1974 Barış Harekatında ölümüne bir savaş yaşadık, mermilerin üzerine gittik ama bu denli büyük sayıda şehidimiz olmadı. Şehitlerimiz için canımız yandı, yaslar tuttuk ama özgürlüğümüze kavuşmak, egemen bir devlet kurmak bir nebze olsun yasımızı olsun azaltmıştı.
Bu felaket, başka bir felaket. Yasımız gün geçtikçe büyüyor.
Depremde kaybettiğimiz kardeşlerimizin hepsi ayrı ayrı kıymetli, değerli kişiler. Hocalarımız; Eğitim aşkıyla dolu, kendilerini çocuklarımızın geleceğine adamış bilim insanları…
Geleceğin düşünce ve yönetim önderleri olacak kapasitede zeki, çalışkan, girişken ve kendine güvenen evlatlarımız…
Sporcu olmaları, mücadeleci ruhlarını, kazanma isteklerini, hedefe ulaşmak için fiziksel ve düşüncel sınırları aşmak çabası içinde olan hayat felsefelerini ve disiplinli olduklarını gösteriyor zaten.
Anne babalarının sosyal medyalarındaki paylaşımlar; “10 yaş grubu şampiyonu”, “11 yaş grubu şampiyonu”, “12 yaş grubu şampiyonu” olarak uzayıp gidiyor.
O denli başarılı, o denli disiplinli, o denli sağlıklı çocuklar…
Eminim birçoğu, kaderimiz etkileyecek, geleceğimizi şekillendirecek ve bizi ileriye taşıyacak yöneticiler olacaklardı.
Daha doğar doğmaz elektronik aletlerle haşır neşir olan, bilgiye istediği anda ulaşan, çağımızın elektronik aletlerini her iş dalında kolayca kullanabilen, yapay zekayı yaratan ve gelecekte onunla yarışacak bir kuşağın temsilcileriydi bu yavrularımız.
Elbette her çocuğumuz kıymetli ancak her yönden donanımlı, iyi yetişmiş gencecik fidanlarımızı kaybettik bu depremde.
Sadece onları mı kaybettik?. Hayır!
Geleceğimizin yöneticilerinden en iyilerinin bir kısmını ve onların, belki de kendilerinden daha yetenekli olacak çocuklarını, torunlarını da kaybettik. Yetenekli, çalışkan, başarı için bıkmadan, yorulmadan mücadele edecek kocaman bir nüfusu kaybettik.
Şimdilik başımız sağ olsun demekten, gözyaşı dökmekten öteye yapabileceğimiz bir şey yok maalesef.
Şimdilik diyorum zira bu binaların yavrularımıza mezar olmasında dahli olanların hesabını sorma hakkımız baki…
KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Zorlu Töre:“Bağımsız bir devlet olarak yolumuza devam etmekteyiz”
ÖZEL HABER-RÖPORTAJ: İlker ÇAKAN
Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Habergünebakış((wwww.habergunebakis.com)
Medya Grup Başkanı İlker Çakan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhuriyet Meclisi Başkanı Zorlu Töre ile “Türkiye-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilişkileri” konulu yaptığı Özel haber-röportaj şöyledir;
Türk Cumhuriyetleri ile dostluk grupları oluşturduk
“Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti(KKTC) arasındaki ilişkiler şu anda çok mükemmeldir. Türkiye’nin liderliğinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk Devletleri Teşkilatına anayasal ismiyle gözlemci üye olmuştur. Bunun altını muhakkak doldurmamız gerekir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak bizde Türk Cumhuriyetleri ile dostluk grupları oluşturduk.
Türkiye sayesinde Kıbrıs Türk halkı güvence altındadır
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti inşallah gelecekte mutlaka tanınacak, statüsü daha yukarıya çıkacaktır. Ama Türkiye sayesinde Kıbrıs Türk halkı güvence altındadır, özgürlüklerini yaşamaktadır ve bağımsız bir devlet olarak yolumuza devam etmekteyiz. Atatürk’ün ifade ettiği “Bağımsızlık benim karakterimdir” Kıbrıs Türk halkı için büyük bir örnek teşkil etmektedir. “Ne mutlu Türk’üm diyene” ifadesi ile Türk milletinin mensubu olmaktan da ayrıca şeref duymaktayız ve yolumuza devam ediyoruz. Ekonomik, sosyal sıkıntılar zaman zaman oluyor. Bütün dünyada bunlar zaten vardır. Ama Türkiye’nin yardımları, destekleriyle sıkıntılarımızı da zaman zaman çok hafif atlatmaktayız ve yolumuza devam ediyoruz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin de bu yıl kırkıncı kuruluş yıldönümü
İnanıyoruz ki Türkiye ve diğer Türk Devletleri ve Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti birlik ve beraberlik içerisinde yeni bir yüzyılda ki yeni yüzyıl bu yıl başlamıştır. Türkiye Cumhuriyetinin yüzüncü yılı bu yıldır. Yeni bir yüzyıl başlayacaktır. Ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin de bu yıl kırkıncı kuruluş yıldönümüdür. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de, Türkiye’de diğer Türk Devletleri de dayanışma içerisinde ileriye hamle yapacağız ve daha güzel şeyler olacaktır.

Şehitlerimize ve gazilerimize büyük bir bağlılığımız vardır
Biz tabii ki tüm insanlığın barış içerisinde yaşamasını istiyoruz. Tüm ülkelerin bağımsızlığının tanınmasını istiyoruz. Kıbrıs Türk halkı da Kıbrıs Cumhuriyeti işgal edildikten sonra mecburen kurulmuş bir cumhuriyettir ve Kıbrıs Türk halkı bu cumhuriyetini hak ederek bu günlere gelmiştir. Şehitlerimize ve gazilerimize büyük bir bağlılığımız vardır. Onların bıraktığı emanet de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk milletine olan sevgidir. Yolumuza devam ediyoruz. Herkese sevgi ve selamlarımızı iletiyoruz.”













