Pazartesi, Nisan 13, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 215

KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu: “Self determinasyon hakkımız vardır”

0

Haber: İlker ÇAKAN

  KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs müzakere sürecinin ucu açık sürdürülemeyeceğini; Kosova’da olduğu gibi bir tarihlendirme yapılarak müzakere sürecinin başarılı veya başarısız olduğunun açıkça ortaya konması gerektiğini söyledi. Eroğlu, başarısızlık söz konusu olursa o zaman Kıbrıs Türklerine münhasıran ne yapmak istediklerinin sorulması ve çıkacak sonuca Rumların saygı göstermesinin sağlanması gerektiğini kaydederek, bunun hem Doğu Timor’da, hem de Güney Sudan’da yapıldığını belirtti.

  Kıbrıs müzakerelerinde 50 yıllık tıkanıklığın bugünkü parametrelerle çözülmesinin mümkün olmadığını söyleyen Eroğlu, “Bir başka ifadeyle Kıbrıs sorunu bugünkü haliyle asla çözülemez. Sorun, aktörlerde değil; bizzat oyunun dizayn ediliş şeklindedir” dedi.

Cumhurbaşkanı Eroğlu, önceki gün gittiği İstanbul’da Kadir Has Üniversitesi’nde “Uluslararası Dinamikler Işığında Kıbrıs Konusu” konulu konferansta konuşma yaptı.

Nisan 2010’da Cumhurbaşkanı seçilmesiyle ilk iş olarak BM Genel Sekreteri Ban-ki Moon’a mektup göndererek devlette devamlılık ilkesi gereği müzakerelere kalındığı yerden devam edeceğini ancak tüm konuları yeniden ele almak istediğini bildirdiğini; müzakerelerin başladığını ancak geçen sürede arzu edilen ilerlemenin sağlanamadığını söyledi.

Uluslararası yapı ve Rum halkının çözüm istememesi

  İlerleme olmamasının nedenlerini sıralarken iki noktaya işaret eden Cumhurbaşkanı Eroğlu, “Bunlardan birincisi uluslararası yapının Kıbrıs’ta çözümü destekleyecek nitelikte olmaması; bilakis çözümsüzlüğün devamını beslemesidir. Kıbrıs sorununda tıkanıklığın ikinci sebebi ise Rum halkının, bakınız vurgu ile tekrar etmek istiyorum, Rum halkının çözüm istememesidir” dedi. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, “Arap Baharı”nın sadece Orta Doğu-Doğu Akdeniz coğrafyasını değil, aynı zamanda küresel siyasi dengeleri de etkileyen bir nitelik taşıdığını ve son üç yılda Kıbrıs konusunu da etkilediğini belirtti.

  “Kıbrıs meselesi ne yazık ki sadece Kıbrıs’tan veya Kıbrıslılardan ibaret değildir” diyen Eroğlu, 1960 Cumhuriyeti garantörlerinin Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olduğunu ancak bu ülkeler dışında da ABD, Rusya ve AB aktörleri olduğunu, başka devletler de bulunduğunu anlattı. Bu aktörlerin her birinin Kıbrıs konusunda bir etki yaptığını kaydeden Cumhurbaşkanı Eroğlu, bu aktörlerin oluşturduğu uluslararası yapıda ABD’nin temel aktör olduğu serbest piyasa ekonomisine dayalı liberal-demokratik yapının küresel hegemonyası, bir yandan da bu hegemonya içinde kendini daha tepelerde görmek isteyen Çin, Rusya ve Almanya gibi ülkelerin rekabetinin yaşandığını belirtti.

Kıbrıs meselesini kavramak için küresel düzeni kavramak zorundayız

  “Kıbrıs meselesini ve müzakere sürecini gerçekten kavrayabilmek için bu küresel düzeni, denge ve değişimi kavramak, dikkatli bir şekilde yerine koymak zorundayız” diyen Eroğlu, şöyle konuştu: “İşte Kıbrıs konusunda da Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya arasındaki küresel denge –hatta bu resme Avrupa Birliği’nin temel iki aktörü Almanya ve Fransa ile Kıbrıs’ta tarihi bir rolü bulunan İngiltere’de katılabilir- büyük önem taşımaktadır.

Bugünkü sürecin devamlılığı açısından Kıbrıs’ta toplumlararası çatışmaların 1963 Aralık ayında Rum saldırılarıyla başladığını kabul edelim. Aslında çatışmaların kökeni çok daha eskilere dayanmaktadır; ama 1960 yılında kurulan ortaklık devletinin yıkılmasıyla birlikte bugünkü duruma nasıl geldiğimizi değerlendirmek açısından 1963 olaylarından başlıyorum.

  1964 yılında Türkiye’nin müdahalesi Amerika tarafından nasıl ve niçin engellenmiştir? Sizler herhalde meşhur Johnson Mektubu’na aşinasınız. Amerika, Türkiye’nin müdahalesine engel olurken, Rumların silahlı saldırılarının da cezasız kalması sonucunu doğuran bir politika izlemiştir. Bunun sonucunda da Türklerin, silahla kovuldukları ortaklık devletinin münhasıran Rumlar tarafından ele geçirilmesine göz yumulmuştur. Bakınız; ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ gerçekte 1963 Aralık ayında yıkılmıştır; ancak bir suret, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sadece sureti Rumlar tarafından kontrol edilmektedir. Pekiyi bu devletin anayasası, Kıbrıs Türklerine eşit haklar tanıyan temel ilkeleri ne olmuştur? Bunlar tam yarım asırdır yok sayılmaktadır.”

2003 dönemi

  Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, 2003 dönemine değinirken, 2002 sonbaharına “Annan Planı”nın ortaya çıktığını, planın Rumların lehine bir durum içerdiğini kaydederek, “Çünkü plan kabul edilseydi, KKTC topraklarının önemli bir kısmı Rumlara verilecek, çok sayıda Rum, KKTC topraklarında yaşamaya başlayacak, Kıbrıs’ta Türk askeri varlığı 650 kişiye indirilecek ve siyasi olarak Kıbrıs Türkleri kendi devletlerinden vazgeçmiş olacaklardı. O dönemde Kıbrıs Türk tarafında çok yoğun bir propaganda dönemi yaşandı. Birleşmiş Milletler bütün kaynaklarını seferber ederek Türk tarafından “evet” çıkması için azami gayret gösterdi. Neticede muvaffak da oldular. O zaman bir tek ben ve partim bu Plana karşı çıkmıştık” dedi.

  Rumların yüzde 76’sının hayır demesiyle kendi lehlerine olan bu planın hayata geçirilemediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Eroğlu, Rum halkının demokratik iradesini ortaya koyarak Kıbrıs’ta federal bir çözüme karşı çıktığını; dönemin Rum lideri Papadopulos’un hayır kampanyası yürüttüğünü; önceleri planı destekleyen Hristofyas’ın da sonra karşı çıktığını anlattı. Eroğlu, bugün Rum halkının yüzde 86’sının anlaşmaya karşı çıktığını belirterek, o dönemde de Kıbrıs Türk tarafından “evet” çıkacağı garanti altına alındıktan sonra yan çizdiğini, “netice itibarıyla Türk tarafını ve bütün bir uluslar arası camiayı ‘safi’ yerine koyduğunu” ifade etti.

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, “Elimizi açtık ve mutlak surette işbirliğine giderek Annan Planı’na onay vereceğimizi net bir şekilde ortaya koyduk. Oysa politika bilimi bu konuda bilimsel verilere sahiptir; bir müzakere sürecinde rakibinize elinizi bu kadar açık gösterirseniz, kaybedersiniz” diye konuştu.

Anlaşmaya mutlak gözle bakanlar ne kadar yanıldıklarını gördüler

  O dönemde uyarılarının dikkate alınmadığını; ama bugün sorumluluğun kendi sırtında bulunduğunu ve oyunu kurallarına, bilimsel temellerine göre uygulamak zorunluluğu altında olduğunu anlatan Eroğlu, selefi 2. Cumhurbaşkanı Talat’ın 5 yıl görev yaptığını son iki yılında karşısında yoldaş bildiği Hristofyas’ın olduğunu ama bu ikilinin bir anlaşmaya varabilmesine mutlak gözü ile bakanların sonuçta ne kadar yanıldıklarını gördüğünü söyledi.

Bugünkü haliyle asla çözülemez

  Eroğlu, bunun nedeninin, Kıbrıs müzakerelerinde 50 yıllık tıkanıklığın, bugünkü parametrelerle çözülmesinin mümkün olmadığını belirterek, “Bir başka ifadeyle Kıbrıs sorunu bugünkü haliyle asla çözülemez. Sorun, aktörlerde değildir. Sorun bizzat oyunun dizayn ediliş şeklindedir. İşte Talat-Hristofyas ikilisi; neden çözemediler?” diye sordu.

Teşhis yanlış… Hasta sürekli koma halinde

  Hekimlikte de politikada da doğru teşhis yapmak gerektiğini vurgulayan Eroğlu, “Siyasetçi bir hekim olarak çok net bir şekilde ifade etmek zorundayım ki Kıbrıs meselesine yanlış teşhis konmuştur.Tabiatıyla teşhis yanlış olunca, tedavi de yanlış olacaktır. İşte bu nedenle hasta sürekli koma halindedir” diye konuştu.

Çözüm mümkün

  Kıbrıs’ta müzakerelerin özünün, yanlış bir şekilde ‘devletin yeniden birleştirilmesi’ (reunification) üzerine kurgulanmak istendiğini; oysa Kıbrıs’ta dili, dini, milliyeti, kültürü, kökeni kısaca her şeyi ayrı iki millet ve şu anda iki ayrı devlet bulunduğunu söyleyen Eroğlu, elbette bu iki milleti bir arada yaşatacak, bir çözüm bulmanın mümkün olduğunu ancak zorla ve baskıyla iki ayrı milletten bir devlet oluşturmanın Kıbrıs koşullarında ne kadar gerçekçi olduğunun akılda tutulması gerektiğini kaydetti.

Self determinasyon hakkını tanımaktan neden kaçınıyorsunuz?

  Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, zaman zaman ziyaretine gelen yabancı konuklara “Kosova’da, Güney Sudan’da veya Doğu Timor’da tanıdığınız self-determinasyon, yani kendi geleceğini tayin hakkını neden Kıbrıs Türklerine tanımaktan kaçınıyorsunuz?” diye sorduğunu da belirterek, “Rumlar bizi istemiyorlar… Bunu da açıkça, demokratik iradeleriyle ortaya koydular ve koymaya devam ediyorlar” dedi.

  Eroğlu, son kamuoyu yoklamalarına işaret ederek, Kıbrıs Rum halkının yüzde 80’lerin üzerinde çözüme karşı dururken Türk tarafında bu oranın yüzde 50’nin üzerinde olduğunu belirtti. Geçtiğimiz haftalarda Filistin devletiyle ilgili BM örgütünde tarihi bir adım daha atıldığını hatırlatan Eroğlu, 20 yıl önce Oslo’da imzalanan Filistin-İsrail barış anlaşmasının barış getirmediğini; Gazze’de insanlık dramı yaşandığını anlattı ve “Oysa Filistin tam bağımsız bir devlet olarak tanınsa, Gazze’de insanlık dramı yaşanır mıydı?” diye sordu.

74 yazından beri barış hüküm sürüyor

  Kıbrıs’ta 1974 yazından beri neredeyse tam 40 yıldır barış hüküm sürdüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Eroğlu, “O zaman açıkça ifade etmeliyim: Bir fantezi uğruna halkımı kurban edemem! Yaşatılamayacak bir anlaşma kimsenin işine yaramaz” dedi. 1974 Mutlu Barış Harekâtı’yla Kıbrıs’ın iki kesimine de demokrasi geldiğini kaydeden Eroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Rum halk iradesi demokratik olarak ortaya konulmuş Rum kararı anlaşmaya karşıysa, ne yapabiliriz? Demek ki sevgili dostlar, Kıbrıs sorunu gerek iç, gerekse dış dinamikler açısından yapısal bir tıkanma durumu ile karşı karşıyadır.

  Başından beri söylemekteyim: Kıbrıs’ta bizi 1974 öncesine götürmeyecek, gerçeklere dayalı ve sürdürülebilir bir anlaşma yapmak için müzakerelerde iyi niyetle hareket etmekteyim. Aynı tutumu Rum tarafından da beklemekteyim. Ancak temel sorun, Rum liderlerin kendi haklarına karşı sorumluluklarında düğümlenmektedir.”

  Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, yapılabilecekler konusunda şunları söyledi:

“Birincisi; Kıbrıs Türkleri bir halktır, demokratik bir devlet çatısı altında yaşamaktadırlar.

Kıbrıs Türklerinin gerek demokrasisi, gerekse kendi kaderlerini tayin hakları fiilen Birleşmiş Milletler tarafından da tanınmaktadır.

  Ben ülkemin üçüncü Cumhurbaşkanıyım. Her seçimden sonra yeni seçilen KKTC Cumhurbaşkanı, Birleşmiş Milletler tarafından Türk tarafının resmi temsilcisi olarak hemen kabul görmüştür. Demek ki, sevgili konuklar, KKTC’yi tanımayan uluslar arası camia, Kuzey Kıbrıs Türk Devleti’nin demokratik rejimini tanımaktadır.

 Self-determinasyon hakkına gelince; Kıbrıs Türk halkının tartışmasız olarak kendi kaderini tayin hakkı vardır ve bu hakkını kullanarak 15 Kasım 1983’te kendi Devleti’ni ilan etmiştir.

Annan Planı’nın 2004 Nisan ayı içinde eşzamanlı, ayrı-ayrı oylamaya sunulması da göstermektedir ki Kıbrıs’ta olası bir anlaşma için Kıbrıs Türk halkının onayı olmazsa olmaz bir şarttır. İkinci bir husus siyasi meselelerle teknik meselelerin birbirlerinden ayrılmasının yararının fark edilmesidir. Müzakerelerde siyasi meselelerde bir arpa boyu yol alabildik mi, emin değilim ama daha teknik konularda çok şeyler başardık.”

2  büyük gelişme

   Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs’ta son zamanlarda iki büyük gelişme yaşandığını; bunlardan birinin Kıbrıs’ta barışın çimentosunu karmak için kullanılabilecek Türkiye’den borularla su taşınması projesi olduğunu ve suyu Rum tarafıyla barışçı amaçlarla paylaşmaya hazır olduklarını kaydetti. İkinci büyük gelişmenin ise Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının kullanımıyla ilgili olduğunu ifade eden Eroğlu, bu konuda ilmi bilgilerden faydalanmaya devam edeceklerini, “Doğu Akdeniz’de gerçekten ne kadar gaz yatağı bulunduğu, sorunlu bir coğrafyada bu gazın çıkartılıp, dünya pazarına sunulmasının mümkün olup, olmadığının” çok önemli sorular olduğunu belirtti.

  Cumhurbaşkanı Eroğlu, Rum muhataplarına eğer varsa bu zenginliği ortak iradeyle çıkarma ve Türkiye üzerinden dünyaya pazarlama, gelirini de barışın finansmanı için kullanma önerisi yaptıklarını ama Rum liderliğinin buna sıcak bakmadığını anlatarak, Güney Kıbrıs’taki başkanlık seçimini kazanmasına mutlak gözüyle bakılan Nikos Anastasiades’in tavrına bakınca da endişelerinin arttığını söyledi. Kıbrıs’ta 1968’de başlayan müzakerelerde bugüne dek konuşulmamış bir konu olmadığını vurgulayan Eroğlu, siyasi iradenin ortaya çıkmasını umut etmenin en basit ifadeyle naiflik olduğunu kaydetti.

Zaman takvimi elzem

  Sonuç alıcı görüşmeler yapılabilmesi için, Kıbrıs’ta var olan gerçekler dikkate alınarak “belirli bir zaman takvimi, anlamlı müzakereler ve bunun sonunda garantörlerin de katılacağı bir sürecin” elzem olduğunu ifade etti.

 Ucu açık görüşmelerin 44 yıldır sürdüğünü ve sonuç vermediğini kaydeden Eroğlu, Rum tarafının sadece konuşmayı yeğlediğini; çok taraflı toplantılardan ısrarla kaçtığını; Kıbrıs Türklerine karşı uygulanan haksız ambargoların hiçbir siyasi, hukuki veya ahlaki temeli bulunmadığını ama ambargoların sürdüğünü söyledi.

  Eroğlu, “O zaman, demokratik iradesini hep barıştan yana koymuş olan Kıbrıs Türklerinin cezalandırılmasına derhal son verilmelidir. Netice itibarıyla KKTC bir gerçekliktir. Bunun inkârı bize bir şey kazandırmamaktadır; kaldı ki aslında KKTC’nin güçlü varlığı, Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir anlaşmanın da garantisidir” dedi.

KKTC 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat: “Ekonomik kriz çözüm için motivasyon unsuru”

0

Haber: İlker ÇAKAN 

  KKTC 2’nci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bir çözüm için öncelikle Türk tarafının uğraşması gerektiğini belirtti ve Rum tarafının yaşadığı ekonomik krizin çözüm için motivasyon unsuru olabileceğini söyledi. 2’inci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bayrak Haber’de yayınlanan Güney’in Gündemi programına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

  Rum Lider Hristofyas ile kendisinin Cumhurbaşkanı olduğu dönemde çözüm konusunda önemli ilerlemeler sağladıklarını kaydeden Talat, ancak Hristofyas’ın bunu açıklamaktan kaçındığını belirtti. Türkiye’nin AB perspektifi netleşmeden Kıbrıs sorununda ciddi bir hareketlenme beklemediğini kaydeden Talat, bunun da şartların olgunlaşmasına bağlı olduğunu anlattı.

  Talat, Rum tarafında yapılacak seçimlerin ardından küçük hareketlenmeler beklentisinde olduğunu söyledi ve dünyanın BM Parametrelerini değiştirmeye yaklaşmayacağını vurguladı.

 Kıbrıs sorununun çözümünde öncülük yapması gereken tarafının Türk tarafı olduğunu çünkü Rum tarafının çözüme ihtiyacı olmadığını belirten Talat, ancak Güney’de yaşanan ekonomik krizin Rum tarafını çözüme motive edebileceğini söyledi. Talat, hükümetin ekonomisi kötü giden Rum Yönetimi’ne yardım sözlerini de eleştirerek, bunu ciddi bulmadığını belirtti.

  Kıbrıs sorununun çözümünün her iki tarafa da fayda getireceğinin ortaya çıktığını kaydeden Talat, Kıbrıs konusunda şu anda uygulanan siyasetin ayrılık esasına yönelik olduğunu savundu.

Arif Nihat Asya

0

  Türk Edebiyat Tarihi’ne “Bayrak Şairi” olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca’nın İnceğiz Köyü’nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver Efendi, annesi Tırnovalı Fatma Hanımdır. Nihat Asya bir aylık bebek iken babasının ölümü üzerine, akrabalarının himayesinde büyümek zorunda kaldı. İlköğrenimine köyünde başladı fakat daha sonra İstanbul’a geldi. Önce Haseki Mahalle Mektebi’ne daha sonra Gülşen’i Maarif Rüştiyesi’ne devam etti. Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi kapatılınca, Kastamonu Sultanisi’ne aktarıldı. Liseyi bitirdikten sonra, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nun Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu.

  Milli Mücadele Dönemi’nde Ankara’da bulundu. Bu dönem onun şiire başladığı, Türklük ve vatan aşkı ile şiirler kaleme aldığı tarihlerdir. 1828 yılında Darülmuallimin’i Aliye’den edebiyat öğretmeni olarak mezun oldu ve Adana kolej ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yaptı. 1948 yılında Edirne’ye tayin edildi. 1950-54 döneminde Adana Milletvekilliği, 1954 yılında Eskişehir milletvekilliği yaptı. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi’nden emekli oldu. 5 Ocak 1975 tarihinde Ankara’da vefat etti.

  EdebiyatımızdaBayrak” şairi olarak tanınan Asya, Bayrak şiirini Adana’nın kurtuluş günü olan bir 05 Ocak’ın heyecanı ile yazdı. Bir çok dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Şiirlerinde hece, arûz ve serbest vezinleri kullanan Arif Nihat, nazmın her tür ve şekliyle eserler vermiştir. Fikrin ağır bastığı şiirlerinde milliyetçilik konusu büyük bir yer tutar. Çok renkli ve değişik biçimli şiirler yazmış olan Asya, son şiirlerinde biraz da mistisizme yönelmiştir. Şiirinde daima bir yenileşme çabası içinde olan şair, etkilerden uzak kalarak kendine özgü bol renkli şiir dünyasını yaratmıştır.

  Güzel ve zarif benzetmelerin yanı sıra, keskin zekâsının, şakacı mizâcının mahsûlü olan nükteleri, hicivleri, kelime oyunları üslûbunu tamamlayan önemli unsurlardır. Tarihimizin şanlı sayfalarını şiirleştiren şair, Rubai türünün yeni Türk edebiyatında önemli şahsiyetlerinden kabul edilir. Bayrak ve vatan, onun mısralarında en usta anlatıcısını bulmuştur.

Şiir kitapları:

  Heykeltraş (1924), Yastığımın Rüyası (1930), Ayetler (1936), Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (1946), Rubaiyyat-ı Arif (1956), Enikli Kapı (1964), Kubbe-i Hadrâ (1956), Kökler ve Dallar (1964), Emzikler (1964), Dualar ve Aminler (1967), Aynalarda Kalan (1969), Kanatlar ve Gagalar (1946), Kıbrıs Rubaileri (1964), Avrupa’dan Rubailer (1971), Kova Burcu (1967).

 

Boğazımdaki iki düğüm…

0

  Her Öğretmenler gününde,iki şey canımı acıtır.1.si ağabeyimin vefatı, 6 yıl önce kendisini kalp ameliyatı sırasında damar tıkanıklığından beyin ölümünün gerçekleşmesi sonucu kaybettik. DRları bir hafta daha makineye bağlı olarak yaşatabilmişlerdi. Zaten iki kardeştik ve o benim tek abimdi….Hala boşluğunu dolduramadığım………..Hern o  kadar aynı ortamda yaşayamasak ta…..(Ben annemde,o babamın yanında büyümüştü çünkü.)Birbirimize uzak yaşamıştık onunla.Yıllarca görüşmesek te o benim ağabeyimdi işte…….2.si de bana alfabeyi ,çarpım tablosunu, resim yapmayı,şarkıları,renkleri,Türkçe, Matematik derslerini öğreten insan,ikinci annem gibi sevdiğim ilkokul öğretmenim, sevgili öğretmenim Mebrure Tanyel’in vefatını öğrendiğim gündür. O da bir öğretmenler günüydü öğrendiğimde… Yani 24 Kasım…  Yıllarca Bursa’da yaşadığım için kendisiyle sık sık görüşemiyordum son yıllarda.

  Ama  Çanakkale’ye yerleştikten sonra bir öğretmenler gününde ziyaret etmeyi düşündüm, bugün mutlaka öğretmenimi ziyaret etmeliyim dedim kendi kendime…..Ve  içinde öğretmenime yazdığım şiir de bulunan ilk kitabım (Hasretim Sana)yı, pembe çiçeklerle donanmış açelya çiçeğini, ayaklarına veya sırtına koyabileceği şalı da alarakelini öpmeye gittim. Ama kapıyı açan olmadı.Apartmandaki bütün zillere bastım.o gün mutlaka öğretmenimi görmeli ve elini öpmeliydim. Sonunda çaldığım zillerden birinden cevap geldi.Ve kapı açıldı….Merdivenlerden yukarı çıktım ki bana kapıyı açan karşıki komşusuydu ve o da çok yaşlıydı.Öğretmenime geldiğimi söyleyince….Ağlayarak; o bizi 40 gün önce terk edip gitti deyince gözyaşlarımı tutamayıp oracıkta kapının ağzında ağlamaya başladım.Hem de hıçkıra hıçkıra……Elimdekileri kendisine vererek, eve ağlayarak döndüm. İnsanız işte,bazı şeyleri hep erteleyerek geç kalıyoruz….

  Onun için sizler geç kalmayın lütfen……Ziyaret etmek istediklerinizi hemen, aklınıza düştüğü anda ziyaret edin. Gitmek istediğiniz yere hemen gidin.Yapmak istediğinizi hemen yapın!…..Sonraya bırakıp, keşkeler yaşamayın. Ben geç kalmıştım ve benim sevgili öğretmenim, 90 yaşında hayata gözlerini kapamış, göçüp gitmişti. Ben elini öpemeden ,onun gülyüzünü göremeden……….Kendisi, İstiklal İlkokulu ve Gazi İlkokulunun değerli öğretmenlerindendi.İkisinin de ruhları şadolsun!……Mekanları cennet olsun. Affınıza sığınarak sizlerle paylaşmak istedim….Boğazımda iki düğüm olduğunda…..Yani şu anda….Onun içindir ki Her 24 Kasımda …….O iki düğüm …… İçimi acıtır. Canımı yakar…..Önce başöğretmenimiz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, sonra öğretmenimin, ağabeyimin ve tüm öğretmenlerimizin ellerinden hürmetle öpüyorum…Kalın sağlık ve sevgimle…..

 

Sevgili  öğretmenim

 

Bana alfabeyi öğretensin

Elimden tutan, beni sevensin

Annemden sonra ilk gelensin

Benim sevgili öğretmenim

Beni yurduma yetiştirensin

Meslek sahibi de edensin

Sevgiyi,  saygıyı öğretensin

Benim canım öğretmenim

Yurdumu ve dünyayı öğretensin

Azmi, çalışkanlığı gösterensin

Başımın üzerinde her zaman yerin

Benim sevgili öğretmenim

Elmas kadar değerli sözlerin

Bence yakut, kalem tutan ellerin

Ellerinden saygıyla öperim

Benim sevgili öğretmenim…

İnsan ve spor bilimi

0

  “Her şey insanlar için” sözü toplumda çok sık kullanılır. Her yenilik insanlar içinde söylenebilir. Aslında çok geniş bir kavram; 360 derecelik pencereden dünya da olup bilenleri incelemek gibi. Her yöne, her şeye hakim olan bir bakış diye de tanımlayanlar olabilir.  Dünya devletlerinde olduğu gibi 1980’li yıllardan bu yana ülkemizde de her geçen gün “Bilgi Çağının” etkileri daha çok hissedilmektedir. (Bilgisayar, Elektronik Teknoloji, Dijital kayıt, Manyetik bilgi depolama, Görüntüleme Sistemleri ve Uzaydan dünyanın yüzeyi, Yeryüzünün ve Denizlerin derinliklerinin izlenmesi gibi) saymakla bitmez. Kısaca bilimin her dalında devamlı ve hızla gelişen bir teknoloji ile insanlar beraber yaşamakta. Gelişen bu teknolojinin olumlu etkilerinden:

  Sağlık ve Spor bilimleri de büyük oranda payını almaktadır. Dünyanın öbür ucunda ki bir yenilik bu teknoloji sayesinde çok kısa  bir zaman diliminde tüm devletlerin pazarlarında ihtiyaç sahiplerine sunulduğu görülür.  (İnternet pazarlama) Bu da bize gösteriyor ki üretilen bir ürünün sanayinden pazara akışı gayet hızlı olmakta.  Yukarıda açıklandığı gibi içinde yaşadığımız “Bilgi Çağı” gelmiş geçmiş olan çağların içinde en hızlı gelişme, bilgi birikimi ve bazı alanlarda değişme gösteren bir çağ olması bakımından: İnsanlar devamlı kendini yenileyen teknolojiye ve bu teknolojinin yeni ürünlerine yetişemez duruma geldiği görülür.

  Bilhassa büyük şehirlerde yaşayan insanın günlük yaşamı sırasında meydana gelen ruhsal ve fiziksel aşırı yorgunlukların birikimi insan üzerinde sinirsel gerginliklere sebep olur. Bazı  hastalıkları da tetikler. Halk arasında buna çağın hastalığı da denilmekte. Bu itibarla yetişkin olan insanların sağlıklarını koruyabilmeleri için spor yapmaları acil ihtiyaç haline geldiği gayet açık olarak görülmekte. Bu durumda insanların önüne  zaman, mekan ve imkân engeli çıkmaktadır.  Bu da çağın gelişen şartları ile aşılması mümkün:

  Sağlıklı insan olabilmek için spor bilimi ön plana çıkmaktadır. Spor bilimine uygun araç-gereç ve modern spor aletleri ile donatılmış olan spor merkezleri, Kadın yaşam merkezleri her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Bunlardan “Yeşil Elma Spor Sanat Kültür Eğlence  Merkezi ve B-Fit Kadınlara Spor ve Yaşam Merkezi, Çukurambar Mahallesi 1458 sokak 11-17 Çankaya-Ankara”  Tel.: 0 312 287 40 42 adresinde aktif olarak faaliyet yapmaktadır.

  Tam donanımlı spor  merkezinde: alanında uzman ve deneyimli olan hoca ve antranörler eşliğinde müşterilerine danışmanlık, uygun zaman dilimlerinde, uygun şartlarda en iyi hizmet verilmekte.  Gençlerin ise fiziksel gelişmenin ve ruhsal yapısının düzenli olması, her anne ve babanın en büyük arzusudur. Bu bakımdan çocukların ve gençlerin de yaş gruplarına uygun spor yapmaları gereklidir. Gelişme çağında olan gençlerin gelişiminin düzenli olması psikolojik açıdan bakıldığında kişilik kazanması için düzenli spor yapması önem kazanmaktadır.

  Üzerinde durulması gereken önemli bir konuda, spor yapan her insan sağlıklı ve düzenli beslenmek zorunda  olduğunu bilmeli. Spor da istenilen hedefe ulaşılması için dengeli ve bilinçli beslenmenin önemi vardır. Sağlık sorunları olanlar ne tür spor yapabileceklerini Aile Hekimlerine veya tedavi gördükleri doktora sormalarında fayda görülür. Spor yapanlar fazla kilolarını attıklarında  sağlıklı yaşama kavuşacaklardır.

  Sağlıklı yaşam için yapılan spor. Görevi gereği yapılan spor ile yarışmalara katılmak için yapılan spor faaliyetleri vardır. Bunların programları birbirinden farklıdır. Yapılacak sporun türüne göre spor eğitim uzmanları tarafından gerekli olan bilgi verilir, uygulama yaptırılır ve çalışma programı spor yapacaklara verilir.  Çalışmalar düzenli ve bilinçli yapıldığında başarılı olmak her zaman mümkün olabilir.

  Ömür boyu sağlık dolu günler sizlerin olsun.

AB Kıbrıs Türk’üne verdiği sözleri tutmadı

0

  Kıbrıslı Türklerin kendi egemen devleti altında geride bıraktığı 29 yılda, Türkiye ile el ele, omuz omuza, yoktan bir devlet yaratarak, varoluş mücadelesini değişik boyutlara taşıdı. Anavatan Türkiye’nin gücü ve desteğiyle Kıbrıs Türk halkı daima güvence altında olacak, Kıbrıs Türk varlığının ve egemenliğinin simgesi KKTC yaşayacak ve bayraklarımız göklerde gururla dalgalanacaktır. Kıbrıslı Türklerin kendi egemen devleti altında geride bıraktığı 29 yılda, Anavatan Türkiye ile el ele, omuz omuza, yoktan bir devlet yaratarak, varoluş mücadelesini değişik boyutlara taşıdı.

  Kıbrıs Türk halkının 1974 öncesi oldukça karanlık yıllar yaşadığını, çok zor şartlar altında bir özgürlük mücadelesi verdiğini, baskı ve tehditle özünden koparılmak, 400 yıllık topraklarından atılmak istendi. İnanç ve kararlılıkla büyük bir direniş ortaya konularak buna geçit verilmediğini; Barış Harekatı’yla Ada’da barış ve huzur ortamı sağlandıktan sonra çizilen hudutlar içerisinde, halkın, kendi egemen devletini kurabilme başarısını gösterdi. Ambargoya maruz kalan bir devleti yaşatmanın zorluklarının bilincinde olduklarını, ancak geleceğe güçlü olarak devam edebilmenin yolunun, gençleri bilinçlendirmekten geçiyor. KKTC’nin kurulması noktasına gelene kadar Kıbrıs Türk halkının birçok mücadeleler verdi. Bu süre zarfında başta Türkiye olmak üzere dost ülkelerden destek aldık.

  Tanınma konusunda verilen desteğe teşekkür ediyoruz.Ambargoların ve izolasyonların kaldırılması için mücadele veriyoruz. Annan Planı döneminde AB’nin Kıbrıs Türk halkına bu doğrultuda birçok söz verdi, ancak verdiği sözleri tutmadı. Ambargolar  hala devam ediyor ve özellikle spor alanında KKTC’de uygulanan ambargolara anlam veremiyoruz.

 

İlesam üzerine

0

  Türkiye İlim ve Edebiyat Sahipleri Meslek Birliği Türkiye’de bu konuda en çok üyesi olan meslek birliğidir. Bugün yaklaşık 2.600 üyesi vardır. Yönetim yönünden Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlıdır. Bununla birlikte İlesam’da  yıllarca çalışan İlesam’ın vefakar Muhasibi Gazeteci-Yazar Cemal Tuzcuoğulları’nı tebrik etmek gerekir. Ayrıca İlesam Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ı da İlesam’ın tanıtımında yaptığı çalışmalardan dolayı tebrik etmek gerekir. İlesam Türkiye çapında tanınır  bir meslek birliği haline geldi. Meslek birliklerinde faaliyetleri kamuoyuna tanıtmak ve tanıtılmakta önemlidir. Siz faaliyetlerinizi içe dönük yapıp, dışarıya yansıtmazsanız  faaliyetlerinizi kendi kendine yapmış olursunuz. Bu nedenle İlesam yönetiminin tanıtım yönünden aktif çalışması takdire şayandır.

  İlesam’ın diğer yönden telif hakları konusundaki kamuoyunu aydınlatıcı çalışmaları  bu konuda kamuoyunu bilinçlendirmeye sevk etti. İlesam’da bu konuda bir birim kurularak telif hakları yönünden zarara uğrayan üyelerin hukuki yönden yardımına koşmaktadır. Üyelerle işbirliği halinde olan yönetimler her zaman başarılı olmuştur. Meslek birliklerinde yönetimler üyeleri sadece kongrede Anakara’ya çağırmamaları gerekir. Bütçe imkanları çerçevesinde bölgesel toplantılar yapılarak üyelerin görüş ve önerilerinin alınmasında yarar olacağı düşüncesindeyim. Çoğunluğun iradesine dayalı yönetimler her zaman başarılı olmuştur. Belli kişilerin yönetiminde olup, sadece benim bildiğim doğrudur, diğerleri yanlış düşünür felsefesinden hareket eden görüşler her zaman yalnız kalmış ve başarısız olmuştur. Geniş bir proje yapılacağı zaman  meslek birliğinin tümünü ilgilendiren konularda genel konsensüs sağlanması anlamında konuyla ilgili  en azından üyelere mail göndererek bilgilendirmek gerekir.

  İlesam’ın kendi internet sitesinde üyelerinin haberlerinin yer alması en az kendi arkadaşları konusunda bilgi sahibi olması önemlidir. Bu konuya ağırlık verilmesi güzel bir gelişmedir.

İlesam içinde gerçekleştirilen etkinliklerde üyelerin katılımının sağlanması önemlidir. Bina yetersiz olursa bu tür etkinliklerin bölgesel anlamında dağılmasında yararlı olacağı düşüncesindeyim.   Ancak İlesam yönetimine üyelik konusunda tavsiye anlamında bir önerim olacak.

  Yazar ve şairlerin üye kabulünde bazı kriterlerin getirilmesi gerekir. Eski İlesam yönetimleri bir anlamda üyelik olma şartları getirmişti. Yorumu size ait olmak üzere, İlesam yönetimine başarı dileklerimle.

Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesinin 15. sayısı çıktı

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Gürcistan-Acara Özerk Cumhuriyetinin başkenti Batum’da 05.07.2011 tarihinde yayın hayatına başlayan ve Batumi-Georgia Network Medya Grup tarafından çıkarılan, Türkiye temsilciliğini de Habergünebakış Sitesinin yaptığı (www.habergünebakis.com) Karadeniz Bölgesinin Türkçe-Gürcüce dilinde onbeş günlük olarak yayınlanan tek gazetesi olan ve Gürcistan-Batum, Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun illerinde dağıtımı yapılan uluslararası “Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi”nin 15 sayısı çıktı. Kuşe kağıda baskılı, haftalık tirajı 8.000 ve 8 sayfa renkli olarak yayınlanmaktadır.

 

     2-  http://a1211.hizliresim.com/13/u/gb3rf.jpg 

     3- http://a1211.hizliresim.com/13/u/gb3t0.jpg

     4 – http://a1211.hizliresim.com/13/u/gb3ur.jpg      

     5- http://a1211.hizliresim.com/13/u/gb3wl.jpg 

     6- http://a1211.hizliresim.com/13/u/gb3y2.jpg  

     7- http://a1211.hizliresim.com/13/u/gb3zg.jpg

     8- http://c1211.hizliresim.com/13/u/gb40n.jpg

         

       Haberci Gazetesi 1. sayfa   Haberci Gazetesi 2. sayfa    Haberci Gazetesi 3. sayfa
 
       
 
       Haberci Gazetesi 4. sayfa   Haberci Gazetesi 5. sayfa      Haberci Gazetesi 6. sayfa
 
                           
                          Haberci Gazetesi 7. sayfa     Haberci Gazetesi 8. sayfa

Camiyi deniz dalgası tehlikesinden kim kurtaracak?

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Artvin-Hopa- Sarp Köyü deniz sahilinde; 1990 yılında eski Cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’ın talimatıyla yapılan cami,  dört yıl önce Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın  talimatı ile onarım gördü. Son dönemlerde deniz dalgasının camiye vurması sonucu caminin dış cepheleri yeniden yapıldı. Caminin deniz tarafında bulunan taş dolgunun yarıda bırakılması sonucu caminin yeni bir deniz dalgası ile meydana gelecek zararla karşı karşıyadır. Bu nedenle caminin deniz tarafında bulunan taş dolgunun tamamlanarak caminin deniz dalgası tehlikesi kurtarılması gerekmektedir.

 
                                   

11 aydır yapılamayan uluslararası devlet karayolunu kim yapacak?

0

Haber: İlker ÇAKAN

  Türkiye-Batum uluslar arası devlet karayolunun Türkiye dönüşü Hopa-Sarp Köyü  Cevizdibi mevkii kısmı duvarı deniz dalgası tarafından yaklaşık 11 ay önce tahrip edilmişti. Gazetemiz  Haberci bu yolu 11 Eylül 2012 tarihli sayısında “Bu yol ne zaman yapılacak?”diye  sürmanşetten vermişti. Bu haber yayınlandıktan sonra iki ay geçti. Değişen hiçbir şey olmadı. Bu bürokrat duyarsızlığına bir anlam vermek oldukça zor.  Gazetemiz  bu sayısında da konuyla ile yetkililerin dikkatini çekmek amacıyla bu konuyu yine gündeme getirdi.  Karayolunun yıkılan bu kısmının önümüzdeki kış dönemi içinde Karadeniz’in hırçın dalgaları tarafından daha çok zarara sebebiyet vermemesi için yetkililerin acil olarak tedbir almaları gerekir.
 
                                    
error: Content is protected !!