Perşembe, Nisan 2, 2026
tr
Ana Sayfa Blog Sayfa 59

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi

0

ÖZEL HABER: İlker ÇAKAN
Gaziantep Kalesi içerisinde yer alan galeri, 2009 yılında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından İstiklal Savaşı’nda kahramanca verilen mücadelenin anlatıldığı “Kahramanlık Panorama Müzesi” olarak hizmete açılmıştır. 10 ay 9 gün süren işgalde, kahramanca şehrini savunan Gaziantep halkının bu destansı zaferi görkemli Gaziantep Kalesi’nin gizemli galerisinde anlatılmaktadır. Gaziantep savunmasının teşkilat yapısı, cepheler ve abide şahsiyetlerin kronolojik olarak resimler, rölyefler, heykeller, sunumlar ve maketlerle anlatıldığı galeri içerisinde, 79 pano, 41 rölyef, 52 heykel, 13 büst, 125 portre rölyefi ile bu mücadele ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, sanat tarihçileri ve arkeologlar kadar tarihe ve kültüre meraklı her yaştan ziyaretçi için çok önemli ve gözde bir müzedir. Müze, Türkiye’yi ziyaret etmek için tek başına sebep oluşturabilecek bir sanatsal zenginliğe ve çeşitliliğe sahiptir. Gerek bina büyüklüğü gerekse sergilenen mozaiklerin kapladığı alan bakımından, dünyanın en büyük mozaik müzelerinden biri olarak bilinmektedir. Müzede sergilenen mozaiklerin üstün bir sanat zevkini yansıtması, Geç Antik Dönem kiliseleri ile Erken Süryani ve Hristiyan ikonografisine ait örnekleri barındırması müzeyi daha da çekici hale getirmektedir.
Çağımızın en önemli arkeolojik keşiflerinden olan Zeugma Antik Kenti’nden çıkartılan, toplamda 2 bin 500 metrekarelik bir alan kaplayan ve bu dönemde sanatın ulaştığı zirve noktasının örneklerini meydana getiren mozaiklerin haricinde, yine Roma Dönemi’ne ait heykeller, sütunlar ve çeşmeleri de müzede görmek mümkündür. Örneğin Savaş Tanrısı Ares’in bronz heykeli, mozaikler dışında ziyaretçilerin müzede en fazla ilgisini çeken eserler arasında yer almaktadır.
Zeugma Ne Demektir?
Dicle ile birlikte, uygarlığın beşiği olarak adlandırılan Mezopotamya’nın sınırını meydana getiren Fırat Nehri, binlerce yıl boyunca bu bölgeye bereket getirmiştir. 2300 yıl önce tüm dünyayı ele geçirme hedefiyle Anadolu topraklarından geçen Büyük İskender’in komutanlarından Selevkos Nikator da yerleşimini kurmak için bereketli Fırat kıyılarını seçmiş ve kente bu nehir ile kendi ismini birleştiren bir ad vermeyi uygun görmüştür. Selevkos Euphrathes olarak anılan bölge, MÖ 64 yılında Roma hâkimiyetine geçtiğinde ise ismi “köprü başı” anlamına gelen “Zeugma” olarak değiştirilmiştir. Yollar kadar medeniyetler ve kültürler arasında da bir geçiş noktasında kalması ve bu özelliğini yüzyıllarca devam ettirmesi isminin ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir. Bu avantajını Sasaniler tarafından yok edilene kadar sürdüren Zeugma, Kommagene Krallığı’nın en büyük dört kentinden biri olma unvanını elde edecek zenginliğe ulaşmayı da başarmıştır.
Mozaiklerin en görkemlilerinin keşfedildiği ve müzenin giriş katında tekrar hayat bulmuş biçimde ziyaretçilerini bekleyen Poseidon ve Euphrates villalarının tüm duvarları ve hatta tabanlarının dahi mozaik ve fresklerle süslenmiş olması kentin zenginliğinin kanıtlarıdır.
Zeugma Mozaik Müzesi’nin Öne Çıkan Eserleri
“Çingene Kızı” (MS 2.-3. Yüzyıllar)
Müzede yer alan mozaik panoların tamamı çok büyük ustalık eseridir. Bazılarının tam 500 bin parçadan meydana getirilmiş olması yanında figürlerin gerçekçilikleri ve canlılıkları da hayranlık uyandırmaktadır. Ancak müzenin en önemli eseri bu çok büyük boyutlu panolar değil, diğerlerine göre oldukça küçük bir parça halinde keşfedilmiş olan MS 2’nci yüzyıl tarihli Maenad ya da daha bilinir adıyla Çingene Kızı Mozaiği’dir.
Mozaikte Çingene kızının bakışlarını etkin kılmak için özel bir teknik kullanılmıştır. Yüzündeki sevinç ve hüznü aynı anda yansıtması da portre sanatında ulaşılan noktayı göstermektedir. Eser, Helenistik Dönem resim sanatında “üç çeyrek bakış” olarak ifade edilen teknikle yapılmıştır. Bu teknik, resim sanatında büyük sanatçılar tarafından da kullanılmıştır. Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa resmi, bu teknikte yapılan eserlere bir örnektir. Bu özellikleri nedeni ile eser, Zeugma ve Gaziantep’in sembolü hâline gelmiştir.
ABD Bowlig Green State Üniversitesi’nde olduğu tespit edilen kayıp on iki parçanın Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri ile alınarak müzeye getirilmesi ile Çingene Kızı Mozaiği’nin bir bölümü daha Zeugma Mozaik Müzesi’nde ziyarete açılmıştır.
Okeanos ve Tethys Mozaiği (MS 2. ve 3. Yüzyıllar)
Okeanos ve Tethys Mozaiği, Okeanos Villası’nın sığ havuzunun taban mozaiğidir. Erken Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait olan bu mozaikte, hayatın kaynağı olan ırmak tanrısı Okeanos ile eşi Tethys konu edilir. Geometrik üçlü örgü bordür ile çerçevelenmiş mozaikte ortada Okeanos ve eşi Tethys yer alır. Çevrelerinde ise denizin verimliliğine işaret eden çeşitli balık türleri ve yunuslara binmiş Eroslar görülür. Okeanos’un en sık tasvir edilen atribüleri yani simgeleri yılan ve balıklardır.
Zeugma Mozaik Müzesi – Gaziantep
Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, sanat tarihçileri ve arkeologlar kadar tarihe ve kültüre meraklı her yaştan ziyaretçi için çok önemli ve gözde bir müzedir. Müze, Türkiye’yi ziyaret etmek için tek başına sebep oluşturabilecek bir sanatsal zenginliğe ve çeşitliliğe sahiptir.
Gerek bina büyüklüğü gerekse sergilenen mozaiklerin kapladığı alan bakımından, dünyanın en büyük mozaik müzelerinden biri olarak bilinmektedir.
Müzede sergilenen mozaiklerin üstün bir sanat zevkini yansıtması, Geç Antik Dönem kiliseleri ile Erken Süryani ve Hristiyan ikonografisine ait örnekleri barındırması müzeyi daha da çekici hale getirmektedir.
Çağımızın en önemli arkeolojik keşiflerinden olan Zeugma Antik Kenti’nden çıkartılan, toplamda 2 bin 500 metrekarelik bir alan kaplayan ve bu dönemde sanatın ulaştığı zirve noktasının örneklerini meydana getiren mozaiklerin haricinde, yine Roma Dönemi’ne ait heykeller, sütunlar ve çeşmeleri de müzede görmek mümkündür.
Örneğin Savaş Tanrısı Ares’in bronz heykeli, mozaikler dışında ziyaretçilerin müzede en fazla ilgisini çeken eserler arasında yer almaktadır.
Zeugma ne demektir?
Dicle ile birlikte, uygarlığın beşiği olarak adlandırılan Mezopotamya’nın sınırını meydana getiren Fırat Nehri, binlerce yıl boyunca bu bölgeye bereket getirmiştir. 2300 yıl önce tüm dünyayı ele geçirme hedefiyle Anadolu topraklarından geçen Büyük İskender’in komutanlarından Selevkos Nikator da yerleşimini kurmak için bereketli Fırat kıyılarını seçmiş ve kente bu nehir ile kendi ismini birleştiren bir ad vermeyi uygun görmüştür. Selevkos Euphrathes olarak anılan bölge, MÖ 64 yılında Roma hâkimiyetine geçtiğinde ise ismi “köprü başı” anlamına gelen “Zeugma” olarak değiştirilmiştir. Yollar kadar medeniyetler ve kültürler arasında da bir geçiş noktasında kalması ve bu özelliğini yüzyıllarca devam ettirmesi isminin ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir. Bu avantajını Sasaniler tarafından yok edilene kadar sürdüren Zeugma, Kommagene Krallığı’nın en büyük dört kentinden biri olma unvanını elde edecek zenginliğe ulaşmayı da başarmıştır.
Mozaiklerin en görkemlilerinin keşfedildiği ve müzenin giriş katında tekrar hayat bulmuş biçimde ziyaretçilerini bekleyen Poseidon ve Euphrates villalarının tüm duvarları ve hatta tabanlarının dahi mozaik ve fresklerle süslenmiş olması kentin zenginliğinin kanıtlarıdır.
Zeugma Mozaik Müzesi’nin Öne Çıkan Eserler
“Çingene Kızı” (MS 2.-3. Yüzyıllar)
Müzede yer alan mozaik panoların tamamı çok büyük ustalık eseridir. Bazılarının tam 500 bin parçadan meydana getirilmiş olması yanında figürlerin gerçekçilikleri ve canlılıkları da hayranlık uyandırmaktadır. Ancak müzenin en önemli eseri bu çok büyük boyutlu panolar değil, diğerlerine göre oldukça küçük bir parça halinde keşfedilmiş olan MS 2’nci yüzyıl tarihli Maenad ya da daha bilinir adıyla Çingene Kızı Mozaiği’dir.
Fotoğraf: Official Turkish Museums
Mozaikte Çingene kızının bakışlarını etkin kılmak için özel bir teknik kullanılmıştır. Yüzündeki sevinç ve hüznü aynı anda yansıtması da portre sanatında ulaşılan noktayı göstermektedir. Eser, Helenistik Dönem resim sanatında “üç çeyrek bakış” olarak ifade edilen teknikle yapılmıştır. Bu teknik, resim sanatında büyük sanatçılar tarafından da kullanılmıştır. Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa resmi, bu teknikte yapılan eserlere bir örnektir. Bu özellikleri nedeni ile eser, Zeugma ve Gaziantep’in sembolü hâline gelmiştir.
ABD Bowlig Green State Üniversitesi’nde olduğu tespit edilen kayıp on iki parçanın Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri ile alınarak müzeye getirilmesi ile Çingene Kızı Mozaiği’nin bir bölümü daha Zeugma Mozaik Müzesi’nde ziyarete açılmıştır.
Okeanos ve Tethys Mozaiği (MS 2. ve 3. Yüzyıllar)
Okeanos ve Tethys Mozaiği, Okeanos Villası’nın sığ havuzunun taban mozaiğidir. Erken Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait olan bu mozaikte, hayatın kaynağı olan ırmak tanrısı Okeanos ile eşi Tethys konu edilir. Geometrik üçlü örgü bordür ile çerçevelenmiş mozaikte ortada Okeanos ve eşi Tethys yer alır. Çevrelerinde ise denizin verimliliğine işaret eden çeşitli balık türleri ve yunuslara binmiş Eroslar görülür. Okeanos’un en sık tasvir edilen atribüleri yani simgeleri yılan ve balıklardır.
Gaziantep Müzesi Müdürlüğü
Mozaikte Okeanos, başında yengeç kıskaçlarıyla görülür. Bu kıskaçlar, onun en karakteristik özelliklerinden biridir. Seramiklerdeki figürlerinde ayakları yerine yılan balığının kuyruğu resmedilse de mozaik sanatında, burada olduğu gibi büst olarak ve sadece başındaki kıskaçları ile canlandırılması söz konusudur. Karısı Tethys, Okeanos’un hemen yanında ve alnında kanatlarla temsil edilmiştir. Ortalarında, mitolojik bir deniz yaratığı olan yılan gövdeli, Ketos adı verilen ejder görülür. Çünkü Zeugma adına basılan sikkelerde de görüldüğü gibi Zeugma’da Fırat Nehri, bir ejderha olarak ifade edilmiştir. Bu iki ana figürün dışında mozaiğin sağ üst kısmında, bir kayanın üzerine oturmuş balık avlayan ve çobanların koruyucu tanrısı Pan olabileceği düşünülen genç bir erkek figür yer alır. Kenar figürleri olan Eroslar ve Pan’ın dışa dönük olarak resmedilmesi, havuzun çevresinde dolaşılacak şekilde olduğunu gösterir.
Grek Mitolojisine göre Okeanos Gaia’nın on iki Titan (dev) evladından birisidir. Antik Yunan erken ilkçağının dünya görüşüne göre yeryüzü yuvarlak ve yassı bir diske benzer, Okeanos da bu diski çepeçevre sarar. Okeanos aslında bir deniz gibi değil, evrensel bir ırmak ve ırmakların babası olarak tasarlanır. Derin anaforlu, burgaçlı olarak nitelendirilmektedir.
Mitolojide Okeanos’un okyanus olmayıp dünyayı saran ırmak olarak ifade edilmesi ile güneşin hararetiyle buharlaşarak yağmur olup doğaya hayat veren suyun, doğa tarafından kullanılması sonrası ırmaklarla tekrar denize kavuşması anlatılmaktadır.
Akratos ve Euphrosine Mozaiği (MS 2. ve 3. Yüzyıllar)
Akratos ve Euphrosine Mozaiği, “Menad” Villası’nın bir odasına ait taban mozaiğidir. Gaziantep Müzesi’nin 1998 yılında yaptığı kurtarma kazısında Çingene Kızı olarak tanımlanan mozaiğin yan odasından çıkarılmıştır.
Mozaikte, adı “yönetici,aktarıcı” anlamlarına gelen Akratos ile “neşe ve sevinç veren” anlamına gelen su perisi Euprosine görülmektedir.
Kompozisyonda, Akratos’un ilahi kaynaktan alınan altın krater içindeki kutsal şarabı, bereket boynuzu ile Euprosine’ye sunması tasvir edilmektedir. Sağ tarafta Euprosine, bir ağacın altında uzanır vaziyette resmedilmiştir. İçkinin verdiği rahatlık, her iki figürün duruşlarında ve yüz ifadelerinde sezilir. Kompozisyonun sol tarafında yer alan çan kraterin, figürlere oranla büyük ve onların üzerinde resmedilmesi, önem noktasını bu kutlamaya ve şaraba çekmekle birlikte kutsallığına da çağrışım yapmaktadır.
Akhilleus Mozaiği (MS 2. – 3. Yüzyıllar)
Akhilleus Yunan mitolojisine en çok konu olmuş kişidir. Akhilleus, Peleus ile Thetis’in oğludur. Bir ölümlü olan Peleus ile gönülsüz evlenen Thetis çocuklarını kendisi gibi ölümsüz kılmak için ateşle yakarmış. Bir gece uyanan Peleus karısının çocuğu Akhilleus’u topuğundan tutup ateşe saldığını görmüş. Bunu gören Peleus, çocuğu annesinin elinden alarak karısını evden kovmuş. Başka bir efsaneye göre ise Thetis çocuğunu ateşte yakarak değil Styks ırmağına batırarak ölümsüzleştirirmiş. Bu nedenle Akhilleus’un annesinin eliyle tuttuğu ayak topuğu hariç hiçbir yerine silah işlemezmiş.
Anlatılara göre dağda, at adam Khiron tarafından yetiştirilen Akhilleus her konuda mahir, genç bir delikanlı olur. Akhalar ile Troyalılar arasında savaş başlar ve Akhilleus savaşa katılmadığı takdirde savaş kazanılmayacaktır. Troya Savaşına katılmaya karar veren Akhilleus’un savaşta ölmesini önlemek için babası veya annesi Skyros adasına Kral Lykomedes’in sarayına gönderilir. Haremde yaşayan Akhilleus’a burada “kızıl saçlı” adı verilir ve Lykomedes’in kızlarından biri ile birlikteliğinden Neoptolemos adlı bir oğlu dünyaya gelir.
Akha’ların kahini Kalkhas’ın Akhilleus sefere katılmazsa Troya’nın alınmayacağını bildirmesi üzerine Odysseus Akhilleus’u aramaya çıkar. Skyros’a varınca gezgin satıcı kılığına girerek Lykomedes’in haremine sokulur. Kızların önünde bohçasını açınca bir sürü kumaşın içinden birkaç kıymetli silah da çıkarır. Akhilleus bu silahları görünce dayanamaz, alıp kullanmaya can atar. Böylelikle kimliğini açığa vurur. Odysseus da onu peşine takıp Akha ordusunun toplandığı yere götürür. Savaş meydanında Paris’in attığı ok ile topuğundan vurulan Akhilleus ölür.
Bu mozaik panoda ise Akhilleus mitolojisinin kalbi olan Akhilles’un kimliğinin ortaya çıkma sahnesi işlenmiştir. Öndeki figürlerin sütunların aksi yönünde soldan sağa doğru işlenişi, telaş ve hareketliliği sağlamıştır. Ayrıca mozaik panonun etrafının dalga motifleri ile verilişi, havuzun su ile dolduğunda görüntünün hareketli görünmesini sağlamaktadır.
Mozaik kendi adıyla anılan villaya ait havuz tabanına ait olup MS 2. yüzyıla tarihlendirilmektedir.
Europhe’nin Kaçırılışı Mozaiği (MS 2. – 3. Yüzyıllar)
Europhe’nin kaçırılışı mozaiği, Zeugma Antik Kentinde, B Bölgesi olarak adlandırılan alanda yapılan kazılarda ortaya çıkartılmıştır. Kompozisyonda Tanrı Zeus’un, boğa kılığına girerek Suriyeli kız Europhe’yi kaçırması tasvir edilmiştir. Mitolojide Olympos’un hâkimi, tanrıların tanrısı Zeus, aşklarıyla ünlüydü. Mitolojiye göre Finike Kralı’nın kızı Europhe’nin güzelliğine âşık olan Zeus, bir boğa kılığına girerek deniz kenarında eğlenen kızın yanına gelir. Europhe, bu uysal görünümlü hayvanı okşar ve üzerine binerek boynuzlarını çiçeklerle süsler. O sırada boğa, büyük bir hızla koşmaya başlar. Europhe ise düşmemek için bir eliyle boğanın boynuna sarılır, bir eliyle de elbisesinin eteğini ıslanmaması için tutar.
Mozaikte Europhe, boğanın üzerinde oturmaktadır. Boğanın ön ayaklarının hafifçe öne doğru atılmış olması, onların hareket halinde olduklarını göstermektedir. Kompozisyonun sol alt köşesinde yer alan balık figürü de denizin içinde hareket hâlinde olduklarını göstermektedir. Europhe’nin yanındaki kadın figür ise onun refakatçisidir. Boğa ile bu kadın figürün üzerine oturduğu kanatlı panterin yönlerinin birbirine zıt biçimde resmedilmesi, Europhe’nin kaçırılmasına işaret etmektedir. Europhe, tıpkı öyküdeki gibi bir eliyle ıslanmaması için elbisesini tutmakta, bir eliyle de düşmemek için dengesini sağlamaya çalışmaktadır.
Mozaik, B Bölgesi’nde yapılan kazılar sırasında Birecik Baraj Gölü sularının mozaiği yutmasından bir gün önce kaldırılarak Gaziantep Müzesi’ne getirilmiştir. Mozaiğin kaldırılması sırasında suların zeminden yükselmesi nedeniyle Europhe figürünün yüzü sulardan zarar görerek tahrip olmuştur. Restorasyon sırasında eldeki verilere dayanılarak orijinaline uygun olarak yeniden dizilmiştir.

 

Mersin-Tarsus Şelalesinde ziyaretçi yoğunluğu

0

Tarsus Şelalesi, Mersin’e bağlı Tarsus ilçesinin kuzeyinde Berdan Çayı (Kydnos) üzerindeki bir şelaledir. Berdan Çayı’nın 4–5 m yükseklikten dökülmesi ile meydana gelmiştir. Şelalenin bulunduğu alan jeolojik olarak konalemera yapısına sahip olduğundan buradaki kayalar kolayca oyulmaktadır. Roma döneminde şelalenin bulunduğu alan mezarlık olarak kullanılmıştır. Bu mezarlar nehrin zaman zaman alçalan suları sırasında ortaya çıkmış ve çoğu da tahrip olmuştur. Tarsus Şelalesi’nin bulunduğu alan günümüzde mesire yeri niteliğinde olup, çevresinde bir takım tesisler bulunmaktadır.
Taşıdığı alüvyonlarla Çukurova Deltası’nın ortaya çıkışında önemli rol oynayan Berdan Irmağı, Orta Toroslar’ın güneydoğu yamaçlarından (Bolkar Dağları) doğan derelerden meydana gelmektedir. Seyhan ve Ceyhan ırmaklarının aksine Çukurova’da kısa bir yol kat ederek Akdeniz’e dökülür. Toplam uzunluğu 142 kilometreyi bulan ırmağı oluşturan derelerin en önemlileri ise Can, Pamuklu ve Kusun dereleridir.
Akdeniz’e dökülmeden önce Tarsus ovasında geniş yaylar çizen Berdan, (antik Kydnos) aynı zamanda Tarsus’un kurulmasında önemli tercih sebebidir. Soğuk su anlamına gelen Berdan, aynı zamanda kentin 4 kilometre kuzeyinde doğal bir güzelliği de barındırmaktadır. Bizans imparatoru Justinyen (M.S. 527-565) tarafından yatağı değiştirilirken, aslında Roma Dönemi sonlarına dek kullanılmış nekropol alanında geniş ve yüksek bir çağlayana dönüşmüştür. Kenti su taşkınlarından korumak için yapılan bu çalışma sonunda bugün yaklaşık 15 metre yükseklikteki konglomera kayalıklardan dökülen su, özellikle kış ve bahar aylarında karların erimesiyle en yoğun debisine ulaşmaktadır. Bugün aynı noktada yer alan nekropoldeki basamaklı ya da rampalı (dromos) oda mezarlar, oyuldukları konglomera kayaların zayıf oluşuyla güçlü akıntılara karşı koyamayarak büyük ölçüde tahrip olmuştur. Günümüzde Şelale ve çevresi, Tarsusluların özellikle sıcak yaz günlerinde ilgi gösterdikleri yerlerin başında gelmektedir.
Bahar aylarında yükselen debisiyle (138 m3/sn) genişleyen göleti ve çağlayanı, güneşin batışıyla birlikte muhteşem bir görüntü oluşturur. Bu özelliğinden dolayı da Araplar Kydnos’a soğuk su anlamına gelen, “El-Baradan” ismini vermiştir. Bu isim günümüze Berdan olarak gelmiştir. Aynı zamanda şifa olarak da bilinen suyun bazılarının başına istenmeyen işler açtığı bir gerçektir. Bir ihtimali aktararak tarihi kaynaklar, Büyük İskender’in Kydnos’da yıkandıktan sonra zatürree olduğunu ve bir daha da iyileşemeyerek kısa bir süre sonra Suriye’de öldüğüne değinir. Halife Memun’da yine aynı akıbet sonucu Tarsus’ta ölmüş ve Tarsus’a gömülmüştür.

Kıbrıslı İşadamı-Uzakdoğu Sporları Dövüş Antrenörü Ali Yapıcıoğlu’nun Gazeteci-Yazar İlker Çakan yorumu

0
  1. ÖZEL HABER-RÖPORTAJ: İlker ÇAKAN
    Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Habergünebakış((wwww.habergunebakis.com)
    Medya Grup Başkanı İlker Çakan’ın Uzakdoğu Sporları Dövüş Antrenörü ve Kıbrıslı İşadamı Ali Yapıcıoğlu ile “Gazeteci-Yazar İlker Çakan yorumu” konulu yaptığı özel haber-röportaj şöyledir;
    “Kıbrıs’a her geldiğinde İlker Çakan beyin beni diğer ziyaret edecekler listesinde tercih etmesi bize büyük bir şeref arz ediyor. Karakter olarak şakacı ve neşeli mizacı dikkat çekicidir. Onun samimiyetini anlamak için çok tecrübe ister. İnanılmayacak bir zekaya sahiptir. Karşısındaki şahsın kimliğine göre ayak uydurmada muazzam bir uygulayıcıdır.
    Hoş görüleri, hoş sohbeti ve sosyal oluşu karşısındakini devamlı devam ettirme mecburiyeti bırakıyor. Buda onun zeka derecesini göstermesi bakımından inanılmayacak bir fırsattır. Zaten kabına sığmayan bir tip olarak ancak zeki insanlarda görünen bir tip çiziyor. Bu bakımdan tecrübeli insanın bunu fark etmede hiç zorluk çekmiyor. Ne mutlu bize ki İlker Çakan bey gibi biri bizi şereflendirerek ziyaret ediyor.”

Mersin-Tarsus Ashab-ı Kehf Mağarası

0

ÖZEL HABER: İlker ÇAKAN
Mersin’in Tarsus ilçe merkezinin 14 km. kuzeybatısında Dedeler Köyü yakınında bulunan Ashab-ı Kehf Mağarası (Yedi Uyurlar Mağarası) Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından ziyaretçi akınına uğruyor.
Kur’ân-ı Kerîm’in on sekizinci sûresine, bu kıssanın önemi dolayısıyla “Kehf” adı verilmiştir. Sûrenin 9-26. âyetlerinde bildirildiğine göre, putperest bir kavmin içinde Allah’ın varlığına ve birliğine inanan birkaç genç bu inançlarını açıkça dile getirip putperestliğe karşı çıkmış, taşlanarak öldürülmekten veya zorla din değiştirmekten kurtulmak için mağaraya sığınmışlardır. Yanlarındaki köpekleriyle birlikte orada derin bir uykuya dalan gençler muhtemelen 309 yıl sonra uyanmışlardır. Bu süre Kur’ân-ı Kerîm’de, “Onlar mağaralarında 300 yıl kaldılar, dokuz da ilâve ettiler” şeklinde belirtilmektedir. 300 yıla 9 ilâvesi, şemsî takvimle belirtilen sürenin kamerî takvime göre ifadesi olmalıdır. Müfessirlerden bazıları, bu âyetteki ifadenin meseleyi aralarında tartışan grupların sözü olduğu görüşünü benimsemekte, gerçek süreyi sadece Allah’ın bilebileceğini bildiren âyetin de bunu gösterdiğini söylemektedir.
Mağarada “bir gün kadar” uyuduklarını sanan gençler, içlerinden birini gümüş bir para vererek yiyecek almak üzere şehre gönderirler. Böylece onların durumuna muttali olanlar Allah’ın vaadinin hak olduğunu ve kıyametin mutlaka geleceğini anlarlar, mağaranın bulunduğu yere bir mescid yapmaya karar verirler.
Kur’ân-ı Kerîm Ashâb-ı Kehf’in sayısı hakkında ihtilâf olduğunu bildirmekte, köpekleriyle beraber dört veya altı olduklarına dair tahminleri “karanlığa taş atma” diye nitelendirmektedir (el-Kehf 18/22). “Yedi kişiydiler, sekizincisi köpekleri idi” diyenler hakkında aynı ifade kullanılmadığına göre bu görüşün gerçeğe daha yakın olduğu düşünülmüşse de onların sayısını Allah’ın bileceğini belirten âyet-i kerîme, bu konuda fikir yürütmenin bir sonuç vermeyeceğini ortaya koymaktadır.
Kur’an’da mağaranın yeri bildirilmemekte, ancak konumunun kuzey-güney istikametinde olduğu belirtilmektedir (el-Kehf 18/17). Olayın ne zaman vuku bulduğu ve gençlerin adları hakkında da bilgi verilmemektedir. Hadis kaynaklarında zikredilmeyen Ashâb-ı Kehf kıssası, tarih ve tefsir kitaplarında çeşitli rivayetler şeklinde geniş olarak nakledilmekte olup bu rivayetler ana hatlarıyla hıristiyan kaynaklarındaki tasvirlere uymaktadır. Ashâb-ı Kehf’in isimleri ise dokuz kişi olarak, fakat hıristiyan kaynaklarında olduğu gibi farklı şekilde nakledilmekte (bk. Taberî, Tefsîr, XV, 133, 146) köpeklerine de “kıtmîr” adı verilmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Ashâb-ı Kehf ile birlikte anılan rakīm hakkında kaynaklarda birbirinden farklı görüşler yer almaktadır. Bunun Ashâb-ı Kehf’in içinde bulunduğu vadinin veya dağın yahut memleketlerinin, hatta köpeklerinin adı olduğunu iddia edenlerin yanında, onların adlarının veya maceralarının yazıldığı bir kitâbe, bakır veya kurşun bir levha olduğunu söyleyenler de vardır. Buhârî de (“Enbiyâʾ”, 52) rakīmin kitâbe olduğunu söyler. Bazı tarihçilere ve el-Müsned’deki bir rivayete (IV, 274) göre Ashâbü’r-rakīm, Ashâb-ı Kehf’ten başka kimselerdir. Nakledildiğine göre bunlar yağmurlu bir günde bir mağaraya sığınmak zorunda kalan üç kişiydiler. Dağdan yuvarlanan bir kaya mağaranın ağzını kapayınca, hayatları boyunca yaptıkları en değerli birer iyiliği anarak bu sıkıntıdan kurtulmaları için Allah’a dua ettiler. Allah da dualarını kabul ederek onları kurtardı. Arap coğrafyacılarına göre ise rakīm bir yer adıdır.
Ashâb-ı Kehf’in Hz. Îsâ’dan önce mi yoksa sonra mı yaşadığı, dolayısıyla hangi dine mensup olduğu konusunda da bir açıklık yoktur. Kehf sûresinin nüzûl sebebi ile ilgili rivayete göre, Medine yahudileri, Kureyş müşrikleri tarafından akıl danışmak üzere kendilerine gönderilen Nadr b. Hâris ile Ukbe b. Muayt’a, üç şeyi Peygamber’e sormalarını tavsiye ederler; eğer bilirse gerçek peygamber olduğunu, aksi halde peygamber olmadığını söylerler. Medine yahudilerinin Peygamber’e sorulmasını istedikleri ilk soru Ashâb-ı Kehf’le ilgilidir. Bu sebeple onların Hz. Îsâ’dan önce yaşadıkları ileri sürülmüştür.
Nitekim Ebü’l-Hasan el-Mâverdî bu gençlerin Hz. Îsâ’dan önce yaşadıklarını söylemektedir (Aʿlâmü’n-nübüvve, s. 36). Diğer taraftan rakīm kelimesinin etimolojisinin de gösterdiği üzere genel olarak bu kelime “yazılı belgeler” anlamına geldiğine göre Kur’an’daki “Ashâbü’l-Kehf ve’r-rakīm”i, yazdıklarını mağaralarda muhafaza eden Essenîler veya onların öncüleri olarak anlamak da mümkündür. Çünkü Kur’an’da (el-Kehf 18/21), onların bulundukları yere bir mescid yapıldığı ifade edilmekte, Essenîler de kendi mâbedlerine “mescid” demektedirler (Revue Biblique, s. 234). Kur’ân-ı Kerîm ise hıristiyan kiliselerini ve yahudi sinagoglarını ifade için mescid kelimesini kullanmamakta, onları “savâmi‘”, “biya‘” ve “salevât” olarak zikretmektedir (el-Hac 22/40). Ayrıca Ashâb-ı Kehf kıssasında yiyeceklerle ilgili olarak kullanılan “ezkâ” (أزكى) kelimesi (el-Kehf 18/19) müfessirlere göre “helâl” anlamındadır. Essenîler’in helâl ve haram konusunda çok titiz oldukları, Tevrat’ın yiyeceklerle ilgili hükümlerine sıkı sıkıya bağlı bulundukları kaynaklarda belirtilmektedir. Halbuki Hıristiyanlığa göre “ağızdan giren değil ağızdan çıkan pistir.” St. Paul’e göre ise “çarşıda satılan her şey yenebilir” (I. Korintoslular’a, 10/25). Bütün bunlar, Kur’ân-ı Kerîm’de kıssaları anlatılan “Ashâbü’l-Kehf ve’r-rakīm”in Hıristiyanlık öncesi dönemde yaşadıklarını düşündürmektedir.
Kıssanın geçtiği yerle ilgili olarak da çeşitli rivayetler mevcuttur. İspanya, Cezayir, Mısır, Ürdün, Suriye, Afganistan ve Doğu Türkistan’da Ashâb-ı Kehf’e ait olduğu ileri sürülen mağaralar vardır. Anadolu’da ise Efes, Tarsus ve Efsûs (Arabissos, Afşin) olmak üzere üç yer gösterilmektedir. Muhammed Teysîr Zabyân, Ehlü’l-Kehf adlı kitabında Ashâb-ı Kehf’in Ürdün’de Amman yakınlarındaki bir mağarada bulunduğunun burada yapılan kazılarla kesinlik kazandığını ve birçok ilim adamının da aynı kanaatte olduğunu çeşitli vesikalarla ispata çalışmaktadır. Ancak Fahreddin er-Râzî’nin dediği gibi, Ashâb-ı Kehf’in yaşadığı zaman ve mekân hakkında bir nas bulunmadığına göre bunu kesin olarak bilmek mümkün değildir. Zaten Kur’ân-ı Kerîm’in takip ettiği metot gereği bu ve benzeri kıssalarda, verilmek istenen mesajı ikinci plana itecek ve kıssanın asıl gayesini gölgeleyecek ayrıntı türünden bilgilere yer verilmemiştir.
Mağaradakilerin kaç kişi oldukları, ne zaman ve nerede yaşadıkları ve kaç yıl uykuda kaldıkları gibi alınacak ders bakımından önemli olmayan bilgilerden ziyade üzerinde düşünülmesi, ibret alınması gereken hususlar ön plana çıkarılmıştır. Yahudilik’te ve Hıristiyanlık’ta da var olduğu ve Kur’ân-ı Kerîm’de özlü olarak tekrarlandığı anlaşılan Ashâb-ı Kehf kıssasıyla müminlere verilmek istenen mesaj, ana hatlarıyla, iman-küfür mücadelesinin öteden beri hep var olduğu, inananların her devirde zulme uğramalarına rağmen bâtılın hakka asla galebe çalamadığı, samimiyetle iman edip inançlarının gereğini yaşayanları Allah’ın mutlaka başarıya ulaştırdığı ve nihayet her şeyi yoktan var eden Allah’ın insanları yeniden diriltmeye muktedir bulunduğudur.

Kıbrıslı İşadamı-Uzakdoğu Sporları Dövüş Antrenörü Ali Yapıcıoğlu

0

ÖZEL HABER-RÖPORTAJ: İlker ÇAKAN
Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Habergünebakış((wwww.habergunebakis.com)
Medya Grup Başkanı İlker Çakan’ın Uzakdoğu Sporları Dövüş Antrenörü ve Kıbrıslı İşadamı Ali Yapıcıoğlu ile yaptığı özel haber-röportaj şöyledir;
“1944 senesinde Kıbrıs’ın Limasol şehrinde doğdum. Halen Lefkoşa’da yaşıyorum. Lise tahsilinden sonra üniversiteye devam ettim. İnşaat müteahhitliğinden emekli oldum. Girne bölgesinde 30 sene inşaat müteahhitliği yaptım. Fakat müteahhitlikten ziyade benim meraklarım ağır bastı.
Posta pullarında ve kitap koleksiyonculuğunda çok meşhur koleksiyonlar yapabildim. Allah nasip etti. 77 yaşına kadar da huzur içinde de gelebildim geldim. Pek sorunlarım yok, dostlarım var. Türkiye-Gürcistan Haberci Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlker Çakan bey röportaj yapmakla, beni memnuniyetle biz şereflendirdiği için çok mutluyum. Kıbrıs’ta gerçekleştirdiğim Beynelmilel Osmanlı Posta Pulları sergimle onur ödülü sahibiyim. Uzakdoğu sporlarında dövüş sanatları hocalığı yaptım.
Antrenörüm. Taekwando ve judo çalıştım. Karatede 2.Dan resmi siyah kuşak sahibiyim. Lise de okurken 100 metre koşardım. Genel olarak meraklarım bana sıhhat ve dostlar kazandırıyor. Yemem ve içmem iyidir. Ekonomik bir sorunum yok Allaha şükür yolumuza devam ediyoruz.” Kıbrıslı İşadamı Ali Yapıcıoğlu’nun iki veciz sözü ise şöyledir; “Lokanta sahibi aç ise, müşterisini doyuramaz”, “Onların gözleri açıkken göremediklerini, bizden gözlerimizin kapalı olarak görmemizi istiyorlar.”

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Sanat Danışmanı Davut Güloğlu: “Hakkın ve Allah’ın peşindeyiz”

0

Yeniden Refah Partisi Rize 2. Olağan Kongresi yapıldı.. İl kongresine Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sanat Danışmanı Ünlü Sanatçı Davut Güloğlu, Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Yeniden Refah Partisi Rize İl Başkanı ve yönetim kurlu üyeleri ile çok sayıda partili katıldı..Yapılan kongrede Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sanat Danışmanı Davut Güloğlu bir konuşma yaptı.Konuşmasında şunları söyledi;
“Sanatçı olarak katıldığım tüm organizasyonlarda hiçbir ödeme yapıyorum. Harcamayı sadece memleketim Rize’de yapıyorum. Alkışlarla ve sizlerin sayesinde büyüdüm. Hiçbir maddi duruma ihtiyacım yok. Sanatçılığım yerine getirirken bana dokunan bayılıyordu.37 yaşında partiye katıldım. Kibir ve gururu bıraktım. Sanatçı olarak sizi en iyi temsil ettiğime inanıyorum.. Bu memleketten bir milletvekili çıkarın. Rize’nin akışı nasıl değişiyor görün. Ben evde yalnız oturuyordum. Benden küçük ama Genel Başkanımın ellerinden öpüyorum. Ben yalnızlıktan kurtardı. Ben gönülden partime girdim. Yeniden doğdum gibi kendimi hissediyorum. Allah için buradayım. Hakkın ve Allah’ın peşindeyiz. Bu haklı davamızda Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Recep Erdoğan’ı AK Partide gördüğüm yanlışlıkları ve adaletsizlikleri gördükten sonra kendisini partimizde görmek istiyoruz Türkiye’de ve yurtdışında herkes onu seviyor..”

TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken’in Amasya ziyareti

0

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken Samsun-Çorum-Tokat illerindeki Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği ziyaretleri sırasında Amasya Esnaf Sanatkarlar Odalar Birliğini de ziyaret etti. Ziyaret sırasında; Amasya Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliği ve Amasya Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi Başkanı İsa Köse ile Amasya Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliğine bağlı oda başkanları katıldı. Ziyaret sırasında bir konuşma yapan Türkiye Esnaf ve Snatkarları Konfederasyonu Genel Başkanı Bendevi Palandöken Türkiye esnafın sorunlarını ve Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliklerinin sorunlarını ve çözüm önerilerini dile getirdi.

 

KKTC Girne-Lapta Plajııda deniz keyfi

0

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin(KKTC) popüler tatil merkezinden Girne, sakin denizi ve ince tanecikli kumları ile ön plana çıkmaktadır. Girne ilçe merkezine yaklaşık 10 kilometre batıda yer alan Lapta Plajı tatil için güzel bir plajdır..KKTC Girne-Lapta Bölgesinde de çok güzel plaj ve tesis var. Deniz severler için iyi bir tatil mekanıdır. Sığ ve temiz denizi ve ince kumu ile gerçekten güzel ve modern plaj tesisi ile dikkat çekicidir. Genel olarak iklimin sıcak olduğu bölgede yaz mevsimi haricinde de yılın birçok ayında denize girebilmektedir. Birçoğu ilçe merkezine yakın konumda olan plajlar, Girne’nin doğu ve batı kesimlerinde olmak üzere iki farklı lokasyonda yer almaktadır. Doğu tarafında yer alanlar genellikle halk plajları olurken; batı kesimindeki plajlar ise özel tesisler tarafından işletilmektedir. İlçenin doğusunda yapılaşma, diğer bölgelere nazaran daha az olduğu için bu yerler biraz daha bakir durumdadır.

 

Amasya Belediyesi Şeyh Hamdullah Yazı Tarihi ve Hüsn-i Hat Müzesi

0

Türk-İslam Sanatları içerisinde yer alan hüsn-ü hat sanatına yön verenlerin başında kabul edilen “Reis-ül Hattat” Amasyalı Şeyh Hamdullah’ın adının verildiği Amasya Belediyesi Şeyh Hamdullah Yazı Tarihi ve Hüsn-i Hat Müzesinde hat sanatının örnekleri sergilenmektedir. Müzede; Sümer, Mısır, Hitit ve diğer medeniyetlerin yazılarının gelişim süreci ve ciltçilik, ebru, tezhip gibi sanatların yapım aşamaları tanıtılmaktadır.

Türk Pop Sanatçısı Nil Karataş’ın Batum konseri

0

Türk Pop Sanatçısı Nil Karataş Gürcistan-Acara Özerk Cumhuriyetinin başkenti Batum’da Meridyen Casina ve Hotelde bir konser verdi. Konservatuardan keman ve piyano bölümünden mezun olan Ajda Pekkan ve Emel Müftüoğlu gibi sanatçılara back vokallik yapan 1984’te İzmir’de doğumlu olan Türk Pop Sanatçısı Nil Karataş “Yemekteyiz” programı ile tanındı. “O Ses Türkiye” yarışmasına da katılarak büyük bir başarı yakalayan Nil Karataş, katıldığı iki yarışma programı ile televizyon izleyicisi tarafından fark edilmeye ve tanınmaya başlayan Sanatçı Nil Karataş, keman çalmayı seviyor.

error: Content is protected !!