Pazar, Mayıs 9, 2021
tr
Ana Sayfa GENEL Buhranın kaynağı ve çıkış yolu

Buhranın kaynağı ve çıkış yolu

  Klasik dönemimizin devlet adamlarında, aydınlarında kültür ve her alanda şuur birliği ve coşkusu vardı. Bu duygu ve düşüncelerle yetişen devlet adamları ve bürokratlarımız kurumlarıyla uyum içinde çalışıp aynı zamanda da halkın vicdanıyla barışık idiler.

  Dolayısıyla anlamsız ve çatışmaya dayanan bir yönetim anlayışı egemen değildi. Bundan dolayı da devlet ile millet uyum içindeydi. Birbirlerine karşı zıtlık değil bütünlük politikası izliyorlardı. Devlet ile millet birbirlerinin mütemmim cüzleri, yani ayrılması mümkün olmayan öğeleriydi. Aksi takdirde o göz kamaştıran hizmetler ve eserler nasıl yapılır, dünyaya ışık saçan bilgin ve sanatkarlar nasıl yetiştirilir, bir sultan bir mektupla bir devleti nasıl kurdururdu!

  Yavuz Sultan Selim döneminde  yüksek bir bürokratın veya devlet ricalinin  ciddi bir idrakin ve anlayışın hazırladığı tefsiri, güvenilir bir hadis külliyatını, Yunus’u, Mevlana’yı, İbni Haldun’u, Molla Güraniyi, Attar’ı ve bilimsel eserleri okumadığı ve idrak edemediği düşünülemezdi. Bilimle bütünleşerek halkına ve devletine hizmet ediyorlardı. Onlar medeniyet merkezli toplumu inşa etmişlerdi. Asıl sorulması gereken devletin ve toplumun devamı olan bizlerin bu anlamda neler yaptığı ve yapacağıdır.

  Devleti yöneten ve toplumu yönlendiren kimseler, her alanda ülke olarak yeterince ilerleyememizin nedenlerini iyi görmeli  ve tespitlerini doğru yapmalıdır. Özellikle devletimizi yöneten siyasiler, topluma hayat sunacak projeleri üretmelidirler. 

   Devlet adamlarının özelliklerinden belki de en önemlisi pratik zekalı olmalarıdır. Gördüklerinin önemini hemen kavrarlar; olayların arka planlarını, nasıl ortaya çıktıklarını düşünmezler. Düşünseler bile araştırmaya ne zamanları ne de koşulları elverişlidir. Karakterleri gereği pratik çözüm peşindedirler, onlardan beklenen de zaten budur.

  Gözlerini bizi gerilerde bırakan Avrupa’ya çevirdiler; kurumlarını aldılar. Yaşam tarzlarını alarak ve paylaşarak bütün sorunlarının çözüleceğine inandılar. Kendi değerlerimizden ve öz benliğimizden kopup  batılı olmayı amaç edindiler.

  Halbuki sosyal konularda boşlukta sıçrama asla yoktur; örnek aldığımız Avrupa’nın Malthus, Copernicus, Galileo, Descartes, Kant, Spinoza ve daha pek çok bilim ve fikir babaları bulunuyordu. Bugünkü Avrupa’yı gün ışığına çıkaran bu dev insanlardan hiçbirisinin eserleri tam olarak dilimize çevrilmedi. Kimisinin bir kitabı, kimisinin de bir kitabından bazı parçalar tercüme edildi. Peki biz nasıl Avrupa’yı tanıyıp, Avrupalı olacağız? İçlerine buyur etseler dahi o meçhul bizi yutmaz mı? Maalesef Avrupa denince genellikle kuralsız, ihtiraslarımıza uygun yaşamayı anlıyoruz, ama bu kesinlikle doğru değildir. Avrupa’da öyle yaşayan ayaktakımı bulunmaktadır, ancak onlar Avrupa’yı ortaya çıkaran zümre değil, sosyal devlet anlayışlarından parazit olarak geçinenlerdir. Onlara asgari geçim bahşedilmezse, Avrupa’yı tehdit eden huzursuzluk bataklığı oluşur.

  Rönesansın bu ana direkleri, en azından mesleklerine yakın olanlarını Avrupalı aydınlar idrakleri için okurlar. Şahsiyetlerinin teşekkülü bakımından da milli köklerinden gelenleri ihmal etmezler. Goethe’yi, Schiller’i, Hegel’i, Fichte’yi, Thomas Mann’ı ve benzerlerini okumamış bir Alman aydını düşünülebilir mi?     

  Modern dönemimizin klasikleri henüz tam anlamıyla doğmadı. Fakat Ömer Seyfettin, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Peyami Safa, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Erol Güngör Batı’daki meslektaşlarından hiç de aşağı değildirler. Devlet adamları ve aydınlarımızın yüzde kaçı bu değerli insanları okumuşlardır?  Şu an bizleri yöneten devlet adamları ve üniversite camiasının acaba kaçı bu aydınları okumuştur.

  Bu nedenle tabiî ki siyaset kurumunda ve devlet yönetim kültürümüzde pak bir kimlik ve olgun bir ruh oluşmuyor. Aşağılık psikolojini bir türlü üzerimizden atamıyoruz. Köklü bir millet olduğumuzu kavrayamıyoruz. Köklerimizi başka milletlerin köklerinin içinde zannediyoruz. Oysaki her şey kendi milletimizin özündedir. Yeter ki toplum doğru yönlendirilebilsin, yeter ki bu zümre tarafından ülkenin yapısal ve işlevsel sorunları gerçek anlamıyla teşhis edilebilsin.

  Batılı düşünürlerde okunsun elbette. Ama kendi köklerimizden gelen düşünürlerimizi asla ihmal etmemeliyiz. Şu anki mevcut siyaset anlayışı da bu yönde kendisini konumlandırmalıdır. Hep beraber, yeniden dirilişle bu negatif enerjileri üzerimizden atarak ülkemiz için toplam sinerjiyi yakalamalıyız. Ancak gelecek nesillere bu şekilde örnek olunabilir. Kalın sağlıcakla.. www.kayad.org.tr    

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here

SON HABERLER

TİKA’dan Gürcistan’daki çiftçilere destek

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı(TİKA) tarafından Gürcistan'da Zugdidi Belediyesine bağlı 8 köyde Gürcistan'daki savaş mağduru 55 aileye tarım işlerinde kullanılmak üzere; mini traktörler,...

Diyanet İşleri Başkanlığından Gürcistan’da Ramazan ayı yardımı

T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından Ramazan ayı nedeniyle hazırlanan yardım paketleri, Gürcistan Müslümanlar İdaresi ve Tiflis Büyükelçiliği-Din Hizmetleri Müşavirliği tarafından...

Ticaret Bakanı Mehmet Muş: “Türkiye’nin ihracatını artırmak”

Cumhurbaşkanlığı'nın 21.04.2021 tarih ve 31461 sayılı(Mükerrer) Resmi Gazetede yayınlanan 2021/193 sayılı kararına göre; Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan'ın görevine son verilmiş ve bu suretle boşalan...

SON YORUMLAR

error: Content is protected !!