Pazartesi, Mart 30, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 318

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar: Türkye strateji geliştirmelidir”

0

Haber: İlker ÇAKAN

    Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla düzenlediği basın toplantısında, gıda güvencesinin önemini ve gıda güvencesinin sağlanabilmesi için yapılması gerekenleri anlatarak şunları söyledi;

     “Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO), 16 Ekim 1945 yılında, insanların beslenme düzeylerini ve yaşam standartlarını yükseltmek, tarımsal üretimi arttırmak ve kırsal kesimde yaşayan nüfusun koşullarını iyileştirmek amacıyla kurulmuştur. FAO’nun kuruluş günü olan 16 Ekim tarihi her yıl Dünya Gıda olarak kutlanmaktadır. Tüm dünyada yapılan bu Dünya Gıda Günü etkinliklerinin asıl amacı, toplumların ve yetkililerin dikkatini gıda temini ve insanların beslenmesinde yaşanan sıkıntılara çekmektir.

     Ancak, maalesef FAO tarafından son yapılan açıklamalara göre, bugün dünyada 1 milyardan fazla (1.02 milyar) insan açlık sınırında yaşamakta ve yetersiz beslenmektedir. Sadece 2009 yılında bu sayı 105 milyon artış göstermiştir. Alınan bütün tedbirlere rağmen, dünyadaki aç insan sayısı artmaya devam etmektedir.

     Dünya genelinde yaşanan ve acil olarak tedbir alınmadığı takdirde, gelecekte daha da kötüleşeceği bütün bilim adamları tarafından kabul edilen “iklim değişikliği” sonucunda, gıda temininde ve gıdaya erişimde yaşanan sıkıntılar büyüyecektir. 2007 yılında yaşanan kuraklık ve diğer bazı küresel etkiler sonucunda, 2008 yılında dünya genelinde temel gıda fiyatlarında çok büyük artışlar yaşanmış ve bu durum “dünya gıda krizi” olarak kayıtlarda yerini almıştır.

    Temelde gıda fiyatlarındaki artışın birçok nedeni bulunmaktadır. Bunlar kısaca;

– Küresel ısınma ve bunun getirdiği kuraklığa bağlı olarak ürün arzında yaşanan sorunlar,

– Petrol fiyatlarındaki artışların üretim girdileri ve nakliye gibi maliyet unsurları üzerindeki olumsuz etkileri,

– Biyo-yakıtların üretiminin dünya piyasalarında yarattığı gıda dışı ürün talebi,

– Gelişmekte olan piyasalara sahip ülkelerde hızlı büyümeden kaynaklanan refah artışı ve bunun getirdiği hububat, et ve süt talep artışı ve dolayısıyla yem bitkilerine olan talebin artması,

– Mali piyasalarda ürün borsalarına giren sermayenin yarattığı spekülatif etkiler ve

– İhracatçı ülkelerin ticareti kısıtlayıcı tedbirler uygulamaları seklinde sıralanabilir.

    30 Eylül 2009 tarihinde FAO tarafından yayınlanan raporda, iklim değişikliğinin dünya gıda üretimi üzerindeki olumsuz etkileri vurgulanmaktadır. Buna göre 2050 yılında şu andaki dünya nüfusu 6,8 milyar kişiden 9,1 milyar’a ulaşacak ve ortaya çıkacak 2,3 milyarlık ek nüfusun gıda güvencesi için dünya çiftçilerine görev düşecektir. Bu da tarımda bu dönem içerisinde %70’lik, hatta gelişmekte olan ülkelerde % 100’lük bir üretim artışı gerektirecektir. Önümüzdeki dönemlerde küresel gıda krizlerinin tekrarlanması göz ardı edemeyeceğimiz bir olasılıktır. Türkiye doğal kaynaklar bakımından zengin, tarım alanlarının elverişliliği ve ürün çeşitliliği ile gıda arzı ve sürekliliğini sağlama açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Biz de ülkemizde bu potansiyeli sürdürülebilir bir şekilde kullanarak, olası krizlere karşı gıda güvencesini sağlamak zorundayız.

    Rapora göre, gelişmekte olan ülkelerde küresel ısınmanın bir sonucu olarak, toplam tarımsal üretim potansiyelinde %9-21 arasında düşüşler gözlenebilecektir.

İklim değişikliğinin, yüksek sıcaklıklar, yüksek karbondioksit konsantrasyonu, yağış miktarındaki değişimler, artan yabancı otlar, zararlılar ve hastalıklar yoluyla tarım ve ormancılık sistemlerini etkilemesi beklenmektedir. Kısa dönemde kuraklık, sıcak hava dalgaları, su baskınları ve şiddetli fırtınaların artması beklenmektedir.

FAO raporu, iklim değişikliğinin gıda güvencesini 4 boyutuyla etkileyeceğini belirtiyor:

Bulunabilirlik, ulaşılabilirlik, kullanabilme, istikrar.

    Bulunabilirlik açısından bakıldığında, atmosferdeki CO2 oranın artması, birçok üründe üretim üzerinde olumlu etki yapması beklenmektedir. Ürünlerde bu üretim artışına paralel bir kalite artışı ise beklenmemektedir. Olumsuz iklim olaylarının ortaya çıkış sıklığının artması, tüm alanlarda tarımsal üretimin değişkenliğini artıracaktır. En fakir bölgeler, gıda üretim dengesizliğine en fazla maruz kalacak bölgeler olacaktır. 2050 yılına kadar, ortalama gıda fiyatlarında, artan sıcaklık derecesine paralel olarak, makul derecede artışlar beklenmektedir. 2050 yılından sonra, sıcaklıklardaki daha fazla artışa bağlı olarak, gelişmekte olan ülkelerdeki tarımsal üretim potansiyelinde belirgin düşüşler ve fiyatlarda büyük oranda artışlar beklenmektedir. Rapora göre, Afrika’da çok sayıdaki ülkenin gıda ithalatına bağımlılığı artacaktır. 2080-2100 yıllarına doğru Afrika’nın tarımsal üretim potansiyelinin, %15-30 oranında düşeceği tahmin edilmektedir.

Gıdaya erişimin  maliyeti çok yüksek olacaktır

   Dünyadaki tüketim taleplerinin karşılanabilmesi ve fiyat artışlarından en asgari düzeyde etkilenmemiz için, ülke olarak geleceğe yönelik üretim hedeflerimizi belirleyip bu hedeflerin gerekleştirilebilmesi amacıyla uygun politikaları ortaya koymalıyız. Başka bir ifadeyle tarımsal üretimi artırmak ve üreticileri desteklemek zorundayız. Aksi halde gıdaya erişimin bile maliyeti çok yüksek olacaktır. Gerek beş yıllık planlar da gerekse orta vadeli planlarda  “Gıda güvencesinin ve güvenliğinin sağlanması ile doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı gözetilerek örgütlü ve rekabet gücü yüksek bir tarımsal yapı oluşturulacaktır” ifadesi yer almaktadır. O halde bu amacın gerçekleşmesinin gereği yerine getirilmelidir.

Hayvan sayısı korunsa bile üretim talebi karşılayamayacaktır

    Hayvancılık konusunda da geleceğe yönelik tedbirlerin vakit geçirmeden biran önce alınması gerekmektedir. Son aylarda dünyada ve ülkemizde, kırmızı et fiyatlarında yaşanan artışlar, bu yönde alınması gereken tedbirlerin aciliyetini ortaya koymaktadır.

Yapılan projeksiyonlar; hayvan varlığı korunsa bile 2013 yılında ülkemizde 164 bin ton civarında bir et açığı olacağını yani, üretimin talebi karşılayamayacağını göstermektedir. Yine aynı şekilde sütte de üretim–talep arasındaki farkın açılacağı,  2013 yılında yaklaşık 2.5 milyon ton bir açığın ortaya çıkacağını göstermektedir. Yani ” Hayvan sayısı korunsa bile üretim talebi karşılayamayacaktır.

En kısa zamanda bu yönde gerekli tedbirleri alması gerekmektedir

    ” Ancak hayvan başına verim artırılırsa ve sığır koyun sayısı her yıl % 2 artırılırsa bu açık önemli oranda kapanabilecektir. Ülkemizin en kısa zamanda bu yönde gerekli tedbirleri alması gerekmektedir.  Bunun yanı sıra; hayvan hastalıkları ile etkin mücadele, düzgün işleyen üreticiyi koruyucu piyasa düzenleyici politikaların hayata geçirilmesi, istikrarsızlıktan kaynaklanan kayıpların önüne geçmesi açısından önem arz edecektir. Ülkemizde de doğal kaynakların yoğun olarak kullanıldığı tarımda verimliliği artırmak için bu kaynakların korunması, geliştirilmesi ve sürdürülebilir kullanımı konusunda hızla hareket etmek zorundayız. Bu kapsamda arazi toplulaştırılmasının hızla tamamlanması ve halen sulamaya açılması beklenen 3,32 milyon hektar arazinin sulamaya açılması, ülkemizin gıdaya olan ihtiyacı ve gıda güvencesinin sağlanmasında en önemli hususları oluşturmaktadır.

Ükemizde de gıda güvencesi tehlikeye düşebilecektir

     Elbette, sulamaya açılması beklenen arazilerimizin yanında şu ana kadar sulamaya açılmış alanlarda etkin sulama sistemlerinin kullanılması ve tasarrufun artırılarak, sulama verimliliğinin daha yüksek oranlara taşınması için çalışmalar büyük bir gayretle sürdürülmelidir. İklim değişikliğinden kaynaklanan havzalardaki yağış ve dolayısıyla su rejiminin değişmesi, Türkiye’nin nüfus ve endüstriyel faaliyetlerin fazla olduğu bölgeler başta olmak üzere, çoğu bölgede “su sıkıntısından” kaynaklanan sorunları gündemin ilk sıralarına taşımaktadır. Önümüzdeki senelerde yaşanacak olası kuraklık durumunda, yeraltı ve yer üstü su kaynaklarının azalması sonucu ülkemizde de gıda güvencesi tehlikeye düşebilecektir.

Azalan tarım arazilerimizin varlığı hepimiz için acı bir gerçektir

    Yanlış toprak ve bitki yönetimi sonucu tarım alanlarının hızla tuzlulaşması da ayrıca tarım topraklarını tehdit eden faktörlerin başında gelmektedir. Türkiye genelinde ülkesel toprak etütlerine göre 2,78 milyon ha arazide tuzluluk ve drenaj, 1.5  milyon hektarında ise çoraklaşma problemi vardır ve çoraklaşan bu arazi toplam işlenen tarım arazilerinin % 5.48’ine eşdeğer büyüklüktedir. Diğer taraftan işlemeye elverişli 26.6 milyon hektar arazinin %75’inde yani, yaklaşık 20 milyon hektarında çeşitli derecelerde erozyon sorunu bulunmaktadır. Ayrıca amaç dışı kullanılan ve aşırı ve/veya dengesiz sulamanın yarattığı tuzluluk ve taban suyu yüksekliği nedeniyle elden çıkan yada verimliliği azalan tarım arazilerimizin varlığı hepimiz için acı bir gerçektir. 2030 yılına kadar ülke nüfusumuzun 100 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu süre içerisinde bu nüfusun gıda güvencesine sahip olabilmesi için çiftçilerimizin verimliliklerini artırarak, sürdürülebilir tarımı devam ettirmesi gerekmektedir. Bu çerçevede doğal kaynakların korunarak gelecek nesillere güvenli bir şekilde bırakılması için:

Modern sulama yöntemleri yaygınlaştırılmalıdır

     Sulamaya açılan alanlarda eksik yatırımlar bir an önce tamamlanarak bu yatırımlar ekonomiye kazandırılmalıdır, sulu tarım yapılan bölgelerde drenaj sistemleri acilen kurulmalı, sulama oranları ve sulama randımanları yükseltilmeli, tarımsal sulamada kullanılan suyun daha etkin kullanımını sağlayacak modern sulama yöntemleri yaygınlaştırılmalıdır.

GAP’tan sonra ülkemizin en büyük sulama projesi yatırımı olma özelliklerini taşıyan ve DSİ tarafından uygulanmaya başlanan Konya Ovası Sulama Projesinin bir an önce tamamlanması ve ayrıca KOP tarım eylem planının yatırım programına girmesi ve uygulanmaya başlaması gerekmektedir. Bütün bölgelerimizde arazilerin parçalı olması, sulama çalışmalarının zamanında bitirilmesini engellemekte ve bitirilen şebekeler çok pahalıya mal olmaktadır. Bu nedenle, arazi toplulaştırma çalışmalarının bir an önce tamamlanması gerekmektedir.

Büyük emek ve para karşılığında ortaya çıkan sulama sistemlerinden beklenen yararın sağlanması, bu sistemlerden faydalanabilecek çiftçilerin eğitimi ve bilinçlendirilmesi mutlak önem arz etmektedir. Dolayısı ile çiftçilerin sulama bilincine erişmeleri, bir araya gelerek örgütlenmeleri ve katılımcı sulama yönetimini sahiplenmelerinin sağlanması, su kaynaklarının verimli kullanılmasında gereken en önemli faktördür.

Toprak etütleri tamamlanmalı ve ülkesel arazi kullanım planı yapılmalı

     Her sene 2-3 metre azalan yeraltı su kaynakların korunması için kaçak su kullanımı önlenerek, kaçak kuyulara dair yaptırımların artırılması, izleme ve denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca suyun geri dönüşümünü ve yeniden kullanımını sağlayarak su israfının azaltılması mümkündür.  Özellikle sahil kesimlerinde 1. ve 2. sınıf tarım alanları imara açılarak, tarım dışına çıkarılmak istenmektedir. Alınan tüm yasal önlemlere rağmen bu durum engellenememiştir. Bu sebeple öncelikli olarak ayrıntılı toprak etütleri tamamlanmalı ve ülkesel arazi kullanım planı yapılmalı, bu kapsamda tarım, turizm ve sanayi alanları belirlenmelidir. Toprak Kanunu, tavizsiz ve kararlı biçimde uygulanmalı ve tüzük uygulanır hale getirilmelidir.

Üretim politikası ihtiyaca uygun olarak yenilenmelidir

   Yasanın etkin bir biçimde uygulanabilmesi için, Toprak Koruma Kurullarına önemli görevler düşmektedir. Tarım topraklarının tarım dışı kullanımının önlenmesi amacı ile kurulan Toprak Koruma Kurullarında kamu personellerinin çoğunlukta olmasından dolayı yeterince etkin ve amacı doğrultusunda çalışamamaktadır. Bu sebeple koruma kurullarındaki üye sayılarının tekrar düzenlenerek, çiftçi kuruluşlarının ve diğer sivil toplum örgütlerinin etkinliğinin artırılması gerekmektedir. Tarımsal girdiler yeterli ve doğru kullanılmalıdır. Bunun için çiftçilerimizin eğitimine ve tarımsal yayıma daha fazla önem vermeliyiz.

 Üretim politikası ihtiyaca uygun olarak yenilenmelidir. Küresel gıda krizi, biyoyakıt üretiminden kaynaklanan yeni talepler ve hayvancılık üretimi de dikkate alınarak, hem bu ihtiyaçların karşılaması hem de gıda güvencesinin sağlaması amacıyla üretimi artırmak üzere yeni teşvik politikaları uygulanmalıdır. Üretimin artırılması ve girdi maliyetlerinde rekabetçi bir yapı oluşturulabilmesi için tarımsal destekleme bütçesi, en az Tarım Kanunu ile öngörülen seviyeye çıkarılmalıdır.

Türkiye bu günü yaşamamalı, gelecek için strateji geliştirmelidir

    Bunun dışında Türkiye yalnız bu günü yaşamamalı, gelecek için strateji geliştirmelidir. Bu strateji sadece uyum yükümlülüğü üstlendiğimiz AB Ortak Tarım Politikası karşısında Türk tarımının durumu ve tam üyeliğin etkilerinin araştırıldığı etki analizleri ile de sınırlı kalmamalıdır. Türkiye iklim değişikliğinin ulusal güvenliğini nasıl etkileyeceği hakkında araştırmalar yapmak, bu alanda bilgi toplamak, gelecek için üretim kapasitesini belirlemek, olası doğal tehditlere karşı korunma olanaklarını geliştirmek, kriz ve anlaşmazlıklara karşı hazırlıklı olmak zorundadır. Bunun getireceği mali yük hakkında da çalışmalar yapılmalıdır. Bütün bunlar ise araştırma-geliştirme bütçesinin artırılmasını gerektirir. Araştırmalar, analizler, tespitler sadece tarım alanında değil, kaynak varlığı, enerji, çevre, sosyo-ekonomik gelişme beklentileri, altyapı ve ekonomik varlıkları tehdit edici gelişme ve olasılıklar üzerinde de yapılmalıdır.

Orta ve uzun vadede kırsal alanda istihdam yaratıcı yatırımlar

    Türkiye kısa ve orta vadede yoksulluk sınırında veya altında olan kitlelere sosyal korunma, gıdaya erişebilmeyi sağlama açısından da bir strateji geliştirmelidir. Burada alınacak önlem herhalde gecekondulara gıda yardımı yapmak olmamalıdır. Bu politika bile kırsal alandan göçü özendirebilir. Aksine kırsal alandan göçleri, kırsal alanda yatırım yaparak önlemek, köye dönüşü özendirmek ve tarımı geliştirmek gerekir. Sosyal devlet sadece altyapı, eğitim ve güvenlik fonksiyonlarını üstlenerek, ekonomiyi piyasanın insafına terk eden devlet demek değildir. Orta ve uzun vadede kırsal alanda istihdam yaratıcı yatırımlar kadar, tarımda bilim ve teknolojinin gelişmesi ve bunun üreticiye ulaştırılması, üreticilerin ürünlerini olabildiğince tek elden pazara ulaştırarak emeklerinin karşılığını almaları gerekir.

Eski düzen artık geride kalmıştır. Zamanımızı kaybetmemeliyiz

    Tarım sektörünün iklim değişikliğine uyumu çok pahalı ama gıda güvencesi, fakirliğin azaltılması ve ekosistemin muhafazası için hayatidir. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yapılan Dünya Bankası ve IMF toplantıları sırasında, gündemin ilk sırasındaki konulardan bir de “gıda krizi ve bu konuda alınacak tedbirler” olmuştur. Dünya Bankası Başkanı bu toplantıların son gününde yaptığı konuşmada Küresel Kriz sonrasında yapılması gerekenleri sayarken: “Eski düzen artık geride kalmıştır. Zamanımızı kaybetmemeliyiz ve sorumlu küreselleşmenin temelini atarak yeni bir düzen oluşturmalıyız” demiştir. Bu amaçla alınmasını önerdiği tedbirleri sayarken: “Tüm gıda zinciri boyunca, gıda güvenliğini sağlamaya ve sürdürülebilir tarım sistemleri oluşturmaya yönelik yenilikçi çabaları daha iyi destekleyebiliriz” demiştir. Dünya Bankası, AB ve diğer finans liderleri bugüne kadar tarımın desteklenmesi ve üretimin artırılması konusunda, özellikle gelişmekte olan ülkeleri engellemeye çalışıyorlardı. Bu son açıklamalar tarımın ve gıda üretiminin gelecekte en çok ihtiyaç duyulan ve en çok kazandıracak bir sektör olacağı beklentilerini güçlendirmektedir.

Dünya’da ortaya çıkacak olası gıda krizlerinde Türkiye’nin kendi gıda güvencesini sağlaması, bu krizlerin fırsata dönüştürülmesine katkıda bulunacaktır. Bu vesile ile gıda arzının sağlanması için en büyük katkıyı sağlayan toprak ve su yönetimi konularında çiftçi eğitiminin son derece önemli olduğuna inanmaktayız. TZOB olarak bu amaç doğrultusunda çiftçilere mesleki eğitim vermek üzere, TKB ile işbirliğine gidilmiş ve halihazırda TAGEM ile bir protokol imzalanmıştır. Bakanlığa bağlı TEDGEM ve TİGEM ile de çiftçi eğitim protokolleri imza aşamasına gelmiş olup, önümüzdeki günlerde eğitimlere başlamayı planlamaktayız.

Tarım ürünleri gıda fiyatları artık dünyada da yüksektir

     “Bizim maliyetimiz yüksek, yurt dışında fiyatlar daha düşük, üretmemiz şart değil, gerekirse ithal edelim” zihniyetinde olanlar için, şunu hatırlatmak gerekir: Tarım ürünleri gıda fiyatları artık dünyada da yüksektir. Kriz dönemlerinde gıda maddelerini üreten ülkelerin, kendi halkının ihtiyacı olduğunu öne sürerek ihracatı yasaklamaları nedeniyle, yüksek fiyatlarla bile gıda temininin ne kadar zor olduğunu, 2008 yılında yaşayarak gördük.

Türkiye’nin en büyük meslek ve çiftçi örgütü olarak gıda güvencesinin sağlanmasında, üzerimize düşen sorumluluğun bilinci ile çalışmalarımızı büyük bir gayretle yürütmekteyiz.

Ülkemizin tarımsal alt yapılarının tamamlandığı, tarım topraklarının ve sularımızın en iyi şekilde korunduğu ve değerlendirildiği, üreticilerimizin alın teri dökerek elde ettikleri ürünlerinin değerini bulduğu, refah seviyesinin yükseldiği, gıda güvencesinin sağlandığı, açlık sorunun olmadığı bir Türkiye ve dünya dileğiyle.”

 

 

Gümrük Müsteşarı Maksut Mete

0
SANYO DIGITAL CAMERA

Haber: İlker ÇAKAN

    Daha önce Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı iken Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığına atanan Maksut Mete yeni kararname ile Gümrük Müsteşarı oldu. Bulunduğu görevlerde başarılı hizmetlere imza atan, aslen Rize-İyidere’li olan yeni Gümrük Müsteşarı Maksut Mete’ye yeni görevinde başarılar dileriz.

TOBB Başkanı M.Rifat Hisarcıklıoğlu: Slovakya’nın hızla gelişmesini takdirle izliyoruz

0

Haber: İlker ÇAKAN

     Slovakya Başbakanı Robert Fitsso’un Türkiye ziyareti ile ilgili toplantıda bir konuşma yapan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu  şunları söyledi;

Türkiye, Bratislava’da Büyükelçilik açan ilk ülkelerden birisidir

     “Sayın Başbakan Robert Fitsso’nun ülkemizi ziyareti vesilesi ile düzenlenen bu toplantıda siz değerli konuklarla birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Sizleri şahsım ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına saygıyla selamlıyorum. Türkiye, Slovakya’nın bağımsızlığını kazanmasından kısa bir süre sonra Bratislava’da Büyükelçilik açan ilk ülkelerden biri olmuştur. Bu tarihten itibaren ikili ilişkilerimizde önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Slovakya’nın hızla gelişmesini takdirle izliyoruz. Türkiye Slovakya ekonomik ve ticari işbirliğinin de bu paralelde güçlenmesini arzu ediyoruz. Son dönemde de, Slovakya’nın AB’ne katılım sürecimize verdiği destek, iş dünyamız tarafından şükranla karşılanmaktadır. Bu desteğin önümüzdeki dönemde de artarak sürmesini temenni ediyoruz.

Türk ve Slovak iş dünyası için eşsiz fırsatlar sunmaktadır

    Kuşkusuz ülkelerimiz arasındaki üst düzey ziyaretler, kalıcı dostluk ilişkilerinin tesisi için zemin oluşturmaktadır. Sayın Başbakan, zat-i alinizin ülkemize gerçekleştirdiği bu ziyaretten kısa bir süre sonra, Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, 2-3 Kasım 2009 tarihlerinde Slovakya’ya resmi ziyarette bulunacaktır. Bu ziyarette Türk iş dünyasının temsilcileri de yer alacak ve ülkenizde düzenlenecek Türkiye-Slovakya İş Forumuna katılacaklar. Bu karşılıklı ziyaretler Türk ve Slovak iş dünyası için eşsiz fırsatlar sunmaktadır.  Siyasi iradenin de desteklediği bu verimli ortamdan Slovak iş dünyası ile birlikte ciddi ortaklıklar çıkarabiliriz.  Birliğimiz Slovakya Ticaret ve Sanayi Odası ile yakın işbirliği halindedir. Slovakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Peter Mihoc yakın dostumuzdur ve kendisiyle Eurochambres da birlikte çalışıyoruz.  Çalışmalarını da takdirle izliyoruz.

Haritası çıkartılmamış topraklardan” (Uncharted Land) geçiyoruz

     Küresel ekonomide önceden benzeri yaşanmamış gelişmelerin meydana geldiği bir dönemden geçmekteyiz. Güzel bir deyişle, “haritası çıkartılmamış topraklardan” (Uncharted Land) geçiyoruz. Yaşanan küresel kriz, az ya da çok, hem gelişmekte olan ülkeleri, hem de gelişmiş ülkeleri olumsuz etkilemektedir. Aynı şekilde uluslararası ticaret de düşüş eğilimindedir.

Türkiye, krizden en çok etkilenenlerden biridir

     Küresel ticaret hacmi, 2009’un ilk altı ayında yüzde 12 oranında azalmıştır. Türkiye, gelişmekte olan ülkeler arasında, krizden en çok etkilenenlerden biridir. 2009 yılı için yüzde 6 civarında bir küçülme beklemekteyiz. Bunun önemli bir sebebi, en önemli ticaret partnerimiz olan AB’nin, global krizden büyük çapta etkilenmiş olmasıdır. Buna bağlı olarak Türkiye’nin Avrupa’ya ihracatı yüzde 30 oranında gerilemiştir.

Krizi aşma çarelerini birlikte düşünmeli, birlikte adım atmalıyız

    Öte yandan geçtiğimiz hafta İstanbul’da yapılan IMF ve Dünya Bankası toplantılarında, krizden çıkış sinyallerinin güçlendiği, ama iyileşmenin yavaş olacağı ortaya konmuştur. Bir dönüşüm sürecinden geçecek dünya ekonomisinde, kriz öncesine göre daha yavaş bir büyümenin yaşanması olası görünmektedir. Bu yeni dönemde tüm ülkeler, birbirleriyle işbirliği yapmak ve diğer ülkelerin görüşlerini dinleme konusunda, daha açık olmaya ihtiyaç duyacaklardır. Bu çerçevede, Türk-Slovak ekonomik ilişkileri için de, yeni bir vizyon oluşturmamız gerekiyor. İkili ticareti yavaşlatmak, içine kapanık politikalar izlemek, bizleri daha da geriletir. Biz krizi aşma çarelerini birlikte düşünmeli, birlikte adım atmalıyız.

Türkiye-Slovakya güçlü ekonomilere sahiptir

    Bu çerçevede, 2008 yılında 1,2 milyar dolar olan ikili ticaret hacminin, küresel ticari faaliyetlerdeki genel olumsuz eğilimin ve iç daralmanın da etkisiyle, 2009 yılının ilk 8 ayında 615 milyon dolara düşmüş olmasına tabii ki üzüldük.  Gerek Türkiye gerekse Slovakya güçlü ekonomilere sahiptir. Bu itibarla kısa süre içerisinde, ticaretimizi çeşitlendirerek dengeleyeceğimize ve en az 3 milyar dolara çıkabileceğimize yürekten inanıyoruz. Diğer taraftan, İmzalanması öngörülen “Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması” da ikili ekonomik ilişkilerimize yeni bir ivme kazandıracaktır. Biz işadamları olarak, bu hedeflerimizin gerçekleşmesi için önümüzde bir engel bulunmadığına ve her iki ülke Başbakanlarının da bu hedefe ulaşmamız için desteklerini esirgemeyeceğine inanıyoruz.

Türkiye merkez ülkesi konumundadır

    Türkiye’deki yatırım ortamında son yıllarda ciddi bir gelişme kaydedilmiştir. Eskiden bir kanat ülkesi olarak görülen Türkiye, bugün, dünyanın gözünün üstünde olduğu bir bölgenin, merkez ülkesi konumundadır. Avrupa’nın, Karadeniz’in, Kafkasların, Orta Asya’nın, Ortadoğu’nun ve Akdeniz coğrafyasının kesişme noktasındadır. Kısaca, hem kuzey’le güney’in, hem de doğu’yla batı’nın birleştiği merkezde Türkiye vardır. Türkiye bu başarılara büyük petrol ya da enerji kaynaklarına sahip olmadan, güçlü sanayisiyle, müteşebbisiyle, kalifiye insan kaynağı ve genç nüfusunun kendisine sağladığı dinamizm ile ulaşmıştır.

Hedefimiz dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmaktır

    Kısacası, Çin’den İtalya’ya kadar olan bölgede bir sanayi devi olan Türkiye hem jeopolitik, hem de jeoekonomik bir güç olarak bölgesinde öncü bir rol üstlenmeye başlamıştır. Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki sanayi ihracatının yüzde 65’ini Türkiye tek başına yapmaktadır. Hedefimiz dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmaktır. Bu bilgiler ışığında, tüm Slovak işadamlarını Türkiye’de yatırım ve ortak girişim imkanlarını somut kazançlara dönüştürmeye davet ediyoruz. Sözlerime son verirken, ziyaretinizin ikili ilişkilerimize yeni bir ivme kazandıracağı inancıyla hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

 

Gürcistan izlenimleri

0

    Gürcistan bize komşu ve dost ülkedir. Tarih boyu da dost olarak kalmış bir ülkedir. Gürcistan’a genel olarak baktığımızda bir tarım ülkesidir. Bereketli toprakları olan Gürcistan’da sıcak iklimde yetişen tüm ürünler yetişmektedir. Yetişen tarım ürünleri genel olarak natüreldir. Naturel ürün yemek isterseniz, Gürcistan’da yaşamak gerekir. Natürel ürünün adresi Gürcistan’dır.

    Batum’dan Tiflis’e doğru yola çıktığınızda, yol boyunca el sanatları ürünlerine ve natürel tarım ürünlerine rastlamak mümkündür. Yol buyunca gördükleriniz, Anadolu insanını ve Anadolu topraklarını hatırlatmaktadır. Buraları görünce duygulanmamak mümkün değildir. Kültürleri bizim kültürle ortak özellikler taşımaktadır. Gürcistan’ı turizm açısından iyi tanımak için sırayla Gürcistan şehirlerini anlatarak başlayalım;

Batumi

    Gürcistan’ın turizm kenti Batum Türkiye’yi Sarp sınır kapısından Gürcistan tarafına geçtikten sonra başlar. Batum şehir merkezi Sarp sınır kapısına 20 km. uzaklıktadır. Batum bize Karadeniz Bölgesinin düzlük kesimini hatırlatmaktadır. Batum köylerindeki evler ve kültür bize Karadeniz kültürünün tıpkısını hatırlatmaktadır. Batum; turizm yönünden gittikçe büyüyen, turizm cenneti bir şehirdir. Şehircilik ve çevre düzenlemesi yönünden mükemmel bir şehirdir. Özellikle deniz sahili ve ihtişamlı parkı insanı büyülemektedir. Batum; turizm yönünden geleceğin bölgesel yıldızı olma yolundadır. Gürcistan’da yatırım yapılacak en önemli bölgelerinden birisidir. Şu anda Batum’da büyük 25 otel yapılma yolundadır. Batum’a yıllık ortalama 250.000 turist gelmektedir.

Kobuleti

    Batum’a 25 km. uzaklıktaki Kobuleti,  Gürcistan Özerk Acara Cumhuriyetinin en güzel tatil kentlerinden birisidir. Batum’dan Kobuleti’ye giderken Karadeniz karayolunu ve Karadeniz vadisini ve evlerini hatırlatmaktadır. Kobuleti adeta tatil köyü durumundadır.  Şehir boyunca güzel sahili vardır. Karadeniz sahil kentlerinden birisi olan Kobuleti gelişme yolunda olan önemli kentlerden birisidir.

Kutaysi

    Batum’dan Kutatysi’ye giderken Kobuleti’den sonra iç kesime doğru gidilmektedir. Düzlük bir arazide kurulan Kutaysi şehir güzelliği ile ihtişamını göstermektedir. Kutaysi’de halkın geçimi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır.

Haşuri

    Haşuri kenti Gürcistan dağlık bölgede kurulan önemli kentlerinden birsidir. Haşuri kenti Batum-Tiflis yolu üzerinde kurulmuştur. Dağlık bir bölgede kurulan Haşuri kenti yerleşim yeri itibariyle şirin bir dağlık kentidir. Haşuri’de naturel ürünleri bulmak mümkündür. Haşuri’de yöresel haçapuri pidesi ünlüdür.

Gori

    Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e 85 km. uzaklıktaki Gori şehri, Batum-Tiflis karayoluna 5 km. iç kesimdedir. Gori  savaştan sonra gelişmesini tamamlamıştır. Dağlar arasında düz bir vadide kurulan Gori şirin bir kenttir. Alışveriş merkezlerinin ve ticari faaliyetin yoğunluğu ile dikkat çekmektedir.

Tiflis

    Gürcistan’ın başkenti Tiflis en gelişmiş metropol şehirlerden birisidir. Şehir ihtişamı ile insanı büyülemektedir. Kısaca Gürcistan’a gezmeye gelince özellikle Batum ve Tiflis’i görmek gerekir.

    Bir başka Gürcistan gezisi anısında buluşmak dileğiyle.    

İLESAM Başkanı Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu

0

Haber: İlker ÇAKAN

    İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) Yönetim Kurulu 29.08.2009 Cumartesi günü yaptığı toplantıda Başkanlık Divanı üyeleri için yeniden seçim yapılmıştır. Konuyla ilgili  İLESAM basın açıklaması şöyledir;    

    ” İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) Yönetim Kurulu, 29.08.2009 Cumartesi günü yaptığı toplantıda, Başkanlık Divanı Üyeleri için yeniden seçim yapmış ve Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu’nu Yönetim Kurulu Başkanlığına, Yrd. Doç. Dr. Zeki Gürel’i Başkan Yardımcılığına, Doç. Dr. Pehlivan Uzun’u da Muhasip Üyeliğe (yeniden) seçmiştir. Yeni yönetim kurulu başkanımız Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu ve Başkan Yardımcımız Yrd. Doç. Dr. Zeki Gürel ile yeniden seçilen Muhasip Üyemiz Pehlivan Uzun’a yeni görevlerinde başarılar diliyor; yeni yönetim kurulu üyelerimiz Zeynep Köşker ve Aysel Al’a hoş geldiniz diyor, İLESAM’a yapacakları hizmetlerden dolayı şimdiden teşekkür ediyoruz.

    1- Yakında yayımlanacak olan İLESAM Bülteni Güz Sayısı için, üyelerimizden, faaliyetleri, yeni yayınları ve yazarlarımızın hak ve hukuku, telif hakları konularında haber, bilgi ve fotoğraf göndermelerini bekliyoruz.

    2- Görevden alınan, ancak devir-teslim yapmayarak İLESAM’ı çalışamaz bir durumda bırakmak isteyen, üyelikten atılması için Haysiyet Divanı’na da sevki kararlaştırılan Prof. Dr. Vahit Bıçak hakkında ilgili mercilere suç duyurusunda bulunulmuş olup, bu konuda gerekli açıklama ayrıca yapılacaktır.”

   İLESAM Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu; 1961 yılında Ayvalık’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimimi Ayvalık’ta, Cumhuriyet İlkokulu ve Ayvalık Lisesi’nde tamamladı.1986 yılında Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Halen, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türk Halkbilimi Anabilim Dalı’nda ve Özbekistan’ın Taşkent Üniversitesi Şarkşinaslık Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

 

 

 

Vatandaştan sağlık yardımı

0

Haber: İlker ÇAKAN

   Türkiye’de sağlık yardımına muhtaç ve kimsesiz vatandaşlara yardım etmek isteyen duyarlı kişi ve kuruluşların ilanları aşağıdadır;

 

12 yaş altı işitme problemi olan çocuklara sağlık yardımı ilanı

   İstanbul Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı olarak 12 yaş altı işitme problemi olan, maddi durumu kötü, hiçbir sağlık güvencesi olmayan fakir çocukların tüm tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını ücretsiz karşılayacağız. Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim  telefonumu verin.
Sema Onay  (Rektör Asistanı)
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yurtiçi Yayın Koordinatörü
Cep Tel:  0543 291 65 65                   

 

Tekerlekli sandalye yardımı ilanı

  Çevrenizde tekerlekli sandalye ihtiyacı olan ve temin etme şansı bulunmayan kişiler var ise lütfen
Acilen bildirin! Altunizade Kulübü temin edip kendilerine ücretsiz olarak verecektir.
Erol Ayvacıklı  
NGM Uluslararası Tas.Tic.Ltd. Sti .  
Tel:  0216 326 41 66 -0216 326 41 66
Fax: 0216 326 33 53

Koşuyolu-İSTANBUL 

Vatandaştan eğitim yardımı

0

Haber: İlker ÇAKAN

   Türkiye’de eğitim yardımına muhtaç ve kimsesiz vatandaşlara yardım etmek isteyen duyarlı kişi ve kuruluşların ilanları aşağıdadır;

 

Görmeyen çocuklar için okul yardımı ilanı(1)

   Türkan Sabancı  adına yaptırılmış, tam donanımlı görmeyen çocuklar için bir okul var.
Hatta aralarında zeka yönündenden kusurlu ama eğitilebilir ancak görmeyen cok sayıda cocuk da var. Istenirse, yatılı  bölümü de var. Ama öğrenci sayısı kapasitesinin altındaymıs.  
Yer: Üsküdar
Tel: 0-216-310 49 12 -0-216-310 49 12
Müdür: Feyzullah Güler 

 

Görmeyen çocuklar için okul yardımı ilanı(2)

Veysel Vardal Gorme Engelliler İlköğretim Okulu.
Yer: Sarıyer
Tel: 0-212-201 12 92 -0-212-201 12 92
Müdür: Muzaffer Ten
   
Bu okullar öğrenci azlığından kapanma tehlikesi icinde.
Oysa kimbilir, bu imkanlara muhtac kac cocugumuz var cevremizde.
Bize düsen gorev, bu cocuklarımızı bulup bu imkanı onlara ulastırmak.

 

 

 

KAYAD Genel Başkanı Ali Koplay: ” Krizin neresindeyiz?

0

Haber: İlker ÇAKAN

    Ankara’da bulunan Kamu Yönetimi Araştırma Deneği (KAYAD) tarafından 10 Ekim Cumartesi günü saat: 13.30-17.00 arası Ankara’da Türkiye Noterler Birliği Genel Merkezi salonunda “Küresel ekonomik krizin neresindeyiz?” konulu bir panel düzenlenecektir. KAYAD Yönetim Kurulu Genel Başkanı Koplay’ın verdiği bilgiye göre; Paneli Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F Öğretim Üyesi Prof.Dr. Muhteşem Kaynak yönetecektir.

    Bu panele katılacak panelistler ve konuları  ise şöyledir; Doç.Dr.Mustafa Durmuş -Gazi Üniversitesi. İ.İ.B.F Maliye Bölümü. Öğretim Üyesi “2008 Krizi Nasıl Çıktı, Ne Durumda? Küresel Perspektiften Eleştirel Bir Değerlendirme” Prof.Dr.Aziz Konukman- Gazi Üniversitesi  İ.İ.B.F İktisat Bölümü Öğretim Üyesi “2008 Krizinin Türkiye’ye yansımaları: Karlar özelleşirken, zarar sosyalleşiyor mu?”  Dr. Rahmi Aşkın Türeli, Mülkiye Araştırma Merkezi (MAR) Müdürü “Krizden çıkılıyor mu? Toparlanma göstergeleri nasıl yorumlanabilir.

Okuma hasreti

0

Haber: İlker ÇAKAN

   Artvin-Arhavi ilçesinde yıllar önce aile arasındaki tapu davası yüzünden uzun süre mahkemede dava devam ederken, okuma –yazma bilmeyen yaşlı bir Arhavili vatandaş mahkeme sonuç kağıdının sonucunu öğrenmek için, mahkeme çıkışında merdiven başında o sırada merdivende yürüyen genci yanına çağırıp, heyecanla sonucu öğrenmek için çocuğun okumasını bekliyor. Bu durum okuma hasretinin önemini özenle vurgulamaktadır.

Karadeniz müziğinin rüzgarı Bayar Şahin

0

Haber: İlker ÇAKAN

    Karadeniz müziğinin sevilen sanatçısı Bayar Şahin altıncı CD’sini çıkardı. Aslen Artvinli olan sanatçı Bayar Şahin CD’lerini Türkçe ve Gürcüce çıkarıyor. Çıkardığı CD’lerde Karadeniz yöresi şarkı ve türküleri yer alıyor.Gürcistan Özerk Acara Cumhuriyeti Başkenti Batum’un ünlü klüplerinden Arena Disco Clubü ziyaret eden Sanatçı Bayar Şahin şunları söyledi: “Karadeniz müziğini çok seviyorum. Gürcistan- Özerk Acara Cumhuriyetinde ve Türkiye’deki televizyon programlarına katlıyorum.”

 
                                  
                                     Bayar Şahin’in Türkçe Bani CD’si
 
                                  
                                    Bayar Şahin’in Gürcüce Nalia CD’si
 
                                    
                                      Sanatçı Bayar Şahin’in Gürcüce
                                                Tetro Mamalo CD’si 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                 
 
error: Content is protected !!