Pazar, Mayıs 9, 2021
tr
Ana Sayfa GENEL Ülkemizdeki memur sendikacılığının genel görünümü

Ülkemizdeki memur sendikacılığının genel görünümü

   Dünyada sendikacılığın kapitalizmin hırsının ve tahribatının yıkıcı etkisini minimize etme ihtiyacından doğduğunu,  ülkemizdeki memur sendikacılığının ise, kamuda çalışan işçilerin ücret ve sosyal haklar açısından her yönüyle memurların önüne geçmesi sonucunda oluşturulduğunu söyleyebiliriz.

  1982 Anayasasıyla memurlara sendikal haklar maalesef verilmemiştir. Memurlara  sendikal anlamda gerekli hakların verilmemesi sonucunda ve öteden beri işçi sınıfının  sendikasının olması  hasebiyle, işçi sınıfını sosyal haklar ve ücretler  yönüyle devletin asli ve sürekli işini yapan memurların önüne geçirmiştir.Yaşanan bu süreç, memur sınıfını  hem ücret hem de sosyal haklar yönüyle ciddi boyutta mağdur ediyordu.
  1982 Anayasasının 128.Maddesinde belirtilen, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” hükmü, devleti yöneten sorumluluk sahibi siyasi aktörler tarafından sadece rutin bir  memuriyet hizmeti olarak algılanıp, kamu hizmeti yapan memurların sosyal ve ekonomik hakları gün geçtikçe aşınmaya doğru giderek, bu kesimin reel gelirleri ciddi anlamda erozyona  uğramakla birlikte beraberinde  bir takım sosyal bozuklukları da getirmiştir.

   İşçi- memur ücret skalası o kadar bozulmuştuki kamuda işçi sınıfında çalışan bir kişi bağlı olduğu memur statüsündeki amirinden daha fazla maaş alır hale gelmişti. Daha açık bir örneklemeyle,  işçi sınıfındaki bir sekreter, sekreterliğini yaptığı Vali Yardımcısından daha fazla maaş alıyordu. Hal böyle olunca, kamu kurum ve kuruluşlarında işçi-memur sathında çalışma barışı bozulmuş, “devletin asli hizmetleri memurlar eliyle görülür” Anayasa  hükmünün memurlar açısından  ekonomik ve sosyal haklar bağlamında artık pek bir anlam ifade etmediği de görülmüş oluyordu.
   Bütün bu tartışmaların ekseninde 1982 Anayasasında 1995 yılında yapılan bir değişiklikle memurlara sendika kurma yasağı getiren hüküm kaldırılmıştır. Fakat memur sendikacılığının ülkemizde bir kültür haline henüz gelememesi nedeniyle memur sendikacılığına ilişkin yasal düzenleme 6 yıl sonra ancak çıkabilmiştir.
   2001 yılında yürürlüğe giren 4688 sayılı kanunla memurlara sendika kurma ve idareyle toplu görüşme yapma hakkı tanınmıştır. Fakat haklılık payı olmayan bazı endişelerden dolayı ilgili kanun, memurlara grevli toplu sözleşme hakkı tanımamıştır.2001 yılında çıkan bu kanun, memur sendikacılığına kısmi bir açılımın getirdiğini  de söylemek mümkündür. Memur sınıfının sendika kanalıyla idareyle toplu görüşme yapma fırsatının doğmuş olması sonucunda  kendi örgütlenmelerini oluşturarak  çeşitli kollarda sendika kurmuştur.
    4688 sayılı kanunla memur-işçi ayrımı giderilememiş, emeğiyle çalışan iki kesim  yine kendi içerisinde  ayrıma düşürülmüştür. İşçilere grevli toplu sözleşme hakkı tanınırken devletin asli ve sürekli hizmetini yapan  memur sınıfına sadece toplu görüşme hakkı tanınarak başka bir deyişle grev hakkı tanınmayarak çalışan iki kesim arasında ayrışma derinleşmiştir. 2001 tarihli 4688 sayılı kamu görevlileri sendikaları kanununda 2004 yılında yapılan bir takım değişikliklerle bazı hak ve yetkilerin verildiği doğru olmakla beraber, 4688 sayılı yasanın günümüz koşullarına ihtiyaç veremez olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Çağdaş sendikacılığa, sendikal hak ve özgürlükler ile sendikal örgütlenmenin önünde büyük bir engel olan bu yasa, Avrupa Birliği normlarına ve Türkiye’nin de taraf olduğu, başta ILO sözleşmeleri olmak üzere birçok uluslararası sözleşmeye aykırı hükümleri içermektedir.

   Avrupa’da memur sendikacılığının işleyişi ve yapısı ülkemizdeki memur sendikacılığından epeyce farklıdır. Örneğin memur sendikacılığında İngiltere, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde grev hakkı vardır. Bazı Avrupa ülkelerinde ve özellikle Almanya’da, grev hakkı verilmemekle beraber, memur ücretleri işçi ücretlerinin üzerindedir. Almanya’da kamuda çalışan toplam kişi sayısı yaklaşık olarak 6 milyon civarında olup  bunun 1 milyon 800 bini memur olarak görev yapmaktadır. Bu ülkede memurların grev hakkı olmamasına rağmen grev hakkı olan işçi sınıfından daha çok ücret alıyor olması gerçeğiyle birlikte, ayrıca Almanya’da dikkati çeken başka bir nokta ise, polis ve askerlerin bile sendikalarının olmasıdır.
   Ülkemizdeki memur sendikacılığı, çeşitli sektör ve kollarda faaliyet göstermektedir. Bunlar; büro bankacılık ve sigortacılık hizmetleri, eğitim, öğretim ve bilim hizmetleri, sağlık ve sosyal hizmetler, yerel yönetim hizmetleri, basın, yayın ve iletişim hizmetleri, kültür ve sanat hizmetleri, bayındırlık, inşaat ve köy hizmetleri, ulaştırma hizmetleri, tarım ve ormancılık hizmetleri, enerji, sanayi ve madencilik hizmetleri, diyanet ve vakıf hizmetleridir.

    Ülkemizdeki memur sendikacalığının üye profiline bakıldığında, büro bankacılık ve sigortacılık hizmetleri kolunda, Türkiye Kamu Sen’e bağlı Türk Büro Sen’in en çok üyeye ulaştığı, Türk Büro Sen’in geçen yıl 34.894 olan üye sayısının bu yıl 35.498’e çıkardığı, KESK’e bağlı BES’in üye sayısı 23.212’den 22.379’a düştüğü,  büro memur senin de üye sayısını yaklaşık olarak bin arttırdığı görülmektedir

   Eğitim, öğretim ve bilim hizmetleri kolunda, yine Türkiye Kamu Sen’e bağlı Türk Eğitim Sen’in  en çok üyeye ulaştığı, Türk Eğitim Sen’in üye sayısı 145.791’den 146.127’e çıktığı, Eğitim Sen’in üye sayısı ise 119.909’dan 112.366’ye düştüğü, Eğitim Bir Sen’in üye sayısı ise 95.949’den 119.046’ya çıktığı, ayrıca sağlık ve sosyal hizmetler  kolunda, yine Türkiye Kamu Sen’e bağlı Türk Sağlık Sen’in en çok üyeye ulaştığı, Türk Sağlık Sen’in üye sayısı 78.472’den 84.183’e çıktığı, KESK’e bağlı SES’in üye sayısı ise 36.419’den 38.548’e ulaştığı, Memur Sen’e bağlı Sağlık-Sen ise 45.584 üye sayısından 71.222’ye çıktığı görülmektedir.
   Memur Sen’in en çok üye artışı sağladığı hizmet kolu sağlık hizmetleri kolu olmuştur. Sendikaların üye dağılım profilinden veya üye sayılarının artış ve eksilişinin konjonktürel şartlardan etkindiğini söylemek pekale mümkündür. Daha açık bir ifadeyle siyasal partilere yakınlık ve uzaklık boyutunda üye sayılarının azalışını ve artışını rahatlıkla müşahade edebiliriz. Yaşan bu tablo  maalesef, ülkemizdeki sendikacılığın bağımsızlık kültürünü henüz oluşturamadıklarının temel bir göstergesidir.

   Memur sendikacılığı çeşitli kollarda örgütlenmiş olmakla beraber çok ciddi bir dağınıklık içerisindedir.Türk-Kamu Sen, Memur-Sen ve KESK gibi konfederasyona bağlı sendikal örgütlenmelerin sayısı ülkemizde epeyi fazladır. Bu konfederasyonların yapısına ve sendikal örgütlenmelerin oluşumuna bakıldığında toplumdaki ideolojik yapının  sendikalara da yansıdığını görüyoruz. Bu ideolojik farklılıkların sendikalara yansımış olması nedeniyle de memurların ücret ve sosyal haklarını koruma noktasında memur konfederasyonları birlikte hareket edememenin güçsüzlüğünü yaşıyorlar. Başka bir deyişle sendikalarda ideolojik farklılıklar, konfederasyonları amacından uzaklaştırıp sendika yöneticilerine sıçrama noktası olarak araçsal hizmet eden kurumsal yapılar şeklinde varlığını sürdüren yapay örgütlenlenmeler olarak  kendini konumlandırmaktadır.
    Ülkemizdeki memur sendikalarının gelişmiş ülkelerdeki memur sendikalarına nazaran daha ileriye gidememesinin  pek çok nedeni vardır.Bu nedenlerin başında, memur sendikacılığı konusunda bir türlü gerekli olan kültürün oluşturulamamış olmasıdır. Başka bir neden ise, memur sendikacılığının sınırlarının nerede başlayacağı ve nerede biteceği hususunda siyasi ve bürokratik makamlarda gerekli mutabakatın sağlanamamış olmasıdır.

    En önemli nedenlerden birisi de, memurların ülkemizdeki sendikacılığa gerçek anlamda inanmamış olmalarıdır. Yeterli inancın oluşturulamamış olması nedeniyle de devletin asli ve sürekli hizmetini gören memurlar, memur sendikacılığına tam destek vermiyorlar. Çünkü sendikaların kendilerine hizmet etme düşüncesinin ötesinde olduğunu ve sendikal ağalık sisteminin memur sendikacılığında da oluştuğunu görüp sendikaların doğrudan ya bir partinin, ya bir ideolojinin ya da bir inanışın savunucusu gibi davranış gösterdiğini gözlemlediler.

    Sendikaclıkta bu vesayet görünümü ve bağımsız sendikacılık kültürünün bir türlü oluşturulamamış olması, ister istemez memur sınıfını kendi sendikasından dahi soğutmuştur. Özellikle memur sendikaları,  ihtiyaç ve taleplerde orta yolu bularak kamu çalışanlarına hizmet etmelidir.

   Memur sendikaclığını sadece ücret ve sosyal haklar boyutunda  ele almamak gerekir. Memur sendikacılığına gerçek anlamda bir sivil toplum misyonu da yüklenmelidir. Ülkemizin yapısal ve işlevsel sorunlarına katkı sunmak amacıyla memur sendikalarının genel merkez yöneticilerinin hareket alanı genişletilmelidir. Ülkemizdeki memur sendikacılığını düzenleyen 4688 sayılı kanun günümüzün koşullarına uygun olarak değiştirilmelidir. Memurlara hiçbir çekinceye mahal verilmeden grev hakkı verilmelidir. Çünkü devletin asli işini yapan memur sınıfının gerek davranış gerekse de kamu hizmeti bilinci boyutunda da yeterli olgunluğa eriştiğini ifade etmek mümkündür.
    Ülkemizde memur sendikalarının henüz emekleme aşamasında olduğu bir gerçektir.

İşçi sendikalarının yakalamış olduğu seviyeye ulaşmak hemen mümkün gözükmemekle bebaber, ülkemizde memur sendikacılığının kurumsallaşarak güç ve kapasitesinin artırılabilmesi için yapılması gereken başta, memur sendikalarının tek bir konfederasyon şeklinde örgütlenmesidir. Çünkü Türk-Kamu Sen, KESK ve Memur-Sen ideolojik olarak tamamen ayrışmış durumdadır. Memurların sosyal hak ve ücretlerini savunma konusunda  enerjilerini sinerjiye dönüştürmeleri için memur sendiklarının  tek bir konfederasyon çatısı altında örgütlenmeleri gerekir.

   Nihai olarak; devletin asli ve sürekli işini yapan kamu hizmeti görevlilerinin sendikal haklarını güvence altına alan 1945 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi, 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1968 tarihli Avrupa Sosyal Şartı gibi uluslar arası birçok metnin altına ülkemizin de imza attığı bir gerçektir. Bu düşünceler ışığında,  devletin yükünü çeken, kamu hizmeti noktasında her türlü sorumluluğu ve riski alan memurlara  toplu sözleşme ve grev haklarının zaman kaybedilmeden hiçbir çekinceye mahal olmadan verilmesi gerekir.

Önceki İçerikBir bayram daha
Sonraki İçerikErgene Nehri temizlik kampanyası

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here

SON HABERLER

TİKA’dan Gürcistan’daki çiftçilere destek

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı(TİKA) tarafından Gürcistan'da Zugdidi Belediyesine bağlı 8 köyde Gürcistan'daki savaş mağduru 55 aileye tarım işlerinde kullanılmak üzere; mini traktörler,...

Diyanet İşleri Başkanlığından Gürcistan’da Ramazan ayı yardımı

T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından Ramazan ayı nedeniyle hazırlanan yardım paketleri, Gürcistan Müslümanlar İdaresi ve Tiflis Büyükelçiliği-Din Hizmetleri Müşavirliği tarafından...

Ticaret Bakanı Mehmet Muş: “Türkiye’nin ihracatını artırmak”

Cumhurbaşkanlığı'nın 21.04.2021 tarih ve 31461 sayılı(Mükerrer) Resmi Gazetede yayınlanan 2021/193 sayılı kararına göre; Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan'ın görevine son verilmiş ve bu suretle boşalan...

SON YORUMLAR

error: Content is protected !!