Türkiye, Gürcistan’ın bağımsızlığını 16 Aralık 1991 tarihinde tanımıştır. Diplomatik İlişkilerin Tesisine İlişkin Protokol ise 21 Mayıs 1992 tarihinde imzalanmış ve karşılıklı olarak Büyükelçilikler açılmıştır. Türkiye’nin Batum’da, Gürcistan’ın ise İstanbul ve Trabzon’da Başkonsoloslukları bulunmaktadır. Gürcistan’ın 1991’de bağımsızlığını kazanmasından sonra,Türkiye-Gürcistan ilişkileri sürekli gelişme göstermiştir.
Türkiye ile Gürcistan arasındaki ilişkiler stratejik ortaklık düzeyindedir. Türkiye 2007 yılından beri Gürcistan’ın en büyük ticaret ortağı durumundadır. Gürcistan’a en çok doğrudan yatırım yapan ülkeler arasında da Türkiye ilk sıralarda gelmektedir. İki ülke arasında 31 Mayıs 2011 tarihinde imzalanan ve 10 Aralık 2011 tarihinde yürürlüğe giren bir protokol uyarınca, iki ülke vatandaşları birbirlerinin ülkelerine sadece kimlik belgeleri ile seyahat edebilmektedirler. “Türkiye ile Gürcistan arasında örnek bir dostluk, kuvvetli bir stratejik ortaklık var. 29 yıl içerisinde bazı ülkelerin yüzyıllar boyunca elde edemediği bazı başarıları elde etmiştir.
Türkiye ile Gürcistan ilişkileri sadece 29 yıldan ibaret değil, yüzyıllara dayanan çok tarihi bağlar var. İki ülke bugün ortak çıkarlara ve ortak vizyona sahiptir. Türkiye ile Gürcistan iki dost, kardeş ve komşu ülke. Birbirileri ile siyaset ve kültürel münasebeti olan, uzun yıllara dayanan ve bunu geleceğe taşıyacak önemli anlaşmalara imza atan, yanında Azerbaycan ile birlikte çok güçlü üçlü konsorsiyumu oluşturan ve Kafkasya coğrafyasına güven, huzur, refah ve demokratikleşmeyi anlatmaya ve yaşatmaya çalışan, bu birliktelikle de ülkelerini kalkındırmaya çalışan ülkelerdir. Türkiye ile Gürcistan, dost ve komşu olmanın ötesinde birer stratejik ortak olarak, diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 29. yıl dönümünü kutlanacak.
Gürcistan’ın güvenliği için Türkiye’yle iş birliği son derece önemlidir. Bölgesel ve uluslararası gelişmeler Türkiye ve Gürcistan’ı, doğrudan etkiliyor ve işbirliğini zorunlu kılıyor. Medyanın üstlendiği belli başlı görevler vardır. Bunlar; bilgilendirme, yönlendirme, eğlendirme, uyarma, eğitme, farkındalık yaratma şeklinde sayılabilir. Bu doğrultuda medyaya da önemli roller düşüyor. Basının dış politikanın uygulanması üzerinde de dolaylı bir etkisi vardır. Basın ve kamuoyu ilişkisinin dış politikaya yansıması ve alınan kararlarda etkili olması ise çeşitli biçimlerde ortaya çıkmaktadır. İlk olarak gazetecilik faaliyetleri ve siyasal etkenler haber üretimini biçimlendirmekte, daha sonra da, bu yolla üretilen haberlerin içeriği kamuoyunu etkilemektedir. Bunların her ikisi, yani haberlerin niteliliği ve kamuoyu, dış politika yapıcılarının kararları üzerinde etkide bulunmaktadır.
Türkiye-Gürcistan ilişkileri medya, iletişim ve kamu diplomasisi alanında daha da güçleniyor. Kamu politikalarının gelişiminde en önemli rolü hiç kuşkusuz medya/sosyal medya oynamaktadır. Gazetelerin gelişerek daha geniş bir coğrafya içinde, daha çok sayıda insana ulaşmaya başlaması, gazetelerin içerik ve haber değeri açısından gelişmeleri ve buna paralel olarak bir meslek olarak gazeteciliğin gelişimi, esas anlamda, Endüstri Devrimi ile birlikte olmuştur. Sorunların saptanması ve halkın taleplerinin gündeme getirilmesi, kamuoyunun oluşumu, politikaların saptanması ve uygulanması süreçlerinde birey, toplum ve çıkar grupları ile iktidar arasındaki iletişimi medya/sosyal medya sağlamaktadır.
Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi olarak yayın hayatına başladığı ilk günden itibaren Türkiye’de milli irade ve değerlerimizin hâkim olması için tüm gücüyle çalışmıştır. Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyetine yapmış olduğu katkıyı bundan sonra da okurlarının desteği ile sürdürmeye devam edecektir. Vatandaşın sesi olma noktasında Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi’nin rolü önemlidir.Türkiye -Gürcistan ilişkileri somut ve güçlü br şekilde gelişiyor. Türkiye ile Gürcistan arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesi medyanın rolü önemlidir.
Türkiye ile Gürcistan ilişkilerinde bir medya kuruluşu olarak Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi iletişim ve kamu diplomasisi alanında önemli rol oynuyor. Türkiye ile Gürcistan arasındaki ilişkilerde Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi’nin birçok katkısı vardır. Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi bu ikili ilişkilere olumlu yönde katkı sağlayacağını ortaya koymaktadır. Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi’nin Türkiye ile Gürcistan ilişkilerinde bilgi alış verişi yönünden önemli rol oynamaktadır.
Türkiye-Gürcistan ilişkileri ve Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi’nin rolü
Sevgililer Günü
İsterseniz önce bir göz atalım, adına günler düzenlenen ve bir bayram kıvamında kutlanan, adından da anlaşılacağı gibi içeriği sevgi dolu ya da sevilenlere armağan edilen bu güzel günün sahiplerinin tanımlaması neymiş.
Sevgili: Sevgi duyulandır. Sevilen. Âşık olunan. Sevilen kimse. Sizin başka tanımınız var mı? Bilemem ama böyle diyor bütün sözlükler sevgili için.
Elbette her insanın yüreğindeki sevginin boyutu farklı, beynindeki sevgilinin tanımı farklıdır.
Dediğim gibi; Sizin, sevgi ya da sevgiliye dair veya sevgililer gününe dair tanımlamanız ne olabilir bilemiyorum ama on dört şubat deyince benim aklıma çok ama çok şey gelir o güzel gün için.
Bir gün sokağımızdaki badem ağacının dallarında açmış iki çiçek gördüm. Yeşili beyazında saklı, kararan dallar arasında, rengini kardan almış kar beyazı iki çiçek. Hayata merhaba der gibi güneşe gülümseyen. İlkbaharı müjdeleyen, küçücük dallara yan yana tutunmuş iki çiçek. Sanki el ele, kol kola birbirleriyle bütünleşmiş yeni bir yolculuğa çıkan iki sevgiliye benzeyen iki çiçek.
Antalya körfezi baharı ilk karşılayan coğrafya belki de Akdeniz kıyılarında. Her yıl şubat ayının ikinci haftası; gövdesini, okul yolu üstündeki taş duvarın arkasına saklamış, gökyüzüne doğru uzanan, dalları ile sokağımızın üstüne yayılmış, yoldan gelen geçenleri mahallemizin sakinlerinden birisinin samimiyeti ile selamlayan, çiçeklerini ve yapraklarını konfetiler gibi yolumuza serpiştiren badem ağacının dallarından anlarım bu kente baharın gelmekte olduğunu.
Belki de karlı Beydağlarını ve elleri cebinde üşüyerek sokaktan okula geçen çocukları seyrettikçe, uzaklarda falezlerde yankılanan dalgaların sesini dinleyen dallar; Coşup doğanın tüm beyazını ve yeşilini sunuvermiştir minicik titreyen dallara. Tüm soğuklara rağmen bir cemre sıcaklığında yayılmıştır özünden çiçeklerine ve yapraklarına.
Yeniden doğuştur her bahar; yüreğimin sonsuz uçurumlarında tutunan nazlı bir gelinciğe. Yeniden doğuştur her bahar umutlar açan akasyalara. Yeniden doğuştur her bahar yüreğinin derinliklerinde sevgiyi aşkı özleyene.
Ne zaman on dört şubat’ı gösterse takvimler bu kentte, sokağımızdaki badem ağacı gelir aklıma. Badem ağacındaki dal gelir aklıma, daldaki iki çiçek gelir aklıma yüreğimin diğer yarısı daldaki çiçekler gelir aklıma. Yan yana duruşuyla iki sevgiliyi andıran iki çiçek gelir aklıma.
Çocukluğumuzda, ağaç dallarına patlamış mısırlar dizer, baharın geldiğini anlatmaya çalışırdık, öğretmenimizin verdiği ev ödevlerinde. Genellikle de bu dallar dikenli olurdu ki patlamış mısırları o dikenlere tutturabilelim diye. Bu yapay çiçekli dalı da hep badem ağacının çiçekli dalına benzetirdik. Çünkü hep badem ağacı müjdelerdi baharın o rengârenk güzelliğini. Çünkü hep badem ağacı müjdelerdi baharın kanımıza işleyen sıcaklığını.
Oysa yeşil yaprakların, beyaz çiçeklerin tutunduğu dallarda diken olmazdı hiç. Bir badem ağacı dalı kadar bile olamadığımıza üzülmüşümdür zaman zaman. Hayatımıza o kadar çok dikenleri dâhil ettik ki kendi ellerimizle büyüttüğümüz halde.
Ne baharın güzelliğini görebildik ne de bu güzelliğin hazzını yaşayabildik biz insanlar çoğu zaman. O kadar gereksiz kısır çekişmeler benlik ve gurur savaşını sürdürdük ki aramızda, bitmeyen bu kavga bir gün bizi kendimizle baş başa bırakıverdi en sonunda.
Akdeniz’in mavisi düştüğünde ürkek bakışlarına; sonsuz bir çöle döner bahara benzeyen körpe yüreğin. Bir sürgünü yaşarsın can evinde. Zaman takılır kalır yıkık mekânlara. Sense umutlarını beklersin sabah akşam sılada özgürce.
Hasret yağmur olur düşer damla damla saçlarına, saçların ıslanır, kirpiklerin ıslanır, yanağın ıslanır gün gelir yastığın ıslanır ta ki uzanıncaya kadar dost elinden sevgi denen bir şemsiye.
Bir tutkudur başlar yüreğinde. Bir bekleyiştir başlar uzun gecelerden sonra. Sabahları ve her sabahtan sonraki günbatımlarını, ilmek ilmek işlersin yüreğine. İlmek ilmek işlersin uzaktan seyrine doyamadığın o muhteşem yüzü.
Tüm dünyayı boyarsın sevgilinin gözlerindeki renge. Ne yana baksan ondan bir parça bulursun ağaçlarda, çiçeklerde, gökyüzünde, geçtiğin sokaklarda, duvarlarda ve her şey ondan geriye kalan bir parçadır sanki.
Bu güne kadar duyduğun en güzel melodidir sevgilinin sesi. Kuşların cıvıltısı gibi okşar ruhunu, rüzgârın sesi gibi çınlar kulaklarında. Esareti yaşarsın kendi özgürlüğünde bir ömür boyu. Kapıldığın bir girdaptır o yâr, seni senden alıp giden kendi derinliklerine. Ya da bir kasırgadır, hortumdur ayaklarını yerden kesen. Aşk’ın ocağından alıp seni, bir avuç kül gibi savuran gökyüzüne o sestir dinlemekten hiç bıkmadığın.
Bilinmez kaç bahar geçer. Kaç yaprak döker dallar. Kaç kış gelir. Dökülür bardaktan boşanırcasına yağmur. Anılara yolculuk başlar her yağmurda. Yerlerde biriken göletler üstüdeki minicik beyaz titreyen yapraklar eşliğinde. Kimi zaman iliklerinde hissedersin o korkunç yalnızlığı. Alışırsın zamanla. Sevgilisiz de seversin yaşamayı bir gün, biraz buruk da olsa gönlün.
Üşürsün, titrersin, bir dalda unutulmuş serçe bedeninle. Kimi zaman kırlara vurursun kendini. Tüm renklerini gözlemlersin doğanın, şarkılar söylersin bir saka kuşu hüznü ile çiçeklere, için de fırtına sonrası sessizlik hüküm sürer.
Dünya sevgililer gününü kutluyor bugün. Kim bilir kaç âşık, sevgilisi için, kimilerinin hayal bile edemeyeceği hediyeler alacak.
Kim bilir, nice anahtarlar bırakılacak ellerde tutulan avuçlara. Kim bilir nice kurdeleli paketler hazırlanacak, içeriğinin değeri, açanın gözlerinden anlaşılacak olan.
Kim bilir kaç kuyumcu vitrinini kaç çift göz dolaşacak. Nice pırlantalar ya da birbirinden değerli takıları sevgisini anlatmaya, aşkını ifade etmeye tercüman kılacak tuzu kuru insanlarımız.
Kim bilir kaç postacı, kaç kurye koşuşturacak, bu hediyeleri sahiplerine ulaştırabilmek için. Kim bilir dalından, kaç gül koparılacak vakitsiz. Ya da çiçekçi raflarında gözü sevgilisinden başka hiçbir şeyi görmeyen âşıkları bekleyecek sayısız kurbanlık tomurcuklar.
Sevgilisinin gönlünden biraz daha yer fethedebilmek için kim bilir kaç buket çiçek taşınacak; her hangi bir sevgiliye, her hangi bir sevenin, duygularını anlatabilsin diye.
Tasarımcılar, akla hayale gelmez ne tür hediyeler sunacaklar vitrinlerden sevenlere bu güne dair. Her şey değer verilen o insanın, yani sevgilinin mutluluğu, gözlerinin gülmesi, aşkım, canım, bir tanem v.s. sözlerini duyabilmek, bir çift kolun sıcaklığını boynunda, dudaklarını dudaklarında hissedebilmek için.
Kim bilir kaç sevdalı boynunu bükecek, hediye alacak parası olmadığı için. Beklide bir parkın herhangi bir köşesinden bir gül koparacak. Belki boynunu bükmüş masum masum duran bir menekşeyi sunacak sevgilisine, “Sevgililer günün kutlu olsun sevgilim.” diyerek. Kim bilir kaç yürek Sızlayacak. “Benimde sevgilim olsa, bu günü kutlayabilseydim.” Diyen dudakların titremesini sanırım hiç biriniz görmek istemezdiniz.
Belki milyonlarca göz, son bulan birliktelikleri anımsadıkça, hüzün bulutlarından iki damla yaş dökecek anılarının boşluğuna. Beklide saatler boyunca sürüklenecek hatıralarının peşinden. Güzel günlerin büyüsü saracak ruhunu bir ömür boyunca. Ya da efsane aşkları aratmayacak kadar büyük aşkların farkına varamadan; duyulan sevgiyi fark edemeden sevgi zannettiği değerin peşi sıra sürüklenecek kaç kişi kim bilir. Daha yüzlerce, binlerce olay anlatılabilir aşka dair.
Nice tanımlamalar yapılır, şiirler yazılabilir, romanlar öyküler yazılabilir. Besteler yapılabilir adını duymadığımız duysak da telaffuz edemeyeceğimiz çalgılarla. Konunun kahramanları sevgiliye dair, çok sözcükler kurulabilir.
Tüm sevgililer gözünüz aydın. Bütün bu çılgınlıklar sizin için. Hatta yetmedi savaşlar yapıldı geçmişte ve günümüzde uğrunuza. Ülkeler serildi ayaklarınızın altına. Cinayetler işlendi. Dağlar delindi, denizler aşıldı. Olağan üstü işler başardı yüreğini istila ettiğiniz her beden.
Bu gün sizin bayramınız, bu gün sizin gününüz. Kutlayın kutlayabildiğiniz kadar. Bu gün, fethettiğiniz gönüllerin burçlarına sancağınızı diktiğiniz gündür. Yaşayın doyasıya bu zaferi, ama sarhoşluk komasına girmeden.
Asla unutmayın ki, bu zaferi sizlere armağan edenler size değer veren, sizi ömrünce taşıyabilen gönüllerdir. Sevenlerin gözlerindeki ışık aydınlatıyor dünyanızı. Sevenlerin yüreğindeki aşk ısıtıyor, sizi tutan eller ısıtıyor titreyen bedeninizi. Sevenlerin yüreğindeki volkan kaynadıkça sürer sizin varlığınız. Sevenlerin gözlerindeki düşler bitmedikçe yaşar sizin saltanatınız.
Tüm sevgililer! Siz akla mantığa sığmayan o kocaman ihtişamınızı, küçücük yüreklere borçlusunuz… Umarım bu tutkuyu iyi anlar, hak ettiği değeri verirsiniz.
Bu günü elbette muhteşem bir hazla kutlayacaksınız sevgililer. Umarım her günü bu gün kıymetinde görür, geri kalan üç yüz altmış dört günü üzmezsiniz. Yüreğinizden bu günün coşkusunu eksik etmezsiniz.
Sevginizin kıymetini bilirsiniz. Basit menfaatlere aşkınızı satmazsınız. Yolunuza çıkan engelleri aşmayı başarırısınız. Umarım el ele sürer yaşam, yolunuz bizim sokağımızdan geçer.
Sokağımızdaki badem ağacı beyaz yapraklarından konfetiler serpiştirir üstünüze. Hep o minicik beyaz yaprakların hassasiyetindeki aşkınıza sahip çıkar aynı beyazlıkta korursunuz.
Sevgililer günü veya diğer özel günler, aslında toplum bağlarını güçlendirmenin farklı bir yöntemi. Bir başka amacı da farkındalık yaratmak. Bu tür günlerin kutlanmasının ayrıca ekonomik döngüsünün küçümsenemeyecek bir değeri var. Hangi açıdan bakarsak bakalım insan yaşamına artı değer kattığı bir gerçek.
Yüreğinizden sevgi eksik olmasın. Sevginizin büyüklüğü sınır tanımasın. Sevin sevebildiğiniz kadar; doğayı, yaşamayı, insanları, hayvanları sevin sevebildiğiniz kadar. Sevgilerin sürekli, aşkların efsane, tutkuların vuslat olması temennisiyle…
İstanbul’un fethi ve MKE’nin savunma sanayindeki rolü “1976-1982 tarihi hamlesinde Milli Harp Sanayimiz”(4)
Birinci Kısım (1923-1950)
Bu kısma umumiyetle ‘’ tek partili devre ‘’ de denebilir. Bu devrede, yeni devleti kurma gayretleri arasında ele alınan işlerden biri de iktisadi kalkınma meselesi olmuştur. Ancak, sermayenin ve teknik elemanların azlığı sebebi ile 27 yıllık bu devrede birkaç tesisten başka sanayileşme sahasında kayda değer büyük faaliyetlere rastlamak mümkün değildir.
İkinci Kısım ( 1950-1960)
Bu kısma ‘’ çok partili devre ‘’ de denebilir. Bu devrede liberal ve enerjik bir iktisadi politika uygulanmıştır. Devletçe alınan dış yardımlar daha ziyade alt yapı ve zirai gelişmeye yönelmiştir; Bunlardan elde edilen neticeler bütün sanayi faaliyetlerinin geliştirilmesinde müessir olmuştur. Özel sektörün kredi ihtiyaçlarını karşılamak üzere mevcut bütün imkanlardan faydalanılmış; Beynelmilel Kalkınma Bankası’nın da desteği ile ‘’Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’’ kurulmuştur.
Bu devrenin, İktisad ve Sanayi dallarına ait mühim faaliyetleri şunlardır;
a. Azot Sanayii ve Petrol rafineleri kurulmuş
b. Tekstil, çimento, şeker sanayileri memleket ihtiyacını karşılayacak seviyeye getirilmiştir.
c. Et kom binaları kurulmuştur.
ç. Devlet teşebbüslerinin hemen hepsinde önemli istihsal artışları görülmüştür.
d. Özel sektörün sanayi sahasındaki teşebbüs arzusu bariz bir hal almıştır.
e. Özel sektör sanayiinin gelişme hızı artmış ve flokuma sanayiinde devlet sektörü ile boy ölçüşür hale gelmiştir.
f. Umumi yatırımlar içerisinde özel sektör yatırımlarının payı %50 nin üstüne çıkmıştır.
g. Müstakbel yatırımlara zemin hazırlayan termik ve hidrolik santraller, barajlar, karayolları, limanlar gibi alt yapı yatırımları kesafet kazanmıştır.
On yıl süren bu devrede, bilhassa özel sektörde büyük gelişmeler görülmüştür. Sanayide meydana gelen inkişafa muvazi olarak, manevi sahada bazı gelişmeler görülmüş ve manevi-maddi kalkınmanın gene birlikte tezahür etmeye başladığı müşahede edilmiştir.
Üçüncü Kısım ( 1960-1976 )
Bu devreye ‘’planlı devreye giriş’’ de denilebilir. Planlı kalkınma faaliyetleri 1961 Anayasa’sının meriyete girmesiyle başlamış ve kalkınma planlarının yapılması Devlet’e vazife olarak verilmiştir. Bunun neticesi olarak Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuş; kalkınma planları yapılmış ve Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 1963 yılından başlayarak tatbikata konulmuştur.
Planların tatbiki sırasında sanayide bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu devrenin bir diğer hususiyeti de Avrupa Ekonomik Topluluğu ile münasebetler kurulmasıdır. Buna göre, imalat sanayiinin bir kısmı Oniki yıl içinde, bir kısmı ise Yirmiiki yıl içerisinde Ortak Pazar rekabetine açılmış olacaktır. Ortak Pazar memleketlerinin gelişmiş sanayileri karşısında sanayimizi koruyabilmek için yurdumuzun sanayi yönünden, tam olarak kalkınmasının ve bilhassa geri kalmış Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nin en kısa zamanda geliştirilmesinin zarureti ortaya çıkmış ve sanayileşmede hamle yapılması maksadıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda 1975 yılında hummalı bir faaliyet başlamıştır.
7 nci DEVRE (1976 ve Sonrası )
Üçüncü Yaygın ve Büyük Sanayileşme Hamlesi, Bu devre, 1975 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında girişilen sanayileşme hamlesi çalışmalarının ikmal edilip, keyfiyetin Başbakanlıkça efkar-ı umumiyeye ilan edildiği 26.7.1976 tarihinde başlamıştır.
Uzun yıllar boyunca, iktisadi bünyemizde görülen en büyük sıkıntı, dış ödemeler dengesinin sağlanamamasındandır. Döviz giderlerine nispetle daha yüksek döviz gelirlerini sağlayacak plan ve projeleri tahakkuk ettirmedikçe bu dar boğazı aşmak imkansızdı. Dış Ticaret açığını ngiderilmesi gayesiyle ithalatın tahdidi veya devalüasyon yapılması doğru olmadığı gibi, özlenen büyük Türkiye’ye götüren çıkar yol da değildir.
Çünkü Türkiye’nin dış ödeme dengesizliğinin temelinde yatan ana sebep, bünyevi, iktisadi dengesizlik ve sınai geriliktir. Bünyevi sebeplerden neş’et eden bir dar boğazı, mali metotlarla gidermek çok güçtür.
İşte bu gaye ile 1975 yılından beri Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda hummalı bir sanayileşme planlaması üzerinde çalışılmış ve bu çalışmalarda bilhassa Türkiye’nin teknoloji ve ilim açığının en kısa zamanda kapatılmasına müteveccih bir strateji ve politikanın gerçekleştirilmesine azami derecede hassasiyet gösterilmiştir. Mezkur gayenin tahakkuku için titizlikle hazırlanan plan ve projeler hulasa olarak 29.7.1976 tarihinde basına açıklanarak, personel istihdamını ve yurt içi gelirini artıracak, fenni ve iktisadi yönlerden dışa bağımlılığını giderecek ‘’ Büyük Kalkınma Hamlesi’’nin ‘’Teknolojik İnkılab’ın ‘’ ilk müjdesi verilmiştir.
Bu büyük kalkınma hamlesinde, Türkiye Ağır Sanayii kurarken bunun en önemli ve en şerefli bir büyük bölümü, Makine ve Kimya Endüstri Kurumuna düşmektedir. Bilindiği gibi Makine ve Kimya Endüstri Kurumu tarihi bir müessesemizdir. Sultan Fatih İstanbul’u fethederken kurmuştur. Tarihte ilk defa seri halinde topları icad ederek ve en ileri askeri teşkilatı kurarak göreve başlayan bu kuruluşasırlar boyu “Tophane-i Hümayun” adıyla kahraman ordumuzun silah ve vasıtalarını imal etmiştir. İstiklal harbimiz esnasında da Ordumuzun silahlarını ve mühimmatını ikmal etmeyedevam etmiş olan “Tophane-i Hümayun” un adı 1950 yılında M.K.E Kurumuna çevrilmiştir.
(Devamı gelecek yazımda….)
THY Batum-İstanbul-Batum uçuşları yeniden başlıyor
THY(Türk Hava Yolları) 15 Şubat 2021 tarihinden itibaren Tiflis uçuşlarını hergün gerçekleştirilecek olup, Mart ayında ise günde 2 Tiflis uçuşu ile haftada 2 Batum uçuşu icra edilecektir. Batum uçuşları Çarşamba ve Cumartesi günleri olup İstanbul’dan kalkış saati 01:45(Türkiye saati), Batum’dan kalkış saati 05:25(Gürcistan saati) olarak planlanmıştır. Tiflis uçuşları özel gidiş-dönüş 139 Euro’dan başlayan ve Batum uçuşlarına özel gidiş-dönüş 119 Euro’dan başlayan ücretlerden yararlanmak için 14 Şubat’a kadar bilet alma imkanı tanınıyor.
Gürcistan Ankara Büyükelçisi Giorgi Janjgava: “Türkiye-Gürcistan arasında birçok alanda sayısız dev proje”
Gürcistan Ankara Büyükelçisi Giorgi Janjgava: “Türkiye-Gürcistan arasındaki diplomatik ilişkilerinin 100. yılı” nedeniyle yaptığı açıklamada şunları söyledi; “Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti Kurucu Meclis Başkan Vekili, deneyimli siyasetçi ve Gürcistan’ın Ankara büyükelçisi olarak atanan Simon Mdivani, 8 Şubat 1921’de, Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti adına TBMM Reisi Mustafa Kemal Atatürk’e güven mektubunu sundu. Bu olay, TBMM Başkanı’na ilk güven mektubu sunan yabancı elçinin Gürcistan temsilcisi olması bakımından fevkalade önem taşımaktadır. Mdivani de bütün yaşamı boyunca yeni Türkiye’nin hürriyetini tebrik eden ilk elçi olmaktan gurur duymuştur.
İki ülke arasındaki i stratejik ortaklık ve iyi komşuluk ilişkileri
Gürcistan’ın Ankara’da misyon açma kararı Türkiye’nin Tiflis’te büyükelçilik açma kararının ardından alındı. TBMM’nin 22 Ekim 1920 tarihli kararı ve Mustafa Kemal’in 13 Kasım 1920 tarihli talimatıyla Atatürk’ün en yakın çevresinden biri ve silah arkadaşı olan Albay Kazım Dirik Tiflis’te Ankara Hükümetinin Fevkalade Mümessilliğine atandı. Bu tarih, Gürcistan-Türkiye arasında diplomatik ilişkilerinin başlangıcı olarak sayılabilir. Son dönemlerde, her iki ülkenin ortak gayretleriyle; enerji, ekonomi, ticaret, kültür, eğitim gibi birçok alanda sayısız dev proje gerçekleştirildi veya şu an hayata geçirilme aşamasındadır.Türkiye Cumhuriyetine yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı olan mücadelemiz sürecinde desteklerinden dolayı bir kez daha teşekkürlerimi sunmak isterim. Yakın zamanda Gürcistan’a havayolu giriş izni verilen ülkeler kapsamına Türkiye’de dahil edildi. Bu kararın da iki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik ortaklık ve iyi komşuluk temellerine dayandığını bir kez daha gösterdi.”
”
Trabzon Valisi İsmail Ustaoğlu’nun Gürcistan-Trabzon Başkonsolosu Gela Japaridze ziyareti
Trabzon Valisi İsmail Ustaoğlu Gürcistan-Trabzon Başkonsolosu Gela Japaridze’yi ziayaret etti. Ziyaret sırasında Trabzon ile Gürcistan sınır bölgeleri arasında ekonomi, kültür, turizm ve ticaret alanlarında işbirliğinin geleiştirilmesi konuları görüşüldü. Trabzon Valisi İsmail Ustaoğlu görüşme sırasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının son 72 saatteki PCR negatif testiyle hava yoluyla Gürcistan’a seyahat edebileceklerini memnuniyetle karşıladığını söyledi.
Türkiye-Gürcistan diplomatik ilişkilerinin 100. yılı
Dışişleri Bakanlığımızın Gürcistan’la diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 100. yılı nedeniye yaptığı açıklama şöyledir; “Genç Ankara Hükümeti nezdinde ilk mukim Büyükelçiliği açan Gürcistan’la diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 100. yılını kutluyoruz. Dost ve komşu Gürcistan’ın 100 yıl önce sergilediği stratejik vizyon bugünkü stratejik ortaklığımızın temellerini atmıştır.
Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin
Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörlüğüne 06.02.2021 tarih ve 31387 sayılı resmi gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi-Siyasi Bilgiler Fakültesi- Uluslararası İlişkiler Bölümü-Siyasi Tarih Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin atandı Prof.Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin 1967 Çaykara-Trabzon doğumlu olup, İngilizce ve Arapça bilmektedir;
Eğitim Durumu: 1985- 1989 İstanbul Üniversitesi- Tarih Böl: Lisans, 1990-1993 Gazi Üniversitesi Sos Bil. Enst. (Ankara): Yüksek Lisans (I), 1994-1997 The University of Connecticut (ABD): Yüksek Lisans (II), 1997-2002 The University of Birmingham (İngiltere): Doktora., 2006 Siyasi Tarih Doçenti, 2011 Siyasi Tarih Profesörü.
Tecrübe ve Becerileri: Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’nde uzman olarak çalışma, Birmingham Üniversitesinde Türk Dış politikası konusunda kısa süreli ders ve seminerler vermek, Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, İngiltere ve ABD Dışişleri Arşivlerinde uzun süreli çalışmalarda bulunma, Yurt içi ve yurtdışı uluslararası hakemli dergilerde yayın yapma: (Toplam 35 Makale), Yukarıda bahsi geçen alanlarda yurt içi ve yurtdışı uluslararası kongrelerde tebliğ sunma ve kongre organizatörlüğünde bulunma, Gazetelere makale yazma ve TV’lerde yorumlarda bulunma, Çeşitli Araştırma Merkezlerinde Beyin Fırtınalarına iştirak etme,Farklı ülkelerden akademisyenlerle birlikte ortak proje yapma, İletişime açık, ikna edici, sonuç odaklı çalışan ve analitik bakış açısına sahip çalışma tarzına sahip olma.
İş Tecrübesi:1990- 1993 yılları arası MEB’da öğretmenlik ve idarecilik yapma, 1991- 1993 yılları arasinda Gazi Üniversitesinde I. Yüksek Lisansı tamamlama, 1993’te Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde (KSÜ) Araştırma Görevlisi olarak çalışma, 1994-1996 yılları arası ABD’de II. Yüksek Lisansıtamamlama, 1997- 2002 yılları arası İngiltere’de Doktora çalışması yapma, 2002’de KSÜ’de Siyasi Tarih Doktoru olarak çalışma, 2003’te Yrd. Doç.’ lik kadrosuna atanma, 2003-2004 yılları arasında Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışma, 2005’ ten itibaren KSÜ’de Öğretim Üyeliği görevinde bulunma, Mayıs 2006’da Siyasi Tarih Doçenti oldu.
Ödülleri: 1994- 2002 yılları arasında YÖK bursu, 2004’te Tübitak yurtdışı yayın ödülü,
2004’te KSÜ başarı ödülü, Ağustos 2005-Şubat 2006 tarihleri arasında Tübitak
tarafından projesi kabul edilerek İngiltere’ye Kıbrıs konusunda araştırma yapmak üzere gönderildi. 2006 TÜBA yayın ödülü, 2007 Genç Kalemler Yılın bölgesel Bilimadamı ödülü, 2008 Tübitak yayın ödülü,
Türkiye- Gürcistan arasındaki enerji sektörü işbirliği
Gürcistan Ankara Büyükelçisi Giorgi Janjgava, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tanjan’ı ziyaret etti. Ziyaret sırasında; Türkiye-Gürcistan arasındaki enerji sektörünün gündemdeki güncel konuları ve ikili işbirliğinin daha da geliştirilmesi konusu ele alındı.
Gürcistan Ankara Büyükelçisi Giorgi Janjgava : “Türkiye vatandaşlarına Gürcistan’a havayolu ile seyahat izni”
Gürcistan Ankara Büyükelçisi Giorgi Janjgava’nın Gürcistan’a giriş izni verilen ülkeler listesine Türkiye’nin de dahil edidiğine dair yazılı açıklaması şöyledir;
“Gürcistan Ekonomi Bakanı Sn. Natia Turnava tarafından 3 Şubat 2021 tarihli Kurumlararası Koordinasyon Konseyi toplantısı sonrasında yapılan açıklamaya göre, Gürcistan’a giriş izni verilen ülkeler llistesine Türkiye dahil edilmiştir. Gürcistan’a havayolu ile seyahat eden Türkiye vatandaşları girişten önceki son 72 saat içerisinde alınmış negatif PCR testi sonucunu ibraz etmeleri halinde ülkeye giriş yapabilecekler. Ayrıca, yabancıların ülkeye girişlerinin 3. gününde kendi imkanları ile tekrar PCR testi yapmaları gerekmektedir.
Ek olarak, Gürcistan karayolu sınırlarının henüz açılmadığı, bu bağlamda söz konusu uygulamanın kara yolu ile seyahat edecek kişiler için geçerli olmadığı, listedeki ülkeler vatandaşlarının Gürcistan’a ziyaretleri sırasında sadece havayolunu kullanabilecekleri hususunu bilgilerinize saygılarımızla sunarız.”












