Perşembe, Nisan 23, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 146

Tahsil edilen orantısız ücretler

0
Haber: İlker ÇAKAN
  Türkiye Batum Başkosolosluğunun “Batum’daki bazı eğlence mekanlarında vatandaşlarımızdan tahsil edilen orantısız ücretler” konulu duyurusu şöyledir; Batum’daki bazı eğlence mekanlarında, sunulan hizmetle orantısız şekilde müşterilere kabarık hesaplar çıkarılarak haksız kazanç sağlandığına dair Başkonsolosluğumuza çok sayıda şikayet iletilmektedir. Bu yönden tanıdık, güvenilir olmayan kişi ve-veya taksilerden temin edilen bilgi ve rehberliğe itibar edilmemesi; eğlence mekanına, hakkında güvenilir tanıdık kişilerden referans alınmadan gidilmemesi olası mağduriyetlerin yaşanmaması yönünden önem arzetmektedir.
  Öte yandan, mağduriyet yaşanan işletmeler hakkında yasal işlem yapılabilmesi ancak mağdur vatandaşlarımızın ilgili Gürcü makamlarına doğrudan şikayeti üzerine mümkün olabilmektedir.
Mağduriyet yaşayan vatandaşlarımıza, Başkonsolosluğumuza zamanlıca başvurmaları halinde, izlemeleri gereken adli ve idari yollar hakkında yönlendirme yapılarak destek sağlanması mümkündür. Vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur.”

Alişanın Batum konseri

0
Haber: İlker ÇAKAN
  Türkiye’nin ünlü ve sevilen sanatçılarından Alişan geçtiğimiz günlerde Gürcistan-Acara Özerk Cumhuriyetinin başkenti Batum’da Hilton Hotelde-International Casinoda konser verdi. Konserde Ünlü Sanatçı Alişan hayranları istedikleri kadar eğlendiler. Alişan 1976 İstanbul-Beyoğlu doğumlu olup, asıl adı Serkan Burak Tekdaş’tır. Aslen Bingöl-Kığılı ilçesindendir. Birçok albümü olan ünlü sanatçı Alişan bazı TV dizilerinde başrol oynamış ve çeşitli TV programları yapmıştır.
 
 
        
 
        
 
        
 
        

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Meselemiz vatan, millet gerisi teferruat”

0
Haber: İlker ÇAKAN
  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Rize’de toplu açılış törenine katılarak halka hitap etti.
Rize Valilik Binası önünde gerçekleşen toplu açılış töreni saat 13.00’de başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Rizeliler büyük bir ilgi gösterdi. Seçim mitinglerini aratmayan bir kalabalıkta hemşerilerine seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı 10 binden fazla insan dinledi. Törende açılış konuşmasını Rize Belediye Başkanı Prof. Dr. Reşat Kasap yaptı.Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada şunları söyledi;
İnlerine gireceğiz, onlar kaçacak, biz kovalayacağız
  “Ne dedik, “İnlerine gireceğiz, onlar kaçacak, biz kovalayacağız’ dedik. Kovalıyor muyuz? Kaçıyorlar mı? Nereye kaçarlarsa kaçsınlar, şimdikaçtıkları yerin vatandaşı olsunlar. Artık onlar bu milletin vatandaşı olarak anılmayacaklar. Eğer sende zerre kadar yiğitlik varsa dön gel ülkene. Gel, gidip de Amerika’ya sığınma. Gel buraya o zaman, gel burada yargılan. Gelemez. Niye? Korkakların şanı kaçmaktır, kaçmak. Korkaklar, zafer takı dikemez, onu yiğitler diker.
  Kusura bakmayın Musul’un ne DEAŞ terör örgütüne ne de başka terör örgütlerine verilmesine müsaade etmeyiz. Türkiye’nin Suriye’de başlattığı operasyonu önlemek isteyenlerin, 15
Temmuz’un arkasında olmadığını söyleyenin ya dünyadan haberi yoktur ya da bizzat kendisi de bu işin içindedir. Aynı şekilde Başika’daki Türk askerinden rahatsız olanlarla ülkemizi Musul operasyonunun dışında tutmak için yırtınanlarla ’15 Temmuz’un ilgisi yok’ demek, milletin
aklıyla alay etmek demektir. Bunu biz yutmayacağız.
 
 
                  
 
5 bin kilometrekarelik arındırılmış güvenli bölge
  Cerablus’a girdik, arkadan El Rai’ye girdik. Şimdi ilerliyoruz, nereye? Dabık’a ilerliyoruz ve orada 5 bin kilometrekarelik bir alanı terörden arındırılmış güvenli bölge olarak ilan edeceğiz. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok ama ülkemizde 3 milyon mülteci var. Onlara yer hazırlayalım, onlar topraklarına dönsünler, onları güvenli şekilde orada yaşatalım, atacağımız adım bu.
Başika üssümüz konusunda da kimse konuşmasın
  Şu anda koalisyon güçleriyle bugün dışişleri bakanım Lozan’da teklifi yapacaklar. Biz, koalisyon güçleriyle beraber DEAŞ terör örgütüne ve diğer terör örgütlerine karşı orada mücadeleye varız. Başika üssümüz konusunda da kimse konuşmasın. Bu üs orada duracaktır. Duracaktır. Çünkü
Başika aynı zamanda Türkiye’ye olacak terör saldırıları için bir sigortadır. Yenikapı ruhunda olsan ne yazar olmasan ne yazar. Senin olup olmaman bir şeyi değiştirmez. Oradaki 5 milyon ne diyor bizim için o önemli. Aynı anda tüm Türkiye’de bir o kadar da ne yaptı? Ekranlardan izledi, 10
milyon. Bizim için o önemlidir.”
 
           
 
  Açılış konuşmasını gerçekleştiren Rize Belediye Başkanı Prof. Dr. Reşat Kasap ise şunları söyledi; “Bu gün bizim için bayramdır. Dünya lideri Sayın Cumhurbaşkanımız birlikte ülkemizde yaşanan bunca zorluklara rağmen dik durarak milletimizle birlikte inşallah bundan sonra da daha güçlü olarak yolumuza devam edeceğiz. Bu birlik ve beraberlik içerisinde elbette Rize ve Rizeliler gereken desteği verdi, veriyor. Bizler de yerel yöneticiler olarak 15 Temmuz’dan itibaren daha anlamlı ve inançlı olarak yolumuza ve çalışmalarımıza devam ediyoruz.”   
 
            
 
  Daha sonra Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2016-2016 akademik yılı açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Musul sorunu hallolana kadar Başika’dan çıkmayacağız dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları; “14 yılda fiziki anlamda pek çok şey yaptık. Ama yaptığı helikopterlerle uçaklarla bizi öldürmeye geldiler. Mesele kafa yapısının
ve zihinleri halletmek. Asıl reformu kültürde yapmamız gerekiyor. Kültür devrimine şiddetle ihtiyacımız var. Onu hallettik mi, gerisi kolay. Meselemiz vatan, millet gerisi teferruat, biz öyle bakıyoruz.” “Bizim fiziki sınırlarımız başkadır, gönül sınırlarımız bambaşkadır. Bunu birbirinden ayırmamız lazım. Türkiye bölgede yaşanan çatışmada mazlumlara ve mağdurlara kucak açmış bir ülkedir”.
İlgilenmek hem görevimiz hem hakkımızdır
  “Birileri bizi Suriye ve Irakl’la neden ilgileniyorsunuz diye soruyorlar ama kimse binlerce kilometre öteden gelenlere aynı soruyu sorma cesareti gösteremiyor. Gaziantep’le Halep’i nasıl ayrı düşünebiliriz. Hatay’dan çıkın Fas’a kadar her yerde bizden izleri mutlaka görürsünüz. Bizim Irak’la da Suriye’yle de Bosna’yla da ilgilenmek hem görevimiz hem hakkımızdır.”
Kobani’nin güneyinde pistler inşaa ediyorlar
  Üç beş PKK’lı zibidiye Türkiye’yi böldürtmeyiz. 3-5 DAEŞ’liye burayı böldürtmeyiz. Bunlar Müslüman değil. Bunlar pislik. Bir de PKK’nın atağı PYD. Bunlar atık. Birileri de bunlara sahip çıkıyor. Silah indiriyorlar. Kobani’nin güneyinde pistler inşaa ediyorlar. Bunu bizimle görüşmeleri
gerekiyor terör örgütüyle değil. Bizimle NATO’da berabersin. NATO’da beraber olduğun Türkiye’yi bir kenara bırakacaksın terör örgütüyle beraber olacaksın. Eğer dost olmak için DAEŞ’le savaşmak ölçüyse o zaman El Nusra ile de dost ol, onlarda DAEŞ’le savaşıyor. 63 ülkenin gücü 15 bin DEAŞ’a yetmiyor mu? Biz bunların canına okuruz.
Musul sorunu halledilene kadar biz oradayız
  Musul halkını kendi kaderine terk edebilir miyiz soruyorum. Musul’u alıp başkalarına verme hesabı var biz Musul’da Musullular yaşamalı diyoruz. Biz Başika üssünü kurarken gelip isabetli oldu dediler. Şimdi Türkiye çıksın diyorlar. Kusura bakmasınlar bizim Başika’da çıkma niyetimiz yok. Musul sorunu halledilene kadar biz oradayız. Akademik yıl açılış töreni sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyet RTEÜ İlahiyat fakültesi yeni eğitim binası açılış törenini gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan daha sonra RTEÜ Geliştirme Vakfı Kurucular Kurulu Toplantısına katıldı.

Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi Yazarı Sadullah Kavak: “Bütünlüğümüz, renkliliğimiz bizim enerjimiz ve gücümüzdür”

0
Haber: İlker ÇAKAN
  Van’da bir araya gelen 16 ilden 181 aşiret lideri, bölgedeki terör olaylarına ve İngiltere’nin aşiretlere para dağıttığı” iddiasına ortak tepki gösterdi. Bölge nüfusunun 2 milyonunun üzerinde etkisi bulunan aşiret liderleri, Van’daki bir otelde yaptıkları ortak basın açıklamasıyla devletin yanında yer aldıklarını ve terörün karşısında olduklarının mesajını verdiler. Van’da otelde bir araya gelen aşiret temsilcileri ve kanaat önderleri, bölgede yaşanan terör saldırılarını değerlendirdi.
  Toplantı öncesi açıklama yapan Ağrılı kanaat önderlerinden Savcı Sayan şunları söyledi; “Çok onurlu ve gururluyuz. Erzurum ve Sivas kongrelerine katılan delegeler kadar heyecanlıyız. Osmanlı’ya, birlik ve beraberliğini bozarak kaybettirdiler. Ona rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulu. Ama bugün bu devleti hazmedemeyen batılı zalimlere, Müslüman coğrafyasına moral olan Türkiye’yi hazmedemeyenlere karşı birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. 500 yıl önce Yavuz Sultan Selim ve 500 yıl sonra Recep Tayyip Erdoğan ile bu millet, birlik ve beraberliğini gösterecek. Bu ülkenin bayrağı dalgalanacak, ezanı susmayacak, sınırları delinmeyecek diyoruz.
Burada Türkiye’nin her yerinden insanlar var. Sadece Kürt aşiretler yok. Türk, Arap aşiretler var. Hepsi yekvücut, bu ülkenin birlik ve beraberliğini koruma kararlılığını gösteriyor.”
  Şerefhan ve Ertuş Aşireti Lideri İskender Ertuş’un önderliğinde ve ev sahipliğinde yapılan toplantıda; terör olaylarının nedenleri ve hedefleri konulu anlamlı ve mesaj yüklü bir konuşma yapan Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi ve www.habergunebakis.com İnternet Haber Sitesi Yazarı Ekonomist-İşadamı Sadullah Kavak ise şunları söyledi;
Batılılar Kürt-Türk diye bizleri ayırmaya çalışmaktadır
  “Bulunduğumuz coğrafya üç kıtayı birbirirne bağlayan yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından zengin bir yer. Onlarca medeniyetlere ev sahipliği yapmış Anadolu-Irak Suriye toprakları aynı zamanda düşmanlarında iştahını kabartmıştır. Son otuz yıl içinde çeşitli bahaneler ile Müslüman coğrafyaları dış müdahaleler ile kan ve gözyaşı akmaktadır. Milletler çeşitli mezheplere ayrılmakta, yetmediği yerde ırk unsuru ile parçalanmaya çalışılmaktadır. Bunun asıl amacı Batılı ülkelerin ve ABD’nin enerji kaynaklarına sahip olma unsurudur. Afrika kıtasının hali bellidir. Yüzyıllardır içsavaşlar, açlık ve sefalet eksik olmamıştır. Sebebi; petrol, elmas, kömür vb.yeraltı kaynaklarıdır. aynı oyun bölgemizde de oynanmak isteniyor. Bizi birleştiren, bizi birbirimize sıkı sıkıya bağlayan
din kardeşliğimiz vardır. Bu bağı yok edemeyen batılılar Kürt-Türk diye bizleri ayırmaya çalışmaktadır.
Parçalama amacı olan her türlü girişimden, tuzaktan uzak durmalıdır
  Yanı başımızda Irak’ta ve Suriye’de huzur ve istirar varken, şimdi; yıkım, akan kan ve gözyaşı vardır. Yüzbinlerce Müslüman kardeşimiz batlılıların oluşturduğu terör gruplarınca muhacir haline getirilmiş, yerlerinden, yurtlarından edilmiştir. Türkiye; bir Irak, Suriye değildir. Çünkü Türkiye Cumhuriyetine can veren insanlar, halklar bu oyunun farkındadır. Anadolu’da cirit atan batılı ajanların niyetide Irak ve Suriye’deki yaşananları Anadolu’da bizlere yaşatmaktır. Buna fırsat verceğiz. Müslümanları birbirine kırdırmaya çalışmalarına fırsat vermeyeceğiz. Onun için sizlerin, bölge halklarının, Anadolu halkları, birlik ve bereberliğimize zarar verecek, bizleri parçalama amacı olan her türlü girişimden, tuzaktan uzak durmalıdır.
Batıyı korkutmaya hep birlikte devam edelim
  Başta İngilizler ve ABD demokrasi ve özgürlük adına girdikleri Müslüman ülkelerde özgürlükten ve demokrasiden uzak yönetimler kurmakta halklarını köleleştirmekte yeraltı ve yerüstü kaynaklarını savaş teminatı altında götürmektedir. Bu işgallerde kadınlarımıza, kızlarımıza birlikte hareket ettikleri terör unsuları ile yapmadıklarını bırakmıyorlar. Namusumuz olan topraklarımıza, kadınlarımıza, kızlarımıza sahip çıkmak için oynan oyunun parçası olmayalım. Bütünlüğümüz, renkliliğimiz bizim enerjimiz ve gücümüzdür. Batı bu güçten korkmaktadır. Batıyı korkutmaya hep birlikte devam edelim. Bütünlüğümüz diğer İslam-Müslüman ülkelere örnektir.Türkiye varsa Müslüman var olacaktır.
  “Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi ve www.habergunebakis.com İnternet Haber Sitesi Yazarı Ekonomist-İşadamı Sadullah Kavak’ın yaptığı konuşma toplantıya katılan aşiret liderlerinin takdir ve beğenisini kazandı.
 
 
             
 
             
 
             

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı: ” Yeni bir Kıbrıs yaratmak mümkün”

0

Haber: İlker ÇAKAN
  KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs’ın yıllardır süren kaderini değiştirmenin, yeni bir Kıbrıs yaratmanın mümkün olduğunu kaydetti. Akıncı, “Kıbrıs sorununda bugüne kadar hep söylendi, ‘kritiktir’ denildi ama bu defa gerçekten öyle olduğunu değerlendiriyorum” dedi.
  Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, dün sabah Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da katılımıyla Kıbrıs konusunda olağanüstü toplandı. Toplantı yaklaşık 4 buçuk saat sürdü. Akıncı, toplantıyla ilgili değerlendirmesini, “Yarışmacı bir üslup değil, katılımcı bir üslupla herkes düşüncülerini aktardı” şeklinde yaptı.
 KKTC Meclis Başkanı Sibel Siber ise, yararlı geçen toplantının, müzakerelerin gizliliği nedeniyle kapalı yapıldığını söyledi. Siber, “Kıbrıs sorunu toplumsal bir sorundur, ortak sorunumuzdur, bizim sorunumuzdur, o yüzden bu tür görüş ve fikir alışverişlerinin özellikle Meclis’imizde tartışılması, yaşanması önemlidir. İlerleyen süreçlerde Kıbrıs sorununa gelinen aşamayla ilgili halkımızın bilgilendirilmesi için bir genel görüşme, açık görüşme talebimiz olacak” dedi.
  Yeni yasama yılının ilk olağanüstü toplantısı olan ve Başbakanlık önergesinin kabul edilmesiyle basına kapalı gerçekleşen toplantının tamamlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Akıncı, saat 15.00 sıralarında Meclis’ten ayrıldı. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, ayrılmadan önce basına açıklama yaparak, olağanüstü toplantı hakkında kısa bir değerlendirmede bulundu. Cumhuriyet Meclisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmenin “verimli” ve “yararlı” olduğunu kaydeden Akıncı, “Buradan iyi bir çalışma yaptığımız düşüncesiyle ayrılıyoruz. Yarışmacı bir üslup değil, katılımcı bir üslupla herkes düşüncülerini aktardı. Milletvekillerini bilgilendirdik, düşüncelerimizi paylaştık. Onların, düşüncülerini dinledik, sorularını yanıtladık” dedi.
Zaten müzakerelerle ilgili tutanakların Meclis’e geldiğini ve okunduğunu ifade eden Akıncı, “Anlaşılmayan konularda aydınlanmak isteyen, daha fazla bilgi isteyen milletvekilleri oldu, onları bilgilendirdik” şeklinde konuştu. Meclisten ayrıldıktan sonra da çalışmalara devam edeceğini, öğleden sonra müzakere heyetiyle görüşeceğini, yarın (bugün) müzakereler kapsamında Rum liderle bir araya geleceğini kaydeden Akıncı, “Bu yoğun sureci en iyi sakilde değerlendirmek için çalışmaya gidiyoruz” dedi. Sabah saatlerinde Meclis’e girerken de bu açıklamayı yaptığını anımsatan Akıncı, “Gerçekten inanıyorum ki tarihi bir dönemeçteyiz, önemli bir kavşaktayız. Kıbrıs sorununda bugüne kadar hep söylendi, ‘kritiktir’ denildi ama bu defa gerçekten öyle olduğunu değerlendiriyorum” ifadelerine yer verdi.
  KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, şöyle devam etti:”Çok söyledim, bir kere daha söylüyorum; bunun bizim kuşağın son denemesi olduğuna inanıyorum. Bu fırsat yine yitirilirse süreç yeniden, ne zaman, nasıl başlar ve ondan sonraki süreçlerde ne konuşulur artık bilmiyorum… Ama akıl işi olan, o tür senaryolar üzerine değil, bu fırsat üzerine yoğunlaşmak ve bunu gerçeğe dönüştürmek. Hem Kıbrıslı Türklerin, hem Rumların, hem Türkiye ile Yunanistan’ın hem de bölgenin yararına olacak yeni bir Kıbrıs yaratmak mümkündür. Kıbrıs’ın yıllardır süren kaderini değiştirmek mümkündür. Yeter ki bu isteklilik tek taraflı kalmasın, aynı arzu, niyet, gerçekçilik, aynı makuliyet Rum tarafınca da değerlendirilsin, aynı bakış acısıyla olaya yaklaşılsın. Çünkü biz bu şekilde yaklaşmaktayız ve bu doğrultuda da yolumuza devam edeceğiz.”
 Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın ardından Meclis Başkanı Sibel Siber de basına kısa bir değerlendirmede bulundu.Meclisi bilgilendirme toplantısının yararlı olduğuna işaret eden Siber, bu tür toplantıların, yüz yüze ve soruların rahatça sorulup yanıtlarının alınabileceği görüşmeler olduğuna vurgu yaptı.Siber, milletvekillerini bilgilendirmelerin hem kirli bilgiyi ortadan kaldırdığına, hem de vekillerin soru sormalarına imkan yarattığına işaret ederek, “Kıbrıs sorunu toplumsal bir sorundur, ortak sorunumuzdur, bizim sorunumuzdur, o yüzden bu tür görüş ve fikir alışverişlerinin özellikle Meclisimizde tartışılması, yaşanması önemlidir” diye konuştu.
 KKTC Meclis Başkanı Sibel Siber, Meclis’in bugün kapalı oturum yaptığını belirterek, şöyle devam etti:”Kapalı yapmamızın nedeni; müzakerelerin gizliliği söz konusu ve bu gizliliği ihlal etmeden daha rahat soruları sorabilir, Cumhurbaşkanımıza bu konularda yanıt vermek için bir rahatlık sağlamak içindir. Ama ilerleyen süreçlerde Kıbrıs sorununa gelinen aşamayla ilgili halkımızın bilgilendirilmesi için bir genel görüşme, açık görüşme talebimiz olacaktır.
” 

KKTC Başbakanı Hüseyin Özgürgün: “Türkiye’nin garantörlüğünü tartıştırmayız”

0
Haber: İlker ÇAKAN
  KKTC Başbakanı Hüseyin Özgürgün, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini asla tartıştırmayacaklarını vurgulayarak, “Kıbrıs Türk halkı da Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden asla vazgeçmez. Kamuoyu yoklamaları da bu desteğin yüzde 90’larda olduğunu gösteriyor. Rum tarafı da bunu bilecek” dedi.Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 26. Dönem 2. Yasama Yılı Açılış Töreni’ne katılan Başbakan Özgürgün, TRT Haber’in yayınına katılarak soruları yanıtladı.Kıbrıs müzakerelerinin 1968’den bu yana aralıklarla devam ettiğine ve Kıbrıs Türk tarafının anlaşma niyeti olduğunu birçok anlaşmada ortaya koyduğuna işaret eden Başbakan Özgürgün, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafının bütün olumlu yaklaştığı anlaşmalara “hayır” dediğini, son olarak da Annan Planı’nı reddettiğini aktardı.
  Kıbrıs Türk tarafının olduğu kadar Kıbrıs Rum tarafının da bir çözüme ihtiyacı olduğunu, Kıbrıs’ta iki eşit ortağın, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin şart olacağı, iki halkın siyasi eşitliğine dayanan bir çözümün gerektiğini vurgulayan Başbakan Özgürgün, şöyle devam etti:
İki kesimlilik net olarak korunmalıdır
  “İki kesimlilik net olarak korunmalıdır. Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs’ta Rumlar kadar eşit olduğu da unutulmamalıdır. Bunu Rum tarafı kabul ederse derhal çözüm olur. Rum tarafı bunu kesinlikle kabul etmiyor. Zaten onun için 48 yıldır görüşülüyor. Tersinden bakalım, eğer biz Rum tarafının istediklerini kabul edersek de hemen çözüm olur. Onlar nedir; Türk askeri gidecek, Türkiye’nin varlığı Kıbrıs’ta sonlanacak, eşitlik olmayacak azınlığı kabul edeceksiniz. Rum tarafının göçmen dediği insanları Kuzey’e yerleştireceksiniz. İki kesimliliği ortadan kaldıracaksınız. Bunu da kabul ederseniz yarın çözüm olur. Demek ki aramızda çok farklar var. Çok ciddi problemler var, çok ciddi ayrılıklar var. Bunların hiç birinde de uzlaşılmış değil. Onun için Kıbrıs’ta görüşmeler daha sürecek. Kolay bir süreç değil. 48 yıl daha sürebilir.
Türkiye’nin garantörlüğünün en kalın kırmızı çizgileri
  Kıbrıs Türk halkı da Anavatan Türkiye de bu konuda her türlü olumlu yaklaşımı gösterdi. Burada varsa bir sıkıntı her zamanki gibi güney’dedir, Avrupa Birliği’ndedir, Yunanistan’dır. Yunanistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nın da son dönemde yapmış olduğu açıklamalar uzlaşmadan ne kadar uzak olduğumuzu gösteriyor.” Başbakan Özgürgün, dönüşümlü başkanlığın Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altında alt başlık olduğunu, Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altındaki konularda da sıkıntılar olduğunu anlattı. Liderlerin New York’taki görüşmeleriyle ilgili soruyu da yanıtlayan Başbakan Özgürgün, New York’ta pek uzlaşı göremediklerini, görüşmelerin kaldığı yerden devam edeceğini ve etmesi gerektiğini söyledi. Taraflarda seçim olduğu zaman görüşmelerin sıkıntıya girdiğini belirterek, gelecek yıl Kıbrıs Rum kesiminde başkanlık seçimi olduğunu anımsatan Başbakan Özgürgün, seçim atmosferine girilmesinin görüşmeleri uzatacağını kaydetti.Başbakan Hüseyin Özgürgün, Türkiye’nin garantörlüğünün en kalın kırmızı çizgileri olduğunu ve asla tartıştırmayacaklarını vurgulayarak, şöyle konuştu:
Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini asla tartıştırmayız
  “Ben ve hükümetim olarak söylüyorum, kesinlikle Türkiye’nin garantörlüğünü tartıştırmayız. Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden asla taviz vermeyiz, onu konuşturmayız. Bu bizim altı çizilmesi gereken en kalın kırmızı çizgimizdir. Çünkü güvenlik konusu, bugünkü ‘çağdaş’ dünyada çok daha fazla önem arz ediyor. Çok yakın çevremizde de görüyoruz. Hiç kimse kimsenin gözünün yaşına bakmadığı gibi, kimse de kolay kolay birisine yardım edecek durumunda değil. Çok şükür ki, Anavatan Türkiye 1974’te müdahaleyi yapmasaydı 
  Kıbrıs’ta da böyle durumların yaşanacağını herkes biliyor. Onun için biz, o günleri yaşatmayacak bir çözüm peşindeyiz. Onu yapmazsak halkımıza da çok büyük zararı olur. Yarın diyelim ki böyle bir çözümden sonra Kıbrıs Türk halkı Elam gibi bir terör örgütünün, Rum tarafındaki aşırı uç unsurların insiyatifine terk edilmiş olur, sokağa çıkmayacak duruma gelir. Sokağa çıktığı zaman ‘çocuk geri dönecek mi’ endişesi yaşamaya başlar. Onun için biz Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini asla tartıştırmayız. Kıbrıs Türk halkı da anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden asla vazgeçmez. Kamuoyu yoklamaları da bu desteğin yüzde 90’larda olduğunu gösteriyor. Rum tarafı da bunu bilecek.”
Doğal gaz adadaki iki halkın eşit hakkı
  Kıbrıs Rum tarafının “Ben tanınan devletim, AB üyesiyim, Kıbrıslı Türkler azınlıktır, onlarla azınlık haklarını görüşüyorum” yaklaşımında ve felsefesinde olduğuna işaret eden Başbakan Özgürgün, Rumlar bu yaklaşımda olduğu için adadaki doğal kaynaklar konusuna da, her şeyin kendisinin olduğu ve “azınlıklarla bunu görüşmem” mantığıyla baktığını söyledi. Başbakan Özgürgün, “Bu zihniyetle neyi anlaşacaksınız ki?” diye sordu. Doğal gazın Ada’daki iki halkın eşit hakkı olduğunu vurgulayan Başbakan Özgürgün, “Hiçbir zaman Rum tarafının tek başına hakkı değildir. Onu da oldu bittiye getirme gayretleri var. Öyle bir şey olursa da gereken tedbir alınır. Kıbrıs Türk tarafının haklarını da yedirmemek lazım” dedi. Kıbrıs Rum kesiminde 3 bin uzman asker alımı konusundaki bir soru üzerine Başbakan Özgürgün, bunun, Türk askerinin Kıbrıs’taki fiili varlığının ne kadar önemli olduğu anlamına geldiğini vurguladı.
1974’den sonra Kıbrıs’ta ne oldu ki sen tedbir alıyorsun
  Başbakan Özgürgün, “Bir taraftan, ‘Türk askeri gitsin, Türk unsurlar gitsin’, bir taraftan da yaklaşık 30 bin kişilik bir ordu besliyorsunuz. Sen önce bunları kaldır, onu görelim. Ondan sonra bunu söylemeye hakkın olur” dedi. Rum tarafının, Türk askerini “tehdit” olarak gördüğü iddiasıyla tedbir aldığını söylediğini, Türk askerinin tehdit olmadığını kaydeden Başbakan Özgürgün, “1974’den sonra Kıbrıs’ta ne oldu ki sen tedbir alıyorsun. 1974’den önce Türk askeri yokken oldu olanlar. Binlerce insan öldü, kayboldu. Daha bir ay önce katledilmiş 33 kayıp Türkün cenazesini Kuzey’de gömdük. Bunlar daha yeni bulundu. O zaman Türk askeri yoktu. Türk askeri olduktan sonra Ada’ya barış geldi. Ada’ya barışı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) getirdi. Hala daha onu tehdit görüyorsan bunun arkasında başka niyet ararım. Güney’e geçtiği zaman aşırı uçların saldırısına uğramış birçok Kıbrıslı Türk var. Asker alımları süratli bir şekilde Güney’de devam ederken TSK’nın ve Güvenlik Kuvvetleri’nin güçlü olması çok önemli” dedi.
21 Temmuz’da FETÖ’yü KKTC’de terör örgütü olarak kabul etti
  Konuşmasında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TBMM’deki konuşmasını da değerlendiren Başbakan Özgürgün, “Sayın Cumhurbaşkanımız çok kapsamlı bir konuşma yaptı, her konuya değindi. 15 Temmuz’dan sonra Meclis ilk defa açılıyor. Önemli bir açılış. O süreci de değerlendirdi. AB ile ilişkilerden, terör olaylarına kadar her türlü konuya kapsamlı bir şekilde değindi. Sayın Cumhurbaşkanı, Meclis’ten beklentilerini de dile getirdi” dedi. Cumhuriyet Meclisi’nin de 3 Ekim Pazartesi günü açılacağını belirten Başbakan Özgürgün, TBMM’nin yeni yasama yılının açılışına katılmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu kaydetti. Başbakan Özgürgün, 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili bir soruya karşılık, hükümetin 21 Temmuz’da FETÖ’yü KKTC’de terör örgütü olarak kabul ettiğini, 7 Ağustos’ta da Yenikapı Mitingi’ne katıldığını anımsatarak, “O anlamda yoğun bir işbirliğimiz var. KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler her açıdan çok yoğun ve çok üst düzeyde.
Türkiye’nin güçlü ve sağlıklı olmasını istiyoruz
  Biz Kıbrıs’ta da bu anlamda gereken bütün tedbirleri almış bulunuyoruz ve Anavatan Türkiye ile işbirliği içerisindeyiz. Türkiye ne kadar güçlü ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde biz de o kadar güçlüyüz. Biz, Türkiye’nin güçlü ve sağlıklı olmasını istiyoruz. Türkiye, bu tip belalardan kurtulduğu zaman çok daha güçlü olacaktır, mutlaka da kurtulacaktır, böyle bir gücü var” dedi.
  Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, yurt dışından gösterilen bazı yaklaşımları hayretle izlediğini, yaşanılan olayların Kıbrıs Türk halkını derinden yaraladığını ve gereken adımları attıklarını ifade eden Başbakan Özgürgün, en basit ifade ile Türkiye’ye haksızlık yapıldığını söyledi. Türkiye’ye yapılanların samimiyetsizlik olduğunu kaydeden Başbakan Özgürgün, AB’nin aynı tutumu Kıbrıs’ta da yaptığını belirtti.
Ekonomik güç, askeri güç birleştiğinde süper güç olunuyor
  Türkiye’nin kredi notunun düşürülmesiyle ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine de Başbakan Özgürgün, ekonominin zayıflatılması ile her şeyin zayıflatılmasının hedeflendiğini ifade ederek, “Ekonomik güç, askeri güç birleştiğinde süper güç olunuyor. Askeri gücün zayıflatılması operasyonları yapıldı. Sonra ekonomik gücü zayıflatma, bence şimdi onun ikinci perdesi oynanıyor. Türkiye bunları aşacak kadar çok büyük bir ülke. Türkiye’nin ekonomik gücü dünyadaki en büyük ekonomik güçlerden biri. Bunu çökertmek kolay değil, bu şekilde imkanı yok, onlar görülecek. Kısa süreli aldatma olur ancak, gelir geçer. Biz, Kıbrıs’a gelen yatırımlardan da o gücü görüyoruz. Türkiye’nin hem ekonomik gücü, hem askeri gücü, ikisi de zaafiyete uğratılacak güç değil. Bunu deneyenler bana göre hayal peşinde koşuyor” diye konuştu.
Türkiye’den suyun gelmesi ile ülkede ciddi proje ve yatırımlar
  Ankara’da, Türkiye hükümet yetkilileri ile üst düzey görüşmeler de yaptığını, KKTC ve Türkiye hükümetlerinin çok yoğun ve yakın işbirliği içerisinde olduğunu da aktaran Başbakan Özgürgün, özellikle Türkiye’den suyun gelmesi ile ülkede ciddi proje ve yatırımlar olduğunu, bunları da görüşme fırsatı bulduklarını söyledi.

Dünya Basın Konseyleri Birliği Başkanı Şule Aker

0
Haber: İlker ÇAKAN
   Kıbrıs Türk Basın Konseyi Başkanı Şule Aker, önceki gün yapılan genel kurulda Dünya Basın Konseyleri Birliği Başkanlığı’na seçildi. Dünya Basın Konseyleri Birliği’nin (WAPC) çeşitli ülkelerden üyelerin katılımıyla Acapulco Otel’de yapılan 17’nci Olağan Genel Kurulu’nda Şule Aker oyların yüzde 70’ini alarak başkan seçilirken, Kenya’dan Haron Muwangi ve Nepal’den Kishor Shretta da başkan yardımcısı oldu.

KKTC üniversitelerinde denklik şartı kaldırıldı

0
Haber: İlker ÇAKAN
  Türkiye’de, Türkiye ile KKTC arasında üniversitelerin karşılıklı tanınmasına ilişkin anlaşmaya ek olarak, KKTC’deki üniversitelerde okuyan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının üniversite diplomalarına denklik getirilmesi zorunluluğunun kaldırılmasına ilişkin madde onaylandı.
  Ankara’da 13 Ekim 2015 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC Hukukuna Göre Kurulmuş Olan Üniversitelerin Karşılıklı Tanınmasına Dair Milletlerarası Anlaşma'”nın onaylanması, TC Dışişleri Bakanlığı’nın 23 Ağustos 2016 tarihli yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nca kararlaştırıldı. Resmi Gazete’de yer alan karara göre, 16 Ocak 2009 tarihinde imzalanan söz konusu anlaşmaya ek anlaşma imzalandı.
Söz konusu ek anlaşmada “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup, lise öğrenimini kesintisiz olarak KKTC’de örgün eğitim veren bir eğitim kurumunda tamamlayarak mezun olan ve KKTC hukukuna göre kurulmuş olan üniversitelerin ön lisans ve lisans programlarına Yüksek Öğretim Kurulu’nun uygun görüşü ve üniversitenin kendi belirlediği kurallar çerçevesinde yerleşmiş olanların da diplomaları denklik işlemlerine tabi tutulmaksızın Türkiye Cumhuriyeti’nde geçerlidir” ifadesine yer verildi.

Karadenizin güzide turizm ve tatil kenti Batum

0
  Gürcistan-Acara Özerk Cumhuriyetinin  başkenti olan Batum; Karadeniz kıyısındaki güzel bir tatil liman kentidir. Nüfusu 190,000 (2013 sayımı) olan Batum, önemli bir liman ve ticaret merkezi olarak hizmet vermekte olup, subtropikal bir bölgede yer almaktadır. Özellikle narenciye ve üzüm elma gibi tarımsal ürünler bakımından zengindir. Son zamanlarda turizm sektöründe marka oteller Batum’a yatırım yapmıştır.
  İnşaat sektöründe ise yapılaşma önemli bir ivme kazandı. 2016 ylı turizm sezonunda Batum’da büyük yoğunluk yaşadı. Otellerde yer bulmak ve kiralık ev bulmak oldukça zordu. Bu yıl turist olarak gelen ülkelerin başında Rusya ve Ukrayna vatandaşları ön sırada yer aldı. Gürcistan’da çok çeşitli turizm hizmetleri sunulmaktadır. Batum’da Gürcistan yöresel yemeklerinin dışında her ülke yemek kültürünü de bulmanız mümkündür. Bu nedenle bu yıl yaşanan yoğunluk nedeniyle otelcilik sektöründe yeni otellerin yapılacağı ve konut yapımına daha çok ağırlık verileceği söylenmektedir.
  Batum; Transkafkasya Demiryolu’nun ve Bakü petrol boru hattının son bulduğu önemli liman ve ticaret merkezidir. Türkiye sınırına 20 kilometre uzaklıktadır. Meyve sebzeler doğal olup, herçeşit sebze ve meyveyi bulmanız mümkündür. Üzüm çeşidi yönünden oldukça zengindir. Batum halk pazarında çok çeşitli üzüm üretimini görmeniz mümkündür. Batum’a gelen turistlerin en çok ilgi gösterdikleri konular deniz ve dağ turizmi, Botanik Parkı gezisi ve Teleferikle havadan Batum şehir gezisi ve teleferikin son nokta tepesinde Batum’u temaşa etmek ve Batum’u gezisini fotoğraflarla hatıralandırmak. Kısaca Batum her yönüyle güzel bir turizm kentidir. Petrol rafinerisi ve gemi yapımcılığıyla da tanınmıştır.Türkiye’yi karayoluyla Gürcistan ile Azerbaycan ‘a ve Orta Asya Cumhuriyetlerine bağlayan Sarp Sınır Kapısı Batum’a açılır.
  Batum önemli bir liman kentidir. Aynı zamanda önemli bir tatil merkezi olan kent, botanik bahçeleri ve tropik bitkileri bakımından zengindir. Bunların dışında şehrin görülmeye değer yerleri arasında; Osmanlı döneminden kalma Orta Cami, Acara Devlet Müzesi, Roma döneminden kalma Apsaros Kalesi, Gürcistan mimari karakterini yansıtan Eski Postane Binası, Karadeniz kıyısındaki Batum Devlet Parkı, Akvaryum Parkı, Yunus Balıkları gösterisi sayılabilir. Ayrıca; Batum Bulvarı, Piazza Meydanı, Tiyatro Meydanı, Avrupa Meydanı ve Medea Heykeli, Chacha Tower diğer görülecek yerler arasında yer alır.
  Batum’da subtropikal iklim egemendir. Kentte ve çevrisinde subtropikal bitkiler yetişir. Batum’da ortalama sıcaklık 14 °C’dir. En soğuk ay olan Ocak ortalaması 6 °C olarak ölçülür. En sıcak aylar olan Temmuz ve Ağustos ortalaması ise 22 °C olarak gerçekleşir. Batum’da en düşük sıcaklık olarak -7°C ve en yüksek sıcaklık olarak da 40°C kaydedilmiştir.
  Türkiye’de yaptığı havalimanlarıyla tanınan TAV’ın yeniden inşa ettiği Uluslararası Batum Havalimanı 2007 yılında açıldı. Batum, Mahincauri istasyonundan başlayan demiryoluyla da Tiflis’e bağlanır.Sarp Sınır Kapıs’ndan Gürcistan’a açılan karayolu Batum’dan geçer.
  THY 2008 yılından itibaren İstanbul-Batum uçuşlarını başlatmıştır. Türkiye vatandaşları pasaport ve vize aranmaksızın Batum Havaalanı’na inerek Artvin-Hopa ilçesine gelebilmektedirler. Ayrıca Trabzon’dan her gün Batum’a karayoluyla otobüs seferleri düzenlemektedir.

Taraf olmayan ber taraf olur…

0
  Ne hale geldik? Ne hallere getirildik? İlla bir gruba illa bir cemaate dahil olmamız farz gibi şart gibi olduk. “Taraf olmayan ber taraf olur” sözünü aynen doğrularcasına hep işin kolayına kaçıyoruz.
Güç sahibi, mevki-makam edinebilmek için, nefsimize esir olmuş. Herşey mübah herşey helal kendimizce…Oysa ki; Yüce yaradan Rabbimiz bize kılavuz olarak. Peygamber efendimiz (sav) aracılığı ile Kur’anı Kerim’i göndermiş ve ilk ayeti “İkra” okudur. Elçisi yani resulümüzüden almıştır. Aracı sadece ve sadece kitabımız Kur’anı Kerim kalmıştır…
  Neyse fazla uzatmayayım… Hepimiz, bu her şeyi ben yarattım diyen cemaatlerin dinsel kibirlerine, neden ve nasıl boyun eğdi? Geldiğimiz içine doğduğumuz dünyayı bile sahiplenmişler, dini ahlakı elimizden alıp, tapuları gibi üstüne oturmuşlar. Ve bizler bu dünyayı ya da bu dini hak etmek için onlara sürekli kira ödeyeceğiz! Bu cemaat ve tarikatların ezberimize almamız gereken o kadar hurafe ve efsaneleri var ki, bu hafıza doluluğu yüzünden, yaşadığımız gerçek dünyaya yer kalmıyor. Ve hala yüzbinlerce insan, intihar etmek yerine, bu boş inançlarına kapılıp, intiharlarını uzun süren bir çürümeye dönüştürüyorlar ve göz göre göre hep sessiz kalıyoruz, ülkelerimiz coğrafyalarımız bir bir elimizden çıkıyor.
  İnanç duyguları kuvvetlidir, öldürmeye kadar. İnancın kuvvetini öldürmeye varacak bir yere taşıyan kimler, bu inancı öldürmeye varmadan durduracak kimlerdir? Ama hiç değilse insanların cemaat halinde tek bir bedende canavarlaşmasının önüne geçebiliriz. Ayı kelimesi, her zaman aynı etkiyi bırakmaz, Artvin Şavşat yolundaysanız ‘ayı’ kelimesi tehlikelidir alarm haline gelirsiniz, çünkü ayı gerçektir birazdan omzunuzu kek gibi kopartabilir, ancak, TV seyrederken ‘aaa ayı’ dediğinizde karşınızda sevimli mutlu sizi eğlendiren bir ayı vardır. Hayretim odur ki, İslam aydınları cemaatleri hala ‘sevimli mutlu eğlenceli’ buluyor.
  Bir mümin müslümanın içinde yaşadığı topluma saygısı olmalı. Bakıyoruz! Fakir bir Peygamber’imizin hayatını anlatarak servetine servet katan hocalar türemiş. Akabinde benim gittiğim yoldan gitmeyin ama söylediklerimi tutun diye müfteriler boy göstermektedirler!
Ne yazık ki vay halimize vay…
Dini bahane eden katil ve sapıkların yuvası
  Cemaat, sosyal anlamıyla, ‘topluluk’ demektir, hepimiz bir cemaat içinde yaşarız, ancak, son yıllarda bir başka tür cemaatleşme zuhur etmiştir, ve sanki, dini bir emir ve zorunlulukmuş gibi, bu organize örgütlenme kabul görmüştür.Ve gözümüzün önünde bir cemaat örgütlenmiş ve kanlı bir hain darbeyi yönetmiştir. Cemaat’in suçüstü yakalanmasına rağmen bir çok İslam aydını alimi ‘cemaat’ kelimesine sahip çıkmış ve ‘cemaatleşmenin’ nasıl bir örgütlenme ve neden bir örgütlenme ihtiyacı olduğu konusunda suskun kalmıştır. Şüphesiz cemaat kelimesinin ‘dini’ kullanımından rahatsız olmuşlar.
  Cemaatlerin çok zamandır dini bahane eden katil ve sapıkların yuvası olduğu çok açıktır, oysa cemaatin, dini ve sosyolojik ve tarihsel olarak neyi ifade ettiği şüphesiz herkesin bilgisindedir.
Şu hale bakın, Müslümanların çoğu artık nerdeyse Allah’tan çok ‘cemaatlerine’ inanıyor, tehlike buradadır, İslam aydını hala bu tehlikenin farkında hiç değilmiş gibi susuyor.
Allah’a inanan Allah’a güvenir, cemaate bağlanmalarının sebebi, varlık ve güvenlerini ancak cemaatle ayakta tutabileceklerine olan inançlarıdır. Bu cemaatlerle yeniden örgütlenme Osmanlı’nın çöküşüyle birebir alakalıdır. Cemaatle örgütlenme, İslam ülkelerinde Halifeliğin kaldırılmasından sonra ‘yol olmuştur’.Çünkü içinde yaşadıkları devlete ve içinde yaşadıkları hukuka güvenmedikleri için cemaatçi oluyorlar.Ve kendilerini hukuk’un değil cemaatin otoritesine emanet ediyorlar.
  Cemaati, bir nevi İslam’ın kaybettiği ‘devletin’ yerine ikame, geçici bir yapı olarak görüyorlar ve bunu bilmeyen yazmayan yoktur. En küçüğünden en büyüğüne cemaatlerin hepsi varolan otorite karşısına ikinci bir otorite inşa ediyor. Ve, iç savaşları hazırlayan ve tetikleyen hazırlığın bu ikinci otoritenin yapısında gizli olduğu gerçeği ortadadır.
  Yani İslam ülkelerinin büyük çıkmazı ‘hiyerarşidir’, Müslümanlar yaşadıkları ülkelerde henüz ‘hiyerarşiye’ bir karar verebilmiş değildir, devlet mi, cemaat mi, konusu bütün İslam ülkelerinde iç savaş halindedir. Şimdi bizler devlete mi sığınacağız cemaate mi, bu konu bütün İslam ülkelerinde kaos düzeyindedir. Şayet devletin kontrolü (iktidar) İslamcılar’ın elinden çıkarsa birden yeniden ‘cemaatçi’ olur, devlet bizimse hem devletçiyiz ama cemaatleri de bir kenarda tutmak lazım, çünkü iktidardan düşersek, bu cemaatler bize yine ‘lazım olabilir.’Cemaatleri ikinci yedek otorite olarak bir kenarda besleyip tutmak devlet için ‘karanlık ve kör’ noktadır. Ve cemaatleri iyi-kötü diye ayıklamak, bizden-bizden değil diye sınıflandırmak, tehlikeli-değil diye kodlamak zorunda kalırsınız, yani, cemaatlere karşı taraflı, mezhepçi ve adil ve eşitlikçi olmayan, ve hatta kendi müslüman kardeşini dahi hain ilan eden bir yola girersin.
  Ki, cemaatleri tehlikeli-değil sınıflandırma yapmak zorunda kalışımızla, ülkemizde, iki ay içinde müslüman sayısı iki milyon birden azalmıştır. Şu anda, Fetö mensubu, bir-bir buçuk milyon insanın ‘müslümanlığı’ düşmüş, mürted, haçlı, kafir ve vatan haini olmuşlardır.
Cemaat dışında kalanlar “Helak olacaklar”sınıfına koydular
  Her müslümanın kalbi inancı temizdir, ancak, kalbinin temiz olmadığı milyonlarca cemaatçiyle karşılaştık. Şimdi de hem hukuki hem dini olarak acaba hangisinin ‘kalbi temiz’ diye ikinci bir ‘ayıklama’ içindeyiz, bu hukukun ve vicdanımızın değil, Allah’ın bileceği bir şeydir, bakın, birden hepimiz mahşeri hazırladık ve haşa Allah gibi yargılamaya başladık. Nedense tek tek bireylerin müminliği Müslümanlığı İslamcıları hiç ilgilendirmedi. Tek tek Müslümanların kendileri ve imanı, İslamcılar’a hiç cazip gelmedi.
  Hatta sıradan insanların tek başına Müslümanlığı, şeytana uyanlar, olarak görüldü, cemaat dışında kalanlar ‘helak olacaklar’ sınıfına koydular. Oysa İslam alimleri cemaat-cemaat bütünden kopan ayrılan sapıklaşan yapıları gördükçe, tek tek insanların Müslümanlığına daha çok önem vermeliydi. Mesela bir sapıklık ya da yolsuzluk hadisesi bir cemaati tümüyle rezil ediyor, oysa, ferdiyetçi bir Müslümanlıkta, ki iman tam da böyle bir şeydir, sapıklığı kim yapmışsa günahı boynuna kalır. Ve kim yolsuzluk yapıyorsa suç günah onundur.
  Mümin müslüman iman etmek için bir organizmayla birlikte düşünmek bir organize teşkilat-örgüt kurmak zorunda değildir. İbadet dediğiniz şeye dünyanın bütün ev kaldırımları açıktır ve Cuma için dünyanın her yerinde bir araya gelmek hiç de büyük zorluklar oluşturmaz. Ve bugün, bir cemaatçinin ya da tarikatın, terör örgütü olan İŞİD’e sapık demek hakkı da yoktur, çünkü İŞİD de Kur’an’da yazılan ayetleri kendince yorumlayıp eyleme geçtiğini söylüyor. İŞİD’e karşı olunacak şey İŞİD’in farklı ve çok gaddar bir yorum getirmesi değil, İŞİD’in ikinci bir otorite kurmasıdır.
İslamcılar’ın ikinci bir otorite kurulmasına karşı duracak güçleri yoktur, ikinci bir yorum’a karşı duracak güçleri yoktur, ikinci bir cemaatleşmeye karşı duracakları güçleri yoktur, bunun için İŞİD yapılanma türlerini öldürerek ve kendilerine müslüman diyen bu yapıları soykırımdan geçirerek, bu büyük yangını durdurmaları mümkün değildir. İŞİD gaddarlık yapıyor ama İŞİD’lilerin akılları yerinde, İslam alimlerinin onlara deli ve sapık deme hakları yoktur, sapık ve deli denilecek yer, onların örgütlenmesine yani ikinci bir otorite kurmasına karşı çıkmamaktır.
  Ülkemizde de ikinci bir otoriteye karşı duracak gücü sırf cemaatçi diye kendinde bulamayanlar bugün akılsızlıkla elindeki devleti kaybetme tehlikesiyle bütün dünyaya rezil olmuşlardır.
Sıradan insanların Müslümanlığını küçümseye küçümseye, tek tek kalbi temiz inançlı Müslümanları aşağılaya aşağılaya, tüm İslam coğrafyası büyük bir cemaatleşme yangınının ortasında nefessiz kaldı. Bir yangın çıktığında bütün cemaat yanıyor işte, 15 Temmuz gecesi ülkemizde bir buçuk milyon müslüman yandı, hiçbir Haçlı Seferi’nde birkaç gün içinde milyonlarca müslüman bir günde ölmedi, biz, kendimiz devlet sen ben hepimiz cemaatlere sessiz kalarak öldürdük. Ve hatta, İslam alimleri, cemaatlerde gördükleri sapıklık ve yolsuzluklar üzerine, ahlak aşılarını, sadece lider-şeyhlerine yaptılar. Şeyh aşı olunca cemaat de aşı olmuş olmuyor. Şeyh hasta olursa bütün cemaat hasta oluyor. Şeyh hain olunca bütün cemaat vatan haini oluyor. O halde İslam alimleri, ahlak aşılarını tek tek müridlere yapmalıydı, Fetö’yle laf yarıştırarak değil. Bu süreç içinde gördük ki İslam alimlerinin otoriteyi cemaatlerden alıp tekrar mümin müslümana verecek güçleri hiç yok.
  Mümin temiz müslümanları rahatsız etmeden zorlamadan avcının tuzaklarına hilelerine düşürmeden koruyacak bir devlet ve hukukumuz ve uyarıcı İslam düşüncemiz hiç olmamış.
Evet, masaya koyalım, İslam dünyasında cemaat cemaat büyüyen bir büyük yangın vardır. Ve yangın bütün dünyayı tehdit etmektedir. Cemaat cemaat büyüyen bu yangından dehşete kapılan sadece batılılar değil, asıl endişe eden kaos içinde arada derede kalmış müslüman dünyanın milyonlarca müslümanıdır.
  Bu büyük yangının hem müslüman ülke devletlerini hem dini hem toprak-sınır-otorite bırakmayacak kadar yaygın ve tehlikeli geliştiği ve müslüman dünyayı büyük bir kaosun içinde çaresiz bıraktığı, günümüzün gerçeğidir. Bugüne kadar bu yangının önüne geçmek için dinin revizyondan geçmesi ya da zuhur eden müceddidlerin (yenilikçi kurtarıcı) ortaya çıkması hiçbir fayda sağlamamış, aksine, yangına körükle gidip, her revizyon fikri, hastalığı daha da vahim hale getirmiştir.
Bu çocuklar kimseyi korumak zorunda değiller
  Cemaatçilik bir sosyoloji sorunudur, dinin tekrar tek tek Müslümanların eline geçmesinin büyük zorluğu, dini otoritenin hemen her müslüman ülkede ‘cemaatçi’ örgütlerin eline geçmesidir.
İslam ülkelerinde Allah’la aracısız konuşabilen tek başına mümin müslüman ve tek başına İslam alimi, nerdeyse kalmamıştır. Sırf kendi cemaatinden sırf ‘kendi müridi’ müslüman diye, ‘yanlışlarını’ ‘ahlaksızlıklarını’ asla söyleyemeyen milyonlarca müslümanın kalbi beyni dini imanı zehir olmakta, dinden imandan çıkmakta, utanmakta, bu büyük çaresizlik yangını içinde kül olmakta ya da birbirlerini öldürmekteler.
  Bu büyük yangını dindirmek için bütün İslam düşünürleri ve alimlerinin aklına ise hep Papalık gibi bir halife yerine geçen bir örgüt kurmak geldi, ve onlarca çeşidi denendi ve başarısızlıkla aynı hastalık mikrobuyla ölüverdi ya da ölü sessizliğinde yaşamlarını sürdürüyor. Çünkü her cemaat kendi içinde önce bu büyük otoriteyi kuruyor, hastalık zaten burada, aksine, her müslümanın önce kendi ailesine, sonra ülkesi ve devletine bireysel sorumluluklarıyla gücü ve aklı ve ahlakıyla mücadele etmeliydi, yardımlaşma örgütlerinde olduğu gibi, ki, bu yardım örgütlerinin de cemaatlerin varlığına hizmet ettiğine şahidiz. İslam toplumlarının çöküşe geçtiği son iki yüzyıl içinde İslam alimlerinin aklına cemaatleşmeden başka bir fikir nedense gelmedi!
  Cemaatleşme yani bir otorite etrafında çoğalmakla inancın imanın ne alakası var, soran olmadı!
Mesela bu ülkede bir yazar olarak yüzlerce çok zeki kültürlü müslüman genç aydınlar tanıdım, bu seçkin zekalı çocuklar, geliyor geliyor geliyor ve bir yerde, cemaatlerini koruma refleksiyle akla hayale sığmaz çiğlikler ve yolsuzluklar ve sapıklıklar ve zorbalıklar karşısında sessiz kalmak zorunda kalıyorlar.
  Oysa bu çocuklar kimseyi korumak zorunda değiller. Yolsuzluk yapan müslümanı korumak bizatihi ahlakı ve temsil ettikleri inancı korumanın kendisi oluveriyor. Oysa yolsuzluk yapanı korumak bir inanç değil onların cemaatçi kimliği. Peki neden cemaatçi kimlikleri inanç ve vicdanlarının önüne geçiyor. Çünkü iş geliyor, oy ve sandık hesabına kilitleniyor.Birbirimizi eleştirirsek azalırız dağılırız düşüncesi imanın inancın düşüncesi değil cemaatçi kimliğin refleksidir. Ve,cemaat ve tarikatlar mürid çoğaltmak için bir çok teşvik ve gazlayıcı vaatler sunuyor, bu vaatler, bir, ötede dünyada şefaat garantisi, iki, bu dünyada iş garantisi.
  Bu iki teşvik türü de İslam inancında çok sorunludur, bugünkü cemaatçilik gerçeğinin önüne açan yegane şeydir, inançla imanla ilgisi yoktur. Bir vaat varsa bu vaat kitabın kendisindedir, bu vaatleri toptancı tüccar şeyhden-liderden almak istiyorsan ciddi bir inanç krizi yaşıyorsun, ve bu cemaatçi kimliğinle dinden imandan merhametten vicdandan çıkıyorsun demektir. Üstelik, şeyhlerin-cemaatlerin ‘yanılmazlığı’ ve ‘dokunulmazlığı’ çoktandır dinin kitabın ahlakın üstüne çıkıverdi.
Bir genç müslümanın kalkıp bu yanılmaz dokunulmaz ilahi kutsallara laf edebilmesi, zordur.
Bu genç çocuklara ve milyonlarca müslümana, Allah’dan başka hesap verecek kimseniz yoktur, diyebilmeyi öğretmek, İslam alimleri yazarları için neden bu kadar zordur.
  Bu genç çocukları ve milyonlarca müslümanı, cemaatçi örgütlere kurban olmamaları için, bu çocukları özgür iradeli ve eleştiriye açık yetiştirmek, İslam alimleri ve yazarları tarafından neden imkansızdır. Bir müslüman pekala herkes gibi hepimiz gibi, herkesi her şekilde eleştirebilmeli, ve kendi içinde yaşattığı vicdanı ve inancı dışında kimseye, hesap vermemeli.
  Hop bir saniye, İslamcı alim beyler, bu cemaat nerden geldi inancın önüne geçti, nerden hangi zaruretten geldi ve bu genç çocukların temiz inançlarından daha önemli hale geldi? Cemaatçiliği dinin en zorunlu emri gibi şart koşmaktan yorulmadınız, milyonlarca müslüman genci bu cemaatlerin sapıklık ve yolsuzluk ve vatan hainliğiyle öldürmekten bıkmadınız.
  Neden, çünkü bu genç Müslümanların kendine güvenlerini büyütürsek şüphesiz biraz oy kaybı olur şüphesiz cemaatçi yapılanmalar eskisi kadar çok mürid toplayamaz. Ama kendine güvenen milyonlarca müslüman, dokunulmaz yanılmaz kutsal lider ve şeyhler ve otoriteler karşısında, kalbi vicdanı çok daha temiz bir ahlakı savunabilirler ve bu yangını bu milyonların tertemiz vicdanının sağanak yağmurlarıyla söndürebilir.
  Kalbini ahlakını vicdanını cemaatler yüzünden savunamayan, dokunulmaz ve yanılmaz ilan edilmiş otoritelere karşı direnemeyen milyonlarca müslüman, İslam aydınlarının kurumlarının ve hükümetlerinin gözleri önünde, çürüyor, helak oluyor! Bu büyük yangını durdurabilmenin tek yolu, çocuklarımızı tek tek bu yangın yerinden kaçırmaktır, onlara, tek başına yaşayabilecekleri güvenli bir dünya, sunabilmektir.
  Çocuklarımızı sonsuzluk çaresizlik yalnızlıkla yüzleştirmek ve Allah karşısında çırılçıplak oldukları gerçeğini, bir iman ve ahlak ve inanç dersi olarak öğretebilmektir. Çocuklarımıza öğreteceğimiz bu kutsal öğreti için, önce, İslam alim ve yazarlarının, Allah karşısında çırılçıplak kalıp yalnızlık imtihanından önce kendileri geçmeleri gerekiyor. Bu yazarların hepsi, bugünkü İslamcılığın her türünün ‘cemaatçilik’ içinde büyüdüğünü bliliyor, cemaatçiliği yaşatmasalar kendilerinin de servetleri ve makamlarından olacağını biliyorlar.
  Olan cemaatçilik dışında vicdanlarında kalplerinde inançlarında bir çıkış bulamayıp kendilerine güven inşa edemeyen milyonlarca gence ve bu güvensiz gençler bataklığı içinde çırpınan ülkemize namusumuza ahlakımıza devletimize dinimize ve toplum hayatımıza oluyor.
  Sonuç olarak Haçlıların, siyonistlerin açık kimlikleriyle yapamadıklarını içimize soktukları ajanları alim gibi tanıtıp Müslümanı müslümana kırdırıyorlar. Parçala böl yok et mantığını faaliyete geçirerek en büyük zararı yani İslamı yok etme yolunda hedeflerine ulaşmaktadırlar. Oysa ki vahhabilik mezhebini İngiliz’ler yazmamışmıydı? Daha neler neler. Müslüman coğrafyasında Rabbim müslümanlara neler nasip etmemiş ki? Müslüman Müslüman gibi yaşamadığı sürece de Müslüman coğrafyasın da acı ve göz yaşı dinmiyor vede dinmiyecekte. Ne zaman ki Kur’anı Kerim’i biz okur ve ona göre yaşar isek herşey nihayete erer.
  Kalınız sağlıcakla…
error: Content is protected !!